Amerika
Küresel şantaj: Aç kapa Amerika

Deniz Hakyemez
ABD, İran ile müzakere masasından Hürmüz Boğazı’nı kapama kararıyla kalkınca pek çoklarını şaşırttı. ABD haftalardır açılsın diye bağırdığı, müzakerelerde açılmasını koşul olarak koyduğu Boğaz’ı neden kapıyordu? Fatura gene Trump’ın çılgınlığına kesildi; Trump çılgın ve barbar olabilir, ancak bu açıklama ABD’nin son dönemdeki her hamlesini açıklamada maymuncuk işlevi görmeye başlamış durumda; düşünsel planda kolaycı bir çıkış sunuyor.
ABD ve İsrail’in İran saldırısında kanın ardında ilk gördüğümüz şuydu: İran Boğaz’ı kapadı, ABD aç diye ısrar etti. Tıpkı Trump’a baktığımızda çılgınlığını görmemiz gibi, olgulara baktığımızda ilk gördüğümüz de kategorik olarak yanlış değildir. Ancak bu sınırlar içinde kalmaya felsefede ampirisizm diyoruz, gerçeklik katmanlıdır ve bizim ilk bakışımızda algıladıklarımız o gerçekliğin sıklıkla çok küçük bir kısmıdır; yanlış, o küçük kısmı gerçekliğin bütünü olarak kabul ettiğimizde başlar.
15 Mart tarihli yazımda olup bitene bir başka açıdan bakmayı önerdim. Açarak ilerliyorum:
1) Boğaz’ı kapayan İran’dır, doğru, ama bir de kapattıran vardır. ABD, İran’ın bu hamlesine “hazırlıksız” yakalanmış olamaz çünkü ABD’nin olası bir İran saldırısı karşısında İran’ın ne yapacağına ilişkin geçtiğimiz on küsur senedir sayısız yazı yazıldı; her birinde İran’ın öngörülen ilk hamlesi Hürmüz’ü kapamak ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vurmaktır. Buna bu süre içindeki think-tank çalışmalarını ekleyelim ve İran’ın doğrudan açıklamalarını da unutmayalım. ABD, İran’a saldırdığında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapayacağını biliyordu.
2) Doğru formül “ABD İran’ı Hürmüz’ü kapatmaya zorladı” ve (kısa ya da uzun) bir enerji krizini ya istedi ya göze aldı. Büyük İran direnişini asla küçümsemiyorum, İran doğru yapmıştır: ABD-İsrail saldırınca Hürmüz’ü kapatmak zorundadır; ABD kapattırmış olsa da kapatmak zorundadır. Ancak İran bir ileri adım attı: Boğaz’ı sadece düşmana, ABD’ye ve işbirlikçilerine kapattı. Tüm bu süre boyunca Boğaz’ın açık olduğunu, yuana açık olduğunu, ABD üslerini kapatacak Körfez ülkelerine açık olduğunu defaatle yineledi.
3) İran’ın akıllı hamleleri ve köklü medeniyetlerine yakışan bir ciddiyet ve bilgelikle ördüğü, üstten bakan ve güldüren (savaş psikolojik cephede de savaştır) söyleminin de etkisiyle, Trump’ı, kendi müdahalelerinden önce açık olan bir kapının önünde açın diye bağırırken bulduk ve ABD egemenliğinin ve aynı anlama gelmek üzere barbarlığının damgasını vurduğu bir dünyanın çocukları olarak eğlenmemiz ve kıvanç duymamız anlaşılırdır.
4) Ancak 15 Mart tarihli yazımın başlığı “ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi” idi. Üç temel noktadan yola çıkıyordum: a) ABD İran’a bir enerji krizi çıkacağını bilerek saldırdı. b) ABD tarihi enerji krizlerini kendisi için fırsata çevirmeye yabancı değildir. Dahası önceki yazımda yazdığım üzere, ‘73-4 krizinde kendileri kabul etmese de ABD parmağı aramak için geçerli nedenlerimiz vardır. c) 2020’den bu yana, tam da küresel “serbest” piyasa Çin’e yaramaya başlamışken, bu “küresel” tedarik ağları bir bir kopmaya başlamıştır. ABD, Yalçın Hoca’nın deyişiyle Yüce Gök’ün sevgili kulu olmalıdır, çünkü bu tedarik ağları tam ABD’nin ihtiyaç duyduğu zamanda, ABD’nin en çok işine gelecek yerlerden kopmuştur ve son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki akışın kesilmesi ya da en hafifinden risk primi yüksek bölgeye dönüşmesi mi, bu kadar tesadüf fazladır.
5) ‘73-4 Petrol krizinde petrol fiyatlarının yükselmesi dünyayı dolara ve zaman içinde Amerikan tahviline koşmaya zorladı, süreç sonunda dolarla borçlanan ülkelerden ABD’ye büyük bir servet aktarımı gerçekleşti. Evet, bugün “petrodoların çöküşü” sözünü sık duyuyoruz; bu söz bazen ABD’nin diğer para birimlerinin kullanılmasını engelleyememesinden kaynaklanan, yerinde, ancak aceleci bir kutlamanın, bazense “küresel bir enerji krizi kapıdaysa ABD’nin bundan çok bir çıkarı yok artık, bu İran’ın suçudur,” demek için hazırda bekleyenlerin amentüsünün parçası olarak çıkıyor karşımıza. Bu iki uç, düşman kamplardan konuşuyor ama ortak bir körlük içinde: ABD, kontrolünden çıkmadıkça küresel enerji şoklarından pekâlâ medet umabilir.
6) “ABD dünyaya dolar verir, dünya o dolarla petrol alır, petrol zengini ülkeler de bu parayı tekrar ABD’ye yatırır” şeklinde basitleştirerek özetleyebileceğimiz petrodolar mekanizması 2000’li yıllarda yerini giderek Çin’in “ihracat yap, dolar kazan, ABD tahvili al” mekanizmasına bıraktı. Bu petrodoların öldüğü anlamına gelmiyor, ABD açıklarının finansmanında daha az yer tuttuğu anlamına geliyor. ABD’nin ekonomik gücü, dünyaya yaydığı dolarların eninde sonunda bir mıknatıs gibi kendine geri dönmesine dayanır. Ve son dönemde Çin bu motoru işleten tek finansör olmasa da en büyük finansördü. Ancak Çin’in ABD’nin hesabının ötesinde büyümesi ve dünya pazarından giderek büyüyen bir pay almaya başlaması, ABD’ninse neoliberal dönemde üretimini en ucuz gerçekleştirebileceği ülkelere çekerek kendisini “sanayisizleştirmesi”, ABD’yi yol yakınken önlem almaya itmiş durumda. ABD eski “ABD tüketir – Çin üretir” makinesini gevşetmek zorunda. Üretimin tek büyük merkez olarak Çin’den çoklu üretim ağına, kendi diliyle “dost ülkelere” kaydırmaya (friend-shoring), yeni finansman motorlarını devreye sokmaya ihtiyaç duyuyor. İşte Çin’e ve onun “dostlarına” yarayan tedarik ağlarının bir bir kopmaya başlaması ne hikmetse bu döneme denk geliyor, Hürmüz şimdilik son halkadır.
7) Aç, kapa, artema, birden fazla kuşağın zihnine işlemiştir ve şimdi aç, kapa, Amerika, bir oyun gibi izliyoruz. Vana Amerika’nın elinde değil ama üzerinde dolaylı kontrol kuruyor: Petrol arzıyla ve fiyatlarıyla oynuyor. Birinci perdede, İran’ı kapatmaya zorlayarak Hürmüz Boğazı’nı güvensiz tedarik ağı ilan etme fırsatı buldu; petrol arzını kıstı ve dolayısıyla, kontrollü bir şekilde yapmaya dikkat etse de petrol fiyatlarını yukarı çekti. Enerji krizi tehdidi savaşta kendisine destek vermekte isteksiz müttefikleri üzerinde dolaylı baskı kurmanın bir yoludur, ancak müttefikler hâlâ isteksiz. İkinci perdede abluka ile el yükseltti. Müttefikleri üzerindeki baskısı sürüyor; yükselen petrol fiyatları herkesi dolara koşmaya zorluyor. Dahası ABD, “dolar dışı akışları” da elinden geldiğince kesmeyi amaçlıyor. Boğaz’ı bu kez İran ve Çin için de kullanışsız kılmaya çalışırken, bunun da ötesinde İran ya da Çin’le her türlü ticaret yapmanın önüne devasa engeller koyuyor: Önce 12 Nisan’da ablukaya uymayan herhangi bir gemiyi, bağlı olduğu şirketle birlikte “yaptırım delici” ilan etti (ki bu o şirketin herhangi bir gemisi üzerinden ticaret yapanı da yaptırım kapsamına sokuyor); 15-16 Nisan’daysa, İran petrolünü alan veya İran’a ait fonları bankalarında tutan ülkelere karşı “ikincil yaptırım” silahını kullanmaya hazır olduğunu. Bu yaptırımlar, ilgili bankaların veya ülkelerin ABD finans sisteminden (dolar sisteminden) tamamen dışlanması anlamına geliyor.
