Bizi Takip Edin

Avrupa

NATO boru hattı ağını Doğu Avrupa ve Türkiye’ye uzatıyor

Yayınlanma

NATO üyesi ülkeler, Soğuk Savaş döneminden kalan askeri petrol boru hattı ağını Doğu Avrupa ve Türkiye’ye kadar genişletmek üzere bir anlaşmaya varmaya yaklaştı. Bloomberg’in kaynaklarına dayandırdığı habere göre, ittifak tarihinin en büyük yatırımlarından biri olabilecek bu proje kapsamında 20 yılda yaklaşık 30 milyar dolar harcanması planlanıyor.

NATO ülkeleri, Soğuk Savaş döneminde inşa edilen askeri petrol boru hattı ağını Doğu Avrupa ve Türkiye’ye kadar genişletmeyi öngören bir anlaşmaya imza atmaya yaklaştı.

Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, kararın Ankara’da düzenlenen yıllık NATO Zirvesi kapsamında çarşamba günü resmi olarak açıklanması bekleniyor.

Ajansın aktardığı bilgilere göre, askeri üsleri birbirine bağlayan bu boru hatları olası bir kriz durumunda birliklerin yakıt tedarikini güvence altına almayı amaçlıyor.

Kaynaklardan biri, projenin NATO tarihinin en büyük yatırımı olabileceğini ve önümüzdeki yirmi yıllık süreçte maliyetinin 30 milyar dolara kadar ulaşabileceğini ifade etti.

Bloomberg değerlendirmesinde, “Bu girişim, Batı Avrupa’da yoğunlaşan mevcut boru hattı ağının Rusya sınırları yakınındaki büyük ölçekli operasyonları desteklemek için yetersiz kalabileceğine dair artan endişeleri yansıtmaktadır. Doğu kanadındaki ülkelerin büyük çoğunluğu, tıkanıklıklara ve saldırılara karşı daha savunmasız olan karayolu veya demiryolu altyapısına bağımlı durumdadır” ifadelerine yer verdi.

Doğu kanadındaki ülkeler projenin merkezinde yer alıyor

Genişleme hamlesinin ana yararlanıcılarının Polonya, Baltık ülkeleri, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye olacağı belirtiliyor. Projenin NATO Zirvesi’ndeki en aktif savunucularından biri ise Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki oldu.

Polonya televizyon kanalı TVP’nin aktardığı beyanatında Nawrocki, “Boru hatlarının çift amaçlı kullanımı, tüm NATO doğu kanadının güvenliğini güçlendirme fırsatı sunuyor. Bu nedenle benim ve tüm Orta Avrupa için bu konuyu yeniden gündeme getirmek bir fırsattır” dedi.

Bloomberg, projenin ana finansmanının NATO tarafından karşılanacağını, Doğu Avrupa ülkelerinin ise maliyetin kalan kısmını üstleneceğini netleştirdi.

Zirve öncesinde altyapı girişimleri hız kazandı

Doğu Avrupa’ya yönelik petrol boru hatlarını genişletme projesi, Ankara’daki zirve öncesinde çeşitli diplomatik hazırlıklara ve değerlendirmelere konu oldu.

Polonya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, haziran ayının sonunda yaptığı açıklamada, NATO yakıt boru hatlarının Varşova için Ankara’daki zirvede öncelikli gündem maddesi olduğunu belirtmişti.

Kosiniak-Kamysz konuya ilişkin olarak, “Birkaç gün önce bir araya geldiğim Slovakya, Çekya ve Macaristan’daki mevkidaşlarımın yanı sıra Baltık ülkelerinden de boru hatlarının inşasını teşvik etmek üzere çok güçlü bir yetki aldım” şeklinde konuştu.

Polonyalı bakan, projenin Batı Almanya’dan Doğu Almanya üzerinden Polonya’ya, güneyde Çekya’ya, kuzeyde ise Litvanya ve diğer Baltık ülkelerine uzanacak hatları kapsadığını açıkladı.

NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı

Avrupa

Macaristan 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı

Yayınlanma

Macaristan, 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı. Budapeşte yönetimi, diplomatları Viyana Sözleşmesi uyarınca diplomatik statüyle bağdaşmayan faaliyetler yürütmekle suçladı.

Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya’nın Budapeşte Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrıldığını duyurdu.

Orban, büyükelçiliğe mensup 10 diplomatın Macaristan topraklarında diplomatik misyonla uyuşmayan eylemlerde yer aldığının Rus temsilciye iletildiğini aktardı.

Orban, “Macar tarafı bu kişilerin Macaristan’ı terk etmesini istedi. Bu karar Macaristan’ın güvenliğini ve egemenliğini koruyor” dedi. Alınan kararın Rusya ile diplomatik ilişkilerin kesildiği anlamına gelmediğini vurgulayan Dışişleri Bakanı, karşılıklı saygı ve kurallara riayet temelinde gerekli diyaloğu sürdürme niyetinde olduklarını kaydetti.

Telex haber sitesinin aktardığına göre Başbakan Péter Magyar, Dışişleri Bakanı’nın açıklamasını meclis kürsüsünden okudu ve hükümetin ülke egemenliğini koruma kararlılığını dile getirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, sınırdışı kararına Moskova’nın sessiz kalmayacağını belirterek, “Budapeşte’deki Rus düşmanı lobiye verilecek yanıt sert ve acı verici olacak” ifadesini kullandı.

Anita Orban, selefi Péter Szijjártó’ya kıyasla Moskova ile temaslarında daha mesafeli bir çizgi izliyor.

Orban, bakanlık görevine başlamasının ilk günlerinde, 13 Mayıs’ta Ukrayna’nın Zakarpatya bölgesine bir insansız hava aracının düşmesi üzerine Rusya Büyükelçisi Yevgeniy Stanislavov’u makamına çağırmıştı.

Büyükelçi Stanislavov, görüşme sırasında Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasını Orban’a iletmişti. Metinde Ukrayna ordusunun kullandığı tesislere, yabancı savaşçılara ve silahlı birliklerle bağlantılı noktalara yönelik saldırıların ayrıntıları yer alıyordu.

Stanislavov, Rus eylemlerinin gerilimi tırmandırma amacı taşımadığını, Ukrayna güçlerinin Rus topraklarına düzenlediği saldırılara verilmiş bir karşılık olduğunu savunmuştu.

Eski Başbakan Viktor Orbán döneminde Macaristan yalnızca tek bir Rus diplomatı sınırdışı etmişti. 2018 yılında eski askeri istihbarat (GRU) albayı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın İngiltere’de zehirlenmesi üzerine Budapeşte, Londra ile dayanışma göstermek amacıyla diğer bazı Batılı ülkeler gibi bir Rus temsilciyi ülkeden göndermişti. Moskova yönetimi ise Skripal vakasındaki tüm suçlamaları reddetmişti.

Nisan ayında gerçekleşen hükümet değişiminde, Rusya ile yakın ilişkileri savunan Viktor Orbán başbakanlıktan ayrılmış, görevi Péter Magyar devralmıştı. Budapeşte bu değişimin ardından yeni bir dış politika rotası çizerek Moskova’yı “tehdit” olarak tanımladı.

Alman Der Spiegel dergisi, Magyar hükümetinin önceki kabinenin yaklaşımından uzaklaştığını yazdı. Orbán yönetimi görev süresi boyunca AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını hafifletmeye çalışmış ve Ukrayna’ya sağlanacak destek paketlerini engellemişti.

Başbakan Magyar seçim öncesinde Moskova ile pragmatik bir işbirliği kurmaktan yana olduğunu, koşullar gerektirdiğinde Vladimir Putin ile masaya oturabileceğini dile getirmişti.

İki ülkenin coğrafi konumunun değişmeyeceğini ve Macaristan’ın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığının bir müddet daha süreceğini belirten Magyar, Budapeşte’nin Rusya ile “dost” olmayacağını da vurgulamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise NATO ve AB ülkelerinin “radikal militarizasyon” hamlelerini meşrulaştırmak adına “sözde Rus askeri tehdidi” iddialarına sarıldığını öne sürmüştü.

Putin, Batı’nın artık açıkça Rusya ile savaşa hazırlandığını söylediğini ve savunma bütçelerini şişirdiğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İktisatçı Pettifor: Kemer sıkma ve kuralsızlaşma halkı faşizme sürüklüyor

Yayınlanma

İngiliz iktisatçı Ann Pettifor, merkez siyasetçilerin kemer sıkma politikaları ve finansal kuralsızlaştırma adımlarıyla toplumları aşırı sağın kollarına ittiğini belirtti. Silikon Vadisi milyarderlerinin ekonomik çöküşü gizlemek adına faşist hareketleri finanse ettiğini kaydeden Pettifor, İngiliz hükümetine merkez bankası ve hazine üzerindeki kontrolü ele alma çağrısı yaptı.

