Amerika
Pentagon ve Wall Street’ten ortak uyarı: ‘Batı’nın hayatta kalması için sadece beş yılımız kaldı’

ABD’nin önde gelen askeri ve ekonomik aktörlerinin bir araya geldiği Reagan Ulusal Savunma Forumu’nda, Çin’in yükselişi ve küresel çatışmalar karşısında Amerikan savunma sanayisinin hantallığı masaya yatırıldı. Yeni yönetim, bütçe engellerini aşmak ve donanmayı hızla büyütmek için “savaş ekonomisi” refleksleriyle hareket edileceğinin sinyalini verdi.
Kaliforniya’da düzenlenen Reagan Ulusal Savunma Forumu, Washington’ın yeni dönem stratejisini şekillendiren kritik tartışmalara sahne oldu.
Forumun merkezinde, Çin’in askeri üretim kapasitesindeki devasa artış, Amerikan bürokrasisinin yavaşlığı ve Ukrayna’dan Venezuela’ya uzanan çatışma alanlarındaki stratejik belirsizlikler yer aldı.
Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) Direktörü Russ Vought ile JPMorgan CEO’su Jamie Dimon’ın uyarıları, ABD’nin savunma anlayışında köklü bir “paradigma değişimi” arayışında olduğunu ortaya koydu.
Tartışmaların odağında, ABD’nin teknolojik üstünlüğünü koruması için gereken hız ve kaynağın nasıl sağlanacağı sorusu vardı.
Bürokrasiye karşı savaş ilanı
Forumun en dikkat çekici çıkışlarından birini yapan OMB Direktörü Russ Vought, Pentagon ve Beyaz Saray’ın önündeki en büyük engelin kaynak eksikliğinden ziyade zaman ve bürokrasi olduğunu vurguladı.
Çin’in gemi inşa kapasitesinin ABD’nin 200 katı olduğuna dikkat çeken Vought, mevcut yörüngeyi değiştirmek için radikal adımlar atılacağını duyurdu.
Vought, “Sadece ek bir milyar dolar vermek size bir gemiyi daha erken teslim etmez. Kendi deyimiyle bürokrasiyi buldozerle ezmeliyiz” dedi.
Yönetimin savunma harcamalarını artırmak için Senato’daki 60 oy barajını aşacak “bütçe uzlaştırma” yöntemini kullanabileceğini belirten Vought, zamanın siyasi sermayeden daha kıymetli olduğunu savundu.
Vought, “Siyasi sermaye en kıt kaynağımız değil, onu her zaman inşa edebilirsiniz. Zaman en kıt kaynağımız” ifadelerini kullandı.
Gemi inşaatındaki kriz, forumun ana gündem maddelerinden biriydi. Vought, ABD’nin gemi üretiminin sadece yüzde 2’sinin yerli bağlantılı olduğunu, Çin’in ise küresel pazarın yüzde 74’ünü elinde tuttuğunu hatırlattı.
Bu dengesizliği gidermek için Güney Kore gibi müttefiklerin sermayesini ve uzmanlığını kullanmayı planladıklarını belirten Vought, “Mevcut gidişatı değiştirmek benim görevim” diye konuştu.
Batı’nın geleceği için beş yıllık kritik pencere
Finans dünyasının ağır toplarından JPMorgan CEO’su Jamie Dimon, savunma sanayisine yönelik 1,5 trilyon dolarlık bir yatırım inisiyatifi başlattıklarını duyurdu.
Dimon, Ukrayna savaşının Batı’nın güvenliği konusundaki illüzyonları yıktığını ve Amerika’nın askeri üstünlüğünü korumasının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.
Avrupa’nın parçalanma riski konusunda sert uyarılarda bulunan Dimon, “Batı’nın nasıl kaybedildiğine dair bir kitap yazarsak şayet, bu, burada işimizi düzgün yapmadığımız ve Avrupa’nın parçalanmasına izin verdiğimiz üzerine olacak” dedi.
