Bizi Takip Edin

Asya

Güney Kore-ABD İlişkilerinde Yeni Dönem: “Pragmatik Diplomasi” ve Stratejik Bağımlılık

Yayınlanma

Güney Kore’nin 14. Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Washington’daki ilk resmi zirvesi kapsamında ABD-Güney Kore ittifakının geleceğine dair kapsamlı bir vizyon sundu. Soğuk Savaş döneminden bu yana bölgesel güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olan Kore-ABD ilişkileri, günümüzde yalnızca askeri caydırıcılık ekseninde değil; teknoloji, ekonomi, enerji ve kültürel diplomasi alanlarında da yeni bir boyut kazanıyor.

Başkan Lee’nin CSIS’te yaptığı konuşma, “pragmatik diplomasi” anlayışıyla şekillenen çok katmanlı bir stratejinin işaretlerini taşıyor. Lee, bir yandan Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Çin’in yükselen etkisi karşısında ABD ile güvenlik iş birliğini derinleştirme hedefini ortaya koyarken, diğer yandan Güney Kore’yi ileri teknoloji, savunma sanayi ve kültürel yumuşak güç alanlarında küresel bir aktör olarak konumlandırıyor.

Bu yeni yaklaşım, ABD-Güney Kore ittifakını klasik “askeri bağımlılık” çerçevesinin ötesine taşıyarak; Asya-Pasifik bölgesinde çok kutuplu rekabet, Kuzey Kore’nin nükleer tehditleri, Çin’in ekonomik baskıları ve Japonya ile üçlü iş birliği gibi alanlarda yeniden tanımlıyor. Başkan Lee’nin konuşması, Kore diplomasisinin önümüzdeki dönemde hem Washington’un beklentilerine uyumlu, hem de Seul’ün ulusal çıkarlarını merkeze alan esnek bir strateji izleyeceğinin sinyallerini verdi..

Stratejik Vizyon: “Altın Çağ” İttifakı

Lee’ye göre, bu yeni dönem yalnızca güvenlik odaklı geleneksel bir ittifak anlayışını aşarak, çok katmanlı bir stratejik ortaklığı hedeflediğini kaydetti:

“Geleceğe yönelik, kapsamlı ve stratejik bir ittifak; güvenlik, ekonomi ve ileri teknoloji olmak üzere üç temel sütuna sağlam bir şekilde dayanmaktadır. Pragmatizm ve halkımız için ulusal çıkarlar üzerine kurulu bu demir gibi sağlam ittifak, parlak bir şekilde parlayacaktır.”

Lee’nin yaklaşımı, Güney Kore’yi ABD’nin güvenlik, ekonomi, teknoloji ve kültür alanlarındaki birinci sınıf ortağı haline getirmeyi amaçlıyor. Bu stratejik dönüşümün merkezinde, Lee’nin sıkça vurguladığı “pragmatik diplomasi” anlayışı bulunuyor. Lee, bu yeni diplomasi anlayışını şöyle tanımladı:

“Krizleri fırsata çevirmek ve yeni bir kalkınma için temel oluşturmak her zamankinden daha acil. İhtiyacımız olan en iyi yaklaşım, hızla değişen küresel meselelere stratejik bir anlayış ve esnek düşünceyle yanıt vermektir; bu da ulusal çıkarlara odaklanan pragmatik bir diplomasi olarak adlandırılabilir.”

Bu perspektifle Lee, ABD ile ilişkileri yalnızca güvenlik ekseninde değil, ileri teknoloji, enerji, yarı iletkenler, gemi inşası ve kültürel yumuşak güç alanlarında da derinleştirmeyi hedefliyor. Özellikle ABD’nin Kore’ye yönelik savunma taahhütlerinin altını çizerken, Güney Kore’nin de daha bağımsız ve öncü bir güvenlik rolü üstleneceğinin mesajını verdi:

“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”

Bu sözler, Soğuk Savaş’tan bu yana süregelen “askeri bağımlılık” eksenli ittifak anlayışını dönüştürerek, Güney Kore’yi Asya-Pasifik güvenlik mimarisinde ABD’nin eşit düzeyde stratejik ortağı konumuna yükseltmeyi öngörüyor.

