Ortadoğu
İsrail ordusu artan personel açığı nedeniyle kapasite sınırına yaklaştı

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, güvenlik kabinesine yaptığı sunumda ordunun mevcut operasyonel yükü sürdüremediğini açıkladı. Artan personel ihtiyacı, yedek kuvvetlere binen yük ve siyasi düzeyde çözülemeyen askerlik düzenlemeleri ordunun kapasitesini zorluyor.
İsrail basınında yer alan haberlere göre Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, güvenlik kabinesinde yaptığı değerlendirmede ordunun mevcut operasyonel yükü taşıma kapasitesinin sınırına ulaştığını söyledi. Zamir, ordunun aynı anda birden fazla cephede faaliyet yürüttüğünü belirtti; personel ihtiyacının giderek arttığını ve mevcut durumun sürdürülebilirlik açısından sorun yarattığını ifade etti.
Haberlere göre Zamir, hükümetin Haredilerin askere alınmasına ilişkin yasal çerçeveyi oluşturmaması, yedek hizmet sistemini yeniden düzenlememesi ve zorunlu askerlik süresinin uzatılmasına yönelik adım atmaması nedeniyle ordunun ciddi bir insan gücü kriziyle karşı karşıya bulunduğunu belirtti.
İsrail medyasına göre Zamir, kabine toplantısında, “Yedek sistem bu yükü taşıyamayacak, 10 kırmızı bayrak kaldırıyorum” dedi. Zamir, mevcut gidişatın sürmesi halinde ordunun yalnızca savaş görevlerinde değil, rutin güvenlik faaliyetlerinde de zorlanabileceği uyarısında bulundu.
Personel açığı büyüyor, yasal düzenleme eksikliği sürüyor
Haberlere göre İsrail ordusunun karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, binlerce personel açığı. Ordu Sözcüsü Efi Defrin, 8 bini muharip birliklerde olmak üzere toplam 15 bin askere ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.
İsrail’de yürürlükteki mevzuata göre zorunlu askerlik süresinin Ocak 2027’de 30 aya düşmesi öngörülüyor. Ordu ise bu sürenin yeniden üç yıla çıkarılmasını talep ediyor.
Ancak hükümetin, özellikle Haredilerin askerlikten muaf tutulmasına ilişkin siyasi hassasiyet nedeniyle hem zorunlu askerlik süresi hem de yeni asker temini konusunda kapsamlı bir yasal düzenleme yapmadığı aktarılıyor.
İsrail basınındaki değerlendirmelere göre bu durum, sahadaki operasyonel ihtiyaç artarken ordunun insan kaynağını genişletememesi sonucunu doğuruyor. Bu tablo, özellikle yedek kuvvetlerin sürekli sahada tutulmasına yol açıyor.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre Zamir’in değerlendirmesinin ardından Başbakan Binyamin Netanyahu, Yahudiler için kutsal kabul edilen Hamursuz Bayramı’nın ardından zorunlu askerlik düzenlemesi ile askerlik süresinin uzatılmasının yeniden ele alınacağını söyledi.
Kabine Sekreteri Yossi Fox da Zamir’e, Hamursuz Bayramı sonrasında zorunlu askerlik düzenlemesi ile hizmet süresinin uzatılması konularının birlikte gündeme alınacağı yönünde güvence verdi.
Batı Şeria’daki güvenlik yükü ordu üzerindeki baskıyı artırıyor
İsrail basınına göre Zamir, toplantıda yalnızca dış cephelerdeki operasyonları değil, Batı Şeria’daki güvenlik yükünü de gündeme taşıdı. Son dönemde artan yasadışı yerleşimci şiddeti ve bölgedeki güvenlik geriliminin ordu üzerinde ek baskı oluşturduğu ifade edildi.
Haberlere göre ordu, bu gelişmeler nedeniyle Batı Şeria’ya ek birlik sevk etti. Güvenlik çevreleri, mevcut tablo karşısında bölgede daha fazla askeri varlığa ihtiyaç duyulabileceğini değerlendiriyor.
