Ortadoğu
Suriye hükümet güçleri Süveyda’dan çekiliyor

İsrail’in Şam’a yönelik hava saldırılarından sonra Suriye hükümet güçleri Süveyda’dan çekilmeye başladı.
Suriye hükümeti, Süveyda kentinden ordu birliklerini geri çekmeye başladığını ve burada askeri operasyonlarını tamamen durdurmayı kabul ettiğini duyurdu. Ancak bazı Dürzi liderler bu anlaşmaya karşı çıkarken, İsrail “Dürzileri koruma”ya devam edeceği yönünde açıklamalarda bulundu.
Açıklama, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Süveyda’da hafta sonundan bu yana süren mezhep çatışmalarında tarafların ateşkes için “somut adımlar üzerinde anlaştıklarını” açıklamasının ardından geldi.
Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Süveyda’daki taraflar, bu korkunç ve rahatsız edici durumu bu gece sona erdirecek somut adımlar üzerinde anlaştılar. Tüm tarafların verdikleri taahhütleri yerine getirmeleri gerekiyor ve biz de bunu bekliyoruz” dedi.
Rubio, daha önce yaptığı açıklamada İsrail ve Suriye hükümetleri arasında yaşanan çatışmaların bir “yanlış anlaşılma”dan kaynaklandığını ileri sürmüştü.
Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni ateşkes anlaşmasına göre “tüm askeri operasyonlar derhal ve tamamen durdurulacak” ve hükümet yetkilileri ile Dürzi dini liderlerden oluşan bir komite, anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek.
Suriye Savunma Bakanlığı, “kentteki yasadışı gruplara yönelik süpürme operasyonunun sona ermesinin ardından anlaşmanın şartlarını uygulamak üzere Süveyda kentinden çekilmeye başlandığını” bildirdi.
Açıklamada, kentte konuşlu diğer güvenlik güçlerinin çekilmesine dair herhangi bir bilgi yer almadı.
İlk kez kameralar karşısına çıktı
Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, İsrail saldırılarından sonra ilk kez kameralar karşısına çıktı, Süveyda’daki güvenlik sorumluluğunun “üstün ulusal çıkarlar” doğrultusunda dini liderlere ve bazı yerel gruplara devredileceğini söyledi.
Şara “Dürzi halkımıza yönelik ihlallerin ve saldırıların failleri yargı önüne çıkarılacak. Dürziler devletin koruması ve sorumluluğu altındadır” dedi.
Hükümet müdahalesinden önce, Dürzi bölgeleri büyük ölçüde topluluğun kendi savaşçıları tarafından kontrol ediliyordu. Şara, Dürzi halkına hitaben, “Bu ulusun temel bir parçasısınız… Haklarınızı ve özgürlüğünüzü korumak önceliklerimizden biri” ifadelerini kullandı.
Şara ABD, Arap ülkeleri ve Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin, çatışmanın büyümesini engellediğini söyledi: “Amerikan, Arap ve Türk arabuluculuğu olmasaydı bölge bilinmeyen bir felakete sürüklenebilirdi” dedi. Hangi Arap ülkelerinin arabuluculuk yaptığı ise açıklanmadı.
10 maddelik ateşkes
Suriye devlet televizyonunun yayımladığı bir videoda, ülkedeki üç ana Dürzi ruhani liderinden biri olan Şeyh Yusuf Cerbu, ateşkesin 10 maddelik metnini okudu. Bu metin, Süveyda vilayetinin “Suriye devletine tam entegrasyonunu” da içeriyordu.
Ateşkes metnine göre, sivillere ve mülklerine zarar verilmeyecek. Bu madde, son günlerde hükümet güçleri ve müttefiklerinin gerçekleştirdiği iddia edilen infazlar ve yağmalar gibi ihlallere dair tanıklık ve raporların ardından özellikle önem taşıyor.
Ayrıca Dürziler ve rejim yetkililerinden oluşacak ortak bir komitenin, bölgede yaşanan “suçlar ve yasal ihlalleri” soruşturacağı belirtiliyor. Olaylar sırasında gözaltına alınan herkesin serbest bırakılacağı da metinde yer alıyor.
Bazı Dürzi guruplar anlaşmaya karşı
Ancak, ateşkes duyurusundan kısa bir süre sonra Dürzi liderlerden Şeyh Hikmet el-Hicri ateşkesi reddetti. Hicri, yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Kendilerine hükümet diyen bu silahlı gruplarla herhangi bir anlaşma ya da müzakere olamaz.”
Hicri, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya, ABD Başkanı Donald Trump’a ve “etkili olan herkese” seslenerek “Süveyda’yı kurtarın” çağrısı yaptı.