8) ABD, tedarik ağlarının “güvencesizleştirilmesi” ve “enerji krizi” tehdidini bir arada kullanıyor. İşte bu nedenle “Tedarik ağları kopmadı ve koparıldı” ve “Enerji krizi üzerinden küresel şantaj yapan İran değil, ABD’dir” diyoruz.
ABD’nin, çıkardığı bu son enerji krizi paniğinden umduğu ya şantajının ve savaşının istediği sonucu vermesi (Hürmüz ve İran’ın ABD’ye olmasa bile dolara teslim olması) ya da kendisinin başkalarına kıyasla daha uzun süre dayanabileceğine güvendiği bir küresel kriz gibi görünüyor. Allayıp pulladığı serbest piyasa kurallarıyla alamadığı pazarların bir kısmını Çin’den, tedarik/ticaret ağlarını baltalayarak ve dünyaya şantaj yaparak almak (ya da Çin’i bununla tehdit etmek); krizle tehdit ettiği ve/ya da vurduğu daha zayıf ülkeleri bu küresel haydutluğun arkasında durmaya zorlamak; gerekirse, dolar güçlenirken parası pul olan, giderek borç batağına saplanacak üçüncü dünya ülkelerini seçeneksiz bırakarak ve kendisine daha bağımlı kılarak –bu arada bu ülkelerin yöneticilerine Larry Fink türü adamlarla havuçlar sallayarak– yeni bir büyük servet aktarımının önünü açmak.
Kapitalizmin krizleri böyledir ve “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” bir slogan olmanın çok ötesindedir. Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni hatırlayın. Büyük Bunalım’ı anlatır: Amerikan halkı işsizdir, açtır, portakal vardır, erişebilecekleri uzaklıktadır ama alamazlar, kapitalistler fiyatları korumak için, portakalları bu aç insanlara vermek yerine yakar. Bugün de petrol var, Çin ihtiyacınızı ucuza üretiyor, ama bana kazandıran kurallarla oynamazsanız alamazsınız, demeye çalışıyor Amerika ve bu yolda dünyayı yakmaya hazır olduğu mesajını veriyor.
Gücü yeter mi, kendisi ne kadar dayanabilir; yangın yangındır, kimin nerede ve nasıl tutuşacağı belli olmaz. ABD bu kez küçük güçlerle çarpışmıyor; içeride, dışarıda sıkışıyor ve dünyayı artık açıkça tehdit ediyor. Kral sıkışmış ve çıplak; ilk bakışta da görünüyor.
Yazarın notu: Bu yazı 16 Nisan’da yazıldı. 17 Nisan itibariyle İran Boğaz’ın tüm ticari gemilere açıldığını duyurdu. Bu İran’ın bir kazanımı mı, zaman gösterecek. İran, Hürmüz Boğazı’nı Lübnan’daki 10 günlük ateşkes süresince tüm ticari gemilere açtığını duyururken, bazı tankerlerin İran tarafından belirlenen “koordine edilen rotada” geçiş yapmasıyla ABD ablukası fiziksel olarak delinmiş, öte yandan Trump ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının ve İran ile iş yapan üçüncü ülkeleri hedef alan ikincil yaptırımların, nihai bir anlaşma sağlanana kadar devam edeceğini ilan etmiş durumda.
Amerika
Arjantin, ‘altın pasaport’ programına hazırlanıyor

Arjantin hükümetinin, devlet borçlarını ödemek amacıyla varlıklı yabancılara yatırım karşılığında vatandaşlık vermeyi planladığı bildirildi. İngiliz Financial Times gazetesinin haberine göre, program kapsamında yaklaşık 500 bin dolarlık bağış ya da 1 milyon dolarlık devlet tahvili alımı karşılığında pasaport verilmesi öngörülüyor.
