Diplomasi
Polonya lideri, Berlin ziyaretinde savaş tazminatı talep etmeye hazırlanıyor

Muhalefetteki muhafazakâr-sağcı Hukuk ve Adalet (PiS) tarafından desteklenen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Berlin’de Şansölye Friedrich Merz ile görüşecek.
PiS, Berlin’den Nazi Almanyası’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’yı işgal ve işgalinden dolayı tazminat ödemesini talep ediyor.
Polonya ve Almanya arasındaki ilişkiler son yıllarda yakın işbirliği ile açık çatışmalar arasında gidip geldi. İki ülke arasında güçlü ticari ilişkiler ve savunma alanında artan işbirliği olsa da, Nawrocki ve PiS politikacıları, AB’nin Polonya iç işlerine müdahalesini eleştiriyor ve Nazi Almanyası’nın Polonya’ya verdiği tarihi zarara ilişkin süregelen öfkeyi dile getiriyor.
Almanya Dışişleri Bakanlığının Polonya ilişkilerinden sorumlu koordinatörü Knut Abraham, bu ilişkinin son derece hassas olduğunu söyledi ve “Yanlış söylenen yarım cümle bile büyük karışıklıklara yol açabilir,” dedi.
Eski bir boksör olan Nawrocki, birçok yönden Merz ve müttefiklerini en çok rahatsız eden “Polonya popülizmini” temsil ediyor. Polonya cumhurbaşkanı, Merz hükümetinden tazminat ödemesini talep eden “Önce Polonya” platformunun desteğiyle Haziran ayında seçilmişti.
Basın toplantısı yapılmayacak
Nawrocki, bu ayın başlarında İkinci Dünya Savaşı anma töreninde, “Tazminatlar tarihsel hafıza kaybının alternatifi olamaz, fakat NATO’nun doğu kanadındaki kilit ülke olan Polonya, adalet ve gerçeğe [ve] Almanya ile net ilişkilere ihtiyaç duymaktadır,” demişti.
Nawrocki’nin sözcüsü Rafał Leśkiewicz, cumhurbaşkanının Berlin ziyareti sırasında “kesinlikle bu konuyu gündeme getireceğini” söyledi.
Polonya cumhurbaşkanı, Merz ve Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşecek. Basın toplantısı planlanmadığından, anlaşmazlığın açıkça ortaya çıkma olasılığı sınırlı.
Tusk hükümeti iktidara geldikten sonra, selefi PiS hükümetinin Almanya’dan 1,3 trilyon avro tazminat talebini geri çekmişti. Nawrocki bu rakamı desteklemeye devam ediyor.
“Trump’ın Polonya’daki adamı” Nawrocki
Gerginliklere rağmen, POLITICO’ya göre Nawrocki bir anlamda Merz ve diğer Avrupalı liderler için yararlı olabilir: ABD Başkanı Donald Trump’ın kulağı onda.
Trump, bu yılki Polonya cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Nawrocki’yi destekledi ve bu ayın başlarında Beyaz Saray’da onu büyük bir coşkuyla karşıladı.
Geçen hafta Rus insansız hava araçlarının Polonya hava sahasına girmesinin ardından, Trump Tusk’ı değil, Nawrocki’yi aradı. Trump’ın bu ayın başlarında Ukrayna’ya güvenlik garantisi veren “istekli koalisyon” ülkelerinin liderleriyle bir telefon görüşmesi yaptığı sırada, Beyaz Saray yine Tusk’ı değil, Nawrocki’yi aradı.
Bu, Nawrocki’nin Polonya siyasetindeki konumunun bir nevi törensel olmasına rağmen böyle. Polonya cumhurbaşkanı yasama organını veto etme yetkisine sahip olsa ve bu yetkiyi Tusk’ın gündemini engellemek için kullanmış olsa da, dış politika ve savunma konularını yönetenler Tusk ve bakanları.
Trump’ın Tusk’ı atlatmaya yönelik açık çabaları, Polonya hükümeti ile Polonya cumhurbaşkanı arasında gerginliğe neden oldu. Polonya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Paweł Wroński, bu ayın başlarında “İki farklı dış politika olamaz” dedi.
Bu dinamik göz önüne alındığında, Alman ve Avrupalı liderlerin Tusk’ın konumunu zayıflatacak herhangi bir adım atması olası görünmüyor.
Tusk yönetimi Alman pazarını tehlikeye atmak istemiyor
Tusk hükümeti, tazminatların ahlaki bir gerekçesi olduğuna inanmakla birlikte, bunların yasal olarak mümkün olmadığını savunuyor ve tazminatların peşinde koşmanın Polonya’nın en büyük ihracat pazarı olan Almanya ile ilişkilerini zedeleyeceğini öne sürüyor.
