Rusya
Rus basını, Maduro’nun kaçırılmasına nasıl tepki verdi?

ABD ordusunun Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması, Rus basınında geniş yankı uyandırdı. Rusya Dışişleri Bakanlığı eylemi “silahlı saldırı” olarak nitelendirirken, önde gelen Rus analistler operasyonu Trump’ın “Monroe Doktrini”ni hayata geçirmesi ve Latin Amerika’da güç gösterisi yapması olarak yorumladı.
ABD Başkanı Donald Trump, bu sabah Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in Amerikan özel kuvvetlerince kaçırıldığını ve New York’a getirilerek burada yargılanacağını duyurdu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Washington’ın eylemini “silahlı saldırı” olarak tanımladı ve Maduro ile eşinin derhal serbest bırakılmasını talep etti. Bakanlık açıklamasında, “İdeolojik husumet, iş pragmatizminin önüne geçti” ifadesine yer verildi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez ile görüşerek dayanışma mesajı verdi.
ABD’nin Maduro ve kurmayları hakkındaki iddianamesi açıklandı
Kommersant: “Bölgenin sahibinin kim olduğunu gösterme hamlesi”
Rusya’nın önde gelen gazetelerinden Kommersant, operasyonu Trump’ın Latin Amerika üzerindeki hakimiyetini pekiştirme çabası olarak değerlendirdi.
Gazeteye konuşan Russia in Foreign Affairs Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov, Trump’ın “Monroe Doktrini”ni bir slogandan öteye taşıyarak eyleme döktüğünü savundu.
Lukyanov, “Maduro’nun devrilmesi, tüm Latin Amerika’ya bölgenin sahibinin kim olduğunu ve onunla nasıl davranılması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor” değerlendirmesinde bulundu. Lukyanov’a göre Trump, Venezuela’da rejim değişikliğini Irak veya Afganistan tarzı “sonsuz bir savaş” olarak değil, ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.
Aynı gazeteye konuşan Rusya Bilimler Akademisi Latin Amerika Enstitüsü Direktörü Dmitriy Rozental, Trump’ın başlangıçta Venezuela’ya saldırmayı planlamadığını, ancak iç siyasi nedenlerle bu yola başvurduğunu dile getirdi.
Rozental, “Trump’ın seçmen tabanını mobilize etmesi, sol rejimlere karşı olan Venezuela ve Küba diasporasının desteğini alması gerekiyordu” dedi. Rozental ayrıca, Rusya’nın seçeneklerinin kısıtlı olduğunu belirterek, “Rusya siyasi ve manevi destek verecektir ancak bunun ötesinde bir şey yapabileceğimizi söylemek zor” ifadelerini kullandı.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Uzmanı Aleksey Naumov ise Kommersant’taki analizinde, “güçlü olanın haklı olduğu” yeni bir dünya düzenine işaret etti.
Naumov, “Tanrı genellikle büyük taburların yanındadır. Rusya için hayati savaşlar Latin Amerika kıyılarından uzakta yaşanıyor” diyerek, Moskova’nın sınırlı kaynaklarını Venezuela için harcamaması gerektiğini ima etti.
İzvestiya: “Petrol fiyatları varil başına 70-80 dolara yükselebilir”
İzvestiya gazetesi, operasyonun detaylarına ve olası sonuçlarına odaklandı. Gazeteye konuşan Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) analisti Tigran Meloyan, Venezuela hava savunma sistemlerinin çalışmamasını iki ihtimale bağladı: Elektronik harp ile körleştirme ya da Venezuela ordusu içindeki komutanların satın alınması. Meloyan, “Operasyonun başarısında insan faktörü belirleyici olmuş olabilir” dedi.
Gazeteye değerlendirmede bulunan Latin Amerika Merkezi Genel Müdürü Yegor Lidovskiy, iktidarın kağıt üzerinde Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’e geçmesine rağmen, fiili gücün İçişleri Bakanı Diosdado Cabello’da olabileceğine dikkat çekti. Lidovskiy, Cabello’nun Hugo Chavez’in sağ kolu olduğunu ve ordu üzerinde etkili olduğunu hatırlattı.
Bağımsız sanayi uzmanı Leonid Hazanov ise İzvestiya’ya yaptığı açıklamada, krizin petrol sevkiyatını durdurabileceğini ve petrol fiyatlarının varil başına 70-80 dolara yükselebileceğini öngördü.