Arjantin hükümeti, kamu borçlarını ödemek amacıyla varlıklı yabancı yatırımcılara vatandaşlık sağlayan yeni bir program başlatmaya hazırlanıyor.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın konuya vakıf iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, söz konusu uygulamanın bu yıl içinde yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Plana göre yabancı ülke vatandaşları, yaklaşık 500 bin dolarlık geri ödemesiz bağış karşılığında ya da yaklaşık 1 milyon dolar değerinde sıfır kuponlu devlet tahvili satın alarak Arjantin vatandaşlığı edinebilecek.
Kaynaklar, hükümetin hazırlık çalışmaları sürerken bu teknik detaylarda değişiklik yapabileceğini ifade ediyor.
Hükümet milyarlarca dolarlık kaynak sağlamayı hedefliyor
Buenos Aires yönetimi, bu program aracılığıyla önümüzdeki yıllarda vadesi gelecek kamu borçlarının geri ödenmesi için on milyarlarca dolarlık kaynak yaratmayı ümit ediyor.
2020 yılındaki borç yapılandırmasının ardından küresel sermaye piyasalarına henüz tam anlamıyla dönemeyen Arjantin, döviz rezervlerini güçlendirmek için farklı alternatifler arıyor.
Yaklaşık 46 milyon nüfuslu Arjantin, yatırım karşılığı vatandaşlık sunan en büyük ülkelerden biri olmaya aday görünüyor.
Arjantin pasaportu, hamiline dünya genelinde yaklaşık 170 ülkeye vizesiz seyahat imkanı tanıyor. Sektör temsilcileri, ülkelerindeki siyasi kutuplaşma ve vergi tartışmalarından rahatsızlık duyan ABD ve Avrupa vatandaşlarının bu programa ilgi gösterebileceğini öngörüyor.
Uygulama, Devlet Başkanı Javier Milei liderliğindeki hükümetin, ülkenin dış dünyadaki algısını yeniden şekillendirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Arjantin’de geçmiş dönemlerde uygulanan servet vergileri ve kronik ekonomik belirsizlikler, yerli sermayedar kesimin yatırımlarını yurt dışına taşımasına yol açmıştı.
Diğer yandan, vatandaşlık kurallarında yapılacak olası değişiklikler ülke içinde hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor.
Arjantin hükümetinin geçen yıl vatandaşlık edinme kurallarında yaptığı bazı düzenlemeler, yasa değişikliklerinin yalnızca parlamento yetkisinde olduğunu belirten muhalif kesimlerin konuyu yargıya taşımasına neden olmuştu.
FT’ye değerlendirmede bulunan göçmenlik hukuku uzmanı avukat Paula Carello, böyle bir uygulamanın ülkenin güvenliği ve uluslararası itibarı açısından taşıdığı risklerin, sağlayacağı mali faydalardan daha yüksek olduğunu belirtti.
Avrupa Birliği altın pasaport uygulamalarını kaldırıyor
Yatırım karşılığı vatandaşlık programları, küresel ölçekte de hukuki ve siyasi engellerle karşılaşıyor.
AB Adalet Divanı, 2025 yılında verdiği kararla Malta’nın yürüttüğü altın pasaport uygulamasının AB hukukunu ihlal ettiğine hükmetmiş ve ülkeyi bu uygulamayı sonlandırmaya zorunlu kılmıştı.
Daha önce de Brüksel’in baskıları sonucunda Bulgaristan ve Kıbrıs benzer programlarını tamamen iptal etmek zorunda kalmıştı.
Malta ise tamamen iptal yerine şartları zorlaştırarak vatandaşlık için öncelikle bir ila üç yıl arasında ikamet şartı getirmişti.
AB organları, bu tür uygulamaların yolsuzluk, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı gibi ciddi güvenlik riskleri barındırdığını savunuyor.
Amerika
ABD sığınma başvurusu alımını tamamen durduruyor

ABD yönetimi, ülke dışındaki yabancı ülke vatandaşlarından gelen siyasi sığınma başvurularını kabul etmeyi tamamen durduruyor. Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller, sığınma arayanlar için Amerika’nın kapılarının tamamen kapandığını ve bu kişilerin başka ülkelere yönlendirileceğini açıkladı.
ABD, ülke sınırları dışındaki yabancı ülke vatandaşlarından gelen siyasi sığınma başvurularını kabul etmeyi fiilen durdurma kararı aldı.
USA Today gazetesinin haberine göre gelişmeyi duyuran Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller, sığınma arayan kişiler için Amerika’nın kapılarının tamamen kapalı olduğunu ifade etti.