Dimon, gerekli önlemlerin alınması için ne kadar süre kaldığı sorusuna net bir yanıt vererek “Beş yılımız var” diye konuştu ve ekledi: “Beş yıl demek, doğru şeyi yapmaya bugünden başlamanız gerektiği anlamına gelir.”
RTX CEO’su Chris Calio da tedarik zincirindeki kırılganlığa dikkat çekerek, Ukrayna savaşının üretim kapasitesindeki boşlukları gün yüzüne çıkardığını belirtti.
Calio, “Patriot gibi sistemlerde iki yıllık üretim boşlukları vardı. Javelin için çok yıllı boşluklar oluşmuştu” diyerek endüstrinin hızla ölçeklendirilmesi gerektiğini söyledi.
Yapay zeka yarışında “cehennem manzarası” stratejisi
Hint-Pasifik Kuvvetleri Komutanı Amiral Samuel Paparo, savaşın karakterinin değiştiğini ve bu değişimin merkezinde yapay zeka, otonom sistemler ve verinin bulunduğunu anlattı.
Paparo, Çin’e karşı caydırıcılığın, saldırıyı düşman için maliyetli hale getirmekten geçtiğini belirtti.
Paparo, “Savaşın doğası asla değişmez, ancak karakterini etkileyen üç meta trend var” diyerek, bunları enformasyon operasyonları, drone savaşının yaygınlaşması ve hassas vuruş kabiliyeti olarak sıraladı.
Komutan, ABD’nin hedefinin “karar üstünlüğü” sağlamak olduğunu vurgulayarak, “Düşmanın görme ve algılama kabiliyetini kör etmek, aldatmak ve yok etmek için yapay zekayı kullanmak istiyorum” dedi.
Yapay zeka paneline katılan teknoloji yatırımcısı Joe Lonsdale ise ABD’deki düzenleyici engellerden yakındı.
Lonsdale, eyaletlerde yapay zekayı düzenlemek için bekleyen binlerce yasa tasarısı olduğunu belirterek, “Eğer tüm bu düzenlemelerin geçmesine izin verirsek, Çin’e karşı yapay zeka yarışını kazanamayız” uyarısında bulundu.
Ukrayna savaşında “son 10 metre” tartışması
Ukrayna’daki savaşın geleceği, forumun en hararetli tartışma konularından biriydi. Müzakere süreçlerinde aktif rol alan Emekli Korgeneral Keith Kellogg, çatışmanın sona ermeye yakın olduğunu ima ederek, “Hedefe giden son 10 metre her zaman en zorudur” değerlendirmesini yaptı.
Kellogg, savaşın insani maliyetinin devasa boyutlara ulaştığını ve bir neslin kaybedilme riskiyle karşı karşıya olunduğunu hatırlattı.
Ancak Demokrat Senatör Chris Coons, Putin’e verilecek herhangi bir tavizin tehlikeli olacağını savundu. Coons, “Putin bir haydut ve gangsterdir. Bir gangsterle, ‘Başparmağımı aldın, elimi de ister misin?’ diyerek pazarlık yapmazsınız” ifadelerini kullandı.
Coons, Ukrayna’ya NATO üyeliği yolunun kapatılmasının veya toprak tavizi verilmesinin, Çin gibi diğer otoriter rejimlere yanlış mesaj göndereceğini belirtti.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Hakkanen ise Avrupa’nın Rusya’ya karşı daha sert ekonomik yaptırımlar uygulaması gerektiğini vurgulayarak, “Putin’i masaya getirecek olan şey Rus ekonomisinin sert bir şekilde çökmesidir” dedi.
Venezuela ve “arka bahçe” güvenliği
Yeni yönetimin Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Batı Yarımküre’nin güvenliğine öncelik vermesi, Venezuela ve uyuşturucu kartelleriyle mücadele konusunu ön plana çıkardı.