Bölgedeki en büyük iki Dürzi silahlı grubundan biri olan “Onur Adamları Hareketi” de “İşgalci güçlerin tam olarak çekilmediği herhangi bir anlaşma kabul edilemez” dedi. Facebook’tan yapılan paylaşımda şu ifadeler yer aldı: “İşgalciler, kirlettikleri tüm köylerden ve kasabalardan çekilene kadar savaşmaya devam edeceğiz.”
Süveyda’da ölü sayısı 350’yi aştı
İsrail ordusu, Süveyda bölgesindeki Suriye hükümet güçlerine yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü açıkladı ve saldırı görüntülerini yayımladı. Ordu, saldırıların hedefinde zırhlı araçlar, makineli tüfekle donatılmış pikaplar, ordu mevzileri, silah depoları ve diğer askeri hedefler olduğunu duyurdu.
İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), bu sabah ölü sayısının 350’yi aştığını bildirdi. AFP’nin SOHR’dan aktardığına göre, pazar günü patlak veren çatışmalarda şimdiye dek 79 Dürzi savaşçı ile birlikte 55 sivil öldü. Bu sivillerden 27’si, Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına bağlı unsurlar tarafından “yargısız infazla” öldürüldü. Ayrıca, 189 savunma ve içişleri personeli ile 18 Bedevi savaşçı da çatışmalarda öldü.
Süveyda’da ölenler arasında Hasan el-Zaabi isimli bir basın çalışanının da bulunduğu açıklandı.
İngiltere merkezli kuruluş, ayrıca Suriye’nin güneyine düzenlenen İsrail hava saldırılarında 15 savunma ve içişleri bakanlığı personelinin öldüğünü bildirdi.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, hükümete bağlı militanların Dürzi şeyhlerinin bıyıklarını zorla tıraş ettiği, Dürzi bayraklarını ve dini liderlerin fotoğraflarını ayaklar altına aldığı görüldü. Diğer görüntülerdeyse, Dürzi savaşçıların ele geçirdikleri rejim askerlerini dövdüğü ve cesetlerinin başında poz verdiği kaydedildi. AP muhabirleri bölgede yanmış ve yağmalanmış evler gördü.
Ateşkes görüşmeleri sürerken İsrail saldırılarına devam etti
Öte yandan Ateşkes görüşmelerine rağmen İsrail, Suriye hükümet güçlerine yönelik saldırılarını sürdürdü ve Dürzileri savunacağını yineledi.
İsrail Genelkurmay Başkanı Orgeneral Eyal Zamir, çarşamba akşamı Suriye sınırını ziyaret ederek askerlerle yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Sınır ötesinde düşman unsurların yerleşmesini engellemek, İsrail vatandaşlarını korumak ve Dürzilere zarar verilmesini önlemek için kararlılıkla hareket ediyoruz.”
“Saldırılar karşısında sessiz kalmayız”
Siyonist lider Theodor Herzl için düzenlenen anma töreninde konuşan İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, İsrail’in sınır ötesindeki bir cihatçı tehdide kayıtsız kalamayacağını belirterek şunları söyledi: “İsrail, sınırın ötesinde cihatçı bir tehdit olasılığı varken sessiz kalmaz. İsrail, kendisine ait olan ve bir parçası olarak gördüğü Dürzi toplumu saldırı altındayken ve bir katliam tehlikesiyle karşı karşıyayken de sessiz kalmaz.”
Ortadoğu
Netanyahu, Batı Şeria’daki izinsiz yerleşimci karakollarının dağıtılmasını emretti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahun Batı Şeria’daki izinsiz İsrail yerleşimci ileri karakollarının sökülmesini emretti.
Reuters’a konuşan kaynaklar, Netanyahu’nun bu emri, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetine karşı sert önlem alınması yönündeki ABD baskısına yanıt olarak verdiğini belirtti.
Söküm işlemlerinin ne zaman başlayacağı ise hemen belli olmadı.
Haber, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, yerleşimciler tarafından defalarca hedef alınan Batı Şeria’daki Turmus Ayya kasabasında Filistin kökenli Amerikalılarla bir araya gelmesinden bir gün sonra yayınlandı.
Huckabee, Filistinlilere yönelik yasa dışı Yahudi yerleşimcilerinin düzenlediği saldırıları “terör eylemleri” olarak nitelendirmişti.
İsrail yerleşimlerinin uzun süredir destekçisi olan Huckabee, son haftalarda yerleşimcilerin şiddet eylemlerini defalarca kınadı.
Ağustos ayında, Batı Şeria’nın Kusra köyünde Filistinlilere ait evleri kuşatan yerleşimcileri “İsrailli teröristler” olarak nitelendirdi ve daha sonra Filistinli Amerikalılara ait mülkleri ele geçiren yerleşimcilerin ABD’nin yaptırımlarına veya ülkeye giriş yasaklarına maruz kalabileceği uyarısında bulundu.
Huckabee, suçu kimin işlediğine bağlı olarak “farklı bir adalet standardı” olmaması gerektiğini belirterek, İsrail’i sorumluları soruşturmaya ve yargılamaya çağırdı.
İzinsiz yerleşim noktaları genellikle az sayıda yerleşimciyi barındıran prefabrik yapılardan oluşur. İsrail, bu tür yerleşim noktalarını zaman zaman söküp kaldırırken, diğerlerine geriye dönük olarak izin veriyor ve bunların devlet fonlarından yararlanmasını sağlıyor.
Son yıllarda Batı Şeria’da yerleşimcilerin şiddet eylemleri keskin bir artış gösterdi. Filistinliler ve insan hakları örgütleri, İsrail makamlarını saldırıları yeterince soruşturmamak veya faillerini adalete teslim etmemekle suçluyor.
Birleşmiş Milletler ve çoğu ülke, Batı Şeria’daki tüm İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk kapsamında yasadışı kabul ediyor ve bu bölgeyi “işgal altındaki topraklar” olarak değerlendiriyor.
İsrail ise bu tanımlamaya itiraz ediyor ve bölgenin işgal altında değil, “ihtilaflı bir bölge” olduğunu savunuyor.
Ortadoğu
İran, Hürmüz için yeni harita açıklayacak

İran, önümüzdeki günlerde Körfez’de yeni bir kısıtlı bölge ilan edeceğini ve Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için oluşturulacak yeni denizcilik koridorunun haritalarını açıklayacağını duyurdu. Hafta sonu gemilere yönelik karşılıklı saldırılar, pazartesi günü petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günü devlet televizyonuna verdiği röportajda, yeni kısıtlı bölgenin ABD’nin İran’a yönelik ablukasının başladığı noktadan başlayacağını ve Körfez’deki bazı alanlara kadar uzanacağını söyledi.
Plana ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken Rızai, yeni bölgeye giren herhangi bir geminin yaptırım listesine alınacağını belirtti.
Rızai ayrıca, tanker trafiğine büyük ölçüde kapalı olan ve küresel enerji taşımacılığı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güzergâhlarını ayrıntılı şekilde gösteren haritaların da yakında onaylanacağını söyledi.
Rızai, “İran ve Umman karasularında yer alan ve yönetiminde İran’ın söz sahibi olacağı yeni uluslararası koridorun haritaları üzerinde anlaşmaya varıldı. Bunların önümüzdeki günlerde imzalanması gerekiyor” dedi.
Rızai, “Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasını ancak onlar [Amerikalılar] İran’a yönelik sabotaj, tehdit ve saldırıları durdurduğunda taahhüt edeceğiz” diye ekledi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının savaşı tetiklemesinin üzerinden altı ay geçerken çatışma çıkmaza girmiş görünüyor. Haziran ayında varılan ön ateşkes anlaşması çökerken, barış sürecini yeniden rayına oturtmayı amaçlayan diplomatik girişimlerde de çok az ilerleme sağlandı.
Ağustos ayının büyük bölümünde askeri faaliyetlere ara verilmesinin ardından karşılıklı saldırılar yeniden başladı. ABD Merkez Komutanlığına (CENTCOM) göre ABD güçleri, İran Devrim Muhafızları Ordusunun bölgedeki ABD savaş gemilerine düzenlediği saldırıların ardından cumartesi günü üç İran petrol tankerini vurdu. Vurulan tankerlerden biri, İran’ın başlıca petrol ihracat merkezi olan Hark Adası açıklarındaydı. İran da ABD saldırılarına bölgedeki üsleri hedef alarak yanıt verdi. ABD ordusunun çok sayıda kayıp verdiği basına yansıdı.
Tahran, bölgedeki ABD çıkarlarını vurma ve çatışma öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışını durdurma kapasitesini koruduğunu gösterdi.
Pazartesi günü yayımlanan deniz taşımacılığı verilerine göre, son 10 günde Hürmüz Boğazı’ndan günde ortalama 10 ticari yük gemisi geçti. Bu, mayıs ayından bu yana görülen en düşük seviye oldu. Söz konusu gelişme, petrol fiyatlarının geçen haftaki sert yükselişini sürdürmesine katkıda bulunurken Brent petrol yüzde 0,8 artışla varil başına 97 doların üzerine çıktı.
