Avrupa
Polonya’da öldürülen Rus sanatçıya ilişkin şüpheli gözaltında

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Biała Podlaska’da Rus sanatçı Semyon Skrepetski’nin ölümüyle bağlantılı olduğu değerlendirilen şüphelinin polis ve iç güvenlik birimleri tarafından yakalandığını açıkladı. Tusk, şüphelinin Gürcistan pasaportu kullandığını belirtirken, güvenlik birimlerinin cinayetin azmettiricisini belirlemek için çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Biała Podlaska’da bir Rus vatandaşının öldürülmesine ilişkin soruşturmada şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı.
Tusk, X hesabından yaptığı paylaşımda, şüphelinin Lubelskie Voyvodalığı polisi ve Polonya İç Güvenlik Ajansı’nın (ABW) operasyonuyla yakalandığını bildirdi.
Başbakan, “Gürcü pasaportu kullanıyordu. Güvenlik birimleri azmettireni tespit etmek için çalışmalarını sürdürüyor” ifadelerini kullandı.
Tusk, öldürülen kişinin adını paylaşmadı.
Polonya basınında yer alan haberlere göre, soruşturmaya yakın kaynaklar şüphelinin kullandığı belgenin sahte olduğunu öne sürdü. Wiadomosci’nin kaynaklarına göre gözaltına alınan kişinin Çeçen kökenli olabileceği değerlendiriliyor. RMF FM muhabiri de aynı yönde bilgiler aktardı.
Kaynaklar, şüphelinin Piastów’da, Varşova yakınlarındaki bir binada yakalandığını bildirdi.
Rus sanatçı saldırıda hayatını kaybetti
Olay, 15 Haziran’da Biała Podlaska’daki Kraliçe Jadwiga Caddesi’nde meydana geldi.
Soruşturma makamlarının aktardığına göre, sanatçı Semyon Skrepetski’ye yakın mesafeden birkaç el ateş edildi. Savcılık bulgularına göre saldırgan, Skrepetski yere düştükten sonra bir kez daha ateş etti. Kırk dört yaşındaki sanatçı olay yerinde yaşamını yitirdi.
Skrepetski, 2021’den bu yana ailesiyle birlikte Polonya’da yaşıyordu.
RMF24, bir gün önce kaynaklarına dayanarak soruşturma kapsamında üç şüphelinin gözaltına alındığını duyurmuştu.
Semyon Skrepetski’nin gerçek adının Robert Kuzovkov olduğu belirtildi. Sanatçı, primitivizm tarzında yaptığı karikatür niteliğindeki resimlerle tanınıyordu. Ayrıca, kıyamet sonrası Rusya’da yaşayan bir kazıcının maceralarını konu alan “Rusya-2028” adlı kitabın da yazarıydı.
Avrupa
İktisatçı Pettifor: Kemer sıkma ve kuralsızlaşma halkı faşizme sürüklüyor

İngiliz iktisatçı Ann Pettifor, merkez siyasetçilerin kemer sıkma politikaları ve finansal kuralsızlaştırma adımlarıyla toplumları aşırı sağın kollarına ittiğini belirtti. Silikon Vadisi milyarderlerinin ekonomik çöküşü gizlemek adına faşist hareketleri finanse ettiğini kaydeden Pettifor, İngiliz hükümetine merkez bankası ve hazine üzerindeki kontrolü ele alma çağrısı yaptı.
Progressive Economy Forum ve Goldsmiths College Siyasal İktisat Araştırma Merkezi bünyesinde çalışmalar yürüten İngiliz iktisatçı Ann Pettifor, System Change adlı Substack bülteninde yayımladığı makalede, aşırı sağın yükselişi ile küresel finans sistemi arasındaki doğrudan bağı ele aldı.
Pettifor, merkez siyasetçilerin benimsediği kemer sıkma politikalarının halkı aşırı sağın kollarına ittiğini vurguladı.
“Silikon Vadisi kapitalistleri tarafından finanse ediliyorlar”
Dover limanında göçmenleri hedef alan aşırı sağcı sokak hareketlerine değinen Pettifor, bu yapıların zekaları sayesinde güç kazanmadığına dikkat çekti. Makalede şu ifadelere yer verildi:
“Dover’da göçmenlere saldıran faşist, şiddet yanlısı Tommy Robinson ve aşırı sağcı arkadaşları, zeki oldukları için finansman, ilgi ve güç elde etmedi. Aşırı zenginliğin tepeye, ‘azınlığa’ aktarılması gerçeğinden dikkati başka yöne çekmek isteyen Silikon Vadisi kapitalistleri tarafından alaycı bir biçimde finanse edildikleri ve kullanıldıkları için güç ve nüfuz kazandılar.”
