Bizi Takip Edin

Diplomasi

Milyarder Dalio: Hürmüz’de denetimin kaybedilmesi ABD için Süveyş benzeri kırılma olur

Yayınlanma

Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının sonucunun tek değişkene bağlı olduğunu söylüyor: Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol. Dalio’ya göre bu kontrol kaybedilirse sonuç, 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisine benzer bir stratejik kırılma olur ve küresel finansal dengeler hızla yer değiştirir.

Bridgewater Associates’ın kurucusu olan Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının gidişatına ilişkin nadir kapsamlı değerlendirmelerinden birini yayımladı.

TechFlowPost sitesine konuşan Dalio, analizinde tartışmayı tek değişkene indirgedi ve açık ifade kullandı: “Bu savaşta belirleyici olan tek unsur Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol.”

Dalio, mevcut gelişmeleri tarihsel benzerliklerle karşılaştırma yöntemini uzun süredir kullandığını ve kararlarını deneyimli liderler ile uzmanlarla test ettiğini belirtti.

Çoğu savaşın yönü konusunda derin görüş ayrılıkları içerdiğini ve beklenmedik gelişmelere açık olduğunu hatırlattı. Ancak İran savaşında farklı tablo bulunduğunu söyledi.

Dalio, “Bu kez sonuç son derece açık ve neredeyse herkes aynı noktada birleşiyor: Her şey Hürmüz Boğazı’nı kimin kontrol ettiğine bağlı” ifadelerini kullandı.

Kontrol kaybı ABD için yenilgi anlamı taşır

Dalio, İran’ın boğaz üzerindeki geçişi kontrol altında tutmasının ya da bunu pazarlık aracı olarak kullanmasının doğrudan stratejik sonuç doğuracağını belirtti.

Dalio, “İran bu kontrolü korursa ABD savaşı kaybetmiş sayılır, İran ise kazanan olur” dedi.

Dalio, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji akışı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı. İran’ın bu hattı baskı aracı haline getirmesinin ABD’nin durumu çözemediğini göstereceğini ifade etti. Bu senaryoda ABD, Körfez müttefikleri, enerjiye bağımlı ülkeler, küresel ekonomi ve mevcut dünya düzeni ciddi zarar görür.

Dalio, zafer ölçütünü tek cümleyle tanımladı: “Zafer, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve kesintisiz geçişi garanti altına almak.”

Dalio, başarısızlık nedeninin ne olduğunun önemsiz olduğunu belirtti. İç siyasi baskı, maliyet yükünü taşımama isteği, askeri kapasite yetersizliği veya uluslararası koalisyon kuramama gibi faktörlerin sonucu değiştirmediğini vurguladı.

Dalio, “Trump ve ABD zaten kaybetmiş olur” ifadelerini kullandı.

Süveyş benzetmesi: İmparatorluğun kırılma noktası

Dalio, tarihsel analize dayanarak Hürmüz kontrolünün kaybının 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisini tekrarlayabileceğini söyledi. Aynı kalıbın 18. yüzyılda Hollanda, 17. yüzyılda İspanya için de geçerli olduğunu belirtti.

Dalio, imparatorluk çöküşlerinin benzer kalıplar izlediğini vurguladı. Daha zayıf gücün kritik ticaret hattı üzerinden baskın güce meydan okuduğunu, ardından küresel gözlemcilerin pozisyonlarını hızla değiştirdiğini ifade etti.

Dalio, “Bu son hesaplaşma, kazanan ile kaybedeni belirler ve sermaye ile insanlar kaybedenden hızla uzaklaşır” dedi.

Bu sürecin özellikle borç, para birimi ve altın piyasalarını etkilediğini, aynı zamanda jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirdiğini belirtti.

Dalio, rezerv para statüsüne sahip baskın gücün mali açıdan aşırı genişlediği ve askeri zayıflık gösterdiği durumlarda güven kaybının hızlandığını söyledi.

Dalio, “Müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün zayıflamasına, borç varlıklarının satışına ve özellikle altına karşı para birimi değer kaybına dikkat edin” ifadelerini kullandı.

Dalio, sermaye ve aktörlerin doğal olarak kazanana yöneldiğini vurguladı. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kaybının ABD’nin küresel gücünü ve mevcut dünya düzenini tehdit edeceğini söyledi.

Vietnam’dan Irak’a uzanan maliyet birikimi

Dalio, ABD’nin onlarca yıldır askeri ve mali üstünlüğü koruyan baskın güç olarak kabul edildiğini hatırlattı. Ancak Vietnam, Afganistan, Irak ve olası İran savaşının birikimli etkisinin bu varsayımı zayıflattığını belirtti.

Dalio, buna karşılık askeri ve mali güç gösterisinin güveni artırdığını ifade etti. Ronald Reagan dönemine atıf yaptı.

Dalio, “Reagan seçildikten hemen sonra İran’ın tuttuğu ABD rehinelerini serbest bıraktırdı” dedi. İran-Irak savaşı sırasında İran’ın Körfez sevkiyatına saldırması üzerine ABD donanmasının tankerleri koruma altına aldığını hatırlattı.

Dalio, bu adımların ABD’nin gücünü gösterdiğini vurguladı.

Trump’ın vaatleri sınanıyor

Dalio, Trump’ın Hürmüz’de serbest geçişi sağlama ve İran tehdidini ortadan kaldırma vaadini yerine getirmesinin ABD’ye duyulan güveni ciddi biçimde artıracağını belirtti.

Buna karşılık İran’ın boğazı kontrol altında tutması ve bunu baskı aracı olarak kullanmasının tüm aktörleri İran karşısında kırılgan hale getireceğini söyledi.

Dalio, Trump’ın daha önceki açıklamalarına dikkat çekti ve doğrudan alıntı yaptı:

Trump, “Herhangi bir nedenle mayın döşenirse ve derhal temizlenmezse İran için askeri sonuçlar eşi görülmemiş olur” dedi.

Trump, “Bu kırılgan hedefleri kolayca yok ederiz, İran’ın yeniden inşa etmesi neredeyse imkansız hale gelir, ölüm, ateş ve öfke üzerlerine iner” ifadelerini kullandı.

Trump, “İran’ın yeni lideri bizim onayımızı almalı, aksi halde uzun süre ayakta kalamaz” dedi.

Dalio, diğer ülkelerden üst düzey karar alıcıların özel sohbetlerde şu soruyu dile getirdiğini aktardı: “Sözleri güçlü ama kriz anında savaşabilir mi, kazanabilir mi?”

Bazı gözlemcilerin bu süreci Colosseum’daki seyirciler gibi izlediğini söyledi.

Trump’ın diğer ülkeleri Hürmüz’de serbest geçişi garanti altına almak için çağırdığını belirten Dalio, bu girişimin başarıya ulaşmasının liderlik ve koalisyon kurma kabiliyetine bağlı olduğunu ifade etti.

Dalio, yalnızca ABD ve İsrail gücüyle geçiş güvenliğinin sağlanmasının düşük olasılık olduğunu ve geniş çaplı askeri harekat gerektireceğini söyledi.

İran’ın stratejisi: Dayanıklılık üstünlüğü

Dalio, savaşın İran liderliği ve nüfusunun önemli kesimi için varoluşsal nitelik taşıdığını belirtti.

Dalio, İranlıların bu savaşı büyük ölçüde intikam ve hayati değerleri koruma meselesi olarak gördüğünü ifade etti. Ölüm riskini kabul etmeyi onur ve bağlılık göstergesi olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Dalio, “Savaşta acıya dayanma kapasitesi, acı verme kapasitesinden daha belirleyici olur” dedi.

İran’ın stratejisinin savaşı uzatmak ve ağırlaştırmak olduğunu belirtti. ABD kamuoyunun ve siyasi liderliğinin uzun süreli maliyetlere karşı düşük toleransa sahip olduğunu vurguladı.

Dalio, savaş uzadıkça ABD’nin geri çekileceğini ve müttefiklerin bu durumdan sonuç çıkaracağını söyledi.

Dalio, savaşın anlaşma ile sona erdirilmesine yönelik tartışmaların sürdüğünü ancak anlaşmaların kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirtti.

Dalio, “Bu çatışmayı hiçbir anlaşma gerçekten çözemez çünkü anlaşmalar bağlayıcılık taşımaz” dedi.

Önümüzdeki aşamanın büyük çaplı askeri karşılaşma olacağını ve bunun kazananı net biçimde ortaya koyacağını ifade etti.

İran askeri komutanlığından alıntı yaptı: “Bölgede ABD ile bağlantılı petrol ve enerji altyapısı tamamen yok edilir.”

Dalio, tarafların belirleyici çatışmanın henüz gerçekleşmediğini bildiğini söyledi. ABD’nin boğazı açma taahhüdünü yerine getirememesi halinde sonuçların ağır olacağını vurguladı.

Trump’ın başarı sağlaması halinde bunun küresel ölçekte güçlü etki yaratacağını, ABD’nin gücünü pekiştireceğini belirtti.

Dalio, bu çatışmanın ticaret, sermaye akımları ve Çin, Rusya, Kuzey Kore, Avrupa, Hindistan ve Japonya gibi aktörlerin jeopolitik konumlarını etkileyeceğini söyledi.

Dalio, mevcut savaşın daha geniş “Büyük Döngü” sürecinin parçası olduğunu ifade etti. Finansal, siyasi ve teknolojik boyutların birlikte hareket ettiğini belirtti.

Dalio, bir ülkenin savaş kabiliyetinin mali kapasite, iç siyasi yapı ve ittifak ilişkileriyle şekillendiğini söyledi. Aynı anda birden fazla savaş yürütmenin hiçbir ülke için mümkün olmadığını vurguladı.

Savaşların küresel ölçekte hızla yayılabileceğini ifade etti.

Dalio, özellikle demokrasilerde maliyet paylaşımı, değerler ve siyasi kararlar üzerindeki iç gerilimlerin sürekli devam ettiğini belirtti.

Bu bağlantıların öngörülmesinin zor olduğunu ancak sonuçların olumsuz olmasının yüksek ihtimal taşıdığını söyledi.

Dalio kişisel çerçevesini açıkladı

Dalio, kendisini siyasetçi olarak değil, geleceğe dair değerlendirme yapan pragmatik bir aktör olarak tanımladı. Tarihsel analizlere dayanarak karar aldığını belirtti.

Dalio, son 500 yıllık imparatorluk ve rezerv para incelemesine dayanan beş temel güçten söz etti: Uzun vadeli borç döngüsü; iç siyasi düzen ve düzensizlik döngüsü; uluslararası jeopolitik düzen ve düzensizlik döngüsü; teknolojik gelişim ve doğal olaylar.

Dalio, Ortadoğu’daki gelişmelerin bu büyük döngünün küçük bir parçası olduğunu belirtti.

Dalio, okuyucuya doğrudan çağrı yaptı: “Bu büyük döngü gerçek mi, bulunduğumuz aşamayı gösteriyor mu ve buna göre ne yapılmalı?”

Dalio, tartışmaya açık olduğunu belirterek değerlendirmelerini paylaşmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Diplomasi

AB, “Barış Kurulu” ile işbirliği yollarını arıyor

Yayınlanma

Bir yıl önce kurulduğu duyurulduğunda “Barış Kurulu”nu dışlayan AB ülkeleri, Gazze Şeridi’ndeki insani yardım projeleri kapsamında bu kuruluşla işbirliği yapmaya başlıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre Avrupa Komisyonu, Başkan Donald Trump tarafından kurulan bu grupla projelere temkinli bir şekilde girmeye başlasa da, Barış Kurulu’nun Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme konusundaki iddialı vizyonu büyük ölçüde kağıt üzerinde kalmaya devam ediyor.

Buna rağmen, Kurul hâlâ dikkate alınması gereken, Trump’ın en yakın müttefikleriyle bağlantılı ve göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir siyasi güç.

Bu nedenle Avrupa, bu örgütü tam olarak desteklemeden onunla işbirliği yapmanın yollarını arıyor.

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, “Tüm geleneksel bağışçılar paralel olarak çalışmaya hazırlar fakat Barış Kurulu’na para aktarmaya yanaşmıyorlar,” dedi.

Norveç, AB üyesi olmasa da Filistinlilere yapılan bağışlar konusunda blokla işbirliği yapıyor.

Eide, Norveç’in Dünya Bankası gibi “yerleşik kurumlarla” çalışmayı tercih edeceğini açıkladı.

Barış Kurulu, bütçesini veya organizasyon şemasını yayınlamıyor. Ayrıca Dünya Bankası’nda bir hesabı bulunmasına rağmen, JPMorgan’da ayrı hesaplar da bulunduruyor.

Eide, “Barış Kurulu’nun mekanizmaları, bizim raporlama düzenlemelerimizle uyumlu olmayacaktır,” dedi.

Bu tereddüt, BM Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında çarşamba günü Barış Kurulu yetkilileriyle yapılan bir brifingde açıkça görüldü.

Etkinlikte, Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz Sorumlusu Dubravka Šuica, BM kurumlarıyla ortaklaşa ve “Barış Kurulu’nun öncelikleriyle uyumlu” olarak Avrupa tarafından finanse edilen iki projeye imza atacağını duyurdu.

Fakat Kurul ile olan işbirliğini tanımlaması pek de övgü dolu değildi. Šuica, “Önemli olan pragmatik kalmak,” dedi.

Avrupa Komisyonu yaptığı açıklamada, “Gazze’deki muazzam erken toparlanma ihtiyaçları göz önüne alındığında, sahada somut sonuçlar elde etmek için her düzeyde koordinasyon ve uyumun elbette gerekli olduğunu” belirtti.

AB ve üye devletlerinin çoğu, kısmen bu kurulun BM’nin yerini alabileceği endişesinden dolayı Barış Kurulu’na katılmayı reddetti.

O zamandan beri Avrupa ülkeleri, Barış Konseyi temsilcilerini toplantılarına davet etti ve Konsey Başkanı Nikolay Mladenov ile birlikte Güvenlik Konseyi brifinglerine katıldı.

Ortak projeler, işbirliği yolunda atılan ilk somut adım.

Bu kuruma yönelik isteksiz de olsa kabul, Gazze’deki Filistinli mültecilerle ilgilenen ve İsrail ile ABD’nin kenara itilmesini istediği BM Filistin Mültecilerine Yardım ve Çalışma Örgütü’ne (UNRWA) bile uzanıyor.

UNRWA’nın geçici başkanı Christian Saunders, Barış Kurulu’nun “bölgedeki tek seçenek” olduğunu söyledi ve “Herkesin bu girişimi desteklemesi gerekiyor,” dedi.

Romanya Dışişleri Bakanı Oana-Silvia Țoiu, bir röportajda kurulun rolüne ilişkin diplomatik bir tavır sergiledi.

Ülkesinin BM ve AB ile işbirliği içinde olduğunu belirten Bakan, “Evet, birbirimizi tamamlayıcı unsurlar gördüğümüz yerlerde, elbette Barış Kurulu düzeyinde yürütülen çalışmaları destekliyoruz,” dedi.

Bakan, perşembe günü BM’de Mladenov ile bir toplantıya katıldığını da sözlerine ekledi.

Ne var ki bu yaklaşım oybirliği ile kabul görmüyor. İsminin açıklanmaması şartıyla konuşan bir Fransız yetkili, “BM’nin, Gazze’ye insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak, anlaşmazlıkları çözmek ve siyasi süreci ilerletmek için başlıca platform olmaya devam etmesi gerektiğini” vurguladı.