Bunun yerine, Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Alman hükümetinin Polonya’nın savaş sırasında uğradığı zararları kabul ettiğini gösteren “görünür bir işaret” vermesini önerdi. Örneğin bir dokümantasyon merkezi, Polonyalıların çektiği acıları kabul eden ve aynı zamanda bir anıt niteliğinde olan bir diyalog merkezi gibi.
Nisan ayında, Nazi Almanyası’nın Polonyalı kurbanlarını anmak için Berlin’de 30 tonluk bir kaya kullanılarak geçici bir anıt dikildi. Kalıcı bir anıt dikilmesi planlanıyor, fakat bunun için önce Alman Federal Meclisi’nin bir karar alması gerekiyor.
Ne var ki, Polonya seçmenlerinin büyük bir kısmının partinin tutumunu desteklediği göz önüne alındığında, bu tür jestlerin PiS politikacılarının tazminat taleplerini tatmin etmesi olası görünmüyor.
SW Research’ün haber portalı Onet için yaptığı bir ankete göre, ankete katılanların yüzde 54’ü tazminatı desteklerken, yüzde 27’si bu fikre karşı çıktı.
Diplomasi
Türkiye, Rusya yerine ABD’den petrol ithalatını artırıyor

Türkiye, Ukrayna’daki savaş ve bölgesel çatışmaların enerji sevkiyatını aksatması üzerine ham petrol ve işlenmiş ürün ithalatında ABD’ye yöneldi. Middle East Eye portalının haberine göre haziran ayında Türkiye’nin bir numaralı ham petrol tedarikçisi konumuna yükselen ABD, Rusya’yı geride bıraktı.
Middle East Eye (MEE) portalının aktardığı güncel gümrük verilerine göre Türkiye, Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına yönelik artan saldırıları nedeniyle Rusya’dan yapılan sevkiyatların aksamasının ardından ham petrol ve rafine ürün tedarikinde ABD’ye yöneliyor.
ABD, yaklaşık 570 bin tonluk sevkiyatla, 425 bin tonda kalan Rusya’yı haziran ayında geride bırakarak Türkiye’nin ana ham petrol tedarikçisi oldu. Bu veriler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Moskova’nın en büyük alıcılarından biri haline gelen Ankara’nın Rus ham petrolüne olan bağımlılığını azalttığını gösteriyor.
Türkiye’nin Rus ham petrolü ithalatındaki düşüş, aynı zamanda ABD ve Hindistan’dan daha fazla dizel satın aldığı bir döneme denk geliyor.
Enerji analitiği şirketi Kpler’in verilerine göre Türkiye, ağustos ayından bu yana Hindistan’dan günlük 120 bin varilin, ABD’den ise günlük 90 bin varilin üzerinde dizel ithal etti.
Şirketin 2017’den bu yana tuttuğu kayıtlara göre bu hacimler, söz konusu ülkelerden yapılan en yüksek seviyedeki ithalat olarak kayıtlara geçti.
İthalat rotasındaki değişimin nedenleri
Türkiye’nin enerji ithalatındaki değişim üç temel faktörden kaynaklanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Ankara’ya Amerikan enerjisi alımlarını artırması yönünde baskı yaparken, Ukrayna’nın enerji altyapısına düzenlediği insansız hava aracı ve füze saldırıları Rus enerji sektörünü sekteye uğrattı. Bu saldırılar Rusya içinde benzin ve diğer rafine petrol ürünleri için kuyruklar oluşmasına yol açtı.
Rusya, Ukrayna’nın hava saldırıları sonucunda temmuz ayında dizel ihracatını yasakladı. Kiev yönetimi, Rusya’nın Sibirya’daki en büyük petrol rafinerisinin yanı sıra Novgorod ve Tataristan’daki rafinerileri de vurarak ülkenin enerji altyapısına ağır darbeler indirdi.
Öte yandan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı da Türkiye’deki rafinerilerin Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden sağladığı tedarik süreçlerinde aksamalara neden oldu.
Washington’ın Ankara’ya baskısı
Trump yönetimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül 2025’teki Beyaz Saray ziyareti sırasında, Türkiye’nin Rusya’dan enerji alımlarını azaltması için lobi yürüttü.
Eski bir ABD’li yetkili, söz konusu ziyaret sırasında Middle East Eye’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin büyük kısmı boru hatlarıyla uzun vadeli sözleşmeler kapsamında tedarik edilen doğalgaza kıyasla Rus petrolünden uzaklaşma ihtimalinin daha yüksek olduğunu söyledi.
Türkiye, 2024 yılında doğalgaz ithalatının yüzde 41’ini Rusya’dan karşıladı.
Ankara, imalat sektörüne enerji sağlamak ve çift haneli enflasyonu dengelemek amacıyla Rus doğalgazını uygun ödeme koşullarıyla temin ediyor.
Türkiye ayrıca TürkAkım boru hattını, yaptırımlar altındaki Rusya’nın Avrupa pazarlarına açılan arka kapısı olarak konumlandırdı.
Ankara, geçen yılın aralık ayında süresi dolan Rus doğalgazı ithalat sözleşmesini bir yıl daha uzattı.
Diplomasi
Kiev’de iki Ukrayna istihbarat birimi çatıştı: Üç yaralı

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de iç istihbarat servisi SBU ile askeri istihbarat teşkilatı HUR mensupları arasında silahlı çatışma çıktı. Çarşamba sabahı sokakta yaşanan ve üç kişinin yaralanmasına yol açan çatışmanın ardından askerler bölgeye sevk edildi. Gerilimin Rus Gönüllüler Birliği Komutan Yardımcısı Stepan Kaplunov’un kaçırılması vakasından kaynaklandığı bildiriliyor.
Ukrayna’nın iki ana istihbarat teşkilatının mensupları arasında başkent Kiev sokaklarında silahlı çatışma çıktı. Çarşamba sabahı Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Başmüdürlüğü (HUR) personeli arasında karşılıklı ateş açıldı.
Çatışmada üç kişi yaralanırken, olay sonrasında askerlerin sokakları doldurduğu anlara ait video görüntüleri paylaşıldı.
Anlaşmazlığın kesin nedeni henüz netlik kazanmadı; ancak Kyiv Independent’ta yer alan habere göre gerilim, Rus Gönüllüler Birliği Komutan Yardımcısı Stepan Kaplunov bağlantılı gelişmelerden kaynaklandı. Ukrayna saflarında savaşan ve muhalif Rus vatandaşlarından oluşan birlik, Salı günü yaptığı açıklamada Kaplunov’un kimliği belirsiz kişilerce evinin önünden kaçırıldığını duyurmuştu.
Birlik yöneticileri yardım için hem iç istihbarat ve terörle mücadeleden sorumlu SBU’ya hem de ordunun bünyesinde yer alan ve dış istihbarata odaklanan HUR’a başvurmuştu.
SBU Çarşamba sabahı bir açıklama yaparak personelinin “Rus muhalif siyasi hareketinin liderlerinden birine” yönelik bir Rus suikast planını engellediğini duyurdu. Ukrayna medyası daha sonra bu ifadenin Kaplunov’u kastettiğini aktardı.
Söz konusu açıklamadan birkaç saat sonra yeni bir bildiri yayımlayan SBU, suikast planına ilişkin soruşturma yürüten personelinin saldırıya uğradığını bildirdi.
Teşkilatın Telegram hesabından yapılan açıklamada, SBU soruşturma ekibinin başkentteki bir binada arama yapmaya çalıştığı sırada silahlı kişilerin ateş açtığı belirtildi.
Açıklamada, bu kişilerin “soruşturma işlemlerini engellemeye çalıştığı” ve “güvenlik güçlerinin geçişini kapattığı” kaydedildi.
SBU, söz konusu şahısların daha sonra “Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birliklerden birine mensup olduklarının” anlaşıldığını ifade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin iletişim danışmanı Dmitro Litvin, gazetecilere yaptığı açıklamada ateş açan kişilerin HUR mensubu olduğunu söyledi.
Litvin, Devlet Başkanı Zelenskiy’nin her iki teşkilata da olayın nedenini kamuoyuna açıklama talimatı verdiğini sözlerine ekledi.
Stepan Kaplunov’un nerede olduğu ise belirsizliğini koruyor.
Eski HUR Başkanı olan ve şu anda Zelenskiy’nin Özel Kalem Müdürlüğü görevini yürüten Kirilo Budanov, “Kapsamlı ve tarafsız bir soruşturmanın sağlanması kritik önem taşıyor” dedi.
Budanov, “Hiç kimse askerleri cezasız kalarak kaçırma, şehirlerimizin sokaklarında ateş açma, suç teşkil eden emirler verme ve bunları uygulama hakkına sahip değildir” değerlendirmesinde bulundu.
İki teşkilat geçmişte de karşı karşıya gelmişti. 2023 yılında dönemin HUR Başkanı olan Budanov, SBU’yu banker Denis Kireyev’i öldürmekle suçlamıştı.