Pettifor, kemer sıkma politikalarıyla ellerinden güvenliği, umudu ve fırsatları alınan İngiliz gençlerinin yönlendirildiğini belirtti:
“Aşırı sağcı liderlerin arkasından yürüyen, kemer sıkma politikalarının güvenlikten, umuttan ve fırsatlardan mahrum bıraktığı, insanca barınma ve iş hakkı tanınmayan İngiltere’nin siyah giyimli genç erkekleri; göçmenlere saldırarak, düzenleme ve servet vergisi yönündeki demokratik talepleri baltalayarak Silikon Vadisi’nin ‘Büyük Parasının’ sermaye kazançlarını korumaya ikna ediliyor.”
İktisatçı, aşırı sağın hamilerini “dünyanın en güçlü alacaklıları ve tekno-milyarderleri olan suçlu adamlar” şeklinde niteledi.
İngiltere sokaklarında Nazi benzeri siyah üniformalarla yürüyen kişilerin Dover liman kasabasını iki kez işgal ettiğini ve siyasetçiler ile ana akım medyanın söylemlerini tekrarlayarak “Botları durdurun” sloganları attığını aktaran Pettifor, aynı hafta sonunda Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerde aşırı sağcıların ezici zafer kazanmasının beklendiğini hatırlattı.
“Halkı aşırı sağcı faşistlerin kollarına itiyorlar”
Makalede, İşçi Partisi hükümetinin Maliye Bakanı John Healey’nin finans sektöründe kuralsızlaştırmayı savunurken bütçe disiplini adı altında kemer sıkmayı dayatması eleştirildi.
Healey’nin Financial Times gazetesine verdiği mülakatta risk odaklı düzenlemeleri “takıntı” olarak nitelemesine değinen Pettifor, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Finans sektörünün önünde diz çökerken çoğunluğa istikrar ve güvenlik sunamayan İngiltere, ABD ve özellikle Avrupa’daki diğer merkez siyasetçiler gibi, İngiltere Maliye Bakanı da kendi ülke halklarını aşırı sağcı faşistlerin kollarına itmekten suçlu olan siyasetçilerden biri olma riski taşıyor.”
İktisatçı Karl Polanyi’nin 1929 krizi sonrasındaki gözlemlerine atıfta bulunan Pettifor, faşizmin küresel serbest piyasa ve finansal kuralsızlaşmanın çöküşünden beslendiğini belirtti.
Makalede, Peter Thiel ve Elon Musk gibi milyarderlerin ekonomik çöküşün asıl sorumlusu olan küresel finans düzenini perdelemek için ırkçılığı ve göçmen karşıtı şiddeti finanse ettikleri ifade edildi.
“Siyasetçiler çaresizmiş gibi davranmayı bırakmalı”
Başbakan Andy Burnham’ın yeni bir siyasi ve ekonomik model vadetmesine rağmen piyasalar, tahvil sahipleri, İngiltere Merkez Bankası ve Hazine karşısında çaresiz bir tutum sergilediğini savunan Pettifor, “Para yok” iddiasının gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Pettifor, kendisinin de yer aldığı “99%” adlı düşünce kuruluşunun hazırladığı ve yakında yayımlanacak “Hazine Kaynaklı Gerilemeye Son Vermek: Ekonomik Gücün Kaldıraçlarını Seçilmişlerin Eline İade Etmek” başlıklı rapordaki stratejileri sıraladı:
“İngiliz siyasetçiler, merkez bankası ve hazine üzerindeki güçlerini kavramalı; bu yetkiyi İngiltere Merkez Bankası, Hazine ve Bütçe Sorumluluk Ofisi’ndeki (OBR) memurlara devretmeyi bırakmalıdır. Çaresizmiş gibi davranmaktan vazgeçmelidirler.”
Hükümetlerin kamu borcu, servet vergisi ve para basma konusundaki yerleşik itirazlarının dayanaksız olduğunu belirten iktisatçı, 2009’dan bu yana üretilen 895 milyar sterlinin enflasyonun temel kaynağı olmadığını, asıl sorunun Covid sonrası tedarik sıkıntıları ile İran Savaşı’ndan kaynaklandığını kaydetti.
