Bizi Takip Edin

Rusya

Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill: Göçmen akını nedeniyle kimliğimizi kaybetme riskiyle karşı karşıyayız

Yayınlanma

Moskova ve Tüm Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill, ülkedeki göçmen sorunuyla ilgili yorum yaparak, yurt dışından gelen göçmen işçiler baskın kültür olmaya başlarsa Rusya’nın kültürel kimliğini kaybedebileceğini iddia etti.

Interfax‘ın aktardığına göre Kirill, Moskova Devlet Üniversitesi öğrencileriyle yapılan toplantıda “Bu tür insanlar inanç ya da kültür olarak bize yakın değiller. Kendi inançları ve kültürleri var. Eğitimli, zeki bir Rus, diğer insanların hem inançlarına hem de kültürlerine saygı duymalıdır, ancak başka bir inanç ve başka bir kültür haddinden fazla yayılırsa bir noktada eşit veya Tanrı korusun baskın hale gelirlerse, ülkemizi kaybederiz, kimliğimizi kaybederiz,” dedi.

Müslümanlara karşı olmadığını ve de uzun süredir Rus Ortodoks Kilisesi ile Müslüman cemaat arasındaki ilişkilerde yer aldığını kaydeden Kirill, açıklamasında Rusya’ya çalışmak için gelen, genellikle Rus dilini bilmeyen ve ülkeye ve halkına saygı duymayan göçmen işçileri kastettiğini belirtti.

‘Son derece dikkatli düşünmemiz gerekiyor’

Kirill, “Ülkemizin ve devletimizin doğasını kökten değiştirebilecek demografik süreçlerden bahsediyoruz. Bu nedenle, bu sorunla nasıl başa çıkacağımız konusunda son derece dikkatli düşünmemiz gerekiyor,” ifadelerini kullandı.

Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, güvenlik, sosyal ve işgücü sektörlerinde risk yaratmamak için göç politikası konularında Rusların çıkarları doğrultusunda hareket edilmesi çağrısında bulunmuştu.

12 Eylül’de Vladivostok’ta gerçekleştirilen Doğu Ekonomi Forumu’nda konuşan Putin, Rusların çıkarlarını düşünmeye ve göçmen akışını engelleyen unsurları dışlamaya çağırmış ve göçmen akışını sürdürmenin önemli olduğunu kaydetmişti.

Rusya’nın nüfusunda azalma eğilimi 2100 yılına kadar devam edecek

Nisan ayı ortasında, Ulusal Araştırma Üniversitesi Ekonomi Yüksek Okulu Vişnevskiy Demografi Enstitüsü’nden bilim insanları Valeriy Yumaguzin ve Mariya Vinnik, Rusya’nın 2100 yılına kadar nüfus azalma eğiliminin devam edeceğini bildirmişti.

Araştırmacılar, eğer işçi göçü olmazsa 2100 yılında Rusya’nın nüfusunun 67,4 milyon kişiye düşebileceğine işaret etmişti.

Temmuz ayında ise Tüm Rusya İşgücü Koruma ve Ekonomi Araştırma Enstitüsü, 2030 yılında Rusya’daki göçmen işçi sayısının 3,5 milyon olacağı ve bu rakamın 2022 yılına göre 400 bin daha fazla olduğu bilgisini paylaşmıştı.

Bir kriz başlığı olarak Rusya’nın göçmen sorunu

Rusya

Rus milyarder Fridman Hollanda’yı varlıklarını el koymakla suçladı

Yayınlanma

Rus milyarder Mihail Fridman, yatırımlarının kamulaştırıldığı gerekçesiyle Hollanda’ya karşı Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesi nezdinde yatırım tahkimi başlattı. Milyarder, yaptırımlar nedeniyle uğradığı zararın en az yüzlerce milyon dolar olduğunu belirtirken, uyuşmazlığın mahkeme merkezi olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi belirlendi. Süreç, Fridman’ın bir Avrupa ülkesine karşı başlattığı üçüncü tahkim davası oldu.

Rus milyarder Mihail Fridman, Avrupa ülkeleriyle yürüttüğü hukuki mücadelelere bir yenisini ekleyerek Hollanda’ya karşı yatırım tahkimi sürecini başlattı.

Konuya ilişkin ayrıntılar, uyuşmazlığın idari süreçlerini yürüten Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesinin (PCA) internet sitesinde yer alan dava dosyasından aktarıldı.

Vedomosti gazetesinin haberine göre Fridman, Hollanda hükümetini, SSCB ile Hollanda arasında 1989 yılında imzalanan Yatırımların Teşviki ve Karşılıklı Korunması Anlaşması’nı ihlal ederek yatırımlarını kamulaştırmakla suçluyor.