Eski Savunma Bakanı Leon Panetta ve Emekli Orgeneral Jack Keane, bölgedeki askeri hareketliliği ve olası rejim değişikliği senaryolarını tartıştı.
Panetta, ABD donanmasının yüzde 25-30’unun Venezuela açıklarına konuşlandırıldığını belirterek, “Bu filonun konuşlanmasından sonra Maduro hala oradaysa, bu açıkça başarısız bir görevdir” dedi.
General Keane ise yönetimin bölgeye kapsamlı bir bakış açısıyla yaklaştığını ve Maduro rejiminin kartellerle iç içe geçtiğini vurguladı. Keane, “Başkan rejim değişikliğiyle ilgilendiğini zaten söyledi çünkü Maduro’dan gitmesini istedi” diye konuştu.
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine de “Anavatanı korumak artık sadece söylediğimiz bir terim değil, gerçek bir şey” diyerek, ordunun kendi mahallesini korumak için harekete geçeceğini belirtti.
Caine, Çin ile bir yapay zeka silahlanma yarışına girilip girilmediği sorusuna ise “Bir yapay zeka silahlanma yarışına girme ihtimalimiz var” yanıtını verdi.
Pentagon’da teknoloji devrimi ve insansız hava araçları
ABD Ordusu’nun modernizasyon çabaları, Lockheed Martin CEO’su Jim Taiclet ve General Randy George tarafından ele alındı.
Taiclet, Kızıldeniz’deki Husilere karşı yürütülen operasyonlarda yapay zekanın nasıl kullanıldığını anlattı. Aegis radar sistemlerinden gelen verilerin Starlink üzerinden New Jersey’deki bir merkeze aktarıldığını ve burada işlenerek hedeflerin ayırt edildiğini belirten Taiclet, “38 yanlış hedefi ikiye indirmemiz yaklaşık bir ay sürdü” dedi.
Taiclet ayrıca, F-22 pilotlarının kokpitten dronları kontrol etmesini sağlayan yeni bir teknolojiden bahsetti. “Bunu Apple Store’dan alabileceğiniz bir tabletle yapıyoruz” diyen Taiclet, bir pilotun parmak ucuyla sekiz insansız hava aracını (CCA) yönetebildiğini açıkladı.
General George ise ordunun “bir milyon drone” hedefine ulaşmak için çalıştığını ve insansız sistemlerin birliklere entegre edilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
George, “Temasın ilk olarak dronlarla sağlanacağını düşünüyorum” diyerek, savaş alanındaki dönüşümün kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika
Signal yazışmalarında şirket sırrı şüphesi OpenAI çalışanlarını işten etti

OpenAI, yapay zeka modellerinin iç yapısına dair gizli bilgileri harici bir uzmanla paylaştıklarından şüphelendiği üç araştırmacısını işten çıkardı. İncelemede çalışanların kişisel telefonlarındaki Signal yazışmalarında kaybolan mesaj özelliğini kullandığı belirlendi.
Yapay zeka devi OpenAI’ın güvenlik birimi, üç araştırmacısının kişisel telefonlarını incelemeye alarak mesajlaşma uygulaması Signal üzerindeki yazışmalarını denetledi.
Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin araştırmacılara ve şirket açıklamalarına dayandırdığı haberine göre, bazı yazışmalarda kaybolan mesaj özelliğinin açık olduğu saptandı.
Söz konusu incelemenin ardından Tomek Korbak, Mikita Balesni ve Jasmine Wang, ekim ayı başında aynı anda yeni toplantılara çağrılarak görevden çıkarıldı.
Şirket yönetimi, üç araştırmacının yapay zeka modellerinin iç mimarisine dair en sıkı korunan şirket sırlarını sızdırdığından şüpheleniyordu. Yazışmaların yapay zeka güvenliği alanında çalışan harici bir uzmanla yürütüldüğü belirlendi.
İşten çıkarma gerekçesi gizli bilgi ihlali olarak açıklandı
Korbak, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede şirket yönetiminin tavrını aktardı: “Yetkisiz kanallar üzerinden üçüncü tarafla iletişime geçtiğim gerekçesiyle güven ilişkisinin zedelendiği söylendi.”
Korbak ve Balesni, yöneticilerin kaybolan mesaj kullanımını işten çıkarma gerekçeleri arasında saydığını dile getirdi. OpenAI cephesi ise Signal uygulamasının onaylı iletişim kanalı olmadığını doğruladı ancak kararın sadece bu uygulamanın kullanımıyla sınırlı kalmadığını bildirdi.
WSJ’ye açıklama yapan OpenAI yetkilileri, iç soruşturmanın gizli bilgilerin kullanımına dair şirket kurallarının çiğnendiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Şirket, işten çıkarma kararlarının güvenlik kaygılarının dile getirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını savundu.
Buna karşılık araştırmacılar şirket sırlarını dışarı aktardıkları yönündeki suçlamaları reddediyor. Eski çalışanlar, kendilerine iddia edilen ihlallere dair herhangi bir yazılı açıklama iletilmediğini söylüyor.
Modellerin karar adımları araştırmacıları böldü
WSJ’nin aktardığına göre görevden alınan araştırmacılar, modellerin problem çözme aşamalarındaki ara adımlara dair daha az kayıt tuttuğu yeni mimarilere karşı çıkıyordu. Araştırmacılar, bu kayıtların azalmasının yapay zekanın tehlikeli davranışlarını tespit etmeyi zorlaştıracağını savunuyordu.
Balesni, bu konudaki öneriyi harici araştırmacı Ryan Greenblatt ile şirket sırlarını dışarıda bırakarak tartıştığını ve bu görüşmeyi OpenAI’ın izniyle yürüttüğünü ifade etti.
İşten çıkarılan çalışanlar, yaşanan bu sürecin şirket içindeki diğer araştırmacıları bağımsız uzmanlarla temas kurmaktan çekinir hale getireceğinden endişe ediyor. OpenAI ise bağımsız kuruluşlarla işbirliğini sürdürdüğünü belirtiyor.
OpenAI cephesinde çalışan hareketliliği ve fikri mülkiyet tartışmaları başka dosyalara da yansıyor. Şirket, bir eski çalışanını Apple’a geçmeden önce 100 dosya çalmakla suçlamıştı.
Şirket içindeki risk tartışmaları açık mektupla gündeme geldi
Ekim ayı başında Reuters, işten çıkarma gerekçelerine itiraz eden araştırmacıların kaleme aldığı açık mektuba şirketin verdiği yanıtı aktarmıştı. Araştırmacılar mektupta, sürecin etrafındaki belirsizliğin kurum içindeki riskleri açıkça tartışma kültürünü zedeleyebileceği uyarısını yapmıştı.
OpenAI yönetimi mektuba verdiği yanıtta kurum içi diyaloğu savundu: “OpenAI bünyesinde güvenlik ve araştırma tartışmaları her gün yapılıyor; bu tartışmalar genellikle canlı ve son derece eleştirel geçiyor. Bu müzakereleri teşvik ediyoruz ve doğru kararlar almak için gerekli görüyoruz. Çalışanlarımızdan hiçbirini soru işaretlerini dile getirdikleri için işten çıkarmadık, çıkarmıyoruz.”
Yapay zeka modellerinin denetimi ve güvenliği konusundaki tartışmalar, temmuz ayında OpenAI modellerinin Hugging Face platformuna yönelik gerçekleştirdiği test saldırısıyla daha da alevlenmişti. Şirket verilerine göre modeller birden fazla açığı birleştirerek internete erişmiş ve ele geçirilen kimlik bilgilerini kullanarak platformun sistemlerine sızmıştı.
OpenAI, yaşanan bu hadisenin ardından güvenlik önlemlerini artırdığını ve test prosedürlerini yeniden düzenlediğini duyurmuştu.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi









