Bizi Takip Edin

Amerika

Küresel şantaj: Aç kapa Amerika

Avatar photo

Yayınlanma

Deniz Hakyemez

ABD, İran ile müzakere masasından Hürmüz Boğazı’nı kapama kararıyla kalkınca pek çoklarını şaşırttı. ABD haftalardır açılsın diye bağırdığı, müzakerelerde açılmasını koşul olarak koyduğu Boğaz’ı neden kapıyordu? Fatura gene Trump’ın çılgınlığına kesildi; Trump çılgın ve barbar olabilir, ancak bu açıklama ABD’nin son dönemdeki her hamlesini açıklamada maymuncuk işlevi görmeye başlamış durumda; düşünsel planda kolaycı bir çıkış sunuyor.

ABD ve İsrail’in İran saldırısında kanın ardında ilk gördüğümüz şuydu: İran Boğaz’ı kapadı, ABD aç diye ısrar etti. Tıpkı Trump’a baktığımızda çılgınlığını görmemiz gibi, olgulara baktığımızda ilk gördüğümüz de kategorik olarak yanlış değildir. Ancak bu sınırlar içinde kalmaya felsefede ampirisizm diyoruz, gerçeklik katmanlıdır ve bizim ilk bakışımızda algıladıklarımız o gerçekliğin sıklıkla çok küçük bir kısmıdır; yanlış, o küçük kısmı gerçekliğin bütünü olarak kabul ettiğimizde başlar.

ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi

15 Mart tarihli yazımda olup bitene bir başka açıdan bakmayı önerdim. Açarak ilerliyorum:

1) Boğaz’ı kapayan İran’dır, doğru, ama bir de kapattıran vardır. ABD, İran’ın bu hamlesine “hazırlıksız” yakalanmış olamaz çünkü ABD’nin olası bir İran saldırısı karşısında İran’ın ne yapacağına ilişkin geçtiğimiz on küsur senedir sayısız yazı yazıldı; her birinde İran’ın öngörülen ilk hamlesi Hürmüz’ü kapamak ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vurmaktır. Buna bu süre içindeki think-tank çalışmalarını ekleyelim ve İran’ın doğrudan açıklamalarını da unutmayalım. ABD, İran’a saldırdığında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapayacağını biliyordu.

2) Doğru formül “ABD İran’ı Hürmüz’ü kapatmaya zorladı” ve (kısa ya da uzun) bir enerji krizini ya istedi ya göze aldı. Büyük İran direnişini asla küçümsemiyorum, İran doğru yapmıştır: ABD-İsrail saldırınca Hürmüz’ü kapatmak zorundadır; ABD kapattırmış olsa da kapatmak zorundadır. Ancak İran bir ileri adım attı: Boğaz’ı sadece düşmana, ABD’ye ve işbirlikçilerine kapattı. Tüm bu süre boyunca Boğaz’ın açık olduğunu, yuana açık olduğunu, ABD üslerini kapatacak Körfez ülkelerine açık olduğunu defaatle yineledi.

3) İran’ın akıllı hamleleri ve köklü medeniyetlerine yakışan bir ciddiyet ve bilgelikle ördüğü, üstten bakan ve güldüren (savaş psikolojik cephede de savaştır) söyleminin de etkisiyle, Trump’ı, kendi müdahalelerinden önce açık olan bir kapının önünde açın diye bağırırken bulduk ve ABD egemenliğinin ve aynı anlama gelmek üzere barbarlığının damgasını vurduğu bir dünyanın çocukları olarak eğlenmemiz ve kıvanç duymamız anlaşılırdır.

4) Ancak 15 Mart tarihli yazımın başlığı “ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi” idi. Üç temel noktadan yola çıkıyordum: a) ABD İran’a bir enerji krizi çıkacağını bilerek saldırdı. b) ABD tarihi enerji krizlerini kendisi için fırsata çevirmeye yabancı değildir. Dahası önceki yazımda yazdığım üzere, ‘73-4 krizinde kendileri kabul etmese de ABD parmağı aramak için geçerli nedenlerimiz vardır. c) 2020’den bu yana, tam da küresel “serbest” piyasa Çin’e yaramaya başlamışken, bu “küresel” tedarik ağları bir bir kopmaya başlamıştır. ABD, Yalçın Hoca’nın deyişiyle Yüce Gök’ün sevgili kulu olmalıdır, çünkü bu tedarik ağları tam ABD’nin ihtiyaç duyduğu zamanda, ABD’nin en çok işine gelecek yerlerden kopmuştur ve son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki akışın kesilmesi ya da en hafifinden risk primi yüksek bölgeye dönüşmesi mi, bu kadar tesadüf fazladır.

5) ‘73-4 Petrol krizinde petrol fiyatlarının yükselmesi dünyayı dolara ve zaman içinde Amerikan tahviline koşmaya zorladı, süreç sonunda dolarla borçlanan ülkelerden ABD’ye büyük bir servet aktarımı gerçekleşti. Evet, bugün “petrodoların çöküşü” sözünü sık duyuyoruz; bu söz bazen ABD’nin diğer para birimlerinin kullanılmasını engelleyememesinden kaynaklanan, yerinde, ancak aceleci bir kutlamanın, bazense “küresel bir enerji krizi kapıdaysa ABD’nin bundan çok bir çıkarı yok artık, bu İran’ın suçudur,” demek için hazırda bekleyenlerin amentüsünün parçası olarak çıkıyor karşımıza. Bu iki uç, düşman kamplardan konuşuyor ama ortak bir körlük içinde: ABD, kontrolünden çıkmadıkça küresel enerji şoklarından pekâlâ medet umabilir.

6) “ABD dünyaya dolar verir, dünya o dolarla petrol alır, petrol zengini ülkeler de bu parayı tekrar ABD’ye yatırır” şeklinde basitleştirerek özetleyebileceğimiz petrodolar mekanizması 2000’li yıllarda yerini giderek Çin’in “ihracat yap, dolar kazan, ABD tahvili al” mekanizmasına bıraktı. Bu petrodoların öldüğü anlamına gelmiyor, ABD açıklarının finansmanında daha az yer tuttuğu anlamına geliyor. ABD’nin ekonomik gücü, dünyaya yaydığı dolarların eninde sonunda bir mıknatıs gibi kendine geri dönmesine dayanır. Ve son dönemde Çin bu motoru işleten tek finansör olmasa da en büyük finansördü. Ancak Çin’in ABD’nin hesabının ötesinde büyümesi ve dünya pazarından giderek büyüyen bir pay almaya başlaması, ABD’ninse neoliberal dönemde üretimini en ucuz gerçekleştirebileceği ülkelere çekerek kendisini “sanayisizleştirmesi”, ABD’yi yol yakınken önlem almaya itmiş durumda. ABD eski “ABD tüketir – Çin üretir” makinesini gevşetmek zorunda. Üretimin tek büyük merkez olarak Çin’den çoklu üretim ağına, kendi diliyle “dost ülkelere” kaydırmaya (friend-shoring), yeni finansman motorlarını devreye sokmaya ihtiyaç duyuyor. İşte Çin’e ve onun “dostlarına” yarayan tedarik ağlarının bir bir kopmaya başlaması ne hikmetse bu döneme denk geliyor, Hürmüz şimdilik son halkadır.

