Bizi Takip Edin

Asya

İsrail-İran savaşı, Çin’in enerji güvenliği ve diplomasisi için bir sınav olabilir

Yayınlanma

İsrail-İran savaşı dünya çapında şok dalgaları yarattı ve Çin’in enerji güvenliği, Orta Doğu’daki etkisi ve insansız hava aracı savaşlarının yeni gerçekleri konusunda birçok acil soruyu gündeme getirdi.

Salı günü, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, yetkililerin İran ve İsrail’den “hızlı bir şekilde tahliye organize etmek” için çalıştıklarını söyledi. Daha önce Trump, “Herkes Tahran’ı derhal terk etsin!” diye bir mesaj yayınlarken, Çin vatandaşlarına “mümkün olan en kısa sürede” kara sınırlarından İsrail’i terk etmeleri çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar ve Trump’ın Kanada’daki G7 toplantısından erken ayrılması, çatışmanın yeniden tırmanabileceği ve müzakere umutlarının azalabileceği endişelerini artırdı.

Guo pazartesi günü, Çin’in “İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından derin endişe duyduğunu” ve “diyalog ve müzakere yoluyla sorunların çözülmesi” için geri dönülmesini istediğini söylemişti.

Salı günü yaptığı açıklamada ise, tüm tarafların, “özellikle İsrail üzerinde özel etkisi olanların”, gerilimi yatıştırmak için acil çaba göstermesi gerektiğini söyledi.

İsrail-İran Savaşı Küresel Enerji Piyasalarını Sarsabilir

İsrail’in geçen hafta İran’ın nükleer tesislerine ve diğer hedeflere saldırmaya başlamasından bu yana, İran ile Umman arasında, Basra Körfezi’ni Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan önemli bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’nın kaderi gündemin odak noktası oldu. Haberlere göre Tahran, İsrail’in saldırılarına yanıt olarak bu enerji ticaretinin geçtiği boğazı kapatmayı “düşünüyor”, ancak boğaz halen açık.

Dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazının önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. S&P Global’in, kesintiler olması durumunda “Çinli alıcıların gerekli tedarikleri sağlamak için spot piyasaya girmek zorunda kalabileceği” uyarısında bulunduğu bir notuna göre, Çin’in LNG alımlarının yaklaşık dörtte biri Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden geliyor. Olası kesintiler Çin’in enerji güvenliği için tehdit oluşturacaktır.

Deniz taşımacılığı izleme şirketi Lloyd’s List, gerçek sahiplik ülkelerine göre, 2025’in ilk çeyreğinde Japonya ve Çin’in boğazdan 1.000’den fazla gemisinin geçtiğini ve bu sayının Yunanistan’dan sonra en yüksek rakam olduğunu belirtti.

Kapatma tehlikesine ilişkin değerlendirmeler karışık. Lloyds, veri sağlayıcı BIMCO’nun güvenlik ve emniyet sorumlusu Jakob Larsen’in, ABD ve İsrail ile İran arasında tam ölçekli bir çatışmanın boğazın “fiilen kapatılması” ile sonuçlanabileceği uyarısını aktardı.

Doğrudan Amerikan müdahalesi olmadığı sürece, diğer uzmanlar bu konuda şüpheciydi. Singapur Ulusal Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi olan Jean-Loup Samaan, “Şu aşamada, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma olasılığı boş bir tehdit olmaya devam ediyor” dedi. Nikkei Asia’ya konuşan Samaan, böyle bir hareketin Arap komşularına ve İran’ın kendisine zarar vereceğini, ABD Donanması’nın müdahalesine yol açacağını ve “bölgedeki ülkeleri İran’a karşı birleştireceğini” savundu.

Anonim kalmak koşuluyla konuşan Pekin’den uluslararası ilişkiler profesörü, Çin’in enerji güvenliği ve ulusal güvenliği bağlantısına dikkat çekerek, “ABD ordusu müdahale etmezse, İran muhtemelen [boğazı kapatmayacaktır], çünkü Çin dahil birçok ülkeden sert uyarılar alacaktır. Çin de kesinlikle onları uyaracaktır” dedi.

