Bizi Takip Edin

Diplomasi

Papa ve Kiliseden savaş karşıtı sesler yükseliyor

Yayınlanma

Papa Leo, Donald Trump’ın İran’da başlattığı savaşı “tüm insanlık ailesi için bir skandal” olarak nitelendirdi.

Vatikan ve Katolik Kilisesi, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Peter Thiel’in Roma’da verdiği “Deccal dersleri” ve Küba’ya karşı uygulanan abluka nedenile “MAGA” hareketi ve Trump ile örtülü bir mücadele içerisinde.

Geçen ay, başta JD Vance olmak üzere çok sayıda muhafazakâr siyasetçinin destekçilerinden Palantir kurucusu Peter Thiel, Deccal ve kıyametle ilgili son derece gizli ama bir o kadar da tanınmış konferanslarını vermek üzere Avrupa’daydı.

Financial Times’tan (FT) Mattia Ferraresi’ya göre Katolik dünyası onu pek hoş karşılamadı. Katolik din adamları, Palantir’in kurucu ortağını dinlenmeye değer sıra dışı bir Hıristiyan olarak değil, dışlanması gereken tehlikeli bir mürted olarak gördüler.

Katolik basın, onu “çarpık bir siyasi teolojiyi savunan kötü niyetli bir sahte düşünür” olarak eleştirdi ve papalık üniversitesinden bir teolog, Thiel’in kendisinin Deccal olabileceğini öne sürdü.

Thiel’in konuşmaları, Deccal’ın teknolojik ilerlemeyi yavaşlatmaya çalışacağını ve insan inovasyonunu düzenlemeler ve ahlaki kısıtlamalarla zincirleyeceğini ima ediyor.

Papa XIV. Leo da teknolojik gelişme ve yapay zeka konusuna büyük ilgi gösteriyor. “Magnifica Humanitas” başlıklı bir papalık genelgesi yakında yayınlanacak ve insan doğası ile teknolojiyle olan ilişkisine dair Katolik vizyonu üzerine bir değerlendirme sunacak.

JD Vance, Thiel’in bir konferansına katıldıktan sonra Katolik Kilisesi’ne yönelmişti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Vance, yakın tarihteki hiçbir yönetimden daha fazla Kilise öğretileriyle çatışma halinde olabilecek bir yönetimi yöneten en önde gelen Katolikler arasında yer alıyor.

MAGA-Papa gerilimi alttan alta yükseliyor

Leo’dan ateşkes çağrısı

Geçen hafta Papa Leo, bir grup gazeteciye seslendi. Papa mesajında, “Ateşkes çağrısını yinelemek istiyorum; barış için çalışmak, ama silahlarla değil, diyalog yoluyla, herkes için gerçek bir çözüm arayışıyla,” dedi.

Bu, yirmi beş gün içinde papa ve Vatikan’ın İran savaşının sona ermesi için kamuoyuna yaptığı en az on ikinci çağrıydı.

28 Şubat’tan beri Leo, Angelus konuşmaları, papalık kabulleri, Roma cemaatlerindeki vaazlar, aylık dua videosu, havayolu yöneticileri ve askeri papazlara yaptığı açıklamalar ve Dışişleri Bakanı ile Kudüs Latin Patriği aracılığıyla iletilen mesajlar aracılığıyla savaş karşıtı mesajlar veriyor.

Leo ayrıca, “Nefret artıyor ve şiddet giderek daha da kötüye gidiyor. Bir milyondan fazla insan yerinden edildi ve çok sayıda ölü var,” dedi.

Papa, geçen ayki Angelus duasında, “Bombaların gürültüsünün kesilmesi, silahların susması ve halkların seslerinin duyulabileceği bir diyalog ortamı açılması için Rabbe alçakgönüllü dualarımızı sunalım,” demişti.

Vatikan Dışişleri Bakanı ‘önleyici savaş’ doktrinini eleştirdi

Kutsal Makam geleneksel olarak diplomatik tarafsızlığını korusa da Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Pietro Parolin de açıkça ABD’yi eleştirdi.