Pettifor, kilit kurumların dönüştürülmesi için şu üç adımın hızla atılmasını önerdi:
“İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon hedefleme yetkisi gözden geçirilmeli, Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin 50 yıl sonrasının kamu borcu yerine bugünkü yoksulluk ve çöken altyapı risklerini dikkate alması sağlanmalı ve Hazine’nin Merkez Bankası karşısındaki borç mekanizması ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.”
Avrupa
AB Ticaret Komiseri, Çin stratejisiyle ilgili olarak CEO’larla buluşacak

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, 18 Eylül’de Avrupalı şirketlerin CEO’larıyla bir araya gelerek Çin stratejisini görüşecek.
Komiserin, Avrupa Komisyonu’nun kritik tedarik zincirlerini Çin’den uzaklaştırarak çeşitlendirme çabalarına ilişkin şirketlerin görüşlerini alması bekleniyor.
Komisyon, alternatiflerin mevcut olduğu durumlarda şirketleri hammadde gibi kritik ithalatları en az üç farklı tedarikçiden temin etmeye teşvik etmek amacıyla bir “çeşitlendirme aracı” önerdi.
Fakat AB yürütme organı, böyle bir önlemi resmi olarak önermeden önce sektörün desteğini almak ve ilgili maliyetler göz önüne alındığında şirketlerin Çin’e olan bağımlılıklarını azaltmak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduklarını anlamak istiyor.
Bu girişim, Brüksel’in Asya devi ile olan günlük 1 milyar avroluk ticaret açığını azaltmaya çalışırken, Komisyon’un yaz boyunca Çinli yetkililerle temaslarını yoğunlaştırmasının ardından geldi.
Toplantı, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Çin’in AB’nin sanayi tabanına oluşturduğu tehdit konusundaki endişeleri ele alması beklenen, tarihi öneme sahip “Birliğin Durumu” konuşmasını yapmasından iki gün sonra gerçekleşecek.
Pekin ile teknik görüşmelerin ardından Šefčovič, Eylül ortasında Çinli mevkidaşı Wang Wentao ile video konferans yoluyla görüşecek ve ardından Ekim başında Pekin’e gidecek.
Bu görüşmelerden sonuç çıkmaması halinde, ulusal liderler Kominsyon’u, Ekim ortasındaki zirveye kadar Çin’in endüstriyel kapasite fazlasıyla mücadele etmek için yeni yollar bulmaya çağırdı.
Etkinliğe yakın iki kaynağın verdiği bilgiye göre, 18 Eylül’deki toplantıda makine, elektrikli bileşenler, otomotiv ve kimya sektörlerinden CEO’lar bir araya gelecek.
Šefčovič geçen hafta POLITICO’ya şunları söylemişti:
“İş dünyası liderlerinin bile … çeşitlendirmenin maliyetinin kesintinin maliyetinden daha düşük olduğunu fark ettiğini artık daha sık duymaktan memnunum. İşte bu mantığı daha da geliştirmek istiyorum. Önemli paydaşları özel bir foruma davet ediyorum.”
Šefčovič, bu tür tartışmaların, Komisyon’un böyle bir aracın nasıl işleyebileceğine dair düşüncelerini şekillendirmeye yardımcı olduğunu belirtti.
Cevabı istenen soruları arasında, “Öncü şirketlerimizin iktisadi liderliğinin desteğini alabileceğimiz, böyle bir aracın en iyi tasarımı ne olabilir?” de yer alıyor.
Avrupa
DGAP, Berlin’de “Hindistan Merkezi” açıyor

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP), Berlin’de yeni bir Hindistan Merkezi kuruyor ve böylelikle Alman hükümetinin ABD ve Çin dışına açılma çabalarını destekliyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre bu yılın üçüncü çeyreğinde açılması beklenen yeni merkez, Hindistan’ın jeopolitik ve jeoekonomik konumunun analizi, AB için tedarik zincirinin dayanıklılığının güçlendirilmesi ve inovasyon ile teknoloji alanlarındaki araştırmalar dahil olmak üzere altı “öncelikli alan”a odaklanacak.
Yeni merkezin kurulması, Hindistan’ın geleneksel başlıca müttefiki ABD ile ilişkilerinin bozulduğu bir dönemde gerçekleşiyor.
Hindistan ve AB ise bu yılın başlarında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı ve bu anlaşmayı temel alarak çok daha yakın bir işbirliği kurmayı planlıyor.
Buna ek olarak, Alman savunma şirketleri Hindistan ile daha yoğun bir işbirliği arayışında. Hindistan, 2029 yılına kadar silah ihracatını 5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.
