Bizi Takip Edin

Avrupa

Polonya’da muhalefet lideri, Başbakan Tusk’ı Hitler’e benzetti

Yayınlanma

Polonya’da ana muhalefetteki Hukuk ve Adalet (PiS) lideri Jarosław Kaczyński Lublin’deki parti mitinginde, Donald Tusk’ın yeni hükümetinin faaliyetlerini Hitler’in eylemlerine benzetti.

Kaczyński, Başbakan Donald Tusk’ın yeni hükümetini, devlet medyası reformu ve iki yıl hapis cezasına çarptırılan iki PiS siyasetçisinin tutuklanması da dahil olmak üzere son eylemleri nedeniyle eleştirdi.

Kaczyński’ye göre, Tusk’ın yeni kabinesi, göreve geldiği ilk günden bu yana yasaları çiğniyor.

PiS lideri, “Tusk, iradesinin kanun olmasını istiyor … İradelerinin kanun olduğu kişiler zaten olmuştur. Führer’in iradesi kanundu,” dedi. Kaczyński Nazi Almanyası’nda kullanılan ve Hitler’in sözünün yazılı hukuktan daha önemli olduğu ve sorgulanamayacağı anlamına gelen ‘Führerprinzip’ olarak bilinen fikre atıfta bulundu.

Lublin’deki mitingde konuşan Kaczyński, Tusk’ın Polonya’nın egemenliğini yok etmeyi ve ‘Polonya’yı Batı Avrupa’dan, özellikle de Almanya’dan gelen insanlar için çiftlik işçilerine dönüştürmeyi’ amaçlayan bir ‘pasifleştirme operasyonu’ yürüttüğünü de savundu. PiS, Tusk’ı ve partisi Sivil Platform’u Berlin’in Varşova’daki ajanları olmakla suçluyor.

Avrupa

Avrupa Komisyonu, “Avrupa dışı göç”ü durdurmayı hedefleyen girişimi reddetti

Yayınlanma

Bu yılın başlarında, “tersine göç” yoluyla insanların toplu olarak sınır dışı edilmesini amaçlayan iki beyaz üstünlükçü tarafından başlatılan bir Avrupa yurttaş girişimi, Avrupa Komisyonu tarafından resmen reddedildi.

AB Sosyal Haklar Komiseri Roxana Mînzatu, “Girişim, Komisyon tarafından kaydedilmeyecek,” dedi.

Çarşamba günü (22 Temmuz) Brüksel’de gazetecilere konuşan Mînzatu, girişimin yasal dayanağı bulunmadığını belirtti.

Daha ayrıntılı bir açıklamada, girişimin ırk ve etnik kökene dayalı ayrımcılık teşkil edeceği belirtildi.

Brüksel, özellikle eğitim ve aile birleşimi vizeleri de dahil olmak üzere yeni “Batı dışı” göç kanallarına yönelik önerilen geçici moratoryuma odaklandı.

Komisyon, kampanyanın bu moratoryumu, Avrupa’nın “yerli halklarının” “etnik ve kültürel sürekliliği” ve tüzüğünde “demografik ikame” olarak adlandırılan, Batı dışı ve Avrupa dışı göçmenler tarafından gerçekleştirilen sürece karşı çıkma üzerinden tanımlamaya çalıştığını belirtti.

Yine de “Avrupa’yı Kurtar Yasası”, yayın tarihi itibarıyla aşırı milliyetçi politikacılar, etno-milliyetçi aktivistler ve AB’den kıtanın ağırlıklı olarak beyaz ve Hıristiyan kalmasını talep eden çeşitli Avrupa Parlamentosu milletvekilleri de dahil olmak üzere yaklaşık 600.000 imza toplamıştı.

Yasa, göç moratoryumunun ötesinde, dış sınır kontrollerinin sıkılaştırılmasını, sınır dışı işlemlerinin hızlandırılmasını, iltica sisteminin reformunu, göçü teşvik eden faktörler olarak tanımlanan sosyal yardım teşviklerinin kaldırılmasını ve gönüllü ya da mali teşviklerle desteklenen tersine göç için AB çapında bir çerçeve oluşturulmasını öngörüyor.

Macaristan’ın eski başbakanı Viktor Orbán ile yeni seçilen Avrupa Parlamentosu üyesi Balázs Orbán da girişime imza vermişti.