Parolin Vatican Media’ya şunları söylemişti:

“Eğer devletlerin, kendi kriterlerine göre ve ulusüstü bir yasal çerçeve olmaksızın ‘önleyici savaş’ yapma hakkına sahip olduğu kabul edilirse, tüm dünya alevler içinde kalma riskiyle karşı karşıya kalır. Uluslararası hukukun bu şekilde aşınması gerçekten endişe verici: adalet, güce yol açtı; hukukun gücü, barışın ancak düşman yok edildikten sonra sağlanabileceği inancıyla, gücün hukukuna yerini bıraktı.”

Beyaz Saray ise Leo’nun çağrılarından rahatsız. Başkan Trump 20 Mart’ta EWTN’e yaptığı açıklamada, papanın barış tavsiyesiyle ilgilenmediğini söyledi.

İki gün sonra Leo’nun son açıklamaları sorulduğunda Trump daha açık sözlü biçimde, “ateşkes istemediğini” vurguladı.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

ABD’li kardinaller daha açık sözlü: “İran’a karşı savaş ahlaki açıdan meşru değil”

Washington DC Başpiskoposu Kardinal Robert W. McElroy da ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının “ahlaki açıdan meşru olmadığını” belirterek, savaşın sona ermesi yönündeki daha ılımlı çağrılarda bulunan Papa’nın ötesine geçti.

Geçen ay Catholic Standard gazetesine verdiği röportajda McElroy şunları söyledi:

“Adil neden kriteri karşılanmamaktadır; zira ülkemiz, İran’ın mevcut ya da yakın ve nesnel olarak doğrulanabilir bir saldırısına yanıt vermiyordu. Papa Benedict’in kategorik olarak belirttiği gibi, Katolik öğretisi önleyici savaşı, yani gelecekteki olaylara dair spekülasyonlarla gerekçelendirilen bir savaşı desteklemez. Önleyici savaş ahlaki olarak kabul edilecek olsaydı, savaşa girme gerekçesiyle ilgili tüm sınırlar aşırı tehlikeye atılmış olurdu.”

McElroy ayrıca, çatışmanın “doğru niyet kriterini” karşılamadığını savunarak, kendi görüşüne göre İran’daki savaşın en endişe verici unsurlardan birinin, ABD’nin hedeflerinin ve niyetlerinin “kesinlikle belirsiz olması.”

McElroy şöyle devam etti:

“(…) bunlar, İran’ın konvansiyonel ve nükleer silah potansiyelinin imhasından rejimin devrilmesine, demokratik bir hükümetin kurulmasına ve koşulsuz teslimiyete kadar uzanmaktadır. Net bir niyetiniz yoksa, adil savaş geleneğinin doğru niyet kriterini karşılayamazsınız.”

ABD’li kardinal, “Mevcut savaş çabamız, Katolik adil savaş öğretisine uymuyor; zira bu savaşın getireceği faydaların, yol açacağı zarardan daha ağır basacağı hiç de açık değil,” diye konuştu.

Kardinalin açıklamaları, Chicago Kardinali Blase J. Cupich’in daha önce, savaş görüntülerini aksiyon filmlerinden alıntılarla karıştıran Beyaz Saray’ın sosyal medyada paylaştığı bir videoyu kınayan bir bildiri yayınlamasının ardından gelmişti.

Cupich, “Gerçek ölümlerin ve gerçek acıların yaşandığı gerçek bir savaşın, sanki bir video oyunuymuş gibi ele alınması mide bulandırıcı,” diye yazmıştı.

Filistin’deki kiliseler “Hristiyan Siyonizmi”ni reddedince ABD tepki gösterdi

Kilise cemaatlerinde endişe artıyor

McElroy, verdiği röportajda, ABD ve İsrail’in İran’a saldırı başlatmasından bu yana, cemaat üyeleri arasında çatışmaya ilişkin “çok ciddi bir endişe” ile karşılaştığını söyledi:

“Neredeyse herkes, Hamaney rejiminin on yıllardır dünyaya terör yayan acımasız ve baskıcı bir hükümet olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini haklı olarak düşünüyor ama bu savaşın kontrolden çıkıp ABD’yi daha da derin bir şekilde içine çekeceğine dair büyük bir endişe var.”