Kireyev’in HUR ile çalıştığı ve Moskova’nın Kiev’i ele geçirmeye yönelik ilk planlarına dair istihbarat temin ettiği belirtiliyordu. Çift taraflı ajanlık suçlamalarıyla karşılaşan Kireyev, başı vurularak öldürülmüş ve ardından Kiev’in merkezinde bir minibüsten dışarı atılmıştı.
Diplomasi
Blair, ders kitaplarından “Filistin” sözcüğünün çıkarılmasını istemiş

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair, Filistin Yönetimi’nden okul kitaplarındaki “Filistin” kelimesine yapılan tüm atıfların, Yahudilerin kullandığı “Samiriye” adıyla değiştirilmesini talep etti.
1998 ile 2003 yılları arasında İngiltere’nin BM Büyükelçisi olarak görev yapan Jeremy Greenstock, Middle East Eye’a (MEE) verdiği demeçte Blair’in Filistin Yönetimi üzerinde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.
Greenstock’un iddiasına göre İngiliz siyasetçi, “Barış Konseyi” tarafından Ramallah’a gönderildi. Blair Filistin Yönetimi’ne, İsrail ile Gazze’deki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varabilecek bir taraf olarak görülmek istiyorsa, ders kitaplarından “Filistin” kelimesinin çıkarılması gerektiğini söyledi.
David Hearst Podcast’te verdiği kapsamlı röportajda Greenstock, bu talebin Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas tarafından reddedildiğini belirtti.
Greenstock ayrıca, eski patronunun Kurul adına Gazze’nin savaş sonrası yönetimini denetleyen yeni görevinde “zorluklar” yaşadığını da ifade etti.
Greenstock, bilgilerini bakanlık düzeyinde bir kaynaktan edindiğini söyleyerek şöyle devam etti:
“Anladığım kadarıyla, Barış Kurulu kısa süre önce kendisinden Ramallah’a gidip, 7 Ekim’den bu yana süren mevcut çatışmayı sona erdirmek için İsrail ile bir anlaşmaya varabilecek bir taraf olarak Barış Kurulu tarafından değerlendirilmek istiyorlarsa, Filistin müfredatından ‘Filistin’ kelimesine yapılan tüm atıfların kaldırılmasını talep etmesini istedi. Başkan Mahmud Abbas böyle bir şey yapmayacağını söyledi. Fakat Barış Kurulu’nun Filistin eğitim müfredatında bunun yer almasını talep edebilmesi bile, Barış Kurulu’nun hangi ilkeler doğrultusunda çalıştığını ve adalet, hakkaniyet duygusu ve tüm bu olayların tarihine dair nasıl bir anlayışa sahip olduklarını merak etmeme neden oluyor.”
Blair’in sözcüsü, eski Birleşik Krallık başbakanının böyle bir talepte bulunduğu iddiasını yalanlayarak, “Bu doğru değil ve tamamen uydurma” dedi.
Blair’in Ağustos ortasında Trump’ın damadı Jared Kushner ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile birlikte İsrail’e gittiği biliniyor.
Üçlü, Gazze için hazırlanan yol haritasını reddeden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile kritik görüşmeler yaptıktan sonra Kahire’ye geçerek, Gazze’nin kontrolünü devralması beklenen Filistinli teknokratik bir grupla ve Hamas yöneticileriyle toplantılar gerçekleştirdi.
Röportaj sırasında Greenstock, Blair’in Irak işgalindeki rolünü savundu ve işgalden önce dönemin ABD Başkanı George W. Bush’u BM’den yetki almaya ikna etmesini Blair’in başarısı olarak nitelendirdi.
Öte yandan eski diplomat, ABD Başkanı tarafından Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek üzere kurulan Barış Kurulu’ndaki Blair’in mevcut rolüne ilişkin sert eleştirilerde bulundu.
Greenstock, Blair’in her iki tarafla da eşit bir saygı çerçevesinde müzakere edebilecek bir konumda olduğuna inanmadığını söyledi:
“Hükümetten ayrıldığından bu yana Irak ve Filistin konusunda sergilediği tutum nedeniyle, önyargılı olarak algılanacaktır. Bu yüzden, zorluklar yaşayacağını ve şu anda da yaşadığını düşünüyorum.”
Mart 2004’te görevinden ayrılan Greenstock, Barış Kurulu’nu, Filistin meselesinde ne İsrail ne de Arap tarafı üzerinde sahada gerçek bir etkiye sahip olabilecek “soyut ve keyfi bir komite” olarak nitelendirdi.
Diplomat, “Barış Kurulu’nun, Filistin topraklarının geleceği hakkında alınması gereken zor kararların yükünü taşıyacak kadar güçlü bir yapı olduğunu düşünmüyorum,” dedi.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Ortadoğu1 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları









