Bizi Takip Edin

Asya

Sızan belgeler: ABD Nepal’deki protestolar öncesi gençlik gruplarını fonladı

Yayınlanma

The Grayzone haber portalı tarafından incelenen sızdırılmış belgeler, ABD hükümetinin Nepal’de yönetimi değiştiren protestolar öncesinde gençlik gruplarını gizlice fonladığını ortaya koydu. Washington’ın Katmandu üzerindeki Çin ve Hindistan etkisini kırmak amacıyla “Z Kuşağı” görünümlü bir yapıyı mobilize ettiği belirtildi.

The Grayzone haber portalı tarafından incelenen sızdırılmış dosyalar, ABD hükümetine bağlı Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED), Eylül 2025’te Nepal hükümetini deviren şiddetli darbe öncesinde onlarca Nepalli gence “protesto ve gösteri organize etme stratejileri ve becerileri” konusunda eğitim verdiğini ortaya çıkardı.

Belgeler, NED’in bir kolu olan Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (IRI) tarafından yürütülen gizli bir kampanyayı ifşa ediyor.

Söz konusu kampanya, “ABD çıkarlarını destekleyecek önemli bir güç haline gelmek” üzere tasarlanmış genç siyasi aktivistlerden oluşan bir “Nepal ağı” kurmayı hedefledi.

Sızan belgelerde IRI programının “canlı gençliği ve siyasi liderleri birbirine bağladığı” ve “insan hakları kampanyaları ile protestoların nasıl başlatılacağı konusunda kapsamlı eğitimler sağladığı” not edildi.

IRI raporunda, NED çatısı altında organize edilen gösterilerin Enstitü ve yerel işbirlikçileri tarafından “seçilen konularla” ilgili olacağı, böylece “ABD’nin Nepal demokrasisiyle ilgili endişelerinin giderilmesinin sağlanacağı” belirtildi.

Araştırmacı gazeteci Kit Klarenberg, IRI tarafından yürütülen benzer bir çalışmanın Ağustos 2024’te Bangladeş’te gerçekleşen darbeye de zemin hazırladığını bildirdi.

Sosyal medya yasağı şiddetli çatışmalara dönüştü

Nepal, yetkililerin Facebook, YouTube ve Twitter/X gibi sosyal medya platformlarına erişimi engellemesinin ardından Eylül 2025’te “Z Kuşağı” protestolarıyla sarsıldı.

Hükümet, bu şirketlerin yerel düzenlemelere uyarak devlete kayıt yaptırmamalarını yasaklama gerekçesi olarak gösterdi.

Çıkan şiddet olaylarında, aralarında çok sayıda polis memurunun da bulunduğu en az 76 kişi hayatını kaybetti.

Olaylar, komünist Başbakan K.P. Şarma Oli’nin şiddet olaylarının başlamasından bir hafta sonra istifa etmesiyle sonuçlandı.

Oli’nin istifasından günler sonra, Discord hesapları üzerinden kullanılan 10 binden az oyla belirlenen bir anket sonucunda seçilen geçici bir lider göreve getirildi.

Batı medyasında huzursuzluk, otoriter bir hükümete karşı barışçıl ve demokratik bir ayaklanma olarak nitelendirilse de olay yerinden gelen görüntüler farklı bir tablo çizdi.

Videolarda, yarı otomatik tüfeklerle donanmış protestocuların şehirlerde saldırılar düzenlediği görüldü. Filipinler, Endonezya ve Meksika’daki son hükümet karşıtı “Z Kuşağı” isyanlarında olduğu gibi, popüler anime serisi One Piece’e ait “Jolly Roger” bayrağı gösterilerde öne çıktı.

Nepal’in stratejik konumu ve Hint-Pasifik hedefi

Sızan belgeler, Nepal’in IRI için özel bir önem taşıdığını gösteriyor. Enstitü, Nepal’in Çin ve Hindistan arasındaki “stratejik coğrafi konumuna” vurgu yaparak, bu durumun ülkeyi Washington’ın “Hint-Pasifik” hedefleri için “merkezi” kıldığını belirtti.

