Diplomasi
Papa ve Kiliseden savaş karşıtı sesler yükseliyor

Papa Leo, Donald Trump’ın İran’da başlattığı savaşı “tüm insanlık ailesi için bir skandal” olarak nitelendirdi.
Vatikan ve Katolik Kilisesi, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Peter Thiel’in Roma’da verdiği “Deccal dersleri” ve Küba’ya karşı uygulanan abluka nedenile “MAGA” hareketi ve Trump ile örtülü bir mücadele içerisinde.
Geçen ay, başta JD Vance olmak üzere çok sayıda muhafazakâr siyasetçinin destekçilerinden Palantir kurucusu Peter Thiel, Deccal ve kıyametle ilgili son derece gizli ama bir o kadar da tanınmış konferanslarını vermek üzere Avrupa’daydı.
Financial Times’tan (FT) Mattia Ferraresi’ya göre Katolik dünyası onu pek hoş karşılamadı. Katolik din adamları, Palantir’in kurucu ortağını dinlenmeye değer sıra dışı bir Hıristiyan olarak değil, dışlanması gereken tehlikeli bir mürted olarak gördüler.
Katolik basın, onu “çarpık bir siyasi teolojiyi savunan kötü niyetli bir sahte düşünür” olarak eleştirdi ve papalık üniversitesinden bir teolog, Thiel’in kendisinin Deccal olabileceğini öne sürdü.
Thiel’in konuşmaları, Deccal’ın teknolojik ilerlemeyi yavaşlatmaya çalışacağını ve insan inovasyonunu düzenlemeler ve ahlaki kısıtlamalarla zincirleyeceğini ima ediyor.
Papa XIV. Leo da teknolojik gelişme ve yapay zeka konusuna büyük ilgi gösteriyor. “Magnifica Humanitas” başlıklı bir papalık genelgesi yakında yayınlanacak ve insan doğası ile teknolojiyle olan ilişkisine dair Katolik vizyonu üzerine bir değerlendirme sunacak.
JD Vance, Thiel’in bir konferansına katıldıktan sonra Katolik Kilisesi’ne yönelmişti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Vance, yakın tarihteki hiçbir yönetimden daha fazla Kilise öğretileriyle çatışma halinde olabilecek bir yönetimi yöneten en önde gelen Katolikler arasında yer alıyor.
Leo’dan ateşkes çağrısı
Geçen hafta Papa Leo, bir grup gazeteciye seslendi. Papa mesajında, “Ateşkes çağrısını yinelemek istiyorum; barış için çalışmak, ama silahlarla değil, diyalog yoluyla, herkes için gerçek bir çözüm arayışıyla,” dedi.
Bu, yirmi beş gün içinde papa ve Vatikan’ın İran savaşının sona ermesi için kamuoyuna yaptığı en az on ikinci çağrıydı.
28 Şubat’tan beri Leo, Angelus konuşmaları, papalık kabulleri, Roma cemaatlerindeki vaazlar, aylık dua videosu, havayolu yöneticileri ve askeri papazlara yaptığı açıklamalar ve Dışişleri Bakanı ile Kudüs Latin Patriği aracılığıyla iletilen mesajlar aracılığıyla savaş karşıtı mesajlar veriyor.
Leo ayrıca, “Nefret artıyor ve şiddet giderek daha da kötüye gidiyor. Bir milyondan fazla insan yerinden edildi ve çok sayıda ölü var,” dedi.
Papa, geçen ayki Angelus duasında, “Bombaların gürültüsünün kesilmesi, silahların susması ve halkların seslerinin duyulabileceği bir diyalog ortamı açılması için Rabbe alçakgönüllü dualarımızı sunalım,” demişti.
Vatikan Dışişleri Bakanı ‘önleyici savaş’ doktrinini eleştirdi
Kutsal Makam geleneksel olarak diplomatik tarafsızlığını korusa da Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Pietro Parolin de açıkça ABD’yi eleştirdi.