Barış Kurulu, geçen yılın Kasım ayında “Gazze’nin yeniden inşası için çerçeveyi belirleyecek ve bu alandaki finansmanı koordine edecek … bir geçiş yönetimi” olarak BM’nin desteğini talep etti ve aldı.

Fakat kurul bağımsız olarak faaliyet gösteriyor ve eleştirenler bunun Trump’a ve İsrail’e bir boyun eğme olduğunu söylüyor.

Avrupalı, Arap ve Filistinli yetkililerle yakın temas halinde olan Uluslararası Kriz Grubu’ndan Amjad Iraqi, “Bu, üstte Washington’a, altta ise Filistinli teknokratlara açılan bir kapı,” dedi ama “kararların kimin tarafından alındığını” sordu ve “kararları İsrail’in verdiğini” ekledi.

Iraqi, İsrail’in Hamas’ın silahsızlanmasına kadar izin vermeyeceğini söylediği ağır ekipman ve yeniden inşa ekipmanlarının girişine yönelik devam eden kısıtlamalara dikkat çekti. 

Öte yandan Barış Kurulu’nun Hamas’ı silahsızlandırma planı suya düştü. Dahası, İsrail, geçen yıla kıyasla daha küçük ölçekte de olsa, Gazze’deki Hamas hedefleri olarak tanımladığı yerlere yönelik ölümcül saldırılarını sürdürdü.

Barış Konseyi üyesi bir ülkenin Arap diplomatı, konseyin İsrail’e sivil kayıplar konusunda “özel bir sıfatla” seslendiğini belirtti ve “Bunun yeterli olup olmadığı tartışmaya açık,” dedi.

Țoiu, Gazze ölçeğindeki bir sorun için “büyük aktörlerin sürece dahil olması gerektiğini” belirterek, buna “Hamas’ın silahsızlandırılmasına yönelik baskı olarak ortaya çıkabilecek gelişmelerin temel kolaylaştırıcısı olarak ABD’nin” de dahil olduğunu ifade etti.

Gazze’yi yönetmesi planlanan Barış Kurulu’nun Filistinli teknokrat komitesinin başkanı Ali Şaas, çarşamba günkü etkinlikte, “parçalanmış” bir duruma düzen getirmek için Barış Kurulu’na ihtiyaç olduğunu savundu.

Filistin Yönetimi, belediyeler, Gazze Şeridi’nin fiili hükümeti ve çok sayıda BM ajansı ile uluslararası STK’nın on binlerce çalışanı bu bölgede faaliyet gösteriyor ve komitesinin bunları tek bir çatı altında birleştireceğini belirtti.

Şaas, “Tek bir ilkeye bağlıyız: tek otorite, tek yasa ve tek silah,” dedi.

Mladenov, çatışmaların ortasında çalışmanın yarattığı gerginliği de kabul etti. Bu haftaki etkinlikte, kurulun güvenlik sorunlarını “kinetik aşamaya” ulaşmadan çözmek için “gelişmiş bir çatışma önleme mekanizması” üzerinde çalıştığını belirtti.

Çarşamba günü Barış Kurulu, yalıtımlı karavanların sağlanmasından toplu taşımacılığın desteklenmesine ve hastanelerin onarılmasına kadar uzanan, toplam değeri 2,45 milyar dolar olan ve yakında başlamasının beklendiği 66 projenin listesini yayınladı.

Planlanan, başlangıç tarihinden itibaren altı ay içinde bu projelerin tamamlanması.

Trump’ın damadı ve Barış Kurulu’nun yönetim kurulu üyesi Jared Kushner, aynı etkinlikte “Gördüğünüz şey, adeta çok ama çok büyük bir startup’ın kurulmasına benziyor,” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı adına işgal sonrası Irak planlamasını yöneten ve Avrupalı yetkililerle temas halinde olan Tom Warrick, ayrıntıların eksikliğinin tam da Avrupa’yı ve diğer potansiyel ortakları kurulun planları konusunda tedirgin eden unsur olduğunu söyledi.