7) Aç, kapa, artema, birden fazla kuşağın zihnine işlemiştir ve şimdi aç, kapa, Amerika, bir oyun gibi izliyoruz. Vana Amerika’nın elinde değil ama üzerinde dolaylı kontrol kuruyor: Petrol arzıyla ve fiyatlarıyla oynuyor. Birinci perdede, İran’ı kapatmaya zorlayarak Hürmüz Boğazı’nı güvensiz tedarik ağı ilan etme fırsatı buldu; petrol arzını kıstı ve dolayısıyla, kontrollü bir şekilde yapmaya dikkat etse de petrol fiyatlarını yukarı çekti. Enerji krizi tehdidi savaşta kendisine destek vermekte isteksiz müttefikleri üzerinde dolaylı baskı kurmanın bir yoludur, ancak müttefikler hâlâ isteksiz. İkinci perdede abluka ile el yükseltti. Müttefikleri üzerindeki baskısı sürüyor; yükselen petrol fiyatları herkesi dolara koşmaya zorluyor. Dahası ABD, “dolar dışı akışları” da elinden geldiğince kesmeyi amaçlıyor. Boğaz’ı bu kez İran ve Çin için de kullanışsız kılmaya çalışırken, bunun da ötesinde İran ya da Çin’le her türlü ticaret yapmanın önüne devasa engeller koyuyor: Önce 12 Nisan’da ablukaya uymayan herhangi bir gemiyi, bağlı olduğu şirketle birlikte “yaptırım delici” ilan etti (ki bu o şirketin herhangi bir gemisi üzerinden ticaret yapanı da yaptırım kapsamına sokuyor); 15-16 Nisan’daysa, İran petrolünü alan veya İran’a ait fonları bankalarında tutan ülkelere karşı “ikincil yaptırım” silahını kullanmaya hazır olduğunu. Bu yaptırımlar, ilgili bankaların veya ülkelerin ABD finans sisteminden (dolar sisteminden) tamamen dışlanması anlamına geliyor.

8) ABD, tedarik ağlarının “güvencesizleştirilmesi” ve “enerji krizi” tehdidini bir arada kullanıyor. İşte bu nedenle “Tedarik ağları kopmadı ve koparıldı” ve “Enerji krizi üzerinden küresel şantaj yapan İran değil, ABD’dir” diyoruz.

ABD’nin, çıkardığı bu son enerji krizi paniğinden umduğu ya şantajının ve savaşının istediği sonucu vermesi (Hürmüz ve İran’ın ABD’ye olmasa bile dolara teslim olması) ya da kendisinin başkalarına kıyasla daha uzun süre dayanabileceğine güvendiği bir küresel kriz gibi görünüyor. Allayıp pulladığı serbest piyasa kurallarıyla alamadığı pazarların bir kısmını Çin’den, tedarik/ticaret ağlarını baltalayarak ve dünyaya şantaj yaparak almak (ya da Çin’i bununla tehdit etmek); krizle tehdit ettiği ve/ya da vurduğu daha zayıf ülkeleri bu küresel haydutluğun arkasında durmaya zorlamak; gerekirse, dolar güçlenirken parası pul olan, giderek borç batağına saplanacak üçüncü dünya ülkelerini seçeneksiz bırakarak ve kendisine daha bağımlı kılarak –bu arada bu ülkelerin yöneticilerine Larry Fink türü adamlarla havuçlar sallayarak– yeni bir büyük servet aktarımının önünü açmak.

Kapitalizmin krizleri böyledir ve “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” bir slogan olmanın çok ötesindedir. Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni hatırlayın. Büyük Bunalım’ı anlatır: Amerikan halkı işsizdir, açtır, portakal vardır, erişebilecekleri uzaklıktadır ama alamazlar, kapitalistler fiyatları korumak için, portakalları bu aç insanlara vermek yerine yakar. Bugün de petrol var, Çin ihtiyacınızı ucuza üretiyor, ama bana kazandıran kurallarla oynamazsanız alamazsınız, demeye çalışıyor Amerika ve bu yolda dünyayı yakmaya hazır olduğu mesajını veriyor.

Gücü yeter mi, kendisi ne kadar dayanabilir; yangın yangındır, kimin nerede ve nasıl tutuşacağı belli olmaz. ABD bu kez küçük güçlerle çarpışmıyor; içeride, dışarıda sıkışıyor ve dünyayı artık açıkça tehdit ediyor. Kral sıkışmış ve çıplak; ilk bakışta da görünüyor.