Aynı dönemde bazı yeni yasadışı yerleşim noktalarının yasallaştırılmasına yönelik adımların, ordunun mevcut insan gücü kapasitesiyle uyumsuz olduğu ve askeri yükü daha da artırabileceği yönünde uyarılar yapıldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
ABD İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu için UAEK’yi devreye soktu

ABD, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun akıbetini belirlemek amacıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu’na karar taslağı sundu. Tahran yönetimi nükleer tesislere erişim taleplerini reddederken, kurumun hassas bilgileri İsrail’e sızdırdığını ve ABD’nin kurtarma operasyonu adı altında uranyum çalmaya çalıştığını belirtti.
Washington, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun akıbetini belirlemek amacıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEK) Yönetim Kurulu’na başvurdu.
ABD tarafından hazırlanan ve üye ülkelere sunulan karar taslağına ulaşan Reuters’ın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, İran’a nükleer madde muhasebesi ve denetim altındaki nükleer tesislere ilişkin ajansa kesin ve net bilgi sağlaması yönünde çağrıda bulunulduğu belirtildi.
ABD gecikmesiz erişim için baskı yapıyor
ABD’nin hazırladığı metinde, Tahran yönetiminden bu bilgilerin doğrulanması için gerekli olan tüm erişim izinlerini sağlaması talep ediliyor. Karar taslağında, İran’ın işbirliği yapmasının hayati ve acil bir zorunluluk olduğu vurgulanırken, sürecin hiçbir gecikme olmaksızın işletilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Mevcut metinde, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini ilan eden bir UAEK kararının ardından beklenebilecek olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sevk maddesi ise henüz yer almıyor. Söz konusu ihlal kararı, geçen yıl ABD ve İsrail’in İran’a karşı 12 gün süren savaştan bir gün önce, 12 Haziran 2025 tarihinde çıkarılmıştı. Reuters’a konuşan diplomatlar, konunun BMGK’ye taşınması seçeneğinin halen değerlendirme aşamasında olduğunu aktardı.
Al Mayadeen kanalı da karar taslağının kendi ulaştığı kopyasına dayanarak, Washington’ın UAEK Yönetim Kurulu’ndaki üye devletlere kendi tezlerini desteklemeleri yönünde yoğun lobi faaliyeti yürüttüğünü bildirdi.
Grossi taraflara yeniden temas çağrısında bulundu
Bu diplomatik hamleler, UAEK Başkanı Rafael Grossi’nin Tahran’a yönelik yeniden temas kurma çağrısıyla aynı döneme denk geldi. Grossi yaptığı açıklamada, “İran’daki güvence denetimlerinin tam ve etkili bir şekilde uygulanmasını kolaylaştırmak adına İran’ı kurumla yapıcı bir şekilde çalışmaya çağırıyorum. Yeniden temas sağlamamız son derece büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
Reuters, haziran ayının başlarında yayınladığı haberde de ABD’nin yaklaşan UAEK toplantısında İran’ı kınayacak bir karar taslağı hazırlığı içinde olduğunu duyurmuştu.
Tahran kurumları casuslukla suçluyor
Tahran yönetimi ise UAEK’yi hassas ve gizli bilgileri sistematik olarak İsrail’e sızdırmakla suçlamaya devam ediyor. Geçen yıl yaşanan 12 günlük savaşın sonunda ABD, İran’ın kritik nükleer tesislerini hedef almış ve Tahran’ın nükleer programının tamamını yok ettiğini ileri sürmüştü. Ancak o dönemdeki istihbarat değerlendirmeleri, Washington’ın bu iddialarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştu.
Söz konusu saldırılardan bu yana UAEK, vurulan nükleer tesislere denetim amacıyla erişim talep ediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise geçen yıl yaptığı açıklamada, kurumun bu talebini kötü niyetli olarak nitelendirmişti.
Kurtarma operasyonunun arkasında uranyum hırsızlığı iddiası var
Nisan ayının başlarında Washington, İran hava sahasında düşen bir pilotu kurtarma operasyonu başlattığını açıklamıştı. Ancak operasyon sırasında ABD güçleri İran askerlerinin sert direnişiyle karşılaşmış ve basına yansıyan iddialara göre çok sayıda hava unsurunu kaybetmişti.