Bir diğer anlamda Lee Jae Myung’in “altın çağ” vizyonu, Güney Kore’yi yalnızca ABD’nin savunma müttefiki olmaktan çıkarıp, çok boyutlu bir küresel aktör haline getirme iddiasını da yansıtıyor.

Güvenlik İttifakı: Bağımsız Caydırıcılık ve ABD ile Stratejik Dayanışma 

Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin, beklentilerinin üzerinde geçtiğini vurgulayan Lee, iki ülke arasında güvenlik garantilerinin bir kez daha teyit edildiğini söyledi:

“Başkan Trump ile yaptığımız zirve toplantısında, ikili ittifakımızı değişen güvenlik ortamına uygun olarak daha karşılıklı ve geleceğe yönelik hale getirme ve modernize etme konusunda anlaştık.”

Lee’nin açıklamalarında dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, Güney Kore’nin savunma kapasitesini güçlendirme kararlılığı oldu. Özellikle savunma bütçesinin artırılması, akıllı ordu konseptine geçiş ve ileri teknolojiye sahip savunma sanayi yatırımlarının genişletilmesi konularında somut bir irade ortaya koydu:

“Öncelikle, Kore ordusunu gelecekteki savaşlarda üstünlük sağlayacak akıllı bir orduya dönüştürmek için kullanılacak savunma bütçemizi artıracağız. Bu bütçeyi, son teknoloji ve askeri teçhizat edinmek için kullanacağız.”

Lee ayrıca, ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdünü yeniden teyit ederek, bu iş birliğinin iki ülkenin ortak güvenliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti:

“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”

Bu söylem, Güney Kore’nin ABD’ye güvenmeye devam ettiğini, ancak aynı zamanda kendi askeri kapasitesini yükselterek daha bağımsız bir caydırıcılık oluşturmaya yöneldiğinin bir işareti olarak görülebilir. Başkan Lee, Kore’nin artan sorumluluk üstlenme iradesini vurgulayarak, Washington’a da örtülü bir mesaj gönderdi;

“Bir zamanlar Amerikan yardımlarından yararlanan Kore, bugün ABD’deki en büyük sıfırdan yatırım yapan ülke haline geldi. Artık sadece korunan değil, yükü paylaşan bir müttefikiz.”

Kısacası Lee’nin güvenlik stratejisi, ABD’nin Kore’deki 28.500 askeri ve 200.000 Amerikan vatandaşının güvenliği üzerinden şekillenen ortak çıkarları korurken, aynı zamanda Güney Kore’nin kendi caydırıcılık kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Bu strateji, “biz sizin yükünüzü azaltacağız” mesajını Washington’a açıkça veriyor.

Ekonomi ve Teknoloji Alanında İttifaklık

Başkan Lee Jae Myung’in çerçevesi, ittifakı güvenliğin ötesine taşıyıp ileri teknoloji ve ekonomi ekseninde derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, düşünce kuruluşlarının son analizleriyle de örtüşüyor. Carnegie Endowment raporu, Güney Kore’nin ABD için “kritik teknolojilerde kanat adam” (critical-technology wingman) rolüne uygun olduğunu ve iki ülkenin birlikte “politika ve üretim zinciri derinleştirmesi” gerekliliği vurguluyordu.

Güney Kore, LNG/dualfuel gibi yüksek değerli gemi tiplerinde uzmanlaşarak teknoloji üstünlüğünü sürdürüyor. Sektör verileri Güney Kore’nin özellikle LNG taşıyıcılarında yüksek pay ve değer yarattığını; Güney Kore denizcilik kayıtlarında LNG segmentinin değerin yaklaşık %52’sini oluşturduğunu gösteriyor.  Ayrıca CSIS’in çalışması, ABD ile donanma bakımı/onarımı ve modernizasyonunda kurumsal işbirliği altyapısının oluştuğunu (ör. HD Hyundai’nin ABD Donanması ile MSRA anlaşması; Hanwha Ocean’ın USNS gemilerine MRO işleri) ayrıntılı biçimde belgeliyor.

2024’te Kore’nin toplam ihracatı 683,8 milyar dolar ile tarihî bir zirveye ulaştı; bunun 141,9 milyar doları yarı iletkenlerden geldi ve toplam ihracat içindeki payı %21 seviyesine yükseldi. Bu rakamlar, ABD ile ileri teknoloji bağlarını derinleştirmek için güçlü bir ekonomik temel sağlıyor.