Moskovskiy Komsomolets: “Yarın Trump’ı da kaçırabilirler”
Diğer yandan Moskovskiy Komsomolets gazetesi, olayı uluslararası hukukun çöküşü olarak yorumladı. Gazetede Yekaterina Sajneva imzasıyla yer bulan analizde, “Bir devlet başkanını kaçırmak siyasi bir jest değil, egemenlik fikrine tükürmektir” ifadesi kullanıldı.
Yazar, bu durumun tehlikeli bir emsal oluşturduğunu belirterek şu uyarıda bulundu: “Bugün Maduro’yu ‘yanlış’ veya ‘gayrimeşru’ bulup kaçırıyorlar. Yarın Trump’ın kendisi de birileri tarafından ‘dünya demokrasisine tehdit’ olarak görülüp kaçırılabilir mi? Kurallar sadece bir taraf için işliyorsa, bu artık kural değil baskı aracıdır.”
Rıbar: “ABD’nin operasyonu askeri açıdan ders niteliğinde”
Rus askeri analiz kanalı Rıbar, ABD’nin Venezuela operasyonunu Rusya’nın Ukrayna’daki “özel askeri harekatı” ile kıyaslayan bir analiz yayımladı. Kanal, ABD’nin hazırlık sürecini ve güç kullanımını “örnek teşkil edici” bulduğunu belirtti.
Rıbar’ın analizinde şu ifadelere yer verildi:
“ABD, Venezuela’daki nokta atışı saldırılar ve özel kuvvetler operasyonu için, Rusya’nın Ukrayna’daki geniş çaplı kara harekatına ayırdığından daha fazla uçak tahsis etti. Eğer ‘Amerikalılar gibi yapmak’ istiyorsak, önce neyi yapabileceğimizi ayık bir kafayla analiz etmeliyiz.”
Kanal, Rusya ordusunun Gostomel ve Herson çıkarmalarındaki taktik başarılarının stratejik başarıya dönüşememesini, ABD’nin aksine yetersiz hava desteğine bağladı.
Amerikan finans devleri Maduro sonrası Venezuela’ya “çökme” hazırlığında
Vzglyad: “Venezuela ikinci bir Haiti olabilir”
Vzglyad gazetesine konuşan Amerikan uzmanı Malek Dudakov, operasyonun Venezuela’yı bir “batık devlet” (failed state) haline getirebileceği uyarısında bulundu.
Dudakov, “Venezuela, büyük bir Haiti veya Libya’ya dönüşebilir. Bu durumda yönetim, Trump’ın savaştığını iddia ettiği uyuşturucu kartellerinin eline geçer” dedi. Dudakov ayrıca, Rusya’nın bölgedeki kilit bir ortağını ve yatırımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
St. Petersburg Devlet Üniversitesi Profesörü Viktor Heyfets ise Vzglyad’daki yorumunda, Trump’ın amacının uzun süreli bir işgal değil, hızlı bir medya zaferi olduğunu belirtti. Heyfets, hava savunma sistemlerinin çalışmamasını ve korumaların ateş açmamasını şüpheli bularak, “Trump, Venezuela elitleriyle anlaşmış olabilir” tezini savundu.
TASS: “ABD, Rusya’ya karşı ‘Biz sizin işinize karışmıyoruz, siz de bizimkine karışmayın’ mı diyor?”
TASS haber ajansı analisti Andrey Surjansky, operasyonu “sonuçları geniş kapsamlı bir yıldırım savaşı (blitzkrieg)” olarak tanımladı.
Surjansky, Trump’ın “Monroe Doktrini”ni güncelleyerek “Donroe Doktrini” (Donald’ın Doktrini) haline getirdiğini öne sürdü.
Analist, Rus kamuoyunda tartışılan şu kritik soruyu gündeme getirdi:
“Trump’ın Venezuela’ya odaklanması, Ukrayna’daki ilgisini azaltır mı? Bu yeni doktrin, ‘Biz sizin işinize karışmıyoruz, siz de bizimkine karışmayın’ anlamına mı geliyor? Bu durumun Doğu Avrupa’ya nasıl yansıyacağını yakında göreceğiz.”
Venezuela’nın fiili lideri Rodriguez: Ülkemizin tek başkanı Maduro’dur
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları










