Amerika
Küresel şantaj: Aç kapa Amerika

Deniz Hakyemez
ABD, İran ile müzakere masasından Hürmüz Boğazı’nı kapama kararıyla kalkınca pek çoklarını şaşırttı. ABD haftalardır açılsın diye bağırdığı, müzakerelerde açılmasını koşul olarak koyduğu Boğaz’ı neden kapıyordu? Fatura gene Trump’ın çılgınlığına kesildi; Trump çılgın ve barbar olabilir, ancak bu açıklama ABD’nin son dönemdeki her hamlesini açıklamada maymuncuk işlevi görmeye başlamış durumda; düşünsel planda kolaycı bir çıkış sunuyor.
ABD ve İsrail’in İran saldırısında kanın ardında ilk gördüğümüz şuydu: İran Boğaz’ı kapadı, ABD aç diye ısrar etti. Tıpkı Trump’a baktığımızda çılgınlığını görmemiz gibi, olgulara baktığımızda ilk gördüğümüz de kategorik olarak yanlış değildir. Ancak bu sınırlar içinde kalmaya felsefede ampirisizm diyoruz, gerçeklik katmanlıdır ve bizim ilk bakışımızda algıladıklarımız o gerçekliğin sıklıkla çok küçük bir kısmıdır; yanlış, o küçük kısmı gerçekliğin bütünü olarak kabul ettiğimizde başlar.
15 Mart tarihli yazımda olup bitene bir başka açıdan bakmayı önerdim. Açarak ilerliyorum:
1) Boğaz’ı kapayan İran’dır, doğru, ama bir de kapattıran vardır. ABD, İran’ın bu hamlesine “hazırlıksız” yakalanmış olamaz çünkü ABD’nin olası bir İran saldırısı karşısında İran’ın ne yapacağına ilişkin geçtiğimiz on küsur senedir sayısız yazı yazıldı; her birinde İran’ın öngörülen ilk hamlesi Hürmüz’ü kapamak ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vurmaktır. Buna bu süre içindeki think-tank çalışmalarını ekleyelim ve İran’ın doğrudan açıklamalarını da unutmayalım. ABD, İran’a saldırdığında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapayacağını biliyordu.
2) Doğru formül “ABD İran’ı Hürmüz’ü kapatmaya zorladı” ve (kısa ya da uzun) bir enerji krizini ya istedi ya göze aldı. Büyük İran direnişini asla küçümsemiyorum, İran doğru yapmıştır: ABD-İsrail saldırınca Hürmüz’ü kapatmak zorundadır; ABD kapattırmış olsa da kapatmak zorundadır. Ancak İran bir ileri adım attı: Boğaz’ı sadece düşmana, ABD’ye ve işbirlikçilerine kapattı. Tüm bu süre boyunca Boğaz’ın açık olduğunu, yuana açık olduğunu, ABD üslerini kapatacak Körfez ülkelerine açık olduğunu defaatle yineledi.
3) İran’ın akıllı hamleleri ve köklü medeniyetlerine yakışan bir ciddiyet ve bilgelikle ördüğü, üstten bakan ve güldüren (savaş psikolojik cephede de savaştır) söyleminin de etkisiyle, Trump’ı, kendi müdahalelerinden önce açık olan bir kapının önünde açın diye bağırırken bulduk ve ABD egemenliğinin ve aynı anlama gelmek üzere barbarlığının damgasını vurduğu bir dünyanın çocukları olarak eğlenmemiz ve kıvanç duymamız anlaşılırdır.
4) Ancak 15 Mart tarihli yazımın başlığı “ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi” idi. Üç temel noktadan yola çıkıyordum: a) ABD İran’a bir enerji krizi çıkacağını bilerek saldırdı. b) ABD tarihi enerji krizlerini kendisi için fırsata çevirmeye yabancı değildir. Dahası önceki yazımda yazdığım üzere, ‘73-4 krizinde kendileri kabul etmese de ABD parmağı aramak için geçerli nedenlerimiz vardır. c) 2020’den bu yana, tam da küresel “serbest” piyasa Çin’e yaramaya başlamışken, bu “küresel” tedarik ağları bir bir kopmaya başlamıştır. ABD, Yalçın Hoca’nın deyişiyle Yüce Gök’ün sevgili kulu olmalıdır, çünkü bu tedarik ağları tam ABD’nin ihtiyaç duyduğu zamanda, ABD’nin en çok işine gelecek yerlerden kopmuştur ve son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki akışın kesilmesi ya da en hafifinden risk primi yüksek bölgeye dönüşmesi mi, bu kadar tesadüf fazladır.
5) ‘73-4 Petrol krizinde petrol fiyatlarının yükselmesi dünyayı dolara ve zaman içinde Amerikan tahviline koşmaya zorladı, süreç sonunda dolarla borçlanan ülkelerden ABD’ye büyük bir servet aktarımı gerçekleşti. Evet, bugün “petrodoların çöküşü” sözünü sık duyuyoruz; bu söz bazen ABD’nin diğer para birimlerinin kullanılmasını engelleyememesinden kaynaklanan, yerinde, ancak aceleci bir kutlamanın, bazense “küresel bir enerji krizi kapıdaysa ABD’nin bundan çok bir çıkarı yok artık, bu İran’ın suçudur,” demek için hazırda bekleyenlerin amentüsünün parçası olarak çıkıyor karşımıza. Bu iki uç, düşman kamplardan konuşuyor ama ortak bir körlük içinde: ABD, kontrolünden çıkmadıkça küresel enerji şoklarından pekâlâ medet umabilir.
6) “ABD dünyaya dolar verir, dünya o dolarla petrol alır, petrol zengini ülkeler de bu parayı tekrar ABD’ye yatırır” şeklinde basitleştirerek özetleyebileceğimiz petrodolar mekanizması 2000’li yıllarda yerini giderek Çin’in “ihracat yap, dolar kazan, ABD tahvili al” mekanizmasına bıraktı. Bu petrodoların öldüğü anlamına gelmiyor, ABD açıklarının finansmanında daha az yer tuttuğu anlamına geliyor. ABD’nin ekonomik gücü, dünyaya yaydığı dolarların eninde sonunda bir mıknatıs gibi kendine geri dönmesine dayanır. Ve son dönemde Çin bu motoru işleten tek finansör olmasa da en büyük finansördü. Ancak Çin’in ABD’nin hesabının ötesinde büyümesi ve dünya pazarından giderek büyüyen bir pay almaya başlaması, ABD’ninse neoliberal dönemde üretimini en ucuz gerçekleştirebileceği ülkelere çekerek kendisini “sanayisizleştirmesi”, ABD’yi yol yakınken önlem almaya itmiş durumda. ABD eski “ABD tüketir – Çin üretir” makinesini gevşetmek zorunda. Üretimin tek büyük merkez olarak Çin’den çoklu üretim ağına, kendi diliyle “dost ülkelere” kaydırmaya (friend-shoring), yeni finansman motorlarını devreye sokmaya ihtiyaç duyuyor. İşte Çin’e ve onun “dostlarına” yarayan tedarik ağlarının bir bir kopmaya başlaması ne hikmetse bu döneme denk geliyor, Hürmüz şimdilik son halkadır.
7) Aç, kapa, artema, birden fazla kuşağın zihnine işlemiştir ve şimdi aç, kapa, Amerika, bir oyun gibi izliyoruz. Vana Amerika’nın elinde değil ama üzerinde dolaylı kontrol kuruyor: Petrol arzıyla ve fiyatlarıyla oynuyor. Birinci perdede, İran’ı kapatmaya zorlayarak Hürmüz Boğazı’nı güvensiz tedarik ağı ilan etme fırsatı buldu; petrol arzını kıstı ve dolayısıyla, kontrollü bir şekilde yapmaya dikkat etse de petrol fiyatlarını yukarı çekti. Enerji krizi tehdidi savaşta kendisine destek vermekte isteksiz müttefikleri üzerinde dolaylı baskı kurmanın bir yoludur, ancak müttefikler hâlâ isteksiz. İkinci perdede abluka ile el yükseltti. Müttefikleri üzerindeki baskısı sürüyor; yükselen petrol fiyatları herkesi dolara koşmaya zorluyor. Dahası ABD, “dolar dışı akışları” da elinden geldiğince kesmeyi amaçlıyor. Boğaz’ı bu kez İran ve Çin için de kullanışsız kılmaya çalışırken, bunun da ötesinde İran ya da Çin’le her türlü ticaret yapmanın önüne devasa engeller koyuyor: Önce 12 Nisan’da ablukaya uymayan herhangi bir gemiyi, bağlı olduğu şirketle birlikte “yaptırım delici” ilan etti (ki bu o şirketin herhangi bir gemisi üzerinden ticaret yapanı da yaptırım kapsamına sokuyor); 15-16 Nisan’daysa, İran petrolünü alan veya İran’a ait fonları bankalarında tutan ülkelere karşı “ikincil yaptırım” silahını kullanmaya hazır olduğunu. Bu yaptırımlar, ilgili bankaların veya ülkelerin ABD finans sisteminden (dolar sisteminden) tamamen dışlanması anlamına geliyor.
8) ABD, tedarik ağlarının “güvencesizleştirilmesi” ve “enerji krizi” tehdidini bir arada kullanıyor. İşte bu nedenle “Tedarik ağları kopmadı ve koparıldı” ve “Enerji krizi üzerinden küresel şantaj yapan İran değil, ABD’dir” diyoruz.
ABD’nin, çıkardığı bu son enerji krizi paniğinden umduğu ya şantajının ve savaşının istediği sonucu vermesi (Hürmüz ve İran’ın ABD’ye olmasa bile dolara teslim olması) ya da kendisinin başkalarına kıyasla daha uzun süre dayanabileceğine güvendiği bir küresel kriz gibi görünüyor. Allayıp pulladığı serbest piyasa kurallarıyla alamadığı pazarların bir kısmını Çin’den, tedarik/ticaret ağlarını baltalayarak ve dünyaya şantaj yaparak almak (ya da Çin’i bununla tehdit etmek); krizle tehdit ettiği ve/ya da vurduğu daha zayıf ülkeleri bu küresel haydutluğun arkasında durmaya zorlamak; gerekirse, dolar güçlenirken parası pul olan, giderek borç batağına saplanacak üçüncü dünya ülkelerini seçeneksiz bırakarak ve kendisine daha bağımlı kılarak –bu arada bu ülkelerin yöneticilerine Larry Fink türü adamlarla havuçlar sallayarak– yeni bir büyük servet aktarımının önünü açmak.
Kapitalizmin krizleri böyledir ve “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” bir slogan olmanın çok ötesindedir. Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni hatırlayın. Büyük Bunalım’ı anlatır: Amerikan halkı işsizdir, açtır, portakal vardır, erişebilecekleri uzaklıktadır ama alamazlar, kapitalistler fiyatları korumak için, portakalları bu aç insanlara vermek yerine yakar. Bugün de petrol var, Çin ihtiyacınızı ucuza üretiyor, ama bana kazandıran kurallarla oynamazsanız alamazsınız, demeye çalışıyor Amerika ve bu yolda dünyayı yakmaya hazır olduğu mesajını veriyor.
Gücü yeter mi, kendisi ne kadar dayanabilir; yangın yangındır, kimin nerede ve nasıl tutuşacağı belli olmaz. ABD bu kez küçük güçlerle çarpışmıyor; içeride, dışarıda sıkışıyor ve dünyayı artık açıkça tehdit ediyor. Kral sıkışmış ve çıplak; ilk bakışta da görünüyor.
Yazarın notu: Bu yazı 16 Nisan’da yazıldı. 17 Nisan itibariyle İran Boğaz’ın tüm ticari gemilere açıldığını duyurdu. Bu İran’ın bir kazanımı mı, zaman gösterecek. İran, Hürmüz Boğazı’nı Lübnan’daki 10 günlük ateşkes süresince tüm ticari gemilere açtığını duyururken, bazı tankerlerin İran tarafından belirlenen “koordine edilen rotada” geçiş yapmasıyla ABD ablukası fiziksel olarak delinmiş, öte yandan Trump ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının ve İran ile iş yapan üçüncü ülkeleri hedef alan ikincil yaptırımların, nihai bir anlaşma sağlanana kadar devam edeceğini ilan etmiş durumda.
Amerika
El Salvador, Haiti’yi işgal etmeye başladı

El Salvador lideri Nayib Bukele, adadaki çete sorununu ortadan kaldırma çabalarına destek olmak iddiasıyla Haiti’ye binlerce asker göndermeye başladı.
Axios’ta yer alan habere göre Bukele, salı günü ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak, Haiti hükümetinin de kabul ettiği bu büyük çaplı askeri tırmanışa ilişkin herhangi bir sakıncası olup olmadığını teyit etti.
Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi kaynaklara göre, Trump ona “Ne yapman gerekiyorsa yap,” dedi.
Haiti, Bukele ve kötü şöhretli güvenlik şirketi Blackwater’ın eski sahibi Erik Prince için, bu yarımkürede ABD’nin gücünün kamu-özel sektör vekilleri olarak hareket etmeleri açısından bir “deneme alanı” olabilir.
Irak’ta yaptığı katliamlarla bilinen Blackwater’ın kurucusu Prince, hem Trump’ın hem de Bukele’nin müttefiki olan ve aynı zamanda Haiti’de faaliyet gösteren bir isim.
Blackwater kurucusu Prince Haiti’de gizli operasyon yürütüyor
CNN muhabiri Caitlin Stephen Hu’nun aktardığına göre iki bin asker, buraya yapılan önemli bir sevkiyat.
Çünkü bu sayı, Haiti’nin tüm ordusundan daha fazla ve Haiti Ulusal Polisi’nin kentsel faaliyet alanının yaklaşık dörtte birine denk geliyor.
Salvador işgal gücü, BM destekli çok uluslu Çete Bastırma Gücü’nün (GSF) mevcut personel sayısına yaklaşık olarak eşit ve Haiti hükümetinin gizli “görev gücü”ndeki özel askeri müteahhitlerin sayısını bir hayli aşıyor.
CNN’e konuşan konuya yakın bir kaynağa göre, Salvadorlu güçlerin komuta yapısı şimdilik belirlenmiş durumda değil.
Eril Prince ayrıca Haiti’ye insansız hava aracı (drone) savaşını da getirmiş durumda. Görev Gücü’nün geçen Mart ayında operasyonlara başlamasından bu yana 2.000’den fazla saldırı gerçekleştirildi.
CNN’in görüntülediği bir videoda, minik bir insansız hava aracının bir çatının üzerindeki su deposuna benzeyen bir yapıya doğru uçtuğu görülüyor. Aracın çarpmasıyla yapı patlıyor ve aniden bina alevler içinde kalıyor.
Görev Gücü’nden bir kaynak, buranın bir çetenin Molotof kokteyli üretim tesisi olduğunu söylüyor.
Prince, geçen ay Port-au-Prince’de CNN’e verdiği özel röportajda şunları söyledi:
“İsyancılar sadece liderlerini ortadan kaldırarak yenilmez. “Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konuda bir takıntı olduğunu biliyorum, fakat savaşlar, önemli sayıda düşman askerini savaş alanından uzaklaştırarak kazanılır. Onlar kötü suçlular ve onlar için en iyi yer toprağın altı.”
Prince’in yeni şirketi Vectus Global, geçen yıl Haiti’nin geçici hükümeti tarafından görevlendirildi. Görev Gücü şu anda, Haiti Ulusal Polisi, BM tarafından yetkilendirilen yeni Çete Bastırma Gücü, Haiti’nin uzun süredir ihmal edilmiş ordusu ve silahlı milis gruplarından oluşan bir ağın yer aldığı parçalanmış bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor.