Başkan Lee, CSIS konuşmasında bu bağı şöyle ele alıyor:

“Güney Kore ve ABD, güvenlik ve ekonominin birleştiği günümüzün zorluklarıyla, farklı ülkelerin iş birliği yapıp karşılıklı fayda sağlayan bir büyüme elde ettiği ileri teknoloji ittifakı aracılığıyla kapsamlı bir şekilde başa çıkacak.”

Brookings ve CSIS raporları, ABD’nin CHIPS yasası ve ihracat kontrolleri sonrası yarı iletken ekosistemini yeniden kurguladığını; bu bağlamda ABD-Güney Kore teknoloji ittifakının ortak Ar-Ge, işgücü politikaları ve tedarik zinciri güvenliği eksenlerinde çok katmanlı bir entegrasyona ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. “Kamu yatırımları benzeri görülmemiş düzeyde… üretim, Ar-Ge ve işgücü programlarına yöneliyor.” (Brookings Institution, 2024)

Öte yandan Lee’nin konuşmasında vurguladığı “gümrük vergisi anlaşması”, KORUS Serbest Ticaret Anlaşması’nın ötesinde, yeni nesil teknoloji fasıl ve uygulamalarının önünü açmayı hedefliyor. USTR verilerine göre, 2024’te ABD-Güney Kore mal ticareti toplamı 197 milyar dolar seviyesine ulaştı. 2025 yazında yapılan tarife indirimleri ve bağlantılı yatırım paketleri, iki ülke arasındaki ileri teknoloji ortaklığını derinleştiren bir politika köprüsü işlevi için önemli bir nokta olarak görülebilir:

“Ülkelerimizin imzaladığı gümrük vergisi anlaşması, iki ülke arasındaki ileri teknoloji iş birliğini güçlendirmek için bir basamak taşı görevi görecektir. Dünyanın en güçlü yetenekleriyle donatılmış olan K-gemi inşa endüstrisi, ABD gemi inşa endüstrisinde bir rönesans yaratacak ve karşılıklı refah için yeni bir tarihi dönüm noktası oluşturacaktır.”

Kültürel ve Kimliksel Mesajlar

Güney Kore, küresel sahnede yalnızca güvenlik ve ekonomi değil, kültürel diplomasi ekseninde de güçlü bir strateji izliyor. K‑Pop, diziler, edebiyat ve yemek gibi unsurlar, ülkenin marka algısını dönüştürerek “soft power” (yumuşak güç) stratejisinin merkezi haline geldi.

California Univetsitesi’nden Tara Shafie yaptığı bir araştırmada, K‑Pop sanatçılarının “kamu diplomasisinde etkin araç” olarak kullanılabileceğine dikkat çekiyor. Shafie’ye göre, hükümet bu sanatçıları “kamusal diplomasi elçileri” olarak destekleyerek geleneksel diplomasi araçlarının ötesine geçiriyor. Shafie raporunda, “K-Pop endüstrisinin birleşik ekonomik ve kültürel gücü, günümüzde yumuşak gücün en önemli örneklerinden biri haline getiriyor.” ifadelerine yer verirken, söz konusu veriler bu söylemin doğruluğunu artırıyor. 

Başkan Lee Jae Myung, konuşmasında, Güney Kore’nin yalnızca güvenlik ve ekonomi ekseninde değil, kültür ve demokrasi alanlarında da küresel bir yumuşak güç merkezi haline geldiği çıkışını yaparak bu konuyu gündeme taşıdı. Lee, Kore kültürünün dünya çapında yükselen etkisini, demokrasinin barışçıl deneyimiyle ilişkilendirerek şu sözleri kullandı:

“Kore kültürel bir güç merkezi olarak kendini kanıtladı, ancak bunun yakında yalnızca kültürel başarılarla değil, demokrasinin örnek bir modeli olarak da bilineceğine inanıyorum. Güney Kore-ABD ittifakının en güçlü temeli, halklarımızın paylaştığı güven ve dostluktur. Halklarımız birbirlerinin hayatlarını daha müreffeh hale getiriyor ve bu dostluk, ittifakımızı parlak bir geleceğe taşıyor.”

