Bizi Takip Edin

Asya

Sızan belgeler: ABD Nepal’deki protestolar öncesi gençlik gruplarını fonladı

Yayınlanma

The Grayzone haber portalı tarafından incelenen sızdırılmış belgeler, ABD hükümetinin Nepal’de yönetimi değiştiren protestolar öncesinde gençlik gruplarını gizlice fonladığını ortaya koydu. Washington’ın Katmandu üzerindeki Çin ve Hindistan etkisini kırmak amacıyla “Z Kuşağı” görünümlü bir yapıyı mobilize ettiği belirtildi.

The Grayzone haber portalı tarafından incelenen sızdırılmış dosyalar, ABD hükümetine bağlı Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED), Eylül 2025’te Nepal hükümetini deviren şiddetli darbe öncesinde onlarca Nepalli gence “protesto ve gösteri organize etme stratejileri ve becerileri” konusunda eğitim verdiğini ortaya çıkardı.

Belgeler, NED’in bir kolu olan Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (IRI) tarafından yürütülen gizli bir kampanyayı ifşa ediyor.

Söz konusu kampanya, “ABD çıkarlarını destekleyecek önemli bir güç haline gelmek” üzere tasarlanmış genç siyasi aktivistlerden oluşan bir “Nepal ağı” kurmayı hedefledi.

Sızan belgelerde IRI programının “canlı gençliği ve siyasi liderleri birbirine bağladığı” ve “insan hakları kampanyaları ile protestoların nasıl başlatılacağı konusunda kapsamlı eğitimler sağladığı” not edildi.

IRI raporunda, NED çatısı altında organize edilen gösterilerin Enstitü ve yerel işbirlikçileri tarafından “seçilen konularla” ilgili olacağı, böylece “ABD’nin Nepal demokrasisiyle ilgili endişelerinin giderilmesinin sağlanacağı” belirtildi.

Araştırmacı gazeteci Kit Klarenberg, IRI tarafından yürütülen benzer bir çalışmanın Ağustos 2024’te Bangladeş’te gerçekleşen darbeye de zemin hazırladığını bildirdi.

Sosyal medya yasağı şiddetli çatışmalara dönüştü

Nepal, yetkililerin Facebook, YouTube ve Twitter/X gibi sosyal medya platformlarına erişimi engellemesinin ardından Eylül 2025’te “Z Kuşağı” protestolarıyla sarsıldı.

Hükümet, bu şirketlerin yerel düzenlemelere uyarak devlete kayıt yaptırmamalarını yasaklama gerekçesi olarak gösterdi.

Çıkan şiddet olaylarında, aralarında çok sayıda polis memurunun da bulunduğu en az 76 kişi hayatını kaybetti.

Olaylar, komünist Başbakan K.P. Şarma Oli’nin şiddet olaylarının başlamasından bir hafta sonra istifa etmesiyle sonuçlandı.

Oli’nin istifasından günler sonra, Discord hesapları üzerinden kullanılan 10 binden az oyla belirlenen bir anket sonucunda seçilen geçici bir lider göreve getirildi.

Batı medyasında huzursuzluk, otoriter bir hükümete karşı barışçıl ve demokratik bir ayaklanma olarak nitelendirilse de olay yerinden gelen görüntüler farklı bir tablo çizdi.

Videolarda, yarı otomatik tüfeklerle donanmış protestocuların şehirlerde saldırılar düzenlediği görüldü. Filipinler, Endonezya ve Meksika’daki son hükümet karşıtı “Z Kuşağı” isyanlarında olduğu gibi, popüler anime serisi One Piece’e ait “Jolly Roger” bayrağı gösterilerde öne çıktı.

Nepal’in stratejik konumu ve Hint-Pasifik hedefi

Sızan belgeler, Nepal’in IRI için özel bir önem taşıdığını gösteriyor. Enstitü, Nepal’in Çin ve Hindistan arasındaki “stratejik coğrafi konumuna” vurgu yaparak, bu durumun ülkeyi Washington’ın “Hint-Pasifik” hedefleri için “merkezi” kıldığını belirtti.

Bu strateji, Pekin’i uyumlu hükümetler ve ABD askeri tesisleriyle çevrelemeyi amaçlıyor. IRI’nın Katmandu gençliğini “güçlerini politika müdahalesi için kullanmaya” ve “ulusal karar alma süreçlerini” etkilemeye yönelik eğitme girişimlerinin, projelerin süresinin ötesinde bir etki yaratması öngörüldü.

Program mezunlarının sadece sokak düzeyinde karışıklık çıkarmakla kalmayıp, siyasi partiler kurmaları ve göreve aday olmaları hedeflendi.

Belgeler, IRI’nın 2020 yazında Nepal’de hükümetin Kovid politikalarına tepki olarak ortaya çıkan “Artık Yeter” (Enough is Enough) protestolarından ilham aldığını gösteriyor.

Enstitü için bu gösteriler, gençlerin “Nepal siyasetini şekillendirmede ve önemli bir rol oynamada” ve hükümetten taviz koparmada yetenekli olduğunu kanıtladı.

NED iştiraki, bu “başarıyı” sürdürmek ve sermayeye dönüştürmek istedi. Enstitü, ülke gençliğine “ortak kaygıları etkili bir şekilde savunmak ve ABD tarafından desteklenen demokratik değişimin başarılı şampiyonları olmak için kapsamlı, sürdürülebilir ağlar geliştirme fırsatları ve platformları” sağlamaya karar verdi.

Genç aktivistler ABD yanlısı reformları teşvik ediyor

Nepal’deki en kritik IRI projelerinden biri, Temmuz 2021’den Haziran 2022’ye kadar 350 bin dolarlık başlangıç maliyetiyle yürütülen “Yuva Netritwa: Paradarshi Niti” (Gençlik Liderliği: Şeffaf Politika) programıydı.

Belgeler, IRI projesinin “yeni ortaya çıkan liderlere gençlik aktivizmi için ivme kazandırma ve Nepalli siyasi karar alıcılar üzerinde baskı kurma fırsatları sağlamayı” amaçladığını gösteriyor. Programın 60 ila 70 Nepalli gence fayda sağlaması öngörüldü.

Dosyalarda, Nepal’de “gençlik aktivistleri ve siyasi lider ağlarının” yetiştirileceği, onlara “bağlantılar kurmaları için beceriler, kaynaklar ve platformlar” sağlanacağı belirtildi.

Bu kişiler, şikayetlerini kamuoyuna duyurmak ve “siyasi kargaşa, hükümet yolsuzluğu ve ulusal politika yapımı konusundaki endişeleri savunmak” üzere eğitildi.

Washington’ın endişeleri, “Nepal hükümetini kaygılarına daha fazla dikkat etmeye çağıran ve ABD tarafından savunulan demokratik reformları teşvik eden insan hakları kampanyaları ve protestolar” yoluyla ele alınacaktı.

IRI, projesini güçlendirmek için Gelişen Liderler Akademisi’ni (ELA) devreye sokmayı taahhüt etti.

Enstitü, Sri Lanka ve Endonezya gibi Asya’nın diğer bölgelerindeki ELA programlarının, seçilmiş genç aktivistleri “toplulukları ve partileri içinde liderlik pozisyonları üstlenmeye” hazırlamada başarı sağladığını vurguladı.

Raporda, IRI’nın Nepal ELA programına “siyasi partiler, sivil toplum ve medya dahil olmak üzere farklı sektörlerden genç katılımcıların başvurularını özellikle talep edeceği” belirtildi.

Bu “genç liderlere”, gelecekteki protestoların “daha fazla insanı ABD onaylı siyasi eylemlere katılmaya teşvik edecek kadar etkili ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak beceri ve bilgi” verilecekti.

Enstitü, katılımcıların günlük yaşamlarına döndüklerinde “kendi siyasi partilerinde daha yüksek pozisyonlar için çabalamalarını teşvik edeceğini ve destekleyeceğini” kaydetti.

Washington’ın ‘Z Kuşağı’ ordusu sahaya iniyor

Sızan bir başka dosya, IRI’nın hem Yuva Netritwa hem de NED’in yerel ELA şubesi hedeflerini ilerletmek için “Gençlik Güçlendirme Atölyeleri için eğitim kılavuzları” geliştirdiğini ortaya koyuyor.

Bu etkinlikler, “olumlu değişim yaratma kapasitelerini güçlendirmek ve liderlik niteliklerini geliştirmek” amacıyla ülke genelinden hem siyasi bağlantısı olan hem de olmayan genç Nepallileri çekmeyi hedefledi.

Oturumlar, katılımcıların “topluluk önünde konuşma, stratejik mesajlaşma, kaynak mobilizasyonu, insan hakları kampanyası ve protesto yönetimi” konularındaki bilgilerini tazelemeyi amaçladı.

Atölye katılımcılarına, genç aktivistlerin dünya genelinde nasıl “sosyo-ekonomik ve siyasi değişimler” elde ettiği öğretildi ve bu hareketleri yerel düzeyde yeniden yaratma konusunda ipuçları verildi.

Aynı zamanda katılımcılar “liderlik potansiyeli” açısından bireysel olarak değerlendirildi. “Genç liderlerin protesto yoluyla siyasi değişimi nasıl yönlendirebileceği” üzerine dersler verildi.

IRI’nın gizli müfredatı, “yerel, bölgesel ve ulusal” siyaseti etkilemek amacıyla “protesto ve gösteri organize etme stratejileri ve becerileri” üzerine dersleri de içeriyordu.

Bu süreçte Enstitü, Şubat-Nisan 2022 tarihleri arasında kapsamlı odak grubu çalışmaları yürütmek üzere Katmandu merkezli Solutions Consultant firmasıyla anlaştı. Amaç, “Nepalli gençlerin siyasi sürece katılırken karşılaştıkları engelleri belirlemek ve değerlendirmekti”.

Solutions Consultant firması, yedi odak grubu tartışması yürütmek ve her yüz yüze grup için 8-10 katılımcı, çevrimiçi gruplar için ise 5-7 katılımcı bulmakla görevlendirildi.

IRI personeli, odak grubu tartışmalarını şahsen veya uzaktan izlemeyi talep etti ve toplantıların “net sesli yüksek kaliteli” kayıtlarını ve tam dökümlerini istedi.

Katılımcıların 18 ile 35 yaşları arasında olması ve her oturumun cinsiyet açısından dengeli olması şart koşuldu.

Darbe sonrası monarşi yanlıları güç kazanıyor

“Nepal’de Gençlerin Siyasi Katılımı Üzerine Niteliksel Çalışma” başlıklı nihai ürün, yerel siyasi katılıma yönelik algılanan engeller hakkında kapsamlı bilgiler sundu.

Çalışmada görüşülen bazı kişiler, genç vatandaşların yerleşik siyasi partiler tarafından “sıklıkla kullanılıp atıldığını” ifade etti.

24 yaşındaki bir katılımcı, Katmandu’daki Kongre Partisi’nin “gösteriler sırasında gençleri kullandığını”, ancak daha sonra onları ve endişelerini görmezden geldiğini belirtti. Muhalefetteki Bibeksheel Sajha Partisi’nden isimsiz bir kaynak ise “yetenekli gençlerin anlamlı siyasetten uzak tutulduğunu ve yalnızca geleneksel partiler tarafından hükümete karşı düzenlenen gösteri ve isyanları güçlendirmek için kullanıldığını” söyledi.

Genç aktivistlerin hükümet politikalarına muhalefetle başlayan gösteriler yoluyla Nepal siyasetinde kargaşa yarattığı bu dinamik, sadece birkaç yıl sonra “Z Kuşağı” protestolarının Katmandu’daki seçilmiş hükümeti devirmesiyle net bir şekilde görüldü. Kargaşa, tam da IRI’nın istismar etmeye çalıştığı endişelerden kaynaklandı.

New York Times gazetesinin 15 Eylül tarihli başyazısında kabul ettiği üzere, “her kesimden Nepalli, elde etmek için on yıllarca savaştıkları sistemi reddetmeye hazırken”, “bundan sonra ne olacağına dair net bir fikre” sahip değildi.

Bu boşluk, cumhuriyetçi güçlerin on yıllar süren siyasi direnişinin ardından 2008’de iktidardan uzaklaştırılan Nepal monarşisini geri getirmek isteyen güçlerin yeniden canlanmasını tetikledi.

NYT’nin belirttiği üzere, kundakçılar parlamento, parti ofisleri ve bakanların evleri dahil olmak üzere “devlet gücünün neredeyse her organını” hedef aldı.

Ancak askeri kurumlar ve “Z Kuşağı” isyancılarına destek açıklaması yapan Nepal’in eski kralı Gyanendra Şah’ın sarayı olaylardan zarar görmedi.

O tarihten bu yana ordu, protesto liderleriyle Katmandu’nun gelecekteki hükümeti hakkında yapılan görüşmelere monarşi yanlısı figürleri dahil ederek onları güçlendirmeye çalışıyor.

IRI eğitimlerinin eylül darbesine katkıda bulunup bulunmadığı tartışılırken, ABD’nin emperyal çıkarlarını ilerletecek bir liderin, internet kaynaklı ve anarşik bir gençlik isyanı estetiğinin arkasına gizlenerek göreve getirilmesinin önünü açtığı değerlendiriliyor.

Asya

Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.

Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.

Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.

Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.

BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.

Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.

BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.

Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.

ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.

Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.

Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.

Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.

Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.

Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.

Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.

Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.

Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.

Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.

Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.

“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.

Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.

The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.

Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.

Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.

ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.

King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.

Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.

Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.

Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.

Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.

Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.

Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.

Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.

Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.

Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.

“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.

Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.

Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”

Okumaya Devam Et

Asya

İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

Yayınlanma

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.

Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.

Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.

Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.

İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.

Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.

Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.

Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.

Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.

Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.

Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.

Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.

İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.

Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.

İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.

Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.

Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.

ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.

İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.

Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.

Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.

Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English