İran’ın bazı enerji altyapılarına yönelik çatışma ve saldırılar, referans petrol fiyatlarını yükseltti, ancak pazartesi günü müzakere umutlarıyla kısa süreli bir düşüş yaşandı. Bu dalgalanma tek başına Pekin’i alarma geçirmek için yeterli olabilir. Profesör, “Bu durumun Çin için en büyük etkisi petrol fiyatlarıdır. Çin, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı son derece duyarlıdır. Ekonomik açıdan, dünyanın en büyük petrol tüketicisi olan Çin için petrol fiyatlarındaki artış çok kötüdür” dedi.

Ticaret istihbarat şirketi Kpler’e göre, Çin’in İran’dan petrol ithalatı mart ayında günde 1,8 milyon varile ulaştı, ancak “ABD’nin yaptırımlarının sıkılaştırılması ve hammadde stoklarının artması nedeniyle nisan ayında zirveden düştü.”

Samaan, “İran savaşı kaybederse, petrol fiyatlarının seyri ve enerji arzının kesintiye uğrama olasılığına bağlı olarak, bu durum Çin’i gerçekten olumsuz etkileyebilir” dedi. Yine de, “Çin petrol ithalatında sadece İran’a değil, Suudi Arabistan ve BAE’ye de bağımlı olduğu için, Tahran’dan gelen eksiklikleri hızla telafi edebilir” diye ekledi.

Yakıt akışı neredeyse kesintiye uğramasa bile, son yıllarda kendini Orta Doğu’da arabulucu ve barış yapıcı olarak konumlandırmaya çalışan Çin için bu çatışma başka sınavlar da beraberinde getiriyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İsrailli mevkidaşı Gideon Sa’ar’a, İran’a yönelik saldırının “kabul edilemez” olduğunu, özellikle de uluslararası toplumun “İran’ın nükleer sorununa siyasi bir çözüm ararken” böyle bir saldırının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Wang, Çin’in müzakereleri kolaylaştırmada “yapıcı bir rol oynamaya” hazır olduğunu belirtti.

Çinli akademisyen İsrail-İran savaşını Harici’ye değerlendirdi: İran, Çin için stratejik öneme sahip

Güney Kaliforniya Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Derek Grossman, Çin’in kınamalarının, Pekin’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü “İsrail karşıtı politika”nın devamı olduğunu söyledi.

Nikkei’ye konuşan Grossman, Pekin’in İran çatışmasına tepkisinin “birkaç faktöre bağlı olduğunu, en önemlilerinin Çin’in enerji konusundaki kaygıları, Orta Doğu’daki Arap devletleriyle ilişkileri ve Tahran’ın Pekin’in uluslararası sistemde ABD ve Batı hegemonyasından kurtulma hedefine ne ölçüde yardımcı olabileceği” olduğunu söyledi.

Buna rağmen Grossman, Çin’in İran’a desteğinin “doğası gereği sınırlı olduğunu, çünkü Pekin’in Tayvan meselesi gibi kendi temel ulusal çıkarlarıyla doğrudan ilgisi olmayan bir çatışmaya çekilmek istemediğini” söyledi.

Çin’in izleyebileceği bir yaklaşım, “Ukrayna savaşında Rusya’nın yaptığı gibi İran’a çift kullanımlı ekipman sağlamak ve aynı zamanda Tahran’ın İsrail saldırılarını püskürtme, egemenliğini savunma ve rejimi koruma hedeflerini destekleme sözü vermek” olabilir.

Pekin’deki profesör, Çin’in “doğrudan olmasa da şüphesiz İran’ı perde arkasından desteklediğini” düşünüyor.

Akademisyen, Çin’in “zor seçimler” ile karşı karşıya olduğunu ve İran ile ilişkilerinin “dışarıdan göründüğü kadar güçlü olmadığını” belirtti. Bununla birlikte, “Savaş devam ederse, Çin-İsrail ilişkileri önemli ölçüde zarar görebilir, ancak İran’ın mevcut koşullar altında Çin’e yakınlaşmaktan başka seçeneği olmadığını açıkça gördüğü için Çin-İran ilişkileri biraz güçlenebilir.”