Warrick, “Bu plan kağıt üzerinde iyi görünüyor ama eksik olan nokta, buradan bu plandaki projelerin çoğunun fiili başlangıç noktasına nasıl ulaşacağımız,” dedi.

Mladenov, Barış Kurulu etkinliğinde, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinden önce pek bir ilerleme kaydedilemeyeceğine dair bir ipucu verdi ve “Şu anda İsrail ile yürüttüğümüz görüşmeler, oradaki seçimler nedeniyle kolay geçmiyor,” dedi.

Mladenov, hedefinin, Hamas’ın silahsızlandırılmasını da içeren kalıcı bir barış olduğunu vurguladı:

“Bir takvime ya da tarihlere bağlı değiliz. Doğrulamaya bağlıyız. Bunun işe yaradığından emin olmak istiyoruz.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Yayınlanma

Palantir’in kurucusu Peter Thiel, Axel Springer medya grubundan ödül aldı ve verdiği mülakatta Papa Leo ile Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) eleştirdi.

Thiel, Axel Springer Ödülü’nü aldıktan sonra yaptığı konuşmada medyanın bazı kesimlerini sert bir şekilde eleştirdi.

Berlin’de düzenlenen törende konuşan Thiel, medyanın büyük bir kısmının neden “bir tür solcu nefret fabrikasına dönüştüğünü” merak ettiğini söyledi.

Medya ortamının “çok, çok tek taraflı” ve “istediğimiz kadar özgür olmaktan çok uzak” olduğunu iddia eden yatırımcı, aynı zamanda Springer CEO’su Mathias Döpfner’i ve CBS’ten ABD’li gazeteci Bari Weiss’i övdü.

Thiel, Döpfner ve Weiss gibi insanlar olmasaydı durumun “gerçekten çok, çok kötü” olacağını savundu.

Döpfner, Weiss ve Axel Springer çalışanlarına “cesaretleri” nedeniyle takdirlerini dile getiren Thiel, onları bu medya ortamındaki “muhalif sesler” olarak nitelendirdi.

Thiel, ayrıca Sol Parti’nin son Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerindeki başarısına da değindi.

İnsanların bu partiye neden oy verdiğini anlayabildiğini vurgulayan ABD’li, ortada “çok gerçek bir sorun” olduğunu, konutların çok pahalı ve aşırı derecede düzenlemeye tabi bulunduğunu söyledi.

Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Sol Parti’nin buna yönelik iyi çözümleri olmadığını savunan Thiel, kira kontrollerinin muhtemelen “Berlin’i bir gecekondu mahallesine dönüştüreceğini” ileri sürdü.

Axel Springer Ödülü, Springer’e göre “piyasaları olağanüstü bir şekilde dönüştüren” kişileri onurlandırıyor.

CEO Döpfner konuşmasında, Springer’in Thiel’i girişimciliği, risk alma istekliliği ve alışılmışın dışında düşünme tarzı nedeniyle ödüllendirdiğini belirtti.

Geçmişteki ödül sahipleri arasında Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, Amazon kurucusu Jeff Bezos, Tesla CEO’su Elon Musk ve World Wide Web’in mucidi Tim Berners-Lee yer alıyor.

Ödül töreninin kenarında, çok sayıda kişi Thiel’e karşı bir protesto mitingine katıldı. Polise göre, gösteri olaysız bir şekilde gerçekleşti. Protesto çağrısını sol gruplar yapmıştı.

Axel Springer binasının dışında, “Thiel Shall Not Pass” (Thiel Geçemeyecek) yazan bir pankart da sergilenenler arasındaydı.

Alman Gazeteciler Birliği (DJV) de daha önce teknoloji milyarderine ödül verilmesini eleştirmişti.

Ödül töreni sırasında kısa süreli bir aksaklık yaşandı. Springer’in verdiği bilgiye göre, bir hizmet sağlayıcısının çalışanı, üzerinde “Onlar, bizim onların yalan söylediğini bildiğimizi biliyorlar” yazan bir pankartla sahneye çıktı.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Springer, bir soruya yanıt olarak, adamın güvenlik görevlileri tarafından sahneden uzaklaştırıldığını ve kimsenin yaralanmadığını belirtti.