Bu strateji, Pekin’i uyumlu hükümetler ve ABD askeri tesisleriyle çevrelemeyi amaçlıyor. IRI’nın Katmandu gençliğini “güçlerini politika müdahalesi için kullanmaya” ve “ulusal karar alma süreçlerini” etkilemeye yönelik eğitme girişimlerinin, projelerin süresinin ötesinde bir etki yaratması öngörüldü.

Program mezunlarının sadece sokak düzeyinde karışıklık çıkarmakla kalmayıp, siyasi partiler kurmaları ve göreve aday olmaları hedeflendi.

Belgeler, IRI’nın 2020 yazında Nepal’de hükümetin Kovid politikalarına tepki olarak ortaya çıkan “Artık Yeter” (Enough is Enough) protestolarından ilham aldığını gösteriyor.

Enstitü için bu gösteriler, gençlerin “Nepal siyasetini şekillendirmede ve önemli bir rol oynamada” ve hükümetten taviz koparmada yetenekli olduğunu kanıtladı.

NED iştiraki, bu “başarıyı” sürdürmek ve sermayeye dönüştürmek istedi. Enstitü, ülke gençliğine “ortak kaygıları etkili bir şekilde savunmak ve ABD tarafından desteklenen demokratik değişimin başarılı şampiyonları olmak için kapsamlı, sürdürülebilir ağlar geliştirme fırsatları ve platformları” sağlamaya karar verdi.

Genç aktivistler ABD yanlısı reformları teşvik ediyor

Nepal’deki en kritik IRI projelerinden biri, Temmuz 2021’den Haziran 2022’ye kadar 350 bin dolarlık başlangıç maliyetiyle yürütülen “Yuva Netritwa: Paradarshi Niti” (Gençlik Liderliği: Şeffaf Politika) programıydı.

Belgeler, IRI projesinin “yeni ortaya çıkan liderlere gençlik aktivizmi için ivme kazandırma ve Nepalli siyasi karar alıcılar üzerinde baskı kurma fırsatları sağlamayı” amaçladığını gösteriyor. Programın 60 ila 70 Nepalli gence fayda sağlaması öngörüldü.

Dosyalarda, Nepal’de “gençlik aktivistleri ve siyasi lider ağlarının” yetiştirileceği, onlara “bağlantılar kurmaları için beceriler, kaynaklar ve platformlar” sağlanacağı belirtildi.

Bu kişiler, şikayetlerini kamuoyuna duyurmak ve “siyasi kargaşa, hükümet yolsuzluğu ve ulusal politika yapımı konusundaki endişeleri savunmak” üzere eğitildi.

Washington’ın endişeleri, “Nepal hükümetini kaygılarına daha fazla dikkat etmeye çağıran ve ABD tarafından savunulan demokratik reformları teşvik eden insan hakları kampanyaları ve protestolar” yoluyla ele alınacaktı.

IRI, projesini güçlendirmek için Gelişen Liderler Akademisi’ni (ELA) devreye sokmayı taahhüt etti.

Enstitü, Sri Lanka ve Endonezya gibi Asya’nın diğer bölgelerindeki ELA programlarının, seçilmiş genç aktivistleri “toplulukları ve partileri içinde liderlik pozisyonları üstlenmeye” hazırlamada başarı sağladığını vurguladı.

Raporda, IRI’nın Nepal ELA programına “siyasi partiler, sivil toplum ve medya dahil olmak üzere farklı sektörlerden genç katılımcıların başvurularını özellikle talep edeceği” belirtildi.

Bu “genç liderlere”, gelecekteki protestoların “daha fazla insanı ABD onaylı siyasi eylemlere katılmaya teşvik edecek kadar etkili ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak beceri ve bilgi” verilecekti.

Enstitü, katılımcıların günlük yaşamlarına döndüklerinde “kendi siyasi partilerinde daha yüksek pozisyonlar için çabalamalarını teşvik edeceğini ve destekleyeceğini” kaydetti.