Progressive Economy Forum ve Goldsmiths College Siyasal İktisat Araştırma Merkezi bünyesinde çalışmalar yürüten İngiliz iktisatçı Ann Pettifor, System Change adlı Substack bülteninde yayımladığı makalede, aşırı sağın yükselişi ile küresel finans sistemi arasındaki doğrudan bağı ele aldı.

Pettifor, merkez siyasetçilerin benimsediği kemer sıkma politikalarının halkı aşırı sağın kollarına ittiğini vurguladı.

“Silikon Vadisi kapitalistleri tarafından finanse ediliyorlar”

Dover limanında göçmenleri hedef alan aşırı sağcı sokak hareketlerine değinen Pettifor, bu yapıların zekaları sayesinde güç kazanmadığına dikkat çekti. Makalede şu ifadelere yer verildi:

“Dover’da göçmenlere saldıran faşist, şiddet yanlısı Tommy Robinson ve aşırı sağcı arkadaşları, zeki oldukları için finansman, ilgi ve güç elde etmedi. Aşırı zenginliğin tepeye, ‘azınlığa’ aktarılması gerçeğinden dikkati başka yöne çekmek isteyen Silikon Vadisi kapitalistleri tarafından alaycı bir biçimde finanse edildikleri ve kullanıldıkları için güç ve nüfuz kazandılar.”

Pettifor, kemer sıkma politikalarıyla ellerinden güvenliği, umudu ve fırsatları alınan İngiliz gençlerinin yönlendirildiğini belirtti:

“Aşırı sağcı liderlerin arkasından yürüyen, kemer sıkma politikalarının güvenlikten, umuttan ve fırsatlardan mahrum bıraktığı, insanca barınma ve iş hakkı tanınmayan İngiltere’nin siyah giyimli genç erkekleri; göçmenlere saldırarak, düzenleme ve servet vergisi yönündeki demokratik talepleri baltalayarak Silikon Vadisi’nin ‘Büyük Parasının’ sermaye kazançlarını korumaya ikna ediliyor.”

İktisatçı, aşırı sağın hamilerini “dünyanın en güçlü alacaklıları ve tekno-milyarderleri olan suçlu adamlar” şeklinde niteledi.

İngiltere sokaklarında Nazi benzeri siyah üniformalarla yürüyen kişilerin Dover liman kasabasını iki kez işgal ettiğini ve siyasetçiler ile ana akım medyanın söylemlerini tekrarlayarak “Botları durdurun” sloganları attığını aktaran Pettifor, aynı hafta sonunda Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerde aşırı sağcıların ezici zafer kazanmasının beklendiğini hatırlattı.

“Halkı aşırı sağcı faşistlerin kollarına itiyorlar”

Makalede, İşçi Partisi hükümetinin Maliye Bakanı John Healey’nin finans sektöründe kuralsızlaştırmayı savunurken bütçe disiplini adı altında kemer sıkmayı dayatması eleştirildi.

Healey’nin Financial Times gazetesine verdiği mülakatta risk odaklı düzenlemeleri “takıntı” olarak nitelemesine değinen Pettifor, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Finans sektörünün önünde diz çökerken çoğunluğa istikrar ve güvenlik sunamayan İngiltere, ABD ve özellikle Avrupa’daki diğer merkez siyasetçiler gibi, İngiltere Maliye Bakanı da kendi ülke halklarını aşırı sağcı faşistlerin kollarına itmekten suçlu olan siyasetçilerden biri olma riski taşıyor.”

İktisatçı Karl Polanyi’nin 1929 krizi sonrasındaki gözlemlerine atıfta bulunan Pettifor, faşizmin küresel serbest piyasa ve finansal kuralsızlaşmanın çöküşünden beslendiğini belirtti.

Makalede, Peter Thiel ve Elon Musk gibi milyarderlerin ekonomik çöküşün asıl sorumlusu olan küresel finans düzenini perdelemek için ırkçılığı ve göçmen karşıtı şiddeti finanse ettikleri ifade edildi.