CNN’e göre “yüz yüze konuşurken yumuşak başlı ama sosyal medyada oldukça aktif” olan Prince, Haiti’deki çalışmalarını, kendi çözümsüz güvenlik sorunlarıyla boğuşan diğer çökmekte olan devletler için bir model olarak tanıtıyor.
Bukele: Sizi işgal etmeye gelmedik
El Salvador çarşamba günü, Haiti’ye 2.000 kadar asker gönderdiğini duyurdu. Kaynaklara göre bu sayı ikiye ya da üçe katlanabilir.
Bukele, perşembe günü X’te yaptığı paylaşımda, “Haiti’ye para kazanmak için gelmedik, çünkü kimse bize bunun için para ödemiyor. Haiti’ye kötülere karşı savaşmak için geldik,” dedi.
El Salvador, diğer ülkelerle birlikte, BM tarafından kurulan ve Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’te faaliyet gösteren “Çete Bastırma Gücü” (GSF) adlı girişimin bir parçası.
Miami Herald’a göre, 18 Ekim’de dört Salvadorlu havacılık teknisyeni pusuya düşürüldü ve akıbetleri hâlâ bilinmiyor.
Üç gün sonra Bukele, X’te bir uyarı yayınlayarak şunları söyledi:
“Siz çete liderlerinin bir şeyi çok net bir şekilde anlamanızı istiyorum: Dört rehineyi de sağ salim geri alamazsak, bugünkü saldırı gelecekte olacakların yanında hiçbir şey kalmayacak. El Salvador’daki çetelerin işini çoktan bitirdik, sizinkini de bitirebiliriz.”
Haiti halkından kendisine güvenmelerini isteyen Bukele, Karayip ülkesini işgal etmediğini, tek istediğinin askerlerini geri almak olduğunu ve Haiti’deki çetelere bir ders vermek olduğunu ileri sürdü.
El Salvador lideri şöyle devam etti:
“Bu, Haiti halkına yönelik bir operasyon değil, ne de Haiti ülkesine yönelik bir işgal. Biz bir süper güç değiliz. Haiti halkını egemenliğimiz altına almak ya da Haiti’nin zenginliklerine el koymak gibi bir niyetimiz yok. Biz gelişmekte olan mütevazı bir ülkeyiz. Tek istediğimiz, dört havacılık teknisyenimizin evlerine dönmesi.”
Bukele’nin ifadesine göre, çeteler Haitililere acı çektiriyor, sevdiklerini öldürüyor ve halkın “korkusuz, normal ve özgür bir hayat sürmesini” engelliyor.
Bukele, “bu operasyonun masraflarını karşılayanın” El Salvador olduğunu söyledi. “Giderlerin %90’ını kendi mütevazı kaynaklarımızla karşılıyoruz,” diyen Bukele, birliklerin konuşlandırılmasının neredeyse tamamlandığını da duyurdu.
Bukele, “Bize pahalıya mal oluyor ama kendi acılarımızdan ders aldık: Adalet ve barışın bedeli yoktur,” dedi.
Haitililerden kendisine güvenmelerini ve şifa için Tanrı’ya dua etmelerini isteyen bu güçlü lider, ardından Eski Ahit’ten 2. Tarihler 7:14 ayetini alıntıladı.
Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti gerekçesiyle seçimleri erteledi
2019’da ilk kez seçilen Bukele, El Salvador’da MS-13 çetesini acımasız bir askeri güç kullanımı ve kitlesel tutuklamalardan oluşan bir kampanya ile ortadan kaldırmasıyla dikkatleri üzerine çekti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile güçlü bir ilişkisi olan Bukele, ABD’den toplu olarak sınır dışı edilen ve ardından Bukele’nin kötü şöhretli CECOT hapishanesine hapsedilen üçüncü ülke göçmenlerini kabul etmeyi kabul ederek yeni Trump yönetiminin gönlünü kazandı.