Aynı şekilde, daha önce Nazi dönemi sloganları kullandığı için para cezasına çarptırılmış olan Almanya’nın Thüringen eyaletindeki Almanya için Alternatif (AfD) başkanı Björn Höcke ile Almanya’nın Kimlikçi Hareketi’nden Maximilian Märkl de belgeyi imzalamıştı.

İmza veren Avrupa Parlamentosu üyeleri arasında, yakın zamanda “Ulusal Gelecek” partisini kuran ve ideolojik açıdan AfD ile benzerlikler taşıyan İtalyan Roberto Vannacci de yer alıyor.

İmza atan diğer önemli Avrupa Parlamentosu üyeleri arasında Avusturyalı Petra Steger, Belçikalı Filip Dewinter ve Barbara Bonte, Alman Tomasz Froelich, Slovak Milan Uhrik, Sloven Branko Grims ve Polonyalı Dominik Tarczyński bulunuyor.

Mayıs sonunda Hollandalı beyaz üstünlükçü Eva Vlaardingerbroek ve Avusturyalı neo-Nazi Martin Sellner tarafından başlatılan bu girişim, Batı/Avrupa dışı tüm göçün durdurulmasını talep ediyordu.

Ayrıca, “üye devletler için ciddi bir kültürel veya mali yük teşkil edenler” de dahil olmak üzere, diğer kişileri gönüllü olarak sınır dışı edilmeye ikna etmeyi amaçlıyordu.

Vlaardingerbroek, bu ayın başlarında tasarısına destek toplamak amacıyla Avrupa Parlamentosu önünde bir tanıtım gösterisi düzenlemişti.

Hollandalı X’te, “Halk tersine göç istiyor!” diye yazmıştı.

Tersine göç, Avrupa vatandaşlığına sahip olanlar da dahil olmak üzere göçmenlerin toplu olarak sınır dışı edilmesini ifade eden, genellikle Batılı sağcı/etno-milliyetçi akımların bir terim.

Kampanya, X’te yayınladığı bir gönderide kararı eleştirerek, “Onların motivasyonu belirsiz, zayıf ve gerçek anti-demokratik doğalarını ortaya koyuyor,” dedi ve Komisyonu “yaklaşık 600.000 Avrupalı vatanseverin sesini göz ardı etmekle” suçladı.

Çarşamba günkü reddin ardından kampanya ekibi, bir sonraki adımlarını kısa süre içinde açıklayacağını belirtti ve bu kararı hareketin sonu olarak değil, hareketin kışkırtmak amacıyla kurulduğu siyasi çatışmanın bir başka kanıtı olarak sundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Parti içi muhalefet Weidel’a bayrak açtı: AfD’de neler oluyor?

Yayınlanma

Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) en yüksek üye sayısına sahip Kuzey Ren-Vestfalya eyalet teşkilatında başlayan liste krizi, genel merkeze sıçrayarak Eş Genel Başkan Alice Weidel ile eyalet yönetimi arasında açık bir güç mücadelesine dönüştü. Eyalet Başkanı Martin Vincent’ın genel merkeze karşı ihtiyati tedbir kararı aldırmasıyla tırmanan gerilim sürerken, parti temsilcilerinin sabıkalı neo-Nazi yayıncılarla ilişkileri ve Jens Spahn’ın istifası sonrası yükselen homofobik söylemler parti içi çatlağı derinleştiriyor.

Almanya için Alternatif Partisi (AfD), ülkenin en kalabalık eyaleti konumundaki Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) teşkilatında patlak veren ağır bir liderlik kriziyle karşı karşıya.

Gelecek yıl düzenlenecek eyalet parlamentosu seçimleri öncesinde aday listelerinin belirlenmesi sürecinde başlayan anlaşmazlık, Eş Genel Başkan Alice Weidel ile eyalet yönetimi arasında doğrudan bir yetki savaşına dönüştü.

Delegeler üzerindeki nüfuzu sebebiyle federal partideki güç dengelerini belirleme potansiyeline sahip NRW teşkilatındaki bu başkaldırı, parti genel merkezinin idari kontrolünü tartışmaya açtı.

Seçim kurulu toplantısında tırmanan gerilimde iki ana odak karşı karşıya geldi. Eyalet Başkanı Martin Vincent liderliğindeki Ilımlı kanat, Eş Genel Başkan Tino Chrupalla ile taktiksel bir ittifak kurarken; Milletvekili Matthias Helferich ile Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler’in başını çektiği radikal grup doğrudan Alice Weidel’a yakın duruyor.

Radikal kanat, aday belirleme kurulunu kilitletmek ve listede kendi isimlerine yer açmak maksadıyla kitlesel adaylık stratejisini devreye soktu.

Sözlü sataşmaların ve usulsüzlük iddialarının gölgesinde tamamlanan kurultayda delegelerin çoğunluğunu elde eden Vincent kanadı kendi aday listesini kabul ettirdi.

Genel merkez ise delegelerin tehdit edildiği ve baskı altına alındığı yönündeki ihbarları gerekçe göstererek NRW yönetimine seçimi iptal etme ve kurultayı yineleme talimatı verdi. Eş genel başkanlar Alice Weidel ve Tino Chrupalla’nın imzasıyla iletilen talebe sert yanıt veren Martin Vincent, seçimin meşruiyetini savundu ve parti yönetimi hakkında Düsseldorf Eyalet Mahkemesinde ihtiyati tedbir davası açtı.

Karara uyulmaması halinde genel başkanlar hakkında 250 bin euroya varan para cezası yahut hapis yaptırımı talep edildi.

Parti içi yazışmalarda Weidel’ı “tüzük karşıtı eğilimlere göz yummakla” suçlayan eyalet yönetimi, genel merkezin müdahalesini hukuki gerekçelerle değil, listenin bileşimini değiştirme arzusuyla açıkladı.

Gerilim eyalet düzeyindeki temsilcilerin üslubuna da yansıdı. NRW Eyalet Parlamentosu AfD Grubu İdare Amiri Christian Loose, düzenlediği mitingde genel merkezin yönetim kurulundaki çoğunluk dengesini usulsüz disiplin soruşturmalarıyla (PV) 7-5’ten 5-5’e düşürmeye çalıştığını beyan etti.

Loose, katıldığı bir yayında Alice Weidel’a atıfla “Alice Merkel” ifadesini kullanarak partide ağır hakaret kabul edilen bir kıyaslamada bulundu.

Vincent sonrasında mektup yoluyla tırmanan krizden üzüntü duyduğunu bildirip uzlaşma zemini aradığını belirtse de, mahkeme yetkilileri davanın henüz geri çekilmediğini doğruladı.

Federal yönetim, NRW teşkilatının mali yapısını, karar süreçlerini ve üye kayıtlarını denetlemek üzere eski yönetim kurulu üyesi Roman Reusch ile Federal Sayman Hannes Gnaug liderliğinde bir inceleme komisyonu görevlendirdi.

Helferich kanadı, eyalet yönetiminin gücünü korumak adına muhalif üyelerin kaydını geciktirip kendi destekçilerini öne çıkardığını iddia ediyor.

Komisyonun incelemeleri sonucunda listenin hukuki olarak sakatlanması halinde, 2023 yılında Bremen eyalet seçimlerinde yaşanan ve partinin seçime girmesini engelleyen tablonun bir benzerinin NRW’de tekrarlanabileceğinden endişe ediliyor.

Diğer yandan parti temsilcilerinin aşırı sağcı çevrelerle ilişkileri de yeni bir tartışma başlığı oluşturdu. Uzun yıllar neo-Nazi çizgideki NPD (yeni adıyla Die Heimat) bünyesinde üst düzey görev alan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan sabıkalı Sebastian Schmidtke’nin dijital yayınlarına çok sayıda AfD’li siyasetçinin katıldığı belirlendi.

AfD’nin resmi “bağdaşmazlık listesinde” yer alan bir yapının eski yöneticisine mülakat verenler arasında AfD Saksonya-Anhalt Başaday Ulrich Sigmund, Brandenburg Grup Başkanı Hans-Christoph Berndt ve parti gençlik yapılanması yöneticileri yer alıyor.

Parti sözcüleri yoğunluk sebebiyle her yayıncı için geçmiş araştırması yapılamadığını savunurken, Schmidtke’nin AfD Federal Kurultayı’na basın mensubu sıfatıyla akredite edildiği anlaşıldı.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Meclis Grubu Başkanı Jens Spahn’ın yurtdışında taşıyıcı annelik yöntemiyle çocuk sahibi olduğunun ortaya çıkmasının ardından istifa etmesi, AfD kanadında etik tartışmaların ötesinde homofobik söylemlerin öne çıkmasına yol açtı.

Taşıyıcı annelik sisteminin hukuki ve insani boyutundan ziyade eşcinsel ebeveynliği hedef alan AfD milletvekilleri, sosyal medya hesaplarından sert açıklamalarda bulundu.

Milletvekili Matthias Moosdorf “herkes için evlilik” düzenlemesini eleştirerek çocukların “satın alınamayacağını” yazarken, Niedersachsen Milletvekili Vanessa Behrendt iki erkeğin çocuk sahibi olamayacağını savundu.

AfD Milletvekili Christina Baum doğrudan Spahn’ı hedef alarak çocuğun anne sevgisinden mahrum kalacağını ileri sürdü.

Thüringen Milletvekili Torben Braga ise yeni doğan bir bebeğin annesinden alınarak iki erkeğe verilmesini “insanlığa karşı suç” olarak niteledi.

Yurtdışındaki taşıyıcı annelik uygulamalarının Almanya’da suç sayılması ve yasal boşlukların kapatılması amacıyla yaz tatilinin ardından Federal Meclise kanun teklifi sunmaya hazırlanan AfD Federal Meclis Grubu, konuyu parlamenter düzlemde takibe alacağını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümeti savunma startup’larına doğrudan sermaye yatırımı yapacak

Yayınlanma

Alman hükümeti, devletin savunma sektöründeki girişimlere doğrudan sermaye katılımı yapmasına olanak tanıyan bir yatırım fonu kuracağını açıkladı.

Ukrayna savaşı ve Donald Trump döneminde ABD’nin güvenlik garantilerinin güvenilirliğine dair şüpheler nedeniyle harekete geçen Almanya ve diğer Avrupa hükümetleri, on yıllardır süren yetersiz yatırımların ardından savunma kapasitesini yeniden inşa etmek için adımlar atıyor.

Bu fon, Ekonomi Bakanlığı’nın öncülüğünde yürütülen ve yeni kurulan şirketlerin finansmana erişimini iyileştirmeyi, vasıflı işgücünü çekmeyi ve bürokrasiyi azaltmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı bir startup stratejisinin bir parçası.

Reuters’ın elde ettiği bir hükümet belgesine göre, güvenlik ve savunma sektöründeki startup’lar ve büyümekte olan şirketler, Almanya’nın güvenlik ve savunma hazırlığını güçlendirmede giderek daha önemli bir rol oynuyor.

Alman yapay zeka savunma şirketi Helsing ve otonom kara sistemleri girişimi ARX Robotics, savaşın hızlı konuşlandırılabilir teknolojiler için bir test alanı haline geldiği Ukrayna’da savaş alanında kullanılmak üzere sistemler tedarik etti.

Bu durum, genç Avrupalı şirketlerin geleneksel tedarik kanallarından daha hızlı bir şekilde yetenekler sunabileceğini göstermeye yardımcı oluyor.

Sermayeye erişimi iyileştirmek amacıyla hükümet, açık askeri uygulamaları olan ürün ve hizmetler geliştiren “girişimlere ve büyüme aşamasındaki şirketlere yönelik doğrudan federal yatırımlar için yeni bir araç” kuracağını açıkladı.

Fonun değeri henüz açıklanmadı.

2026 yılının ilk yarısında Almanya’da 3.053 girişim kuruldu. Bu rakam, 2025 yılının ikinci yarısına göre %52 artışa işaret ediyor.

Bu girişimler, 2024 yılında 2020’ye kıyasla %26 daha fazla kişiyi istihdam etti.

Ekonomi Bakanı Katherina Reiche ntv kanalına yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığımızda, [Almanya’daki] startup’lara akan özel sermayenin çok yetersiz olduğunu görüyoruz,” dedi.

Almanya, başarılı startup’ları büyüme şirketlerine dönüştürme konusunda hâlâ zorluklar yaşıyor. 

Rapora göre, risk sermayesi yatırımları 2025 yılında 7,2 milyar avroya (8,21 milyar dolar) ulaştı. Bu rakam, ABD ve İngiltere’deki seviyelerin çok altında.

Almanya’nın özel sermaye ve risk sermayesi birliği BVK, bu stratejinin Almanya’nın bir startup merkezi olarak konumunu güçlendirmede önemli bir adım olduğunu ve “özellikle finansman konusunda doğru kaldıraçlara odaklandığını” belirtti.

Strateji ayrıca teknoloji ve biyoteknoloji gibi sektörler için daha fazla özel sermaye harekete geçirmeyi hedefliyor.

2021 yılında başlatılan ve Alman hükümeti tarafından desteklenen bir risk sermayesi programı olan Future Fund, 2030’un ötesine uzatılacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English