Gelişmelerin ardından İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ABD’nin pilot kurtarma operasyonu adı altında yürüttüğü bu askeri hamlenin, asıl amacı zenginleştirilmiş uranyumu çalmak olan bir aldatmaca ve gizli operasyonun parçası olabileceği belirtildi.
Ortadoğu
İran ile İsrail arasında karşılıklı füze saldırıları

İran ve İsrail, ateşkes ihlalleri ile askeri hareketliliğin ardından birbirlerinin askeri tesislerine ve stratejik noktalarına yönelik karşılıklı hava saldırıları düzenledi. ABD Başkanı Trump taraflara müzakere masasına dönme çağrısı yaparken, İsrail tarafı vatandaşlarının güvenliği için her türlü önlemi alma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı.
İran Dışişleri Bakanlığı, İran Silahlı Kuvvetlerinin “meşru müdafaa hakkı kapsamında” İsrail’in kuzeyindeki birkaç askeri hedefi vurduğunu açıkladı.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Tahran’ın adımlarının, mükerrer ateşkes ihlallerine ve İsrail’in Lübnan ile İran’a yönelik saldırganlığına bir yanıt olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca, ülkenin güneyindeki İran gemilerine ve tesislerine düzenlenen saldırılarda İsrail’in “ABD ile işbirliği yaptığı” ifade edildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise saldırıların Ramat David Hava Üssü’ne yönelik balistik füzelerle gerçekleştirildiğini bildirdi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’ın ülkenin kuzeyine birkaç dalga halinde yaklaşık 10 balistik füze fırlattığı belirtildi.
Açıklamada, füzelerin tamamının hava savunma sistemleri tarafından engellendiği kaydedildi. Bu gelişmenin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, İran’ın batı ve merkez bölgelerindeki askeri tesislere misilleme saldırısı düzenledi.
İsrail ayrıca Huzistan vilayetine bağlı Mehşehr kentindeki bir petrokimya tesisini de hedef aldı. İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığına göre, saldırıda Karun adlı fabrika isabet aldı ve işletme çalışanları tahliye edildi.
Bu gelişmeler üzerine Devrim Muhafızları Ordusu, “Nasr” adlı askeri operasyonun başladığını duyurarak İsrail’in Tel Nof ve Nevatim hava üslerine füze fırlatıldığını açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a müzakerelere geri dönme çağrısında bulundu. Trump ayrıca, bölgedeki yeni gerilimin nedeni olarak gördüğü İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırılarına tepki gösterdi.
Trump, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Her iki taraf da kendi payına düşeni yaptı. İsrail kendi darbesini vurdu, İran da kendi darbesini vurdu. Yeni bir darbeye ihtiyacımız yok” ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ofis Danışmanı Dmitriy Gendelman ise İsrail’in, vatandaşlarını korumak ve güvenliklerini sağlamak amacıyla gerekli her türlü önlemi alma konusunda “münhasır hakkını” saklı tuttuğunu dile getirdi.
ABD ve İsrail, 28 Şubat tarihinde İran’a karşı askeri operasyon başlatmıştı. Nisan ayının başında taraflar iki haftalık bir ateşkes üzerinde mutabakata varmış, bu süre daha sonra barış görüşmelerinin yürütülmesi amacıyla Trump tarafından belirsiz bir süreye kadar uzatılmıştı.
Mayıs ayının sonunda İsrail’in Hizbullah ile mücadele gerekçesiyle Lübnan’daki kara operasyonunu genişletmesi üzerine Tahran yönetimi müzakere sürecinden çekilme tehdidinde bulunmuştu.
Yaşanan bu gelişmelerin ardından Trump, Netanyahu’dan Beyrut’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını talep etmişti. Beyaz Saray tarafından 3 Haziran’da yapılan açıklamada, İsrail ve Lübnan’ın ateşkes ilan etmeye hazır olduğu bildirilmişti.