Bazı cemaat üyelerinin kendisine orduda görev yapan çocukları için endişelendiklerini söylediklerini, diğerlerinin ise ABD’nin Irak’taki önceki savaşlarını ve “büyük Amerikan kayıplarına ve muazzam maliyetlere rağmen bu savaşların barış ya da birlik sağlamadığını” hatırlattıklarını ekledi.

Aynı zamanda McElroy, bazı cemaat üyelerinin “bu gerçeklere rağmen, şimdi ABD’nin İran’daki teokrasiyi sona erdirip daha dostane ve barışçıl bir hükümet kurmasının zamanı geldiğine” inandığını da belirtti.

McElroy, “Başpiskoposluğumuzdaki Katoliklerin barış ve bu çatışmanın derhal sona ermesi için dua etmelerinin hayati önem taşıdığına” inandığını söyledi ve şöyle devam etti:

“Vatandaşlar ve inananlar olarak, bu devam eden savaş hakkındaki tutumlarımızı siyasi temsilcilerimize bildirmeli ve çok sevdiğimiz bu ülkeye kendi rehberliğimizi sunmalıyız.”

Kardinal ayrıca “ailelerimizde, cemaatlerimizde ve topluluklarımızda endişeli olanları, Kutsal Ruh’un tesellisinin onlarla olacağı konusunda rahatlatmak gerektiğini” söyledi.

Kardinal şöyle devam etti:

“Son olarak ve en önemlisi, bu savaşın hedeften hedefe, stratejiden stratejiye savrulan uzun süreli bir çatışmaya dönüşmemesini sağlamalıyız. Savaş ve barışla ilgili en önemli Katolik öğretilerinden biri, ulusların savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirme konusunda katı bir yükümlülüğü olduğu. Bu, savaşa girme kararının ahlaki açıdan meşru olmadığı durumlarda özellikle geçerli.”

Katolik sağ içinde İsrail çatlağı

ABD’deki “MAGA” yanlısı Katolik sağcılar arasındaki İsrail çatlağı son aylarda daha da görünür hale geldi.

Tartışma, Trump’ın Dini Özgürlükler Komitesi’nde yer alan eski Miss California Prejean Boller’in İsrail ve siyonizm konusunda bir tartışma başlatmasıyla patlak vermişti.

Şubat ayındaki bir Kongre oturumunda Prejean Boller, Yahudi tanıklara Siyonizmi benimsememeyi reddetmenin kendisini antisemitik yapıp yapmadığını, Yahudilerin İsa’nın çarmıha gerilmesinden sorumlu olduğuna inanmanın bağnazlık sayılıp sayılmadığını sormuştu.

Komisyon başkanlığını yürüten Teksas Vali Yardımcısı Dan Patrick, onun görevden alınmasını bir nezaket meselesi olarak nitelendirmişve  hiçbir komisyon üyesinin “kendi kişisel ve siyasi gündemleri uğruna bir oturumu ele geçirme” hakkı olmadığını belirtmişti.

Başkanlık Personel Ofisi mart ayında konuyu takip ederek görevden alınma kararını resmileştirdi.

Fakat yakın zamanda, Katolik sağın “en ihtiyatlı diplomatı” sayılan Winona-Rochester Piskoposu Robert Barron, Boller’a doğrudan seslendi ve “O, dini inançları nedeniyle işten çıkarılmadı, aksine, geçen ay Komisyon toplantısındaki davranışları nedeniyle işten çıkarıldı: tanıkları sindirmeye çalışması, kendi görüşünü agresif bir şekilde dayatması, toplantıyı kendi siyasi amaçları için ele geçirmesi,” diye yazdı.

Barron, Boller’ın dini zulüm iddiasını “saçma” ve “mantıksız” olarak nitelendirdi ve ayrıca Siyonizm konusunda Katoliklerin gerçek tutumunu şöyle açıkladı: “antisemitizme karşı kesin bir muhalefet, İsrail’in var olma hakkının kabulü, fakat aynı zamanda Yahudi devletinin ‘eleştiriye kapalı olmadığı’nın da kabulü.”

Prejean Boller ise X’te paylaştığı bir gönderide, Barron’u “özelde bir şey, kamuoyunda başka bir şey söylemekle” suçladı ve aslında kendisinin İsrail hakkındaki görüşlerini benimsediğini öne sürdü.

Daha sonra, ülkedeki en önde gelen Katolik din adamı ve Dini Özgürlükler Komisyonu’nun üyesi New York Kardinali Timothy Dolan, Barron’un açıklamasını retweet ederek, bu açıklamanın sonuçlarını destekledi.

Küba’da Vatikan’ın arabuluculuk çabası

Kilisenin, Amerikan ablukası altındaki Küba ile ilişkilerini sürdürdüğü ve arabuculuk çabalarını yoğunlaştırdığı görülüyor.

Son olarak mart ayında Küba, Vatikan’ın girişimleriyle 51 mahkûmu serbest bıraktı.

Küba Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

“Küba devleti ile Vatikan arasındaki iyi niyet ruhu ve yakın ve akıcı ilişkiler çerçevesinde –ki bu iki kurum arasında mahkumların durumunun gözden geçirilmesi ve serbest bırakılması konusunda tarihsel olarak iletişim sürdürülmüştür– Küba hükümeti önümüzdeki günlerde hapis cezasına çarptırılmış 51 kişiyi serbest bırakma kararı almıştır. Bu kişilerin hepsi cezalarının önemli bir kısmını çekmiş ve cezaevinde iyi hal sergilemiştir.”

Mart 2025’te de, yine Vatikan’ın arabuluculuğunda yapılan bir başka anlaşma kapsamında 553 mahkûma erken tahliye izni verilmişti.

Mahkûmların serbest bırakılması, Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez’in Vatikan’da Papa Leo ile görüşmesinden iki hafta sonra gerçekleşti.

Papa: Sevgili Küba halkının acılarını artırabilecek her tür eylemden kaçının

Washington Post’ta yer alan bir haberde ise, Papa XIV. Leo ile yapılanlar da dahil olmak üzere üst düzey toplantılarda Küba yetkilileri, Vatikan’dan ABD ile arabulucu rolünü üstlenmesini talep ettiler.

Görüşmelere yakın birkaç kaynağa göre, buradaki amaç müzakereleri kolaylaştırmak ve Beyaz Saray’ın, Küba’yı fiili bir petrol ablukası yoluyla izole etmeye yönelik baskı kampanyasının hafifletilmesini sağlamak.

1998’de Ada’yı ziyaret eden II. John Paul’dan bu yana papalar, Havana’ya yönelik geniş kapsamlı ABD ticaret ambargosunu kınıyorlar.

Vatikan, Mart 2016’da Başkan Barack Obama’nın Küba’ya yaptığı tarihi ziyaretin diplomatik zeminini hazırlamıştı.

Birkaç kişinin belirttiği üzere, şu anki umut, yeni bir Amerikalı papanın liderlik ettiği saygın bir kurumun, “Küba’yı ele geçirmekle” tehdit eden Başkan Donald Trump üzerinde ve Havana’da rejim değişikliği için baskı yapan yönetimindeki Katolik şahinler üzerinde daha fazla etki sahibi olabileceği düşüncesine dayanıyor.

ABD-Küba Ticaret ve Ekonomi Konseyi Başkanı John S. Kavulich, “Kübalılar her zaman Vatikan’ın bir tür sihirli bir güce sahip olduğuna inanmışlardır ve Vatikan’ın onayı sayesinde Küba’ya yatırdıklarından daha fazlasının geri döneceğine inanıyorlar,” diye konuştu.

Küba’daki Katolik Kilisesi, önemli bir kurum olmaya devam ediyor ve sesini daha fazla duyurur hale geldi.

Ada’daki piskoposlar ocak ayı sonunda “Küba’nın ihtiyaç duyduğu siyasi değişiklikler” için cesur bir çağrıda bulundular.

Fakat piskoposlar, “hükümetlerin anlaşmazlıklarını ve çatışmalarını zorlama veya savaş yoluyla değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözebilmeleri gerektiğini” de belirttiler.

Leo da bir kamuoyu çağrısında bu sözleri yineledi ve 1 Şubat’ta, “sevgili Küba halkının acılarını artırabilecek her türlü şiddet ve eylemden kaçınmak” amacıyla “tüm sorumlu tarafları” diyaloğa davet etti.

Diplomasi

ABD ve Avrupa’dan Ukrayna için dört maddelik barış planı

Yayınlanma

The Washington Post yazarı David Ignatius, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna savaşını sona erdirmek için dört maddelik ortak bir barış planı hazırladığını yazdı. Plan, Ukrayna’ya NATO’nun 5. maddesine denk güvenlik garantisi sağlanmasını, savaş sonrası imar fonunu, cephe hattının dondurulmasını ve Rus enerjisine dayalı ortak gelir modelini kapsıyor.

The Washington Post köşe yazarı David Ignatius, ABD ile Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek amacıyla dört maddelik ortak bir barış planı hazırladığını yazdı.

Müzakerelerin seyrine hakim bir Amerikalı yetkiliye dayandırılan makalede, Washington ile Avrupalı müttefiklerin iki tarafın savaş hedeflerinin gerisinde kalan ancak her iki ülkeye de güvenlik ve mali kazanımlar sunan bir çerçeve üzerinde çalıştığı kaydedildi.

Hazırlanan teklifin temel mantığını aktaran Amerikalı yetkili, Ignatius’a yaptığı açıklamada, “Her iki tarafın da savaş sonrası durumu görmelerine ve ardından taviz vermelerine yardımcı olmak için sorunu da çözümü de büyütmemiz gerekiyor” dedi.

Görüşmelerin geçen cuma günü ABD özel temsilcileri Jared Kushner ve Steve Witkoff’un ev sahipliğinde, Florida’daki Hallandale Beach’te yer alan Shell Bay Golf Kulübü’nde altı saat süren bir toplantıda ele alındığı belirtildi.

Toplantıya Ukraynalı yetkililerin yanı sıra İngiltere, Fransa ve Almanya temsilcileri katıldı.

Ignatius, diplomatik girişimlerin merkezinde yer alan dört temel başlığı ayrıntılandırdı. Planın ilk ayağını Ukrayna’nın yeniden inşası ve ekonomik restorasyonu oluşturuyor.

Makalede, Dünya Bankası ile yatırım şirketi BlackRock’ın Ukrayna’nın yıkıma uğrayan bölgelerini yeniden imara açmak, ölen ve yaralanan askerlerin ailelerine yardım sağlamak ve çöken ekonomiyi canlandırmak üzere bir finansman çerçevesi kurmayı amaçladığı bildirildi.

Müzakerecilerin Kiev’den maliyet tahminleri ile sağlanan fonların “savaş sonrası rantçılar tarafından yağmalanmayacağına” dair güvence istediği, Ukrayna tarafının ise rakamları birkaç gün içinde iletmesinin beklendiği aktarıldı.

İkinci ayağı ise güvenlik garantileri kapsıyor. Tasarıya göre ABD ve Avrupalı ülkeler, Rusya’nın saldırılarını yeniden başlatması durumunda Ukrayna’ya askeri karşılık verme taahhüdünde bulunacak.

Amerikalı yetkili bu yapıyı, NATO kurucu anlaşmasının kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesine denk olarak nitelendirdi.

Düzenlemenin Moskova’nın Avrupa ile kendi güvenlik kaygılarını ele alacağı bir anlaşma müzakere etmesini de içerdiği ifade edildi.

Axios: Trump Ukrayna’nın rafineri saldırılarına çok öfkeli

Rusya ile kârın paylaşılacağı enerji anlaşması

Planın üçüncü ayağı, enerji işbirliği yoluyla Rusya, Ukrayna ve Avrupa’nın ekonomik entegrasyonunu hedefliyor.

Değerlendirilen seçenekler arasında, Rus petrol ve doğalgazını Avrupa’ya taşıyacak, gelirinin ise Rusya ile Ukrayna arasında paylaşıldığı bir boru hattı projesi yer alıyor.

Amerikalı yetkili, bu hattın Avrupa’nın enerji maliyetlerini ciddi oranda düşüreceğini ve Moskova’ya Avrupa pazarında uzun vadeli erişim imkanı tanıyacağını dile getirdi. Çerçevenin ayrıca Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların hangi takvimle kaldırılacağını belirlemesi öngörülüyor.

Teklifin en zor kabul edilebilir dördüncü ayağı ise cephe hattında çatışmaların dondurulması olarak kayda geçti.

Planda Rusya’nın mevcut kontrol hattı boyunca ateşkese razı olması, Ukrayna’nın ise Donbass dahil Rusya ordusunun kontrolü altındaki toprakların Moskova’nın denetiminde kalmasına izin vermesi tasarlanıyor.

Ignatius, cephe hattında neredeyse her gün yaşanan küçük çaplı kaymalar sebebiyle sınırın belirsiz olmasını önemli bir engel olarak tanımladı.

Trump, enerji ateşkesi için Ukrayna’ya desteği kesmekle tehdit etmiş

“Rafineri saldırılarını durdurursa Moskova’ya gideriz”

Makalede, barış girişiminin ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gerilimin gölgesinde kaldığı belirtildi.

Trump’ın her iki ülkeden de karşılıklı rafineri bombardımanlarını durdurmasını istediğini aktaran Ignatius, Ukrayna’nın en büyük rafinerisinin zaten vurulmuş olması sebebiyle bu şartın Rusya için kolay, ancak rafineri saldırılarını ekonomik koz olarak kullanan Zelenskiy için ağır bir taviz olduğunu yazdı.

Yetkilinin aktardığına göre Kushner ve Witkoff cuma günkü toplantıda Ukrayna heyetinden rafineri saldırılarını durdurmasını istedi ve aksi halde Trump’ın Moskova ile dizel anlaşması yapacağı uyarısında bulundu.

Zelenskiy’nin geri adım atmaması üzerine Trump, ara seçimler öncesinde fiyatları düşürme amacıyla Rusya ile dizel ticaretine onay verdi. Zelenskiy kararı “zayıflık” olarak niteledi; Beyaz Saray ise Kiev’e sağlanan kritik istihbarat desteğini kesme tehdidinde bulundu.

Amerikalı yetkili, “Zelenskiy rafineri saldırılarını durdurmayı kabul ederse yeniden masaya döneriz ve Moskova’ya gideriz” dedi.

Makalede değerlendirmelerine yer verilen bir Avrupalı diplomat ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tutumuna dikkat çekerek, “Putin barış konusunda ciddi görünmüyor” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Meksikalı kartel mensupları Ukrayna’da: Hükümet soruşturma başlattı

Yayınlanma

Meksika hükümeti, uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Ukrayna ordusunda savaştığını gösteren görüntüler üzerine resmi inceleme başlattı. Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, videonun gerçekliği ile kişilerin bölgeye nasıl ulaştığının araştırıldığını duyurdu.

Meksika hükümeti, uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Ukrayna ordusunda paralı asker olarak savaştığı yönündeki iddialar ve sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerine inceleme başlattı.

Sosyal medyada yayımlanan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan videoda, Ukrayna askeri teçhizatı giymiş silahlı kişilerin çatışma bölgesinde Meksika’daki suç örgütlerine ait sloganlar attığı görülüyor.

Kayıttaki bir kişi, gruptaki diğer savaşçıların Sinaloa Karteli’nin bir kolu olan La Chapiza ile Jalisco Yeni Nesil Karteli mensubu olduğunu ima ediyor. Sigara içen gruptakilerin görüntülerde “Ukrayna’ya zafer. Çok yaşa Meksika, çok yaşa Kolombiya, çok yaşa Panama” dediği duyuluyor.

Görüntülerin ardından konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, hükümetin olayı iki aşamalı olarak ele aldığını açıkladı.

Sheinbaum, “Öncelikle videonun gerçek olup olmadığını, ikinci olarak da bu kişilerin o bölgeye nasıl ulaştığını belirlemek üzere inceleme yürütüyoruz” dedi.

İnceleme sonucunda videonun doğrulanması halinde yetkililerin, suç örgütlerine mensup olabilecek Meksikalıların Avrupa’daki bir silahlı çatışmaya nasıl dahil olduğunu tespit etmeye çalışacağını belirten Sheinbaum, bu kişilerin çatışmalarda yer alan özel bir şirket, bir ordu ya da bir hükümet tarafından silah altına alınmış olabileceğini dile getirdi.

Sosyal medyada yayılan paylaşımlarda ise söz konusu kişilerin çatışma bölgesini FPV (birinci şahıs görüşlü) dronlar, fiber optik yönlendirme sistemleri ve modern piyade taktikleri alanında ileri düzey bir eğitim sahası olarak kullandığı, cephe deneyiminin ardından Meksika’ya ve ABD sınırına dönecek kişilerin güvenlik tehdidi oluşturacağı iddiaları dile getiriliyor.

Meksika’da ele geçirilen FPV dron sevkiyatları ve fiber optik makaraların bu yetenek aktarımının başladığını gösterdiği savunuluyor.

Ukrayna makamları ise Sheinbaum’un açıklamalarına veya söz konusu videoya ilişkin henüz kamuoyuna izahat sunmadı.

Meksikalı karteller, Ukrayna’da savaşan paralı askerleri bünyesine katıyor

Latin Amerika’da dron saldırıları artıyor

Öte yandan Fransız bağımsız araştırmacı gazetecilik platformu Intelligence Online, Haziran 2025’te yayımladığı haberde, Meksika Ulusal İstihbarat Merkezinin (CNI) Ukrayna’yı uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Uluslararası Lejyon’a katılma girişimleri konusunda uyardığını aktarmıştı.

Habere göre istihbarat birimi, paralı asker olmak isteyen bu kişilerin dayanışma amacıyla değil, Meksika güvenlik güçlerine ve rakip kartellere karşı kullanmak üzere FPV kamikaze dronlarını operasyonel düzeyde kullanmayı öğrenmek için cepheye gitmek istediğini bildirmişti.

Latin Amerika’daki suç örgütlerinin silahlı insansız hava araçlarını kullanımına ilişkin kaygılar, bölgedeki can kayıplarıyla da gündeme geliyor.

Foreign Policy dergisi de Kolombiya’da Temmuz 2024’te arkadaşlarıyla oynadığı sahaya dronla patlayıcı atılması sonucu hayatını kaybeden 10 yaşındaki Dilan Camilo Erazo Yela’nın, Silahlı Çatışma Konumu ve Olay Veri Projesi’ne (ACLED) göre ülkede dron saldırısıyla öldürüldüğü bilinen ilk kişi olduğunu aktardı.

ACLED verileri ve haber kaynakları, bu olayın ardından Kolombiya’da Ağustos 2025’te Antioquia’da 13 polisin ve Aguachica’da 7 askerin hedef alındığı benzer saldırıların düzenlendiğini kaydetti.

ACLED uzmanları, ülkedeki silahlı grupların bu savaş yöntemini Meksika’daki suç örgütlerinden öğrendiğini değerlendiriyor.

Aşırıcılık ve Teknoloji Küresel Ağı (GNET) bünyesinde çalışan Mathilde Gamba da yayımladığı analizde, silahlandırılmış dronların rakip örgütleri hedef almak, kolluk kuvvetlerine saldırmak, sivil halkı korkutmak ve toprak hakimiyeti sağlamak amacıyla rutin biçimde kullanıldığını belirtti.

Gamba, Meksikalı kartel mensuplarının Ukrayna savaşında geliştirilen taktikleri çevrim içi ortamlar üzerinden uyarlamakla kalmayıp doğrudan çatışma deneyimi kazanma arayışında olabileceğine dair kanıtların arttığını kaydetti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Newsweek Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört adayı açıkladı

Yayınlanma

Newsweek dergisi, Ukrayna’da Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıralarken eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy’ı en güçlü rakip olarak gösterdi. Anketlerde Zalujnıy’a güven oranı yüzde 64 ile Zelenskiy’nin önünde seyrediyor.

ABD merkezli haber dergisi Newsweek, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıraladı.

ABD yönetiminden Ukrayna’da yeni bir devlet başkanlığı seçimi yapılması yönünde gelen çağrının ardından hazırlanan değerlendirmede, Zelenskiy’nin karşısındaki en güçlü rakip olarak eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy öne çıkarıldı.

Derginin paylaştığı listede, şu anda Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi olarak görev yapan eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy, Ukrayna Askeri İstihbarat Teşkilatının (GUR) eski başkanı ve mevcut Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kırilo Budanov, eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov ile ülkenin beşinci devlet başkanı ve muhalefetteki Avrupa Dayanışması partisinin lideri Petro Poroşenko yer alıyor.

Ekim ayında Reyting adlı sosyolojik araştırma grubunun yayımladığı anket verileri, olası bir başkanlık yarışında Zalujnıy’ın Zelenskiy’ye en yakın isim olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 23’ü Zelenskiy’ye, yüzde 20’den fazlası ise Zalujnıy’a oy vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

Kamuoyu güveninde ise eski Genelkurmay Başkanı önde görünüyor. Ankete katılanların yüzde 64’ü Zalujnıy’a güvendiğini belirtirken, mevcut Devlet Başkanı Zelenskiy’ye yönelik güven oranı yüzde 53 düzeyinde kalıyor.

Aberystwyth Üniversitesinden uluslararası politika uzmanı Jenny Mathers, Newsweek’e yaptığı değerlendirmede, siyasetçiler ve askeri figürlerin savaş sürecinde edindikleri itibarın seçmen tercihleri üzerinde belirleyici rol oynayabileceğini dile getirdi.

Mathers bununla birlikte, eski Devlet Başkanı Poroşenko’nun makam için şansı en düşük adaylardan biri olduğunu kaydetti.

Görevden ayrılışı ülke çapında kitlesel gösterilere yol açan eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov, ağustos ayında çatışmalara rağmen Ukrayna’da başkanlık seçimlerinin yapılması gerektiğini ifade etmişti.

Fedorov daha önceki beyanlarında aday olmayacağını vurgulamış, istifasının ardından lehine düzenlenen mitingleri de “siyasi mücadele” olarak değerlendirmediğini açıklamıştı.

Trump seçim çağrısı yaptı, Zelenskiy ateşkes şartı koştu

ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ekim’de Ukrayna’da yeni bir seçime gidilmesi önerisinde bulunarak Zelenskiy’yi ABD’ye zarar vermek istemekle suçlamıştı.

Trump, “Anlaşmaya varabilecek yeni bir lider bulunmasını öneriyorum. Çünkü o pek çok anlaşma yapabilirdi fakat bir nedenle bunu hiçbir zaman yapmadı” ifadelerini kullanmıştı.

Milyarder Elon Musk da Trump’ın Ukrayna’da devlet başkanının değişmesi yönündeki çağrısına destek vermişti.

Zelenskiy ise ertesi gün ABC News kanalına verdiği mülakatta, Rusya’nın 60 günlük tam bir ateşkesi kabul etmesi durumunda Ukrayna’nın devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeye hazır olduğunu duyurmuştu.

Ukrayna’da devlet başkanlığı seçimlerinin Mart 2024 sonunda düzenlenmesi planlanıyordu ancak yürürlükteki sıkıyönetim sebebiyle sandık kurulmadı.

Zelenskiy’nin beş yıllık görev süresinin Mayıs 2024’te dolmasının ardından Moskova yönetimi Ukrayna liderini gayrimeşru ilan etti.

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve ABD Dışişleri Bakanlığı ise görev süresinin sona ermesine rağmen Zelenskiy’yi Ukrayna Devlet Başkanı olarak tanımayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English