Mathias Döpfner’e verdiği röportajda ise Thiel, Papa Leo’nun Mayıs ayında yayınladığı yapay zeka genelgesinin Çin’in yapay zeka alanındaki hedeflerini dizginlemeye hiçbir katkısı olmayacağını fakat ABD ve müttefiklerinin bu teknolojiye ağır kısıtlamalar getirmesine neden olabileceğini savundu.

Thiel, “Çin Komünist Partisi’nin Papa’yı dinlemeyeceği kesin. Fakat ABD’deki insanların dinleme ihtimali var. Dolayısıyla, papa’nın genelgesi aslında Komünist Parti’nin işine yarıyordu. Onun komünistlerin ajanı olduğunu söylemiyorum, ama en azından ÇKP için ‘kullanışlı bir aptal’ olarak hareket ediyordu,” diye ekledi.

Thiel, “Bence AI, internetten daha önemli olabilir ve büyümeyi hızlandırma potansiyeline sahip; bununla birlikte gelen tüm olumlu ve olumsuz sonuçlarla birlikte,” dedi.

“Teorik olarak, küresel düzeyde gerçek ve derin bir işbirliği olsaydı, bu gelişimi yavaşlatmak mümkün olabilirdi.,” diyen Palantir’in kurucusu, bununla birlikte bunun için gerçek yetkileri ve gerçek gücü olan bir dünya hükümeti gerektiğini düşündüğünü aktardı.

Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip

Thiel, “İçimdeki klasik liberal, bunun ‘kötüden daha kötüye’ gitmek olacağına inanıyor. Çare, dertten daha kötü olurdu,” diye konuştu.

Thiel’e göre Batı’da gelişimin frenlenmesi, Çin’de ise frenlenmemesi tehlikesi bulunuyor.

AfD ve Sol Parti’nin seçim başarılarına da değinen Thiel, bunun nedeninin “orta yol partilerinin Almanya için tüm toplumun yararına olacak bir iktisadi gelecek tasarlama konusundaki başarısızlığını yansıttığını” söyledi.

Thiel AfD ile ilgili olarak, “Bence Ukrayna, Çin ve İsrail hakkında mantıklı bir şekilde tartışılabilir. Fakat aynı zamanda AfD’nin bu üç konuda da yanıldığını düşünüyorum. Ve bu üç konuda da yanılmak mümkün değil,” dedi.

Eskiden Almanya’nın “önemli yeni şirketler kurma yeteneği” olduğunu savunan Thiel, Mittelstand‘ların yanı sıra 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan çok daha büyük şirketler de olduğuna işaret etti.

Thiel’e göre 1995’ten bu yana bu yetenek gerçekten büyük ölçüde kayboldu.

Kıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor

En zengin Almanlarla Amerikalıları kıyaslayan süper zengin, “ABD’de bu on iki kişiden dokuzu servetini kendi çabalarıyla kazanmış. Almanya’da ise 20 kişiden 20’si de servetini miras yoluyla almış. Hiçbiri yeni bir şey yaratmamış, yeni bir servet kazanmamış ya da uygun şekilde büyütülebilecek büyük bir şirket kurmamış,” iddiasında bulundu.

Trump yönetimi hakkındaki görüşlerini de dile getiren Thiel, ilk Trump döneminde birbirleriyle hiçbir konuda anlaşamayan insanların ekipte olduğunu, ikinci yönetimde ise bu hatayı düzeltmeye çalışırken “aşırıya kaçarak”, yönetimde “pek zeki olmasa da son derece sadık kişilerin” yer aldığını söyledi.

Kendisinin Marco Rubio yerine hâlâ JD Vance’in destekçisi olduğunu söyleyen Thiel, “Fakat korkarım ki her iki aday için de kazanması zor olacak,” dedi.