Ancak 7 Haziran’da İsrail ordusu, Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’de bulunan bir Hizbullah tesisini vurmuş, saldırı sonucunda iki kişi hayatını kaybederken 11 kişi de yaralanmıştı.
Ortadoğu
ABD, dondurulan İran varlıklarını Körfez ülkelerine devredecek

Reuters’ın haberine ABD yönetimi, dondurulan İran varlıklarını, Tahran’ın bölgedeki misilleme saldırılarından doğan zararların tazmini ve gelecekteki hasarların onarımı amacıyla Körfez ülkelerine devretmeye hazırlanıyor.
ABD hükümeti, dondurulmuş haldeki İran varlıklarını, Tahran’ın Körfez’deki Washington müttefiklerine verdiği zararları tazmin etmek ve gelecekte oluşabilecek hasarları önlemek amacıyla Körfez ülkelerine yönlendirmeyi planlıyor.
Reuters haber ajansının konu hakkında bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı gelişmeye göre, ABD Hazine Bakanı Scott Besent, İran’ın Körfez’deki müttefiklere verdiği zararın değerlendirilmesi ve bu varlıkların yeniden inşa çalışmalarında kullanılması imkanlarının araştırılması talimatını verdi.
Hazine Bakanlığının üzerinde çalıştığı yeni önlemlerin kapsamı hakkında detay vermeyen kaynak, adımların sadece Tahran’ın dondurulan nakit fonlarıyla sınırlı kalmayacağını aktardı.
ABD’nin bu kararı, İran Dini Lideri’nin Danışmanı Muhsin Rızai’nin CNN’e yaptığı ve bir barış anlaşmasının imzalanmasının ABD tarafından bloke edilen 24 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılmasına bağlı olduğunu belirttiği açıklamanın ertesi günü geldi.
Söz konusu karar, ABC televizyonuna konuşan ve Bakan Besent’in planları hakkında bilgi sahibi olan bir başka kaynak tarafından da doğrulandı.
Televizyon kanalına açıklama yapan kaynak, “Hazine Bakanlığı, İran varlıklarını Körfez’deki müttefiklerimize sunmak, yeniden inşa faaliyetlerini desteklemek ve İran tarafından gelecekte verilebilecek her türlü zararı onarmak için elindeki tüm araçları kullanacaktır” ifadesini kullandı.
Aynı kaynak, bahse konu varlıkların dondurulan fonların yanı sıra ABD tarafından el konulan gemileri de kapsayabileceğini ekledi.
Aktarılan bilgilere göre, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Körfez’deki müttefikleriyle şimdiden temasa geçerek kendilerinden durum değerlendirmesi yapmalarını talep etti.
Reuters, İran varlıklarının Arap ülkelerine devredilmesinin, ABD ile İran arasında daha önce karşılıklı saldırılarla ihlal edilen kırılgan ateşkes sürecinde yeni bir gerilim kaynağı oluşturabileceğine dikkat çekti.
El-Cezire’nin aktardığı verilere göre, İran’ın yurt dışında dondurulan varlıklarının kesin miktarı tam olarak bilinmiyor ancak İranlı resmi kaynaklar ve uzmanlar bu tutarın 100 milyar doların üzerinde olduğunu tahmin ediyor.
Küresel İlişkiler Ortadoğu Konseyi Kıdemli Uzmanı Frederik Schneider, söz konusu varlıkların İran’ın hidrokarbon satışından elde ettiği yıllık gelirin yaklaşık üç katına denk geldiğini ifade etti.
Gelişmeler öncesinde, haziran ayı başında Mehr ajansının aktardığı açıklamaya göre İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, bir mutabakat zaptı imzalanmasının hemen ardından ABD’den varlıklarının en az yarısının derhal serbest bırakılmasını, geri kalan kısmının ise makul bir süre içinde çözüme kavuşturulmasını talep ettiklerini bildirmişti.
Görüş7 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş1 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Görüş2 hafta önceBüyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Dünya Basını2 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm
Görüş6 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Diplomasi5 gün önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Asya2 hafta önceQUAD ülkeleri kritik mineral ortaklığını başlatıyor