DGAP’ın yeni Hindistan Merkezi’nin yıllık maliyetinin yaklaşık 500.000 avro olduğu tahmin ediliyor.
Almanya’daki Hindistan algısını değiştirme hedefi
DGAP’de Kıdemli Araştırmacı olarak merkezin kurulma sürecinde görev alan Stefan Halusa “Hindistan Merkezi’nin amacı, Almanya’da Hindistan hakkında kapsamlı, objektif ve güncel bir anlayışın gelişmesine katkıda bulunmak,” diyor.
Daha önce Mumbai dahil olmak üzere Asya’daki çeşitli Alman dış ticaret odalarında görev yapmış olan Halusa, birçok Almanın Hindistan hakkındaki algısının “genellikle modası geçmiş, klişeleşmiş ve parçalı” olduğunu ve “Hindistan’ın jeopolitik ve jeoekonomik bir faktör olarak önemini tam olarak yansıtmadığını” düşünüyor.
Merkezle ilgili bir konsept belgesine göre, Hindistan, “stratejik bağımlılıkların, özellikle de Çin ve ABD’ye olan bağımlılıkların” azaltılması bağlamında Almanya için muazzam bir potansiyel barındıran bir “jeopolitik ve ekonomik ağır toplu” olarak kabul edilecek.
Müdürlük pozisyonunu doldurmak için seçim süreci şu anda devam ediyor. Yeni merkezin kurulması, daha önce Avrupa Parlamentosu Başkanlığı ofisi de dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunmuş olan gazeteci Leo Wigger tarafından yönetiliyor.
Yeni merkez altı alana odaklanacak
Merkez altı “ana alana” odaklanacak. Birincisi, Hindistan’ın Asya’daki konumu ve Çin ile ilişkilerine odaklanan jeopolitik.
Bunu, Hindistan’ın küresel tedarik zincirlerindeki rolünü ele alan jeoekonomi izliyor.
Üçüncü öncelikli alan, yeşil teknolojilerin geliştirilmesinde Hindistan ile Almanya ve AB arasında potansiyel işbirliğini de içeren yeşil enerji ve iklim koruma.
Dördüncü alan ise tedarik zincirinin dayanıklılığı ve kritik altyapının korunmasına yönelik araştırmaların teşvik edilmesine odaklanan iktisadi güvenlik.
Beşinci olarak, mevcut serbest ticaret anlaşmasının yanı sıra ikili ve çok taraflı ticaret platformlarına özel önem verilerek ticari işbirliği incelenecek.
Altıncı odak (“İnovasyon ve Teknoloji Ekonomisi”), siber güvenlik, yapay zeka geliştirme ve dijital dönüşüm gibi alanlarda Hindistan, Almanya ve AB arasındaki işbirliğini ele alacak.
Merkez, akademik yayınlar hazırlayacak, etkinliklere ev sahipliği yapacak ve Almanya’daki Hindistan Büyükelçiliği ile işbirliği içinde “Hindistan’dan Almanya’ya Tur” gibi faaliyetler düzenleyecek.
Buna ek olarak, bir ağ platformu kurmayı ve diğer uluslararası düşünce kuruluşlarıyla bağlantılar kurmayı hedefliyor.
AB-Hindistan ticaret anlaşması ilişkilerin gelişmesinde kritik önemde
AB, Hindistan’ın en büyük ticaret ortaklarından biri: 2024 yılında mal ve hizmetler alanındaki ikili ticaret hacmi yaklaşık 208 milyar dolara ulaşmıştı.
Bu yılın Ocak ayında, her iki taraf da Hindistan tarihinin en büyük serbest ticaret anlaşması olarak nitelendirilen bir anlaşma imzalamıştı.
AB ihracatını 19,2 milyar dolar artıracağı öngörülen anlaşmanın sonuçlandırılması neredeyse yirmi yıl sürdü.
Hindistan, otomobiller, makineler, alkol ve işlenmiş gıdalar dahil olmak üzere AB ülkelerinden ithal edilen malların yüzde 96’sından fazlasındaki gümrük vergilerini kaldıracak veya azaltacak.
AB ise ayakkabı, giyim, değerli taşlar, mücevher ve deniz ürünleri dahil olmak üzere Hindistan’dan yaptığı ithalatın yüzde 99,5’indeki gümrük vergilerini düşürecek.