Rusya Federasyonu, söz konusu anlaşmada SSCB’nin hukuki halefi konumunda bulunuyor. Fridman, uğradığı nihai zarar miktarını yargılama sürecinde kesinleştireceğini, ancak muhafazakar bir hesaplamayla bile bu miktarın en az birkaç yüz milyon ABD doları seviyesinde olduğunu bildirdi.

Fridman, dondurulan varlıkları nedeniyle Ağustos 2024’te Lüksemburg’a karşı Hong Kong Uluslararası Tahkim Merkezinde (HKIAC) 16 milyar dolarlık bir tahkim davası açmıştı.

Kasım 2025’te ise Fridman’ın Birleşik Krallık’a karşı da bir tahkim süreci başlattığı kamuoyuna yansımıştı. Birleşik Krallık ile ilgili davanın ayrıntıları henüz netleşmiş değil.

Tahkim başvurusunda 2000’li yıllarda yatırım faaliyetlerinin merkezini Avrupa’ya taşıdığını belirten Fridman, istikrarlı iş ortamı ve elverişli vergi rejimi sayesinde Hollanda’nın küresel işlerini yöneten holding şirketleri ve Alfa-Bank’ın Avrupa pazarına açılımı için ideal bir hukuki zemin oluşturduğunu kaydetti.

Fridman’a ait yapılar, 2001 yılında Hollanda merkezli Amsterdam Trade Bank’ı (ATB) satın almıştı.

Batı’ya dönük bu adımın başlangıçta olumlu sonuçlar verdiğini belirten Fridman, güven bağladığı hukuk devleti ilkesinin zamanla bir “seraptan ibaret” kaldığını savundu.

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı özel askeri harekatın ardından durumun kökten değiştiğini ifade eden işinsanı, Avrupa Birliği’nin Avrupa’da yatırımları bulunan varlıklı Rus girişimcilere karşı “keyfi bir cadı avı” yürüttüğünü beyan etti.

Sermayesi güçlü bankanın iflası ilan edildi

Fridman’a yönelik yaptırımlar 28 Şubat 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Milyarder, yaptırımların doğrudan bir sonucu olarak, Nisan 2022 itibarıyla yaklaşık 1 milyar avroluk bilançosuyla ödeme gücüne ve finansal istikrara sahip olan ATB’nin yalnızca birkaç ay içinde iflas ettirildiğini kaydetti.

Fridman, “Hollanda bankayı batırdı” ifadesini kullandı.

Fridman, Hollanda’daki şirketleri üzerinde kağıt üzerinde kalan haklarının kendisini yönetimden, gelir elde etmekten veya şirketlerin ticari değerini realize etmekten alıkoyduğunu aktardı.

Şubat 2022 itibarıyla Fridman; ATB Holdings, ABH Holdings ve Rusya merkezli Alfa-Bank üzerinden ATB’de, Lüksemburg merkezli LetterOne üzerinden telekomünikasyon grubu Veon’da, Holland & Barrett sağlıklı yaşam zincirinde ve gıda perakendecisi X5 Retail Group’un holding yapısında dolaylı olarak önemli paylara sahipti.

Fridman, Hollanda’nın bu varlıklara fiilen ve kalıcı olarak el koyduğunu, bu durumun SSCB ile imzalanan anlaşmadaki yükümlülüklerin açık bir ihlali anlamına geldiğini belirtti.

Söz konusu anlaşmada, “Akit taraflardan hiçbiri, diğer akit taraf yatırımcılarını yatırımlarından mahrum bırakacak tedbirler alamaz. Kamu yararı gereği, mevzuata uygun olarak, ayrımcılık yapılmaksızın ve adil bir tazminat ödenmesi koşuluyla alınan tedbirler bu hükmün dışındadır” ifadesi yer alıyor.

Fridman, bu ihlal nedeniyle Hollanda’nın yaptırımların yürürlüğe girdiği tarihteki adil piyasa değerinde veya davacının seçeceği alternatif bir tutarda tazminat ödemekle yükümlü olduğunu vurguladı.

Ülkenin bu ödemeyi rıza göstererek yapacağına dair bir emare bulunmadığını kaydeden milyarder, şirketlerin geri dönülemez şekilde zarar gördüğünü ve 2022’de el konulan yapıların bugün eski ticari güçlerinden uzak kaldığını bildirdi.

Diplomatik temaslardan sonuç alınamadı

Uyuşmazlığı barışçıl yollarla çözmek amacıyla Mayıs 2024’te Amsterdam yönetimine resmi bildirimde bulunduğunu açıklayan Fridman, bunu takip eden kısıtlı yazışmaların ve Eylül 2024’teki sonuçsuz görüşmenin ardından Mart 2025’te Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesine başvurduğunu belirtti.

Dava dosyasına göre uyuşmazlığı inceleyecek tahkim heyetine Kosta Rika’nın eski Dış Ticaret Bakanı Diala Jiménez başkanlık edecek. Heyette ayrıca Sırp hukuk profesörü Vladimir Pavić ve Kanadalı avukat Christopher Thomas yer alıyor.

Tahkim yeri olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) kararlaştırıldı. Fridman başlangıçta Hong Kong’u önermiş, alternatif olarak Dubai’yi kabul edebileceğini bildirmişti.

Hollanda ise Cenevre, Singapur veya Barbados seçenekleri üzerinde durmuştu. Tarafların uzlaşamaması üzerine hakem heyeti uzlaşı adresi olarak DIFC’yi seçti.

Davada Fridman’ı Rus hukuk bürosu Dyakin, Gortsunyan ve Ortakları, Birleşik Krallık merkezli Twenty Essex ve Gherson, Fransız Kiejman & Marembert firmaları ile bağımsız hukukçulardan oluşan bir ekip temsil ediyor.

Hollanda tarafını ise ülkenin Dışişleri Bakanlığı ile yerel hukuk firması De Brauw Blackstone Westbroek savunuyor.

Pen & Paper Hukuk Bürosu Kıdemli Ortağı Anton İmennov, yaptırımların hukuki sonuçlarına ilişkin içtihatların henüz oluşmaması nedeniyle tarafların şansını değerlendirmenin zor olduğunu kaydetti.

İmennov, Fridman’ın uğradığı zararı kanıtlayabilecek güçlü gerekçelere sahip olduğunu, Hollanda’nın ise adımları AB’nin dış politika ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde savunacağını ifade etti.

NSP Hukuk Bürosu Ortağı Ilya Raçkov ise Fridman’ın hukuki konumunu güçlü gördüğünü belirtti. Raçkov, işinsanının anlaşma kapsamında yabancı yatırımcı, varlıklarının ise koruma altındaki sermaye yatırımı niteliği taşıdığını vurguladı.

Uzmanlara göre yargılamada ana odak noktalarını yaptırımların hukuka aykırı kamulaştırma sayılıp sayılmayacağı ve Hollanda’nın AB düzeyinde alınan kararlardan sorumluluk derecesi oluşturacak.

Yargılama sürecinin 3,5 ila 5 yıl sürebileceği tahmin ediliyor. BAE’nin Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmaması ve Fridman’a kişisel bir kısıtlama getirmemesi sebebiyle DIFC tarafsız bir merkez olarak değerlendiriliyor.

Vedomosti gazetesi, konuyla ilgili olarak Fridman’ın temsilcisine, Hollanda Dışişleri Bakanlığına ve De Brauw Blackstone Westbroek firmasına bilgi talebinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya, benzin ihracatı yasağını yıl sonuna kadar uzattı

Yayınlanma

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, otomobil benzini ihracatına yönelik yasağın yıl sonuna kadar uzatıldığını duyurdu. İlgili kriz merkezinin toplantısında alınan karar, hem yakıt üreticilerini hem de üretici olmayan şirketleri kapsayacak. Dizel yakıt ihracatındaki kısıtlamaların ise iç piyasa doyuma ulaştıkça kaldırılması planlanıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Rusya’dan otomobil benzini ihracatına uygulanan yasağın bu yılın sonuna kadar uzatıldığını açıkladı.

İlgili kriz merkezinin toplantısında alınan kararın hem yakıt üreticilerini hem de üretici konumunda bulunmayan tedarikçi şirketleri kapsayacağı bildirildi.

TASS haber ajansının aktardığına göre Novak, “Benzin ihracatı yasağına ilişkin olarak kriz merkezinde hem üreticiler hem de üretici olmayanlar için bu tedbiri uzatma kararı aldık. Yani yasak yıl sonuna kadar uzatılacak” ifadesini kullandı.

Hükümet, dizel yakıt konusunda ise farklı bir yaklaşım izlemeyi hedefliyor. Başbakan Yardımcısı Novak, petrol rafinerilerinin fazla stok ve işleme hacimlerindeki düşüş nedeniyle zorluk yaşamaması amacıyla dizel ihracatındaki yasağın “piyasa toparlandıkça” kaldırılacağını söyledi.

Novak, iç piyasa tamamen doyuma ulaştıktan sonra dizel yakıt ihracatının yeniden başlatılmasının, Rus rafinerilerinin üretim kapasitelerinin tam yükle çalışmasını sürdürmek açısından kritik önem taşıyacağını vurguladı.

Saldırılar rafineri kapasitelerini düşürdü

Petrol ürünlerinin ihracatına yönelik kısıtlama kararları aşamalı olarak hayata geçirildi. İlk olarak 1 Nisan itibarıyla hava keroseni ihracatı yasaklanırken, 1 Haziran’da benzin ihracatına sınırlama getirildi. Hükümet, 8 Temmuz’dan itibaren ise kısıtlamaları dizel yakıt ihracatını kapsayacak şekilde genişletti.