Lee’nin konuşmasında öne çıkan bir diğer unsur, Kore’nin demokratik kazanımlarını kültürel soft power stratejisinin bir parçası olarak sunmasıydı. Kore’nin, darbe ve sıkıyönetim gibi krizlerden “tek damla kan dökmeden” çıkma deneyimi, Lee’ye göre, Kore kültürünü dünyada benzersiz kılan unsurlardan biri olarak öne çıkarıldı:

“Kore halkı, tek bir damla kan dökmeden krizi aşmayı başardı. Protestocular şarkı söyleyerek ve dans ederek demokrasi mücadelesi verdi. İşte bu, demokrasinin ve halk gücünün en üstün biçimidir.”

Lee, Kore kültürünün yalnızca bölgesel değil, küresel bir diplomasi aracı haline geldiğini belirterek Amerikan yumuşak güç araçlarıyla entegresinin altını çizdi. Netflix, K-Pop ve Kore mutfağı örneklerini kullanarak, Kore’nin halklar arası bağları güçlendiren bir “kültürel köprü” oluşturduğunu şöyle özetledi;

“Artık Kore ve ABD’deki gençler, Netflix’te dünya çapında yayınlanan ‘K-Pop Demon Hunters’ın müziklerini dinlerken güçlü bir bağ hissediyor. Tıpkı hamburger ve pizzanın artık yalnızca Amerika’ya özgü olmaması gibi, kimbap ve ramyun da artık sadece Kore’ye özgü değil.” Bu ifade, Kore’nin ABD ile kültürel entegrasyonu derinleştirme stratejisinin altını çiziyor. Kore dizileri, popüler müzik ve gastronomi, iki ülke halkı arasındaki ilişkileri güçlendiren soft power unsurları olarak sunuluyor.

Resmî Kore hükümet verilerine göre:

  • Kültürel içerik ihracatı (müzik, diziler, oyunlar, film) 2024’te 9,85 milyar dolar seviyesine ulaştı.

  • Bu rakamın 2030’a kadar 36 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefleniyor.

  • Brand Finance Global Soft Power Index 2025’e göre Güney Kore, kültür ve miras alanında 9. sırada yer alırken, eğlence ve sanat başlığında 7. sıraya yükseldi.

Lee’nin tüm bu söylemleri Güney Kore’yi sadece “teknoloji ve güvenlik aktörü” değil, kültürel bir merkez olarak da konumlandırıyor. ABD ile sadece güvenlik değil; kültürel hegemonya ve kimlik paylaşımı üzerinden de yakınlaşmayı hedeflendiği görülüyor.

Çin, Kuzey Kore ve Japonya Üzerine İnce Dengeler

Başkan Lee, Güney Kore’nin dış politikasını ABD-Çin rekabeti, Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Japonya ile üçlü iş birliği ekseninde ele aldı. Lee’nin mesajları, Seul’ün çok kutuplu Asya-Pasifik dengelerinde esnek ama net bir strateji izlediğini gösterdi. Lee, kendisine yönelik “Çin’e ekonomik bağımlılık” eleştirilerini doğrudan yanıtladı ve geleneksel güvenlik-ekonomi ayrışmasının artık sürdürülemez olduğunu açıkça belirterek;

“Artık güvenlikte ABD, ekonomide Çin modeli sürdürülemez. ABD’nin ihracat kontrolleri ve küresel tedarik zincirindeki yeniden yapılanmasına uyum sağlayacağız.” dedi. 

Bununla birlikte, Kore’nin coğrafi zorunlulukları gereği Çin ile köprüleri tamamen atmayacağını da vurgulayan Lee şöyle devam etti;

“ABD’nin politikasına aykırı hareket edemeyiz, ancak coğrafi yakınlığımız nedeniyle Çin’le zorunlu bağlarımızı yönetmeye odaklanacağız.”

Bu yaklaşım, Seul’ün Washington’a stratejik uyum mesajı verirken, Pekin ile iletişim kanallarını açık tutmayı hedeflediğini gösteriyor. Böylece Güney Kore, ABD merkezli güvenlik ekseninde kalmak isterken, Çin ile ekonomik çatışmadan kaçınan bir denge politikası izliyor.

Kuzey Kore Sorunu: Caydırıcılık + Diyalog

Kuzey Kore’nin hızla artan nükleer kapasitesine ilişkin Lee, dikkat çeken sayısal veriler sundu. Bu açıklamalar, hem Washington’da aciliyet algısını artırmayı hem de Güney Kore’nin stratejik kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Aslında Lee, güçlü caydırıcılık vurgusu yaptı, ancak sadece baskının yetmeyeceğini, diyalog kanallarının açık kalması gerektiğini belirtti. Washington’a “daha sert ortak politika” çağrısı yaparken, Pekin ve Moskova ile köprüleri atmaktan kaçınan tavırlar sergiledi.

“Kuzey Kore yılda 10 ila 20 nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip. Kıtalararası balistik füze geliştirme süreci son aşamaya geldi ve son dört yılda nükleer kapasitesi yaklaşık 2,5 kat arttı. Kuzey Kore’ye karşı güçlü bir caydırıcılık sağlamalıyız, ancak sorunu sadece baskıyla çözemeyiz. Durumu daha da kötüleştirmemek için diyalog kanallarını da açık tutmalıyız.”

Japonya ile Üçlü İş Birliği: Hint-Pasifik Stratejik Kuşağı

Lee, ABD’ye gelmeden önce Japonya’ya yaptığı ziyareti özellikle vurguladı ve üçlü ittifakın önemini tekrarladı. Kore-ABD-Japonya üçlü iş birliğini Kuzey Kore tehdidi, Çin’in artan etkisi ve Hint-Pasifik güvenlik stratejisi bağlamında şöyle değerlendirdi:

“Başkan Trump’ın da sürekli vurguladığı gibi, Kore, ABD ve Japonya arasındaki üçlü iş birliği kritik önemde. Bu üç ülke, Kuzey Kore’nin nükleer ve füze tehditlerine birlikte karşılık verecek ve Hint-Pasifik bölgesinde barış ve refahı sağlama çabalarını güçlendirecek.”

Bu açıklama, Seul yönetimi Güney Kore’nin Hint-Pasifik stratejik kuşağında Japonya ile Washington eksenli bir bloklaşmayı güçlendirdiğini gösteriyor. Böylece Seul, hem Kuzey Kore’nin tehditlerine hem de Çin’in bölgesel yükselişine karşı üçlü bir caydırıcılık hattı inşa etme isteğini öne sürdü.

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee, Japonya ile ilişkilerin ‘yeniden tanımlanması’ çağrısında bulundu

Asya

Moonshot halka arz öncesinde 50 milyar dolar değerleme hedefliyor

Yayınlanma

Çinli yapay zeka girişimi Moonshot AI, Hong Kong Borsası’nda planladığı halka arz öncesinde şirket değerlemesini 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Şirketin yakın zamanda 31,5 milyar dolar değerleme ile yeni bir finansman turunu tamamlamaya hazırlandığı ve hemen ardından yeni yatırım görüşmelerine başlayacağı belirtiliyor.

Çin merkezli yapay zeka şirketi Moonshot AI, Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nda gerçekleştirmeyi planladığı halka arz (IPO) öncesindeki süreçte şirket değerlemesini 50 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyor.

Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, şirket bu doğrultuda bir halka arz öncesi finansman aşaması yürütmeyi planlıyor.

Kaynaklar, Moonshot’ın önümüzdeki birkaç gün içinde 31,5 milyar dolar değerleme üzerinden yürüttüğü mevcut yatırım turunu tamamlayacağını ifade etti.

Aktarılan bilgilere göre şirket, bu turun kapanmasının hemen ardından potansiyel yatırımcılarla yeni bir sermaye yatırımı için müzakerelere başlamayı tasarlıyor.

Yeni Kimi K3 modeli beklentileri artırıyor

Moonshot, bu süreçte temmuz ayının başlarında tanıttığı yeni yapay zeka modeli Kimi K3’ün başarısından yararlanmayı hedefliyor.

Şirket, Kimi K3’ün Anthropic firmasının en gelişmiş modeli Claude Fable 5 ile OpenAI tarafından geliştirilen GPT-5.6 dışındaki tüm rakiplerini geride bıraktığını iddia ediyor.

Söz konusu model, dünyanın en zengin isimleri arasında yer alan Elon Musk tarafından “etkileyici” olarak nitelendirildi. OpenAI Strateji Şefi Ding Ball ise açık kaynaklı bu modelin piyasaya sürülmesinin teknoloji dünyasını “tam teşekküllü bir yapay zeka komünizmine” yaklaştırdığı uyarısında bulundu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Amerikan makamlarının Çin dahil olmak üzere denizaşırı ülkelerdeki açık kaynaklı modelleri yakından inceleyeceğini ve ABD şirketlerine ait fikri mülkiyet haklarının çalındığına dair bulgulara rastlanması halinde gerekli önlemleri alacaklarını bildirdi.

Çinli Moonshot AI yeni modeli Kimi K3’ü tanıttı

Altı ay içinde borsaya açılması bekleniyor

Moonshot, daha önce hissedarlarına Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nda kotasyon alma niyetinde olduğunu bildirmişti. Bloomberg tarafından paylaşılan bilgilere göre şirketin önümüzdeki altı ay içinde halka arzını gerçekleştirmesi bekleniyor.

Google ve Meta’nın eski çalışanı Yang Zhilin tarafından 2023 yılının başında kurulan Moonshot, Çince adını kurucusunun sevdiği müzik grubu Pink Floyd’un albümüne atıfla “Dark Side of the Moon” (Ayın Karanlık Yüzü) ifadesinden alıyor. Girişim; Alibaba Group Holding bünyesindeki Qwen, MiniMax Group ve Z.AI ile birlikte Çin yapay zeka sektörünün öncüleri arasında kabul ediliyor.

Çin’de Moonshot’ın yanı sıra diğer büyük yapay zeka şirketleri de halka arz süreçlerine hazırlanıyor.

DeepSeek firmasının 2027 yılında halka açılmayı değerlendirdiği belirtilirken, araştırmacı Lee Kai-Fu tarafından kurulan 01.ai adlı girişimin borsa hisse senedi ihracının da aynı yıl içinde gerçekleşebileceği kaydediliyor.

Okumaya Devam Et

Asya

DeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı

Yayınlanma

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarının çalışma belgeleri ve kişisel mesajları içeren diyalogları Google arama sonuçlarında açık erişime çıktı. Veri görünürlüğü, kullanıcıların üçüncü kişilere aktarım amacıyla “Paylaş” seçeneğini etkinleştirerek ürettiği kamuya açık bağlantıların arama motoru tarafından indekslenmesinden kaynaklandı.

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarına ait diyaloglar, çalışma belgeleri ve kişisel mesajlar Google arama motorunda açık erişime çıktı.

Durumun, kullanıcıların yazışmaları üçüncü kişilere aktarmak amacıyla oluşturduğu kamuya açık bağlantıların Google tarafından indekslenmesinden kaynaklandığı tespit edildi.

Süreç, DeepSeek arayüzündeki “Paylaş” seçeneğiyle işliyor. Bu özellik etkinleştirildiğinde kullanıcı metnin belirli bölümlerini işaretliyor ve platform herkesin erişebileceği bir internet adresi üretiyor.

Sistem işlem sırasında söz konusu içeriğin bağlantıya sahip olan herkese açık hale geleceği bilgisini veriyor. Arama motoru da yalnızca hesap sahiplerinin manuel olarak genel erişime açtığı diyalogları sonuçlarda listeliyor.

Ocak 2025’te bulut güvenliği şirketi Wiz Research uzmanları, DeepSeek veri tabanından gizli bilgilerin sızdığını tespit ettiklerini duyurmuştu. Geliştirici firmaya bildirilen sorun hızla giderilmişti.

Uzmanların değerlendirmelerine göre açık erişime sızan veriler arasında sohbet geçmişleri, gizli anahtarlar, arka plan sistem ayrıntıları ve diğer gizli bilgileri içeren 1 milyondan fazla veri satırı yer alıyordu.

DeepSeek, kuruluşundan bu yana 7 milyar dolardan fazla yatırım toplayarak Çin’in en yüksek piyasa değerine sahip yapay zekâ girişimi konumuna geldi.

Platformun kullanıma sunulmasından itibaren dünya genelinde çok sayıda ülke, ulusal güvenlik ve kişisel verilerin korunması kaygıları doğrultusunda hükümet düzeyinde ve kamu kurumlarında sistemin kullanımına yönelik yasak veya kısıtlamalar getirdi.