Washington’ın ‘Z Kuşağı’ ordusu sahaya iniyor

Sızan bir başka dosya, IRI’nın hem Yuva Netritwa hem de NED’in yerel ELA şubesi hedeflerini ilerletmek için “Gençlik Güçlendirme Atölyeleri için eğitim kılavuzları” geliştirdiğini ortaya koyuyor.

Bu etkinlikler, “olumlu değişim yaratma kapasitelerini güçlendirmek ve liderlik niteliklerini geliştirmek” amacıyla ülke genelinden hem siyasi bağlantısı olan hem de olmayan genç Nepallileri çekmeyi hedefledi.

Oturumlar, katılımcıların “topluluk önünde konuşma, stratejik mesajlaşma, kaynak mobilizasyonu, insan hakları kampanyası ve protesto yönetimi” konularındaki bilgilerini tazelemeyi amaçladı.

Atölye katılımcılarına, genç aktivistlerin dünya genelinde nasıl “sosyo-ekonomik ve siyasi değişimler” elde ettiği öğretildi ve bu hareketleri yerel düzeyde yeniden yaratma konusunda ipuçları verildi.

Aynı zamanda katılımcılar “liderlik potansiyeli” açısından bireysel olarak değerlendirildi. “Genç liderlerin protesto yoluyla siyasi değişimi nasıl yönlendirebileceği” üzerine dersler verildi.

IRI’nın gizli müfredatı, “yerel, bölgesel ve ulusal” siyaseti etkilemek amacıyla “protesto ve gösteri organize etme stratejileri ve becerileri” üzerine dersleri de içeriyordu.

Bu süreçte Enstitü, Şubat-Nisan 2022 tarihleri arasında kapsamlı odak grubu çalışmaları yürütmek üzere Katmandu merkezli Solutions Consultant firmasıyla anlaştı. Amaç, “Nepalli gençlerin siyasi sürece katılırken karşılaştıkları engelleri belirlemek ve değerlendirmekti”.

Solutions Consultant firması, yedi odak grubu tartışması yürütmek ve her yüz yüze grup için 8-10 katılımcı, çevrimiçi gruplar için ise 5-7 katılımcı bulmakla görevlendirildi.

IRI personeli, odak grubu tartışmalarını şahsen veya uzaktan izlemeyi talep etti ve toplantıların “net sesli yüksek kaliteli” kayıtlarını ve tam dökümlerini istedi.

Katılımcıların 18 ile 35 yaşları arasında olması ve her oturumun cinsiyet açısından dengeli olması şart koşuldu.

Darbe sonrası monarşi yanlıları güç kazanıyor

“Nepal’de Gençlerin Siyasi Katılımı Üzerine Niteliksel Çalışma” başlıklı nihai ürün, yerel siyasi katılıma yönelik algılanan engeller hakkında kapsamlı bilgiler sundu.

Çalışmada görüşülen bazı kişiler, genç vatandaşların yerleşik siyasi partiler tarafından “sıklıkla kullanılıp atıldığını” ifade etti.

24 yaşındaki bir katılımcı, Katmandu’daki Kongre Partisi’nin “gösteriler sırasında gençleri kullandığını”, ancak daha sonra onları ve endişelerini görmezden geldiğini belirtti. Muhalefetteki Bibeksheel Sajha Partisi’nden isimsiz bir kaynak ise “yetenekli gençlerin anlamlı siyasetten uzak tutulduğunu ve yalnızca geleneksel partiler tarafından hükümete karşı düzenlenen gösteri ve isyanları güçlendirmek için kullanıldığını” söyledi.

Genç aktivistlerin hükümet politikalarına muhalefetle başlayan gösteriler yoluyla Nepal siyasetinde kargaşa yarattığı bu dinamik, sadece birkaç yıl sonra “Z Kuşağı” protestolarının Katmandu’daki seçilmiş hükümeti devirmesiyle net bir şekilde görüldü. Kargaşa, tam da IRI’nın istismar etmeye çalıştığı endişelerden kaynaklandı.

New York Times gazetesinin 15 Eylül tarihli başyazısında kabul ettiği üzere, “her kesimden Nepalli, elde etmek için on yıllarca savaştıkları sistemi reddetmeye hazırken”, “bundan sonra ne olacağına dair net bir fikre” sahip değildi.