“Siyasetçiler çaresizmiş gibi davranmayı bırakmalı”

Başbakan Andy Burnham’ın yeni bir siyasi ve ekonomik model vadetmesine rağmen piyasalar, tahvil sahipleri, İngiltere Merkez Bankası ve Hazine karşısında çaresiz bir tutum sergilediğini savunan Pettifor, “Para yok” iddiasının gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Pettifor, kendisinin de yer aldığı “99%” adlı düşünce kuruluşunun hazırladığı ve yakında yayımlanacak “Hazine Kaynaklı Gerilemeye Son Vermek: Ekonomik Gücün Kaldıraçlarını Seçilmişlerin Eline İade Etmek” başlıklı rapordaki stratejileri sıraladı:

“İngiliz siyasetçiler, merkez bankası ve hazine üzerindeki güçlerini kavramalı; bu yetkiyi İngiltere Merkez Bankası, Hazine ve Bütçe Sorumluluk Ofisi’ndeki (OBR) memurlara devretmeyi bırakmalıdır. Çaresizmiş gibi davranmaktan vazgeçmelidirler.”

Hükümetlerin kamu borcu, servet vergisi ve para basma konusundaki yerleşik itirazlarının dayanaksız olduğunu belirten iktisatçı, 2009’dan bu yana üretilen 895 milyar sterlinin enflasyonun temel kaynağı olmadığını, asıl sorunun Covid sonrası tedarik sıkıntıları ile İran Savaşı’ndan kaynaklandığını kaydetti.

Pettifor, kilit kurumların dönüştürülmesi için şu üç adımın hızla atılmasını önerdi:

“İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon hedefleme yetkisi gözden geçirilmeli, Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin 50 yıl sonrasının kamu borcu yerine bugünkü yoksulluk ve çöken altyapı risklerini dikkate alması sağlanmalı ve Hazine’nin Merkez Bankası karşısındaki borç mekanizması ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Ticaret Komiseri, Çin stratejisiyle ilgili olarak CEO’larla buluşacak

Yayınlanma

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, 18 Eylül’de Avrupalı şirketlerin CEO’larıyla bir araya gelerek Çin stratejisini görüşecek.

Komiserin, Avrupa Komisyonu’nun kritik tedarik zincirlerini Çin’den uzaklaştırarak çeşitlendirme çabalarına ilişkin şirketlerin görüşlerini alması bekleniyor.

Komisyon, alternatiflerin mevcut olduğu durumlarda şirketleri hammadde gibi kritik ithalatları en az üç farklı tedarikçiden temin etmeye teşvik etmek amacıyla bir “çeşitlendirme aracı” önerdi.

Fakat AB yürütme organı, böyle bir önlemi resmi olarak önermeden önce sektörün desteğini almak ve ilgili maliyetler göz önüne alındığında şirketlerin Çin’e olan bağımlılıklarını azaltmak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduklarını anlamak istiyor.

Bu girişim, Brüksel’in Asya devi ile olan günlük 1 milyar avroluk ticaret açığını azaltmaya çalışırken, Komisyon’un yaz boyunca Çinli yetkililerle temaslarını yoğunlaştırmasının ardından geldi.

Toplantı, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Çin’in AB’nin sanayi tabanına oluşturduğu tehdit konusundaki endişeleri ele alması beklenen, tarihi öneme sahip “Birliğin Durumu” konuşmasını yapmasından iki gün sonra gerçekleşecek.

Pekin ile teknik görüşmelerin ardından Šefčovič, Eylül ortasında Çinli mevkidaşı Wang Wentao ile video konferans yoluyla görüşecek ve ardından Ekim başında Pekin’e gidecek.

Bu görüşmelerden sonuç çıkmaması halinde, ulusal liderler Kominsyon’u, Ekim ortasındaki zirveye kadar Çin’in endüstriyel kapasite fazlasıyla mücadele etmek için yeni yollar bulmaya çağırdı.

Etkinliğe yakın iki kaynağın verdiği bilgiye göre, 18 Eylül’deki toplantıda makine, elektrikli bileşenler, otomotiv ve kimya sektörlerinden CEO’lar bir araya gelecek.

Šefčovič geçen hafta POLITICO’ya şunları söylemişti:

“İş dünyası liderlerinin bile … çeşitlendirmenin maliyetinin kesintinin maliyetinden daha düşük olduğunu fark ettiğini artık daha sık duymaktan memnunum. İşte bu mantığı daha da geliştirmek istiyorum. Önemli paydaşları özel bir foruma davet ediyorum.”

Šefčovič, bu tür tartışmaların, Komisyon’un böyle bir aracın nasıl işleyebileceğine dair düşüncelerini şekillendirmeye yardımcı olduğunu belirtti.

Cevabı istenen soruları arasında, “Öncü şirketlerimizin iktisadi liderliğinin desteğini alabileceğimiz, böyle bir aracın en iyi tasarımı ne olabilir?” de yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English