Kasım ayındaki ara seçimlere de değinen ABD’li şunları söyledi:

“Eğer Cumhuriyetçiler bu sonbahardaki ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğrarsa, Demokratlar 2028’de zaten kazanacaklarına inanacaklar. Ve o zaman muhtemelen bir demokratik sosyalistin zaferine karşı o kadar da güçlü bir engel olmayacaktır. (…) Bence Demokratlar, bir buçuk ay sonra yapılacak ara seçimlerde yeterince iyi bir sonuç alacaklar; bu durumda, başkanlık adaylarının merkez sol mu yoksa aşırı sol kanattan mı geleceği, sonuçta onlar için pek de önemli olmayacak. Ve o zaman yarış tamamen açık, sonuç ise tamamen belirsiz olacak.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

OpenAI Ukrayna’ya siber savunma için ücretsiz yapay zeka desteği verecek

Yayınlanma

ABD merkezli OpenAI, sivil altyapıyı siber saldırılardan korumak amacıyla Ukrayna hükümetine “Daybreak” yapay zeka sistemini ücretsiz sunacak. Gelişmiş GPT 5.6 Sol modeli üzerinden işleyecek yazılım, hastaneler ve enerji tesislerindeki dijital güvenlik açıklarını hızla kapatmayı hedefliyor.

Yapay zeka devi OpenAI, Ukrayna hükümetine “Daybreak” adlı yapay zeka programına ücretsiz erişim imkanı sağlayacak.

Program, dijital sistemlerdeki güvenlik açıklarını tespit etmeyi; hastaneler ve elektrik santralleri dahil olmak üzere sivil altyapıyı hedef alan siber saldırılara karşı koymayı amaçlıyor.

Kiev yönetimi, Daybreak aracılığıyla gelişmiş GPT 5.6 Sol modelinin yazılımlardaki açıkları hızla belirleyip kapatmaya yarayan özel bir sürümünü kullanacak.

Ukrayna ulusal siber olaylara müdahale ekibi CERT-UA, 2025 yılında yaklaşık 6 bin siber saldırı kaydetti.

OpenAI, Ukrayna makamlarıyla vardığı işbirliğini New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında 23 Eylül’de duyurdu.

OpenAI for Countries biriminin yöneticisi George Osborne, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Sivil altyapının korunması, insanların yaşamaya, çalışmaya ve hayati hizmetlerden yararlanmaya devam edebilmesi adına bu yapıların hem fiziksel hem de dijital saldırılara karşı savunulması anlamına geliyor.”

Daha önce OpenAI’ın rakiplerinden Anthropic şirketi, geliştirdiği Claude adlı yapay zeka sisteminin Rusya ile bağlantılı bilgisayar korsanları tarafından Ukraynalı kuruluşlara yönelik saldırılarda kullanıldığını açıklamıştı.

Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Söz konusu korsanlar, insansız hava aracı (İHA) parçası üreten en az iki firmanın e-posta kutularındaki verileri ele geçirdi; askeri dron üreticisi bir şirkete saldırarak bilgisayarlı görü sistemine ait yazılım geliştirme kitini çaldı.

Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) Kıdemli Araştırmacısı Jamie MacColl, Ukrayna’nın OpenAI haricinde Google gibi diğer rakip teknoloji şirketlerinin yapay zeka araçlarına da sahip olduğunu belirtti.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Ukrayna’nın, Pentagon’un ana tedarikçilerinden bilişim devi Palantir Technologies firmasının yapay zeka yazılımlarından yararlandığı kamuoyuna yansımıştı.

Dönemin Savunma Bakanı Mihail Fedorov, bu işbirliği neticesinde hava saldırılarını ayrıntılı biçimde analiz eden bir sistem kurulduğunu ve büyük ölçekli istihbarat verilerini işlemeye dönük çözümlerin devreye sokulduğunu aktarmıştı.

Şirketin sunduğu teknolojiler, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rusya’nın cephe gerisindeki hedeflerine yönelik yüksek hassasiyetli uzun menzilli taarruzlarının (deep strike) planlanmasında da kullanılıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English