Miller, ABD’nin sığınma talebinde bulunan kişileri diğer ülkelere yönlendireceğini belirtti. Güneybatı sınırından yapılan tüm sığınma başvurularının asılsız olduğunu savunan Miller, başvuru sahiplerinin büyük kısmının ya suçlulardan ya da sosyal yardımlardan faydalanmak isteyen göçmenlerden oluştuğunu kaydetti.
Stephen Miller tarafından yapılan bu açıklama, Federal Yüksek Mahkeme’nin Meksika üzerinden ülkeye gelen göçmenlere yönelik sığınma kurallarını katılaştıran kararının hemen ardından geldi.
Yüksek Mahkeme, 25 Haziran tarihinde üç muhalif oya karşı altı oyla aldığı kararda, federal makamların Meksika sınırındaki geçiş noktasına gelen ancak henüz ABD sınırını fiilen geçmemiş yabancıların sığınma başvurularını incelemekle yükümlü olmadığına hükmetti.
Mahkeme, bir kişinin ABD’ye gelmiş sayılması için sınırı fiziki olarak geçmiş olması gerektiğine işaret etti.
Kararı kaleme alan Yargıç Samuel Alito, hükmün gerekçesini açıklarken, “Bir misafir, kapıyı yalnızca çalmışsa eve girmiş sayılmaz” benzetmesini yaptı.
Yüksek Mahkeme, Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası’nın Meksika’da bulunan bir yabancıya sığınma başvurusu yapma hakkı tanımadığı gibi göçmenlik memurlarını da bu kişilere yönelik inceleme yapmaya mecbur bırakmadığına karar verdi.
Çoğunluğun kararına karşı çıkan Yargıç Sonia Sotomayor ise bu hükmü eleştirdi. Sotomayor, kararın, ABD’de fiziki olarak bulunan veya ülkeye gelen herkesin sığınma başvurusunda bulunmasına olanak tanıyan yasanın özüyle çeliştiğini dile getirdi.
Sotomayor, “Bu karar neticesinde çok sayıda insan hayatını kaybedecek” uyarısını yaptı.
Aynı gün Federal Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump yönetiminin ABD’de yasal dayanağı olmaksızın bulunan Suriye ve Haiti vatandaşlarına yönelik Geçici Koruma Statüsü’nü (TPS) sonlandırmasına da onay verdi.
Trump yönetimi, Suriye ve Haiti’den gelen 356 bin göçmenin TPS statüsünü iptal etme sürecini başlattı. Gelişme üzerine Stephen Miller, bu kişilere bir an önce ülkelerine dönme çağrısı yaptı.
Göç politikasının katılaştırılması, Donald Trump yönetiminin en büyük projeleri arasında yer alıyor. Göreve başlama gününde ABD’nin güney sınırında acil durum ilan eden Trump; ülkeye giriş, mülteci statüsü elde etme ve vatandaşlık kazanma kurallarını zorlaştırdı.
Bu süreçte ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) tarafından geniş kapsamlı operasyonlar ve yasadışı göçmenlerin kitlesel olarak sınır dışı edilmesi işlemleri başlatıldı.
Donald Trump, Kasım 2025’te yaptığı açıklamada, ABD sisteminin kendini toparlamasına imkan tanımak amacıyla üçüncü dünya ülkelerinden gelen göçü tamamen durdurma niyetinde olduğunu beyan etmişti.
Trump, yönetimin göçmenlere yönelik sosyal yardımları kaldırmak istediğini ve yetkililerin ülke güvenliği için tehdit olarak gördüğü milyonlarca yasadışı göçmeni sınır dışı etmeye kararlı olduğunu açıklamıştı.
Amerika
Silikon Vadisi yapay zeka adımları nedeniyle Trump’a tepkili

Donald Trump yönetiminin yapay zeka sektörünü kontrol altına alma yönündeki agresif ve öngörülemez adımları, seçim sürecinde Cumhuriyetçileri destekleyen teknoloji devlerinde hoşnutsuzluğa yol açıyor. Politico’nun haberine göre sektör temsilcileri, demokratların aşırı düzenleme getireceği endişesiyle destekledikleri Trump karşısında, şimdi Joe Biden döneminin kurallarına özlem duyuyor.
ABD başkanlık seçimlerinde, Demokrat Parti’nin yapay zeka alanına aşırı kısıtlamalar getireceği endişesiyle Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ı destekleyen Silikon Vadisi şirketleri, Beyaz Saray’ın yeni dönemdeki hamlelerinden memnuniyet duymuyor.
Politico’nun konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Beyaz Saray’ın yapay zeka sektörünü kontrol altına alma yönündeki agresif ve öngörülemez girişimleri, sektör genelinde eski Başkan Joe Biden döneminin daha dengeli yaklaşımına yönelik bir nostalji dalgası yaratıyor.
Yapay zeka alanında faaliyet gösteren bir şirketin üst düzey yöneticisi, yeni modellerin pazara sunulması sürecinde hükümetin çıkardığı engelleri eleştirerek “Bu durum, fiili olarak Avrupa tarzı bir lisanslama rejimine benziyor” ifadelerini kullandı.
OpenAI yöneticilerinden biri de sektörün resmi makamlardan netlik beklediğini kaydetti.
Ancak Politico’nun haberinde, teknoloji şirketlerinin ihracat kontrolleri ya da daha sert yaptırımlarla karşı karşıya kalmamak adına Beyaz Saray’dan açıklama talep etmekten çekindiği aktarılıyor.
Yapay zeka politikaları alanında çalışan bir danışman, şirketlerin durumunu “Sanki çok ince bir buz tabakası üzerinde yürüyorlar” sözleriyle tanımlıyor.
Yönetimden yeni kontrollere tabi tutma talebi
Haziran ayı başında Beyaz Saray, yapay zeka modeli geliştiricilerinin yeni ürünlerini piyasaya sürmeden 30 gün önce gönüllü olarak hükümet denetimine sunmasını öngören bir kararname imzaladı.
Bloomberg’in haberine göre OpenAI Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman, şirketin yeni modeli GPT-5.6’yı geniş kitlelerin kullanımına açmadan önce yalnızca sınırlı sayıdaki ortağıyla paylaşmasının hükümet tarafından talep edildiğini çalışanlarına bildirdi.
Yetkililerin en gelişmiş modellerin kapasitelerinden giderek daha fazla endişe duyduğunu belirten Altman, resmi makamların güvenlik ve kısıtlama yönündeki pozisyonlarına katılmasalar dahi şirket olarak Cumhuriyetçi yönetimle her konuda işbirliği yapmak zorunda olduklarını vurguladı.
Söz konusu modelin ilk aşamada Amazon Bedrock platformu üzerinden yalnızca 20 ortağın erişimine sunulacağı belirtiliyor.
Sektördeki kısıtlamalar yalnızca OpenAI ile sınırlı kalmıyor. Yapay zeka girişimlerinden Anthropic, ulusal güvenlik gerekçesiyle yabancı uyruklu kişilerin erişiminin engellenmesi yönündeki hükümet talimatının ardından, en gelişmiş iki ürünü Mythos 5 ve Fable 5’e yurt dışından erişimi tamamen durdurdu.
Daha sonra Reuters’ın aktardığı bilgilere göre Anthropic, resmi makamların ulusal güvenlik risklerine dayanan kısıtlama kararını kısmen esnetmesiyle Claude Mythos 5 modeline güvenilir bulunan 100’den fazla ABD’li kuruluş ve şirketin erişebileceğini duyurdu.
Beyaz Saray Sözcüsü Liz Houston konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Başkan Trump, ABD’nin yapay zeka ve diğer öncü teknolojilerdeki küresel liderliğini koruma hedefini açık ve net bir şekilde defalarca dile getirdi. Başkan Trump ve tüm yönetim, Amerika’nın dünyanın lider inovasyon merkezi konumunu güçlendirmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.
Biden yönetiminin eski teknoloji danışmanlarından Saif Khan ise Trump ekibinin adımlarını aşırı olarak nitelendirdi. Khan, mevcut durumu “Kararların neredeyse hislere dayanarak alındığı, neyin onaylanıp neyin onaylanmayacağının belirsiz olduğu şeffaf olmayan bir sistemle karşı karşıyayız” sözleriyle eleştirdi.
Bu yeni yaklaşımın yapay zeka sektörüne, Biden döneminde planlanan ve belirli ülkelere yönelik çip ile model ağırlıklarını kapsayan ihracat kontrollerinden çok daha büyük zarar verdiğini belirten Khan, mevcut uygulamaların yeni ürünlerin piyasaya sürülmesinde neredeyse tam bir duraklamaya yol açtığını kaydetti.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa5 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu2 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını1 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?