NUS’tan Samaan, Çin’in “İran ile ortaklığının herhangi bir güvenlik yardımı veya karşılıklı savunma taahhüdü içermediğini” söyledi. Bunun, “Çin’in Orta Doğu’daki hırslarının sınırlarını” vurguladığını belirtti: “Çin, ana konu enerji ve ticaret olduğu sürece merkezi bir aktördür, ancak çatışma yönetimine odaklandığında bu rolünün önemi azalır.”

Analistler, insansız hava araçlarının rolüne de dikkat çekti.

Çok sayıda rapora göre, İsrail’in istihbaratı Mossad’dan ajanlar, İran’ın içine patlayıcı yüklü insansız hava araçları yerleştirdi ve bunları İsrail savaş uçaklarının savunmasını temizlemek için etkinleştirdi. Bu, ayın başında Ukrayna’nın Rusya’ya kaçırılan insansız hava araçlarını kullanarak askeri uçakları havaya uçurmasıyla gerçekleştirilen çarpıcı operasyona benziyor. Her ikisi de, küçük ülkelerin insansız hava araçlarını kullanarak daha büyük ülkeleri hazırlıksız yakalamaya çalıştığı örnekler olarak öne çıktı.

Samaan, “Düşmanlarının topraklarının derinliklerinde sabotaj ve insansız hava aracı saldırılarını birleştiren İsrail ve Ukrayna’nın son operasyonları arasındaki benzerlikler, muhtemelen önümüzdeki yıllarda savaş okullarında vaka çalışması olarak ele alınacaktır” dedi.

Grossman, “Pekin’in, Tayvan’ın bu potansiyel — belki de artık olası — asimetrik hamlelerine karşı koymak için düşünmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. En büyük vurgu, önceden konumlandırılmış tehditleri ortadan kaldırmak için, önce Çin içindeki tüm yabancı faaliyetleri daha da sıkı bir şekilde denetlemek ve incelemek olacaktır” dedi.

Çin, İsrail’i Kınamaktan Daha Fazlasını Yapabilir mi?

Asya

DeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı

Yayınlanma

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarının çalışma belgeleri ve kişisel mesajları içeren diyalogları Google arama sonuçlarında açık erişime çıktı. Veri görünürlüğü, kullanıcıların üçüncü kişilere aktarım amacıyla “Paylaş” seçeneğini etkinleştirerek ürettiği kamuya açık bağlantıların arama motoru tarafından indekslenmesinden kaynaklandı.

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarına ait diyaloglar, çalışma belgeleri ve kişisel mesajlar Google arama motorunda açık erişime çıktı.

Durumun, kullanıcıların yazışmaları üçüncü kişilere aktarmak amacıyla oluşturduğu kamuya açık bağlantıların Google tarafından indekslenmesinden kaynaklandığı tespit edildi.

Süreç, DeepSeek arayüzündeki “Paylaş” seçeneğiyle işliyor. Bu özellik etkinleştirildiğinde kullanıcı metnin belirli bölümlerini işaretliyor ve platform herkesin erişebileceği bir internet adresi üretiyor.

Sistem işlem sırasında söz konusu içeriğin bağlantıya sahip olan herkese açık hale geleceği bilgisini veriyor. Arama motoru da yalnızca hesap sahiplerinin manuel olarak genel erişime açtığı diyalogları sonuçlarda listeliyor.

Ocak 2025’te bulut güvenliği şirketi Wiz Research uzmanları, DeepSeek veri tabanından gizli bilgilerin sızdığını tespit ettiklerini duyurmuştu. Geliştirici firmaya bildirilen sorun hızla giderilmişti.

Uzmanların değerlendirmelerine göre açık erişime sızan veriler arasında sohbet geçmişleri, gizli anahtarlar, arka plan sistem ayrıntıları ve diğer gizli bilgileri içeren 1 milyondan fazla veri satırı yer alıyordu.

DeepSeek, kuruluşundan bu yana 7 milyar dolardan fazla yatırım toplayarak Çin’in en yüksek piyasa değerine sahip yapay zekâ girişimi konumuna geldi.

Platformun kullanıma sunulmasından itibaren dünya genelinde çok sayıda ülke, ulusal güvenlik ve kişisel verilerin korunması kaygıları doğrultusunda hükümet düzeyinde ve kamu kurumlarında sistemin kullanımına yönelik yasak veya kısıtlamalar getirdi.

Axios’un aktardığı bilgilere göre ABD Kongresi üyelerinin Çin menşeli sohbet botunu kullanmasına izin verilmiyor.

2026 yılı başlarında ise İtalya Veri Koruma Kurumu, kişisel verilerin işlenme yöntemlerine dair bilgi eksikliği gerekçesiyle DeepSeek erişimini engelledi.

Yapay zekâ sistemlerinde benzer veri güvenliği sorunları daha önce de yaşanmıştı. 2023 yılında OpenAI şirketine ait ChatGPT yazılımında, açık kaynaklı “redis-py” adlı Redis müşteri kütüphanesindeki bir hata nedeniyle bazı kullanıcıların kişisel verileri internete sızmıştı.

Söz konusu teknik aksaklık, ChatGPT abonelik doğrulama e-postalarının bir kısmının yanlış kullanıcılara gönderilmesine yol açmıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya, nükleer silah tartışmasını tabu olmaktan çıkarıyor

Yayınlanma

Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, ülkesinin nükleer silah edinme konusundaki tartışma yasağını kaldırması gerektiğini belirterek güvenlik ortamının kötüleştiğini vurguladı. Kyodo News ajansının aktardığına göre Koizumi, ulusal savunma önlemlerini artıran Finlandiya ve Fransa’yı örnek göstererek Tokyo’nun bazı konuları tabu sayan yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini kaydetti.

Japonya hükümetinde, ülkenin nükleer silah edinmesine yönelik tartışmalar üzerindeki yasağın kaldırılması yönünde çağrı yapıldı.

Kyodo News ajansının aktardığına göre Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, Tokyo’nun nükleer silah konusunu tartışmaktan “kaçınamayacağını” ifade etti.

Bakan Koizumi, nükleer caydırıcılığı güçlendirmek için adımlar atan Fransa ve Finlandiya’yı örnek gösterdi. Finlandiya parlamentosu, haziran ayı ortasında ulusal savunmayı güvence altına almak amacıyla nükleer silahların ülke topraklarına ithalini, transit geçişini ve depolanmasını engelleyen yasağı kaldıran bir kanunu kabul etmiş, düzenleme daha sonra Cumhurbaşkanı Alexander Stubb tarafından imzalanmıştı.

Koizumi, güvenlik durumunun kötüleştiğini ve Tokyo’nun bazı konuların tartışılmasını tabu haline getiren yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini belirtti. 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırılarına maruz kalan Japonya, günümüzde Amerikan nükleer şemsiyesinin koruması altında yer alıyor ve topraklarında nükleer silah üretmeme, bulundurmama ve girişine izin vermeme şeklindeki üç temel ilkeye bağlı kalıyor.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Kasım 2025’te bu ilkelerin değiştirilmesi konusunu gündeme taşımıştı.

Japon yetkililer, ulusal güvenliğe dair üç temel belgenin güncellenmesi sürecinde bu konuyu ele almaya başladı. Takaichi, özellikle nükleer silahların ülkeye girişine yönelik yasağın kaldırılmasını önermiş, mevcut yasağın ABD’nin caydırıcılık potansiyelini zayıflattığını savunmuştu.

Mevcut yasal çerçevede Washington, Japonya’daki askeri üslerine ve buradaki limanlara yanaşan gemilerine bu tür mühimmatları yerleştiremiyor.

Kyodo News ajansına konuşan ve Takaichi hükümetinin güvenlik politikalarının hazırlanmasında yer alan bir kaynak, aralık ayında yaptığı açıklamada Japonya’nın nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunmuştu.