Fakat anlaşma, sert eleştirilere maruz kaldı. Örneğin, Hindistan’ın önde gelen muhalefet partilerinden biri olan ve yakın zamana kadar güney Hindistan’daki Kerala eyaletinde iktidar partisi konumunda bulunan Hindistan Komünist Partisi (Marksist), anlaşmayı “Hindistan’ın iktisadi çıkarlarının Avrupa Birliği’ne topyekûn teslim edilmesi” olarak nitelendirmişti.
Parti, AB mallarına uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesinin, öncelikle emek yoğun sektörleri etkileyeceği için Hindistan’da geçim kaynaklarının büyük ölçüde yitirilmesine yol açacağı konusunda uyarıda bulunuyor.
Tarım ürünleri ve süt ürünleri, Hintli çiftçilerin baskısı nedeniyle genel olarak anlaşmanın dışında tutulmuş olsa da Yeni Delhi bir dizi tarım ürününü muaf tutmayı ve bunlara uygulanan gümrük vergilerini kademeli olarak indirmeyi kabul etti.
Alman-Hint savunma işbirliği büyüyor
Serbest ticaret anlaşmasına ek olarak, Alman hükümeti son dönemde savunma sektöründe Hindistan ile işbirliğini yoğunlaştırdı.
Örneğin, geçen yılın Haziran ayında Diehl Defence, Hindistan’da hassas güdümlü 155 mm’lik Vulcano mühimmatının üretimi konusunda Hintli savunma şirketi Reliance Defense ile stratejik bir işbirliği anlaşması imzaladı.
Bundan kısa bir süre önce, Rheinmetall ve Reliance, Reliance’ın Rheinmetall için orta ve büyük kalibreli mühimmatlara yönelik patlayıcılar ve itici yakıtlar üreteceği başka bir stratejik ortaklık duyurmuştu.
Bu bağlamda, Rheinmetall önemli hammaddelere erişim elde edecek ve tedarik zincirlerini istikrara kavuşturabilecek.
Bu tür sözleşmeler, Hindistan’ın Rusya’dan silah ithalatına olan ağır bağımlılığını azaltmak için Almanya’nın 2022 yılından bu yana sürdürdüğü çabaların da bir parçası.
Daha 2023 Haziranında, dönemin Savunma Bakanı Boris Pistorius, Hindistan ziyareti sırasında şöyle demişti: “Hindistan’ın uzun vadede Rusya’dan silah teslimatlarına bağımlı kalması Almanya’nın çıkarına değil.”
Ayrıca, Alman savunma şirketleri, Hintli silah üreticileriyle kurdukları ortaklıklar aracılığıyla, Hindistan hükümetinin 2029 yılına kadar 5 milyar dolarlık silah ihracatı hedefinden yararlanmayı amaçlıyor.
Berlin, Washington-Yeni Delhi geriliminden yararlanmak istiyor
DGAP’ın yeni Hindistan Merkezi, Hindistan ile ABD arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde kuruluyor.
Merkezin kurulmasında görev alan Leo Wigger, kısa süre önce DGAP dergisi Internationale Politik’te şöyle yazmıştı:
“Uzun süredir Yeni Delhi’nin önceliği olan ABD ile daha derin bir işbirliği, kısmen Pakistan’a yönelik Amerikan politikasının yeni öngörülemezliği nedeniyle siyasi açıdan değerlendirilmesi daha zor hale geldi. Avrupa bu fırsatı değerlendirdi.”
Wigger, Hindistan’ın bir “pazar” olarak Alman sanayisini ve hatta Avrupa dış politikasını krizden çıkarma potansiyeline sahip olduğunu ileri sürüyor.
Öte yandan Avrupa ve Almanya perspektifinden bakıldığında “zorluklar” olduğunu da kabul ediyor. Bunlar arasında Rusya’ya yönelik farklı dış politika duruşları, Hindistan’ın kendi ulusal sanayi kapasitelerini güçlendirmeye odaklanması ve Yeni Delhi’nin korumacı önlemleri yer alıyor.
Wigger ayrıca, Alman sanayisinin son yıllarda Hindistan’daki göreceli pazar payını kaybettiğini vurguluyor.
Örneğin, Avrupalı otomobil üreticileri şu anda Hindistan otomotiv pazarının toplamının yüzde üçünden azını oluşturuyor.
Wigger, buna rağmen AB’nin Çin’e olan iktisadi bağımlılığına karşı bir “denge unsuru” olarak Hindistan’a ihtiyaç duyduğunu savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Rusya2 hafta önceRusya’da İHA üreticisi TulaDron’un yöneticisi Grigoryev tutuklandı