Bu boşluk, cumhuriyetçi güçlerin on yıllar süren siyasi direnişinin ardından 2008’de iktidardan uzaklaştırılan Nepal monarşisini geri getirmek isteyen güçlerin yeniden canlanmasını tetikledi.

NYT’nin belirttiği üzere, kundakçılar parlamento, parti ofisleri ve bakanların evleri dahil olmak üzere “devlet gücünün neredeyse her organını” hedef aldı.

Ancak askeri kurumlar ve “Z Kuşağı” isyancılarına destek açıklaması yapan Nepal’in eski kralı Gyanendra Şah’ın sarayı olaylardan zarar görmedi.

O tarihten bu yana ordu, protesto liderleriyle Katmandu’nun gelecekteki hükümeti hakkında yapılan görüşmelere monarşi yanlısı figürleri dahil ederek onları güçlendirmeye çalışıyor.

IRI eğitimlerinin eylül darbesine katkıda bulunup bulunmadığı tartışılırken, ABD’nin emperyal çıkarlarını ilerletecek bir liderin, internet kaynaklı ve anarşik bir gençlik isyanı estetiğinin arkasına gizlenerek göreve getirilmesinin önünü açtığı değerlendiriliyor.

Asya

Çin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?

Yayınlanma

Çin’in ham petrol ithalatını azaltmasının İran’daki savaş sürecinde fiyat artışını sınırladığı belirtilirken, ülke daralan akaryakıt piyasasında da benzer bir rol oynayabilir. Kpler verilerine göre Pekin’in deniz yoluyla petrol ithalatı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırıları öncesindeki ortalamanın altına gerileyerek Haziran ayında günlük 5,96 milyon varille son on yılın en düşük seviyesine indi.

İran’da yaşanan savaş döneminde Çin’in ham petrol ithalatını keskin bir şekilde azaltmasının fiyat artışlarını dizginlemeye yardımcı olduğu değerlendiriliyor.

Bu da, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumundaki ülkenin, üzerindeki baskı her geçen gün artan petrol ürünleri piyasasında da benzer bir etki yaratıp yaratamayacağı sorusunu beraberinde getiriyor.

Reuters ajansının aktardığı, enerji piyasası analiz firması Kpler tarafından açıklanan verilere göre, Çin’in deniz yoluyla gerçekleştirdiği ham petrol ithalatı Haziran ayında günlük 5,96 milyon varile gerileyerek son on yılı aşkın sürenin en düşük seviyesini kaydetti.

Bu miktar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediği ve çatışmaların başlamasıyla Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açan saldırılardan önceki üç aylık dönemde kaydedilen günlük ortalama 10,66 milyon varillik ithalat seviyesinin oldukça altında yer alıyor.

ABD ve İran arasında Haziran ayında yürürlüğe giren iki aylık ateşkes, boğazın yeniden trafiğe açılması yönünde umutları artırmıştı.

Ancak geçen hafta tarafların karşılıklı saldırılara yeniden başlaması ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun izinsiz geçiş yapan gemileri hedef almasıyla ateşkes bozuldu.

Yenilenen çatışma ortamında boğazdan tanker geçişlerinin ciddi oranda azalması beklenirken, kısa süreli ateşkes döneminde sevk edilen petrol hacminin Asya’daki rafinerilerin hammadde ihtiyacını en azından Eylül ayı sonuna kadar karşılayacağı tahmin ediliyor.

Küresel akaryakıt arzında daralma

Küresel petrol ürünleri piyasasındaki daralma, Moskova’nın bazı rafinerilerinin Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarıyla hasara uğratılmasının ardından motorin ihracatını yasaklama kararıyla daha da derinleşti.

Rusya, bu ulaşım ve sanayi yakıtı türünde dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumunda yer alıyor. Moskova’nın aldığı bu karar, Kuzey Yarımküre’de tarım ve inşaat sektörlerinin yoğunlaşması nedeniyle talebin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.

Rusya’dan sevkiyatların durmasının, Ortadoğu kaynaklı akışın azalmasından halihazırda etkilenmiş olan Asya piyasasındaki durumu daha da zorlaştıracağı belirtiliyor.

Asya’nın hafif ve orta distilat ithalatı Haziran ayında günlük 5,19 milyon varile geriledi. Kpler’in veri kaydetmeye başladığı 2017 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçen bu miktar, İran ile çatışmalar başlamadan önceki üç aylık ortalama olan 6,85 milyon varilin yüzde 32 altında kaldı.

Düşüşün bir kısmı, Pekin’in İran’daki savaşın başlamasının ardından iç piyasayı güvence altına almak amacıyla bazı petrol ürünlerinin ihracatına gayriresmi kısıtlamalar getirmesinden kaynaklanıyor.

Çin’in hafif ve orta distilat ihracatı, Nisan ayında günlük 350 bin varil ile son beş yılın en düşük seviyesine gerilemişti.

Bu hacim Mayıs ayında günlük 411 bin varile, Haziran ayında ise 423 bin varile yükselerek kısmen toparlansa da çatışma öncesi üç aylık dönemdeki günlük 719 bin varillik ortalamanın belirgin şekilde altında kalmaya devam ediyor.

Pekin ihracat kısıtlamalarını gevşetiyor

Çin yönetiminin gayriresmi kısıtlamaları esnetmesi ve devlet işletmelerinin yanı sıra en az bir özel rafinerinin de yurt dışına sevkiyat yapmasına izin vermesi nedeniyle, ülkenin Temmuz ayında petrol ürünleri ihracatını artırması bekleniyor.

Çin ticaret çevrelerinden edinilen bilgilere göre, ülkenin Temmuz ayındaki motorin, jet yakıtı ve benzin ihracatı günde yaklaşık 800 bin varile denk gelen 3 milyon metrik tona ulaşabilir.

Kpler, Çin’in Temmuz ayı petrol ürünleri ihracatını şu an için günlük 585 bin varil olarak tahmin etse de net veriler geldikçe bu rakamın yukarı yönlü revize edilebileceğini kaydediyor.

Çin’in hamlesi piyasayı rahatlatmaya yetecek mi?

Pekin’in attığı adımların arz üzerindeki baskıyı bir miktar hafifleteceği ancak Asya’nın petrol ürünleri ithalatının İran krizinden önceki seviyelerin altında kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.

Fiyatlardaki seyir de bu durumu destekler nitelikte bir grafik ortaya koyuyor. Petrol ürünleri, ham petrole kıyasla normalden daha yüksek bir primle işlem görerek çatışma öncesi dönemden daha yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.

Dizelin ana bileşeni olan Singapur gazyağının varil fiyatı 137,72 dolar seviyesinde seyrediyor. Ateşkes anlaşmasına yönelik ilk iyimserlikle 23 Haziran’da 109,35 dolara kadar gerileyen fiyatlar, o tarihten bu yana kesintisiz bir yükseliş grafiği çiziyor.

Gazyağı şu anda, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından bir gün önce, yani 27 Şubat’ta kaydedilen 91,42 dolarlık fiyatın yüzde 51 üzerinde.

Buna karşılık Brent petrolü vadeli işlemleri Pazartesi gününü 83,30 dolardan kapatarak 27 Şubat Pazar gününe kıyasla yüzde 14,9 oranında bir artış gösterdi.

Basra Körfezi’nden petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlere yönelik yeni tehditler ve küresel stokların azalması nedeniyle, piyasa İran ile olası bir uzlaşıyı fiyatlasa dahi akaryakıt fiyatlarının yükselmeye devam edeceği tahmin ediliyor.

Çin’den yapılacak ihracatın, rafinerilere yüksek marjlar sağlayarak fiyat artışlarını destekleyebileceği belirtiliyor.

İthalat hacmi savaş öncesi seviyelere tamamen dönse bile bunun yeterli olmayabileceği, zira Pekin’in Ortadoğu’daki gerilim sona erip deniz taşımacılığı normale döndüğünde petrol fiyatlarının gerileyeceği beklentisiyle şimdilik kendi stoklarını kullanmayı tercih ettiği aktarılıyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English