Novak daha önce yaptığı açıklamada yakıt piyasasındaki durumu “zorlu” olarak nitelemişti.

Başbakan Yardımcısı, benzin üretimindeki geçici düşüşün nedenini, dron saldırıları sonucunda bazı petrol rafinerilerinde meydana gelen hasarlar olarak açıklamıştı.

Hükümet kararnamesine göre dizel yakıt ihracatı yasağının başlangıçta 31 Temmuz 2026 tarihine kadar yürürlükte kalması öngörülmüştü.

Reuters’ın hesaplamalarına göre, petrol işleme tesislerine düzenlenen saldırılar sonucunda Rusya, rafinerilerinin üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ını kaybetti.

Temmuz ayının ikinci haftasında günlük benzin üretimi 75 bin ile 80 bin tona kadar geriledi. Yaz sezonundaki talep patlaması döneminde ise günlük ihtiyaç 115 bin ile 120 bin ton seviyesine ulaşıyor.

RBK’nın hesaplamalarına göre, bu yılın haziran ve temmuz aylarında, Rusya bölgeleri ve Rusya ordusunun kontrolündeki Ukrayna toprakları da dahil olmak üzere toplam 80 bölgede yakıt satışına yönelik tam veya kısmi kısıtlamalar uygulandı.

Okumaya Devam Et

Rusya

AB, alıkoyduğu “gölge filo” tankerlerinin petrolüne de el koyacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketi kapsamında alıkoyacağı “gölge filo” tankerlerinin petrolüne el konulması ve satılması mekanizmasını onayladı. AB Konseyi kararnamesine göre üye ülkeler, deniz operasyonlarında durdurulan gemilerdeki yükleri elden çıkarabilecek. Satıştan elde edilen gelirler Rus şahıs veya tüzel kişilerine aktarılamayacak.

Avrupa Birliği, Rusya’ya karşı uygulanan kısıtlamaları delmeye çalışan “gölge filo” gemilerindeki Rus petrolüne el konulmasını ve bu petrolün satılmasını sağlayan mekanizmayı 21. yaptırım paketi çerçevesinde kabul etti.

AB Konseyinin ilgili kararnamesi AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girdi. Euractiv’e konuşan üst düzey bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, yeni düzenlemenin üye ülkelere deniz operasyonları sırasında el konulan tankerlerdeki yüklere el koyma yetkisi verdiğini açıkladı.

Habere göre söz konusu yetki yalnızca petrolü değil, tahıl ürünlerini de kapsıyor. Kararnamede, satıştan elde edilecek gelirin Rus gerçek veya tüzel kişilerine aktarılmasının yasak olduğu vurgulandı.

Tavan fiyat bir yıl boyunca 44 dolarda sabitlendi

El koyma mekanizmasının yanı sıra 21. yaptırım paketi, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatın bir yıl süreyle varil başına 44 dolar seviyesinde dondurulmasını da içeriyor.

Belge, AB şirketlerinin belirlenen eşiğin üzerinde petrol satan tankerlere sigorta dahil her türlü hizmeti sunmasını yasaklıyor.

Avrupa Birliğinin hesaplamalarına göre bu tedbir, Urals petrolünün varil fiyatının 60 dolar olması senaryosunda Rusya’ya önümüzdeki yıl 3,5 milyar dolar gelir kaybına mal olacak.

Ancak Euractiv, temmuz başında 50 dolar civarında işlem gören Urals petrolünün, ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeniden başlamasının ardından varil başına 80 dolara yükseldiğini kaydetti.

Deniz operasyonlarında yetkiler genişletildi

AB’nin kara listesinde halihazırda yürürlükteki kısıtlamaları bypass ederek Rus petrolü taşıdığından şüphelenilen yabancı bayraklı 670’ten fazla tanker yer alıyor.

Yeni mekanizma, daha önce bu tür gemileri yalnızca denetim amacıyla durdurabilen Avrupalı askeri unsurların hareket alanını belirgin biçimde genişletiyor.

Mart ayında Belçika, Kuzey Denizi’nde yaklaşık 330 bin varil petrol taşıyan bir tankeri alıkoymuştu. Bu yükün mevcut piyasa değerinin 26 milyon dolara ulaşabileceği belirtiliyor.

Haziran ayında ise Fransa, Murmansk’ta yükleme yaptıktan hemen sonra 600 bin varil petrol (48 milyon dolar) taşıyan başka bir gemiyi durdurmuştu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 20 Temmuz’da Avrupa güvenlik güçlerinin Akdeniz’de Rusya ile bağlantılı MV South Star adlı gemiye bayrak denetimi amacıyla çıktığını bildirdi.

Kallas, “Yasadışı her sefer Rus askeri makinesinin ayakta kalmasına yardım ediyor. Yaptırımlarımızı denizdeki eylemlerimizle destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English