Bukele’nin birimleri, Salvadorlu özel kuvvetler ve askeri teçhizatın adaya akın etmeye başlamasıyla birlikte, çarşamba günü onaylanan Haiti ile yapılan ikili anlaşma kapsamında adada operasyon yürütme yetkisi aldı.
Yine çarşamba günü, Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti nedeniyle cumhurbaşkanlığı seçimlerini gelecek yıla erteledi.
Bukele’nin işgal güçleri, şu anda üyesi olduğu GSF ile ve Prince’in Blackwater’ın halefi olan özel güvenlik şirketi Vectus Global ile paralel olarak faaliyet gösteriyor gibi görünüyor.
Haiti, “çete şiddetini bastırma” misyonundaki ilk Kenyalı subayları bekliyor
ABD, BM gücünü “bürokratik ve çekingen” buluyor
Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi Florida Kongre üyesi Brian Mast, BM destekli GSF’nin fazla bürokratik ve çekingen olduğunu söyledi.
Mast, Kenya’nın liderlik ettiği GSF’nin öncülünün çok beceriksiz ve 1 milyar dolarlık maliyeti nedeniyle çok pahalı olduğunu savundu.
Mast, “Her Kenyalı için 1 milyon dolarlık bir harcama yaptık ve sonuçta durum daha da kötüleşti,” dedi.
Haiti çetelerinin işlediği katliamları göstermek amacıyla Mast, GSF’ye yardım ettiği için palalarla parçalanarak öldürülen bir Haitili erkeğin videosunu Axios ile paylaştı.
Adada tecavüz, kundaklama, haraç ve adam kaçırma olayları yaygın bir şekilde yaşanıyor.
Mast, El Salvador’un kayıp dört personelini bulmasının ötesinde şunları da yapmasını istedi:
“Umarım bu görevin amacı intikam almak, cezalandırmak ve çeteleri yok etmektir. Orada bir amaç ve motivasyonla hareket eden birinin olması gerekiyor. Artık bu mücadele onlar için kişisel bir mesele haline geldi ve mücadele çetelerin kalesine taşınacak. ABD bu işten çıkmak ve milyonları boşa harcamamak istiyor.”
Kolombiya, gayri resmi işgal aracısı olarak işlev görebilir
Bukele, Trump yönetiminin El Salvador’un ABD adına bir vekil güç olarak Haiti’yi sakinleştirmesine izin vermesini önermişti.
Fakat Axios’a konuşan bir kaynak, “Rubio bu konudan uzak durmak istedi. Haiti’yi gündemden uzak tutmak istiyor,” diye konuştu.
Bukele, insansız hava araçları ve nakliye uçakları da dahil olmak üzere ABD’den askeri teçhizat talep etmişti; fakat bu talep resmi olarak reddedildi.
Başka bir kaynağa göre, Kolombiya nihayetinde, görevde ABD’nin izi kalmayacak şekilde Bukele’nin güçlerine teçhizat sağlamak üzere gayri resmi bir aracı olarak hareket edebilir.
Bir Beyaz Saray yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Bukele salı günü Trump’ı aradığında, başkan, Bukele’nin kayıp askeri personelinin içinde bulunduğu zor durum nedeniyle üzüntülerini dile getirdi.
Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, oraya gittiği için ABD’nin aniden ona darbe vurmasını istemiyor,” dedi.
Trump’ın Haiti’ye yönelik ilgisi, büyük ölçüde, Trump’ın geçen yıl sonlandırdığı geçici koruma statüsü kapsamında ABD’de bulunan vatandaşlarını geri almasını sağlamaya sınırlı.
Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, başkana bu işi halledebileceğinden emin olduğunu söyledi. Fakat işler karışabilir. Çeteler yanlış adama bulaştı. Bukele’nin kanıtlaması gereken bir şey var,” dedi.
El Salvador’a “sivillere saldırı” suçlaması
Öte yandan bir Haiti hak savunuculuğu grubu, Salvadorlu güçleri Port-au-Prince yakınlarında sivilleri bombalamakla suçladı.
BM Genel Sekreteri António Guterres’e açık mektubunda “Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti” isimli grup, “Çocuklar çeteler tarafından değil, yabancı bombalar tarafından öldürülüyor,” dedi.
Adından farklı olarak, Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti, BM’nin bir parçası değil, diasporaya ait bir savunma grubu.
Croix-des-Bouquets doğumlu kurucu Harvey Dupiton, 22 Ekim’den bu yana Salvadorlu askerlerin buradaki ve yakınlardaki Canaan’daki sivil mahalleleri hava saldırıları, helikopterler ve ağır silahlarla vurduğunu yazdı.
Dupiton, “Ailelerimiz bize yatakların altına saklandıklarını söylüyor,” diye ekledi.
Grup, Salvador’un “saldırı amaçlı bombalama operasyonlarının” derhal durdurulmasını, sivil ölümlerine ilişkin bir BM soruşturması açılmasını ve BM Güvenlik Konseyi’nin El Salvador’un “Haiti’de tek taraflı savaş yürütme hakkı olmadığına” dair bir açıklama yapmasını talep etti.
Amerika
ABD’de Rus dizeli krizi: Demokratlar sevkiyatın yasa dışı olduğunu savunuyor

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım merkezine ev sahipliği yapan New Jersey’nin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan gelen dizel yakıtın limanlara girişini engelleme tehdidinde bulundu. ABD Hazine Bakanlığının verdiği geçici lisansla 140 bin tonluk ilk yakıt sevkiyatı yola çıkarken, üç tankerin ara seçimlerden sonra ülkeye ulaşması bekleniyor.
ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım ve ithalat merkezine ev sahipliği yapan New Jersey eyaletinin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan yapılan dizel yakıt ithalatını engelleme tehdidinde bulundu.
Financial Times gazetesine konuşan Sherrill, Rusya ile varılan dizel anlaşmasını yasa dışı olarak nitelendirdi.
Sherrill, “ABD Başkanı Donald Trump benzin, dizel yakıt fiyatlarını veya maliyetleri düşürmek için hiçbir adım atmıyor. Şu anda dizelin New Jersey limanına ulaşmasını nasıl engelleyebileceğimize dair seçenekleri değerlendiriyorum” dedi.
New York ve New Jersey Limanı, ABD’nin doğu kıyısında petrol ürünlerinin ithalatı, depolanması ve dağıtımı açısından ana merkez konumunda.
Altyapının büyük kısmı ise New Jersey eyaleti sınırlarında yer alıyor. Boru hatları ve dağıtım ağının yanı sıra Bayonne ve Linden’deki büyük yakıt depolama terminalleri başlıca tesisleri oluşturuyor.
Gazetenin aktardığına göre dizel taşıyan tankerler yüklerini genellikle Bayonne, Linden, Carteret, Perth Amboy, Port Reading ve Sewaren’deki özel petrol terminallerine boşaltıyor.
Financial Times, üç tankerin ara seçimlerin ardından ABD’ye ulaşmasının beklendiğini yazdı. 140 bin tonluk bu yakıt sevkiyatı, ABD makamlarının anlaşma kapsamında izin verdiği ilk parti oldu.
Buna karşın Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump’a anlaşmayı iptal etme çağrısı yaptı.
ABD Hazine Bakanlığı, Rus yakıtıyla işlem yapılmasına geçici izin veren genel bir lisans yayımlamıştı.
Demokratlar ise Kongre’nin 2022 yılında Rus petrolü ithalatını sonlandıran ve Rus enerji kaynaklarının ülkeye girişine tam yasak getiren yasayı kabul ettiğini hatırlatarak, bakanlığın verdiği belgenin hukuki geçerliliği olmadığını savunuyor.
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, bu hafta petrol şirketlerini Rus dizel yakıtı ithal etmeleri halinde 1 milyon dolara varan para cezaları ve 20 yıla kadar hapis dahil çeşitli yaptırımlarla tehdit etti.