Yazarın notu: Bu yazı 16 Nisan’da yazıldı. 17 Nisan itibariyle İran Boğaz’ın tüm ticari gemilere açıldığını duyurdu. Bu İran’ın bir kazanımı mı, zaman gösterecek. İran, Hürmüz Boğazı’nı Lübnan’daki 10 günlük ateşkes süresince tüm ticari gemilere açtığını duyururken, bazı tankerlerin İran tarafından belirlenen “koordine edilen rotada” geçiş yapmasıyla ABD ablukası fiziksel olarak delinmiş, öte yandan Trump ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının ve İran ile iş yapan üçüncü ülkeleri hedef alan ikincil yaptırımların, nihai bir anlaşma sağlanana kadar devam edeceğini ilan etmiş durumda.

Amerika

Lula’nın seçim heyeti Meta şirketini Brezilya seçimlerine müdahaleyle suçladı

Yayınlanma

Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın seçim heyeti, 25 Ekim’deki ikinci tur öncesinde paylaşımlarına erişim kısıtlaması getirildiği iddiasıyla Meta’yı seçimlere müdahale etmekle suçladı. Yüksek Seçim Mahkemesi şirkete açıklama yapması için 48 saat mühlet tanırken suçlamaları reddeden Meta, iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın seçim kampanyası heyeti, Facebook, Instagram ve WhatsApp sosyal medya platformlarının çatı kuruluşu Meta şirketini, devlet başkanlığı seçimlerinin 25 Ekim’de yapılacak ikinci turu öncesinde rakibi Senatör Flavio Bolsonaro lehine seçim sürecine müdahale etmekle suçladı.

France 24 televizyonunun aktardığı kampanya heyeti açıklamasına göre suçlamanın gerekçesini, Lula’nın sosyal ağlardaki paylaşımlarına yönelik uygulandığı iddia edilen erişim ve dağıtım kısıtlamaları oluşturuyor.

Lula’nın seçim heyetinin konuya ilişkin açıklamasında, “Bir dizi teknik aksaklık, Meta’nın eylemlerinin Flavio Bolsonaro’nun adaylığı lehine Brezilya’daki seçim sürecine bir müdahale girişimi teşkil ettiğine dair ciddi şüpheler uyandırıyor” ifadesine yer verildi.

Seçim heyeti, Meta’nın son günlerde Instagram üzerinde Devlet Başkanı Lula’nın paylaşımlarının yayılmasını ve öne çıkarılmasını sınırlandırdığını ileri sürdü.

Heyetin iddialarına göre resmi sayfadaki paylaşımlardan birinin görüntülenme istatistikleri geçici süreyle görünmez hale geldi ve bu durum doğrudan içeriklerin ulaştığı kişi sayısını düşürdü.

Açıklamada ayrıca, 4 Ekim’de düzenlenen ilk tur oylamasından önce de Devlet Başkanı Lula ile diğer sol çizgideki siyasetçilerin Instagram arama sonuçlarından kaybolduğu kaydedildi.

Yüksek Seçim Mahkemesi Meta’ya 48 saat süre tanıdı

Brezilya Yüksek Seçim Mahkemesi, 10 Ekim’de aldığı kararla Meta yönetimine konuyu açıklığa kavuşturması için 48 saat süre verdi.

Mahkeme şirketten, Lula’nın seçim heyetine ait paylaşımların dağıtımını kısıtlayıp kısıtlamadığını bildirmesini ve video izlenme verilerindeki olağan dışı dalgalanmaları açıklamasını istedi.

Karar uyarınca şirketin, Devlet Başkanı Lula’nın resmi hesaplarına uygulanan tedbirler hakkındaki ayrıntılı bilgileri yargıya sunması gerekiyor.

Meta şirketinin Brezilya temsilciliği ise suçlamaları geri çevirerek iddiaların asılsız olduğunu ve somut olgularla desteklenmediğini savundu.

Şirket açıklamasında, bahsi geçen teknik aksaklıkların büyük bölümünün yalnızca Brezilya ile ya da tek tek belirli hesaplarla sınırlı kalmadığını bildirdi.

Seçim mevzuatına tam uyum sağladığını vurgulayan teknoloji şirketi, platformlarında bütün aktörlere eşit koşullar sunmayı amaçladığını kaydetti.

Lula ikinci tura hazırlanıyor

Lula, seçimlerin ikinci turuna ilişkin hazırlıklarını değerlendirirken “Play-off karşılaşmalarında iyiyimdir” ifadesini kullandı.

Brezilya’da 2002, 2006 ve 2022 yıllarında olmak üzere üç kez devlet başkanı seçilen Lula, 25 Ekim’deki ikinci turda eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu olan Senatör Flavio Bolsonaro ile yarışacak.

Flavio Bolsonaro, 4 Ekim’de düzenlenen ilk tur oylamasını birinci sırada tamamlamıştı.

“Brezilya seçimleri rejim değişikliği operasyonuna dönüştü”

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump’ın bütçeden ödenen televizyon reklamlarına yargı engeli

Yayınlanma

ABD’de federal yargı, kasım ayındaki kritik ara seçimler öncesinde Başkan Donald Trump’ın kendisini öne çıkaran ve kamu bütçesinden karşılanan tartışmalı televizyon reklamlarını 14 gün süreyle durdurdu. İç Güvenlik Bakanlığının 20 milyon dolarlık bütçesiyle hazırlandığı basına yansıyan reklamlar, vergi mükelleflerinin parasının siyasi propagandaya aktarıldığı gerekçesiyle hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekmişti.

ABD’de bir federal yargıç, kritik ara seçimlere haftalar kala siyasetin iki kanadından gelen yoğun tepkilerin ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini öne çıkaran ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen kalan tüm televizyon reklamlarını iptal etmesine hükmetti.

ABD basınında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, Trump yanlısı reklamların masraflarını karşılamak amacıyla İç Güvenlik Bakanlığı fonlarından 20 milyon dolar kullandı.

ABD Bölge Yargıcı Jennifer Rochon, yönetimin bu tür reklamları hazırlamasını veya yayımlamasını 14 gün süreyle engelleyen geçici bir tedbir kararı verdi.

Yargıç Rochon mahkeme kararında, davalıların itiraz konusu reklamların geliştirilmesini, oluşturulmasını, dağıtılmasını, yerleştirilmesini veya yayımlanmasını onaylayan herhangi bir sözleşmeye girmesini, mevcut sözleşmeleri yenilemesini ya da genişletmesini yasakladı.

Mahkeme kararına göre davacılar, yayımlanan reklamların Kongre tarafından yetki verilen amaçları aştığını, tanıtım ve propaganda kısıtlamalarını ihlal ettiğini ileri sürdü.

Davacılar, kendilerini temsil eden kâr amacı gütmeyen hukuk kuruluşu Democracy Forward aracılığıyla yaptıkları açıklamada, mahkemenin bu tür açıkça hukuka aykırı siyasi propaganda için daha fazla vergi mükellefi parasının harcanmasını önlemek adına hızlı hareket etmesinden memnuniyet duyduklarını kaydetti.

Democracy Forward üzerinden yayımlanan açıklamada ayrıca, bir başkanın kendi gündemini ilerletmek ve seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla hükümet mekanizmasını ve Kongre tarafından başka kullanımlar için tahsis edilmiş kamu fonlarını kullanmasının hiçbir yasal dayanağının ve emsalinin olmadığı belirtildi.

Donald Trump kasım ayındaki oylamada doğrudan oy pusulasında yer almasa da Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’deki kontrolü elinde tutmasına yardımcı olmasını umduğu Cumhuriyetçi adaylar için yoğun kampanya yürütüyor.