Bu çıkış, muhalefet partilerinin ve bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.

Avrupa’da da benzer güvenlik tartışmaları sürüyor. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, temmuz ayı başında yaptığı açıklamada, ülkedeki siyasi güçlerin “kötüleşen jeopolitik durum” gerekçesiyle ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını engelleyen anayasal yasağın kaldırılmasına yönelik bir plan üzerinde uzlaştığını bildirmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişikliğe gidildiğini ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuştu.

Mevcut durumda yaklaşık 290 savaş başlığına sahip olan Fransa, nükleer kalkanını ortaklarına da genişletmeyi planlıyor.

Macron; Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yapılacak işbirliğinin, nükleer silahların kullanılacağı ortak askeri tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını kapsayacağını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel yapay zeka işbirliği için yeni ortaklık kurdu

Yayınlanma

Çin’in Şanghay kentinde düzenlenen Dünya Yapay Zeka Konferansı kapsamında aralarında Rusya’nın da yer aldığı 29 ülke, yapay zeka alanında yeni bir işbirliği örgütü kurulması için anlaşma imzaladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve yabancı liderlerin katıldığı zirvede, Birleşmiş Milletler merkezli küresel bir yapay zeka yönetişimi ve adil etkileşim mekanizmaları vurgulandı.

Şanghay kentinde düzenlenen kapsamlı Dünya Yapay Zeka Konferansı (WAICO) 20 Temmuz’da tamamlanıyor. Konferansa 2026 yılında ilk kez Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping’in yanı sıra Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev dahil olmak üzere çok sayıda yabancı lider katılım gösterdi. Zirvenin en önemli pratik adımı ise resmi açılıştan bir gün önce duyuruldu.

Rusya dahil 29 ülkenin temsilcileri, Yapay Zeka Alanında Küresel İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına yönelik bir anlaşmaya imza attı. Kurulan yeni yapının, ülkelerin dijital potansiyellerini artırmak, kendi teknoloji ve çözümlerini geliştirmek amacıyla adil etkileşim mekanizmaları sağlaması hedefleniyor.

Bu organizasyon, yapay zekaya ilişkin küresel tartışmalarda Birleşmiş Milletleri ana mecra olarak kabul edecek.

Rusya adına imza sürecini Dijital Kalkınma, Haberleşme ve Kitle İletişim Bakanı Maksut Şadayev yürütürken, Şanghay’daki Rus delegasyonuna Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin liderlik etti.

Çin lideri Xi Jinping, gerçekleştirdiği konuşmaya tarihi bir atıfla başlayarak “yapay zeka” kavramının 70 yıl önce ABD’deki New Hampshire eyaletinde yer alan Dartmouth College’daki bir bilimsel seminerde kabul edildiğini hatırlattı.

Dünyanın hızlı ve köklü değişimlerden geçtiği bu dönemde, yeni bilimsel-teknolojik devrim ve endüstriyel dönüşüm dalgasının yapay zekanın hızlı gelişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Bu sürecin yeni fırsatların yanında ciddi sınamaları da beraberinde getirdiğini kaydeden Xi, insanlığın düşünebilen makinelerle nasıl etkileşime gireceği, güvenliğin nasıl garanti altına alınacağı ve etik meselelerin nasıl çözüleceği sorularına ortak yanıtlar vermesi gerektiğini belirtti.

Xi, yapay zekanın olumlu yönde ilerlemesi için dört temel öneri sundu. İlk olarak açık ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliğinin desteklenmesini isteyen Xi, benzersiz tarihi fırsatın değerlendirilmesi, açık kaynak kodunun teşvik edilmesi ve yapay zeka teknolojileri ile endüstriyel inovasyonun kapsamlı şekilde desteklenmesi gerektiğini söyledi.

İkinci başlıkta güvenlik konusuna değinen Çin lideri, yapay zekanın yasal çerçevelerle kontrol edilebilir olmasını ve insan denetiminin korunmasını talep etti.