Parolin Vatican Media’ya şunları söylemişti:
“Eğer devletlerin, kendi kriterlerine göre ve ulusüstü bir yasal çerçeve olmaksızın ‘önleyici savaş’ yapma hakkına sahip olduğu kabul edilirse, tüm dünya alevler içinde kalma riskiyle karşı karşıya kalır. Uluslararası hukukun bu şekilde aşınması gerçekten endişe verici: adalet, güce yol açtı; hukukun gücü, barışın ancak düşman yok edildikten sonra sağlanabileceği inancıyla, gücün hukukuna yerini bıraktı.”
Beyaz Saray ise Leo’nun çağrılarından rahatsız. Başkan Trump 20 Mart’ta EWTN’e yaptığı açıklamada, papanın barış tavsiyesiyle ilgilenmediğini söyledi.
İki gün sonra Leo’nun son açıklamaları sorulduğunda Trump daha açık sözlü biçimde, “ateşkes istemediğini” vurguladı.
ABD’li kardinaller daha açık sözlü: “İran’a karşı savaş ahlaki açıdan meşru değil”
Washington DC Başpiskoposu Kardinal Robert W. McElroy da ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının “ahlaki açıdan meşru olmadığını” belirterek, savaşın sona ermesi yönündeki daha ılımlı çağrılarda bulunan Papa’nın ötesine geçti.
Geçen ay Catholic Standard gazetesine verdiği röportajda McElroy şunları söyledi:
“Adil neden kriteri karşılanmamaktadır; zira ülkemiz, İran’ın mevcut ya da yakın ve nesnel olarak doğrulanabilir bir saldırısına yanıt vermiyordu. Papa Benedict’in kategorik olarak belirttiği gibi, Katolik öğretisi önleyici savaşı, yani gelecekteki olaylara dair spekülasyonlarla gerekçelendirilen bir savaşı desteklemez. Önleyici savaş ahlaki olarak kabul edilecek olsaydı, savaşa girme gerekçesiyle ilgili tüm sınırlar aşırı tehlikeye atılmış olurdu.”
McElroy ayrıca, çatışmanın “doğru niyet kriterini” karşılamadığını savunarak, kendi görüşüne göre İran’daki savaşın en endişe verici unsurlardan birinin, ABD’nin hedeflerinin ve niyetlerinin “kesinlikle belirsiz olması.”
McElroy şöyle devam etti:
“(…) bunlar, İran’ın konvansiyonel ve nükleer silah potansiyelinin imhasından rejimin devrilmesine, demokratik bir hükümetin kurulmasına ve koşulsuz teslimiyete kadar uzanmaktadır. Net bir niyetiniz yoksa, adil savaş geleneğinin doğru niyet kriterini karşılayamazsınız.”
ABD’li kardinal, “Mevcut savaş çabamız, Katolik adil savaş öğretisine uymuyor; zira bu savaşın getireceği faydaların, yol açacağı zarardan daha ağır basacağı hiç de açık değil,” diye konuştu.
Kardinalin açıklamaları, Chicago Kardinali Blase J. Cupich’in daha önce, savaş görüntülerini aksiyon filmlerinden alıntılarla karıştıran Beyaz Saray’ın sosyal medyada paylaştığı bir videoyu kınayan bir bildiri yayınlamasının ardından gelmişti.
Cupich, “Gerçek ölümlerin ve gerçek acıların yaşandığı gerçek bir savaşın, sanki bir video oyunuymuş gibi ele alınması mide bulandırıcı,” diye yazmıştı.
Filistin’deki kiliseler “Hristiyan Siyonizmi”ni reddedince ABD tepki gösterdi
Kilise cemaatlerinde endişe artıyor
McElroy, verdiği röportajda, ABD ve İsrail’in İran’a saldırı başlatmasından bu yana, cemaat üyeleri arasında çatışmaya ilişkin “çok ciddi bir endişe” ile karşılaştığını söyledi:
“Neredeyse herkes, Hamaney rejiminin on yıllardır dünyaya terör yayan acımasız ve baskıcı bir hükümet olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini haklı olarak düşünüyor ama bu savaşın kontrolden çıkıp ABD’yi daha da derin bir şekilde içine çekeceğine dair büyük bir endişe var.”
Bazı cemaat üyelerinin kendisine orduda görev yapan çocukları için endişelendiklerini söylediklerini, diğerlerinin ise ABD’nin Irak’taki önceki savaşlarını ve “büyük Amerikan kayıplarına ve muazzam maliyetlere rağmen bu savaşların barış ya da birlik sağlamadığını” hatırlattıklarını ekledi.
Aynı zamanda McElroy, bazı cemaat üyelerinin “bu gerçeklere rağmen, şimdi ABD’nin İran’daki teokrasiyi sona erdirip daha dostane ve barışçıl bir hükümet kurmasının zamanı geldiğine” inandığını da belirtti.
McElroy, “Başpiskoposluğumuzdaki Katoliklerin barış ve bu çatışmanın derhal sona ermesi için dua etmelerinin hayati önem taşıdığına” inandığını söyledi ve şöyle devam etti:
“Vatandaşlar ve inananlar olarak, bu devam eden savaş hakkındaki tutumlarımızı siyasi temsilcilerimize bildirmeli ve çok sevdiğimiz bu ülkeye kendi rehberliğimizi sunmalıyız.”
Kardinal ayrıca “ailelerimizde, cemaatlerimizde ve topluluklarımızda endişeli olanları, Kutsal Ruh’un tesellisinin onlarla olacağı konusunda rahatlatmak gerektiğini” söyledi.
Kardinal şöyle devam etti:
“Son olarak ve en önemlisi, bu savaşın hedeften hedefe, stratejiden stratejiye savrulan uzun süreli bir çatışmaya dönüşmemesini sağlamalıyız. Savaş ve barışla ilgili en önemli Katolik öğretilerinden biri, ulusların savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirme konusunda katı bir yükümlülüğü olduğu. Bu, savaşa girme kararının ahlaki açıdan meşru olmadığı durumlarda özellikle geçerli.”
Katolik sağ içinde İsrail çatlağı
ABD’deki “MAGA” yanlısı Katolik sağcılar arasındaki İsrail çatlağı son aylarda daha da görünür hale geldi.
Tartışma, Trump’ın Dini Özgürlükler Komitesi’nde yer alan eski Miss California Prejean Boller’in İsrail ve siyonizm konusunda bir tartışma başlatmasıyla patlak vermişti.
Şubat ayındaki bir Kongre oturumunda Prejean Boller, Yahudi tanıklara Siyonizmi benimsememeyi reddetmenin kendisini antisemitik yapıp yapmadığını, Yahudilerin İsa’nın çarmıha gerilmesinden sorumlu olduğuna inanmanın bağnazlık sayılıp sayılmadığını sormuştu.
Komisyon başkanlığını yürüten Teksas Vali Yardımcısı Dan Patrick, onun görevden alınmasını bir nezaket meselesi olarak nitelendirmişve hiçbir komisyon üyesinin “kendi kişisel ve siyasi gündemleri uğruna bir oturumu ele geçirme” hakkı olmadığını belirtmişti.
Başkanlık Personel Ofisi mart ayında konuyu takip ederek görevden alınma kararını resmileştirdi.
Fakat yakın zamanda, Katolik sağın “en ihtiyatlı diplomatı” sayılan Winona-Rochester Piskoposu Robert Barron, Boller’a doğrudan seslendi ve “O, dini inançları nedeniyle işten çıkarılmadı, aksine, geçen ay Komisyon toplantısındaki davranışları nedeniyle işten çıkarıldı: tanıkları sindirmeye çalışması, kendi görüşünü agresif bir şekilde dayatması, toplantıyı kendi siyasi amaçları için ele geçirmesi,” diye yazdı.
Barron, Boller’ın dini zulüm iddiasını “saçma” ve “mantıksız” olarak nitelendirdi ve ayrıca Siyonizm konusunda Katoliklerin gerçek tutumunu şöyle açıkladı: “antisemitizme karşı kesin bir muhalefet, İsrail’in var olma hakkının kabulü, fakat aynı zamanda Yahudi devletinin ‘eleştiriye kapalı olmadığı’nın da kabulü.”
Prejean Boller ise X’te paylaştığı bir gönderide, Barron’u “özelde bir şey, kamuoyunda başka bir şey söylemekle” suçladı ve aslında kendisinin İsrail hakkındaki görüşlerini benimsediğini öne sürdü.
Daha sonra, ülkedeki en önde gelen Katolik din adamı ve Dini Özgürlükler Komisyonu’nun üyesi New York Kardinali Timothy Dolan, Barron’un açıklamasını retweet ederek, bu açıklamanın sonuçlarını destekledi.
Küba’da Vatikan’ın arabuluculuk çabası
Kilisenin, Amerikan ablukası altındaki Küba ile ilişkilerini sürdürdüğü ve arabuculuk çabalarını yoğunlaştırdığı görülüyor.
Son olarak mart ayında Küba, Vatikan’ın girişimleriyle 51 mahkûmu serbest bıraktı.
Küba Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
“Küba devleti ile Vatikan arasındaki iyi niyet ruhu ve yakın ve akıcı ilişkiler çerçevesinde –ki bu iki kurum arasında mahkumların durumunun gözden geçirilmesi ve serbest bırakılması konusunda tarihsel olarak iletişim sürdürülmüştür– Küba hükümeti önümüzdeki günlerde hapis cezasına çarptırılmış 51 kişiyi serbest bırakma kararı almıştır. Bu kişilerin hepsi cezalarının önemli bir kısmını çekmiş ve cezaevinde iyi hal sergilemiştir.”
Mart 2025’te de, yine Vatikan’ın arabuluculuğunda yapılan bir başka anlaşma kapsamında 553 mahkûma erken tahliye izni verilmişti.
Mahkûmların serbest bırakılması, Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez’in Vatikan’da Papa Leo ile görüşmesinden iki hafta sonra gerçekleşti.
Papa: Sevgili Küba halkının acılarını artırabilecek her tür eylemden kaçının
Washington Post’ta yer alan bir haberde ise, Papa XIV. Leo ile yapılanlar da dahil olmak üzere üst düzey toplantılarda Küba yetkilileri, Vatikan’dan ABD ile arabulucu rolünü üstlenmesini talep ettiler.
Görüşmelere yakın birkaç kaynağa göre, buradaki amaç müzakereleri kolaylaştırmak ve Beyaz Saray’ın, Küba’yı fiili bir petrol ablukası yoluyla izole etmeye yönelik baskı kampanyasının hafifletilmesini sağlamak.
1998’de Ada’yı ziyaret eden II. John Paul’dan bu yana papalar, Havana’ya yönelik geniş kapsamlı ABD ticaret ambargosunu kınıyorlar.
Vatikan, Mart 2016’da Başkan Barack Obama’nın Küba’ya yaptığı tarihi ziyaretin diplomatik zeminini hazırlamıştı.
Birkaç kişinin belirttiği üzere, şu anki umut, yeni bir Amerikalı papanın liderlik ettiği saygın bir kurumun, “Küba’yı ele geçirmekle” tehdit eden Başkan Donald Trump üzerinde ve Havana’da rejim değişikliği için baskı yapan yönetimindeki Katolik şahinler üzerinde daha fazla etki sahibi olabileceği düşüncesine dayanıyor.
ABD-Küba Ticaret ve Ekonomi Konseyi Başkanı John S. Kavulich, “Kübalılar her zaman Vatikan’ın bir tür sihirli bir güce sahip olduğuna inanmışlardır ve Vatikan’ın onayı sayesinde Küba’ya yatırdıklarından daha fazlasının geri döneceğine inanıyorlar,” diye konuştu.
Küba’daki Katolik Kilisesi, önemli bir kurum olmaya devam ediyor ve sesini daha fazla duyurur hale geldi.
Ada’daki piskoposlar ocak ayı sonunda “Küba’nın ihtiyaç duyduğu siyasi değişiklikler” için cesur bir çağrıda bulundular.
Fakat piskoposlar, “hükümetlerin anlaşmazlıklarını ve çatışmalarını zorlama veya savaş yoluyla değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözebilmeleri gerektiğini” de belirttiler.
Leo da bir kamuoyu çağrısında bu sözleri yineledi ve 1 Şubat’ta, “sevgili Küba halkının acılarını artırabilecek her türlü şiddet ve eylemden kaçınmak” amacıyla “tüm sorumlu tarafları” diyaloğa davet etti.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?