Rusya’ya yönelik ağır yaptırım tasarılarının ortak hazırlayıcılarından Demokrat Senatör Richard Blumenthal ise deniz taşımacılığı şirketlerinden Rus dizeli taşıyan tankerleri geri çağırmalarını talep etti.
Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in “Rusların Başkan Trump’ı istedikleri gibi yönlendirdiği” yönündeki sözlerine ise Başkan Yardımcısı JD Vance yanıt verdi.
Vance, “Sizi temin ederim ki hiç kimse ABD Başkanı’nı istediği gibi yönlendiremez. Kendisi durumu son derece gerçekçi biçimde değerlendiriyor” ifadelerini kullandı.
Kremlin geçen hafta Washington ile varılan mutabakat kapsamındaki sevkiyatların başladığını ve süreceğini duyurmuştu.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak da ülkesinin ihracata ayrılan dizel yakıttan ABD’ye istenilen her miktarda sevkiyat yapmaya hazır olduğunu belirtmişti.
Novak, 27 Ekim’de üç dizel tankerinin Rus limanlarından ayrıldığını, dördüncü tankerin ise 28 Ekim’de yola çıkmasının beklendiğini açıkladı.
Amerika
ABD ekonomisinde beklenmedik büyüme

Yatırımlardaki patlama ve dayanıklı tüketici harcamaları sayesinde ABD ekonomisi, üçüncü çeyrekte yıllık bazda %3,4 oranında büyüdü.
İktisadi büyüme, analistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşti ve önceki iki çeyrekteki %2,5 ve %2,2’lik büyüme oranlarına kıyasla keskin bir ivme kazandı.
Tüketici harcamalarındaki yıllık büyüme, geçen çeyrekte %3,8’e ulaşarak 2024’ten bu yana en hızlı artışını kaydetti.
İşletme yatırımları %12,7 oranında sıçradı ve GSYİH artışının yarısından fazlasını oluşturdu.
Yapay zeka yatırımları, GSYİH’yi iten başlıca faktörlerden biri oldu: Ekipman alımları, yapay zeka alanında faaliyet gösteren hiper ölçekli şirketlerin veri merkezi teknolojisine yaptığı büyük harcamalar da dahil olmak üzere, %20,9 gibi muazzam bir oranda yükseldi.
Paradoksal olarak, yapay zeka altyapısının geliştirilmesi de bunlardan biriydi. Bunun nedeni, bilgisayar çipleri gibi birçok yapay zeka donanımı alımının yurtdışında gerçekleştirilmiş olmasıydı.
Bu durum, ABD’nin ticaret dengesini ithalata doğru kaydırarak (ithalat, GSYİH’dan düşülür) büyümeyi yavaşlattı.
Ayrıca, artan mortgage faiz oranları konut inşaatını da olumsuz etkiledi.
İşsizlik oranı düşük seviyelerde seyretse de, geçen ay enflasyon gelir artışlarını geride bıraktı.
Federal Rezerv’in tercih ettiği enflasyon göstergesine göre, Eylül ayında fiyat artışları hem aylık hem de yıllık bazda hızlandı.
Bu artış, merkez bankasının %2’lik yıllık enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyretti ve faiz oranlarının yükseltilmesi yönündeki görüşleri güçlendirdi.
Yüksek fiyatların Amerikan hane halkı bütçelerini zorlayabileceğine işaret eden bir gelişme olarak, vergi sonrası tasarruf oranı geçen ay %3,8’e geriledi. Bu, 2022’den bu yana kaydedilen en düşük seviye.
Ayrıca otomobil, mobilya ve elektronik eşya gibi ürünlerin satışlarında durgunluk yaşandı.
Birçok iktisatçı, hisse senedi portföylerindeki kazançlardan (ki bunlar büyük ölçüde yapay zeka patlamasına bağlı) cesaret alan daha varlıklı Amerikalıların tüketimi ayakta tuttuğunu düşünüyor.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