Bununla birlikte, yapay zeka alanında ulusal güvenlik kavramının çok geniş yorumlanmasına karşı çıkılması yönünde çağrıda bulundu. 2023 yılında Çin Siber Alan Yönetimi, üretken yapay zeka modellerinin sosyalizmin temel değerlerini yansıtması gerektiğine dair kararlar almış olsa da Xi, Çin’in kendi içinde gelişme ve güvenliğe eşit derecede önem verdiğini ifade etti.

Xi, üçüncü olarak kapsayıcılığın teşvik edilmesini ve her uygarlığın kendine has güzellikleri olduğu ve birbirini tamamladığı tezinden hareketle medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesini önerdi.

Yapay zeka değerlerinin ortak insani değerler temelinde şekillenmesi gerektiğini savundu.

Son olarak, BM’nin merkezi bir rol oynadığı küresel yönetişimin iyileştirilmesinde dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma çağrısı yaptı. Şi’nin yapay zeka konusundaki bu yaklaşımı, Çin’in benzer alanlardaki dört küresel girişimiyle paralellik gösteriyor.

Konferans kapsamında 18 Temmuz’da Alibaba grubu, pazar dengelerini etkileyebilecek yeni bir hamle gerçekleştirdi.

Şirketin yarı iletken birimi T-Head, Zhenwu serisi yapay zeka çipleri için temel mimari oluşturan SAIL yazılım yığınının açık kaynak kodlu hale getirildiğini duyurdu. Bu adımın, Nvidia’nın pazardaki hakimiyetine yönelik bir hamle olduğu belirtiliyor.

Rus delegasyonu da Şanghay’daki teknoloji fuarında incelemeler yaptı. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Sberbank Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrey Belevtsev’in eşlik ettiği inceleme esnasında bankanın yapay zeka asistanı GigaChat, görsel ve video üretim modelleri Kandinsky ile Kandinsky 3D ve insansı robot Green sergilendi.

Vedomosti gazetesine konuşan Rusya Yüksek Ekonomi Okulu (HSE) Profesörü Sergey Tsıplakov, Çin’de güvenliğin gelişmenin ön koşulu olarak görüldüğünü, son yıllarda hem Çin’de hem de ABD dahil diğer ülkelerde güvenlik faktörünün ön plana çıktığını ifade etti.

Tsıplakov, Çin’in yapay zeka modellerinin kendi koşulları çerçevesinde muhtemelen Küresel Güney ülkelerine yayılacağını, ancak yeni örgütün imzacısı olan ülkeler arasında Hindistan’ın yer almamasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.

“BRICS – Rusya” Uzman Konseyi Üyesi Anna Sıtnik ise Çin’deki yapay zeka gelişiminin devlet ile iş dünyası arasındaki bağa dayandığını, hükümetin uzun vadeli hedefler belirleyip altyapı kurduğunu, şirketlerin ise bu stratejiyi ürüne dönüştürdüğünü belirtti.

Sıtnik, Çinli bilim insanlarının makale sayısı bakımından lider olmasının ABD’ye karşı mutlak bir üstünlük anlamına gelmediğini, makale kalitesinin daha belirleyici olduğunu vurguladı.

Çin’in diğer ülkelerdeki yapay zeka gelişimini tekeline alma olasılığına değinen uzman, Pekin’in “Dijital İpek Yolu” programı kapsamında onlarca ülkede telekomünikasyon altyapısına, veri merkezlerine ve akıllı teknolojilere yatırım yaptığını, açık kaynak politikasının da bu sürece katkı sağladığını aktardı.

Sıtnik, Çin’in yapay zeka alanındaki gücünün Rusya’nın teknolojik egemenliği üzerindeki etkisine ilişkin olarak, bu durumun Moskova açısından mevcut durumu değiştirmediğini ifade etti.

Çinli şirketlerle etkileşimin sürdüğünü belirten uzman, Rusya devletinin tek bir ekosisteme bağımlı olmanın getirdiği risklerin farkında olduğunu, bu nedenle Rusya’nın kendi egemen modelleri üzerindeki çalışmalarına devam ettiğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English