Axios’un aktardığı bilgilere göre ABD Kongresi üyelerinin Çin menşeli sohbet botunu kullanmasına izin verilmiyor.

2026 yılı başlarında ise İtalya Veri Koruma Kurumu, kişisel verilerin işlenme yöntemlerine dair bilgi eksikliği gerekçesiyle DeepSeek erişimini engelledi.

Yapay zekâ sistemlerinde benzer veri güvenliği sorunları daha önce de yaşanmıştı. 2023 yılında OpenAI şirketine ait ChatGPT yazılımında, açık kaynaklı “redis-py” adlı Redis müşteri kütüphanesindeki bir hata nedeniyle bazı kullanıcıların kişisel verileri internete sızmıştı.

Söz konusu teknik aksaklık, ChatGPT abonelik doğrulama e-postalarının bir kısmının yanlış kullanıcılara gönderilmesine yol açmıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya, nükleer silah tartışmasını tabu olmaktan çıkarıyor

Yayınlanma

Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, ülkesinin nükleer silah edinme konusundaki tartışma yasağını kaldırması gerektiğini belirterek güvenlik ortamının kötüleştiğini vurguladı. Kyodo News ajansının aktardığına göre Koizumi, ulusal savunma önlemlerini artıran Finlandiya ve Fransa’yı örnek göstererek Tokyo’nun bazı konuları tabu sayan yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini kaydetti.

Japonya hükümetinde, ülkenin nükleer silah edinmesine yönelik tartışmalar üzerindeki yasağın kaldırılması yönünde çağrı yapıldı.

Kyodo News ajansının aktardığına göre Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, Tokyo’nun nükleer silah konusunu tartışmaktan “kaçınamayacağını” ifade etti.

Bakan Koizumi, nükleer caydırıcılığı güçlendirmek için adımlar atan Fransa ve Finlandiya’yı örnek gösterdi. Finlandiya parlamentosu, haziran ayı ortasında ulusal savunmayı güvence altına almak amacıyla nükleer silahların ülke topraklarına ithalini, transit geçişini ve depolanmasını engelleyen yasağı kaldıran bir kanunu kabul etmiş, düzenleme daha sonra Cumhurbaşkanı Alexander Stubb tarafından imzalanmıştı.

Koizumi, güvenlik durumunun kötüleştiğini ve Tokyo’nun bazı konuların tartışılmasını tabu haline getiren yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini belirtti. 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırılarına maruz kalan Japonya, günümüzde Amerikan nükleer şemsiyesinin koruması altında yer alıyor ve topraklarında nükleer silah üretmeme, bulundurmama ve girişine izin vermeme şeklindeki üç temel ilkeye bağlı kalıyor.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Kasım 2025’te bu ilkelerin değiştirilmesi konusunu gündeme taşımıştı.

Japon yetkililer, ulusal güvenliğe dair üç temel belgenin güncellenmesi sürecinde bu konuyu ele almaya başladı. Takaichi, özellikle nükleer silahların ülkeye girişine yönelik yasağın kaldırılmasını önermiş, mevcut yasağın ABD’nin caydırıcılık potansiyelini zayıflattığını savunmuştu.

Mevcut yasal çerçevede Washington, Japonya’daki askeri üslerine ve buradaki limanlara yanaşan gemilerine bu tür mühimmatları yerleştiremiyor.

Kyodo News ajansına konuşan ve Takaichi hükümetinin güvenlik politikalarının hazırlanmasında yer alan bir kaynak, aralık ayında yaptığı açıklamada Japonya’nın nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunmuştu.

Bu çıkış, muhalefet partilerinin ve bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.

Avrupa’da da benzer güvenlik tartışmaları sürüyor. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, temmuz ayı başında yaptığı açıklamada, ülkedeki siyasi güçlerin “kötüleşen jeopolitik durum” gerekçesiyle ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını engelleyen anayasal yasağın kaldırılmasına yönelik bir plan üzerinde uzlaştığını bildirmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişikliğe gidildiğini ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuştu.

Mevcut durumda yaklaşık 290 savaş başlığına sahip olan Fransa, nükleer kalkanını ortaklarına da genişletmeyi planlıyor.

Macron; Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yapılacak işbirliğinin, nükleer silahların kullanılacağı ortak askeri tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını kapsayacağını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English