Beyaz Saray ise kamu fonlarının kullanımını savunarak söz konusu reklamların kamu spotu niteliği taşıdığını iddia etti.

Eylül ayı sonunda yayımlanan ilk reklamda, arka planda “Love Me” (Beni Sev) şarkısı çalarken Trump’ın “Amerika asla komünist bir ülke olmayacak” dediği görüldü.

Yayımlanan bir diğer reklamda ise ekranda “ABD Hükümeti tarafından ödenmiştir” yazısı yer alırken, koridorda yürüyen Trump’ın siyah-beyaz görüntüleri eşliğinde “son savaş” uyarısı yaptığı aktarıldı.

Yayımlanan reklamlar hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekti.

Demokrat Senatör John Hickenlooper reklamları “yasa dışı” ve “propaganda” olarak nitelendirirken, bazı kıdemli Cumhuriyetçiler de duruma ilişkin çekincelerini dile getirdi.

Trump geçen hafta Truth Social platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, kendisini öne çıkaran reklamların parasını kendisinin ve siyasi seçim kampanyasının karşılayacağını belirtti.

Beyaz Saray yetkilileri ise daha sonra AFP’ye yaptıkları açıklamada, Trump’ın söz konusu paylaşımının kamu bütçesine geri ödeme yapılacağı anlamına gelmediğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Jefferies, yapay zeka alanında “muazzam sermaye kaybı” öngörüyor

Yayınlanma

Jefferies Financial Group’a göre, yapay zeka patlamasının en olası uzun vadeli sonucu, ABD’de büyük çaplı bir sermaye kaybı olacak.

Şirketin hisse senedi stratejisi küresel başkanı Chris Wood’a göre pazar payı, daha ucuz Çin yapay zeka modellerine geçecek.

Wood cuma günü yayınlanan raporunda şunları yazdı:

“Başlangıçta odak noktası, Çin modellerinin ucuzluğu ve büyük dil modellerinin [LLM] karşı karşıya olduğu ilgili ‘metalaşma’ tehdidiydi. Fakat artık Çin’in yapay zeka alanında ABD ile teknolojik olarak eşit bir konuma geldiğine dair farkındalık da giderek artıyor.”

Wood, küresel bir veri toplama platformu olan OpenRouter’ın verilerine atıfta bulunarak, rapora göre en iyi Çin modellerinin 27 Eylül’de sona eren haftada platformda 76,12 trilyon token işlediğini, bu rakamın Nisan sonundaki 4,37 trilyondan buralara yükseldiğini ve önde gelen ABD modellerinin 14,2 trilyonluk rakamının oldukça üzerinde olduğunu gösterdi.

Bu görüşler, yatırımcıların küresel hisse senedi piyasalarının en iyi performans gösteren alanlarından biri olan yapay zeka sektörünün yükselişinin devam edip etmeyeceğini tartıştığı bir dönemde ortaya çıktı.

İyimserlik hâlâ güçlü ama artan borçlanma maliyetleri ve giderek şiddetlenen ABD-Çin rekabeti, hangi şirketlerin en büyük kazananlar olarak ortaya çıkacağına dair soruları körüklüyor.

Wood ayrıca, yapay zeka patlamasının etrafında artan kredi risklerine de dikkat çekti.

Yatırımların, hiper ölçekli şirketlerin nakit kaynakları yerine giderek daha fazla borçla finanse edildiğini belirten Wood, Moonshot AI’ın Kimi K3’ü gibi Çinli modellerin ortaya çıkması ve token fiyatlarındaki düşüşün, büyük dil modellerinin kârlı hale gelip gelemeyeceği konusunda endişeleri artırdığını söyledi.

Wood bunun, OpenAI ve Anthropic gibi şirketlerden gelecek sürekli talep beklentisiyle veri merkezi kapasitesi kurmuş olan hiper ölçekli şirketler için bir risk oluşturabileceğini de sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English