Yaptırımlar ve petrol ablukası ekonomiyi sıkıştırıyor
İran, ekonomisini ağır biçimde etkileyen ABD yaptırımlarının yol açtığı sorunlarla mücadele çabalarını artıracağını açıkladı.
Ancak Reuters’a konuşan üç üst düzey İranlı kaynak, İran’ın petrol ihracatını abluka altına alarak ve yaptırımların delinmesini engelleyerek ülke ekonomisini boğmayı amaçlayan ABD kampanyasına direnmenin giderek zorlaştığını söyledi.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, pazar günü yaptığı açıklamada ABD’nin “çok geç olmadan” oyunun kurallarının değiştiğini anlaması gerektiğini söyledi.
Kalibaf, Telegram kanalında yayımlanan konuşmasında, “Bundan böyle İran’ın çıkarlarına ve güvenliğine yönelik her saldırıya daha hızlı, daha ağır ve daha acı verici bir karşılık verilecek” dedi.
Kalibaf, askeri cephenin yanı sıra İran’ın temel mücadelesinin artık üretim ve halkın geçim koşulları alanında olduğunu söyledi.
Döviz kurundaki sert dalgalanmaları, enflasyonu, işsizliği ve piyasa yönetimini başlıca sorunlar arasında gösteren Kalibaf, İranlıların zorluklara katlanabileceğini ancak kötü yönetime veya eylemsizliğe tahammül edemeyeceğini ve hükümetten hızlı hareket etmesini beklediğini ifade etti.
İran devlet medyasının pazar günü aktardığına göre Ekonomi Bakanı Ali Medenizade, Tahran’ın ABD’nin ekonomik baskısına reformlarla karşılık vermeyi planladığını söyledi ve yaptırımların İran’ın izlediği politikayı değiştirmesine yol açacağı düşüncesini reddetti.
Medenizade, “Ekonomik baskıdan ve tecritten, finansal bağların koparılmasından söz ediyorlar ve bir ülkenin ekonomisine baskı uygulayarak o ülkenin halkının kararlarını değiştirebileceklerini düşünüyorlar” dedi.
“Bir noktayı açıklığa kavuşturmam gerekiyor: İran ekonomisini reforme etme sorumluluğu ABD Hazinesine değil, İran hükümetine ve halkına aittir” diye ekledi.
İran: Hark Adası önceki aylarda 550 kez vuruldu
İran, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) üçüncü büyük üreticisi konumunda bulunuyor ve savaş öncesinde ham petrolünün yüzde 90’ını Hark Adası’ndaki ihracat merkezi üzerinden ihraç ediyordu. ABD’nin İran petrol ihracatına yönelik ablukasının nisan ortasında başlamasından bu yana petrol akışı kesintiye uğradı.
ABD Merkez Komutanlığı, X üzerinden yaptığı açıklamada, pazar günü itibarıyla ablukaya sıkı şekilde uyulmasını sağlamak amacıyla 92 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, üç gemiyi devre dışı bıraktığını ve iki gemiye çıkarak denetim gerçekleştirdiğini bildirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, 31 Ağustos’ta Hark Adası’nın “paramparça edildiğini” tasvir eden yapay zekâyla oluşturulmuş bir videonun eşlik ettiği tek cümlelik bir sosyal medya paylaşımı yaptı. İranlı yetkililer, Hark Adası’nın saldırıya uğraması halinde güçlü bir karşılık verileceğini açıkladı.
İran Petrol Bakanı Muhsin Paknejad, pazar günü devlet televizyonunda yayımlanan röportajında adanın önceki aylarda yaklaşık 550 kez vurulduğunu ancak faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na uyguladığı abluka, akaryakıt fiyatlarını yükselterek Trump’ın kamuoyu desteği üzerinde baskı oluşturuyor. Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Kongre’nin kontrolünün belirleneceği kasım seçimlerine hazırlanıyor.
Bununla birlikte ABD Enerji Bakanı Chris Wright, petrolün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye devam ettiğini söyledi.
Wright, CNN’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerimiz şu anda günde ortalama 9 milyon varilin üzerinde. Boğazı bypass eden boru hatlarını da hesaba kattığımızda muhtemelen çatışma öncesindeki akışın üçte ikisine veya daha fazlasına ulaşmış durumdayız. Dolayısıyla İranlılar hâlâ sorun çıkarmaya devam ediyor ancak ABD Donanması bu mücadeleyi kazanıyor.”
Ortadoğu
Özgürlük Filosu ekimde Gazze Şeridi için yeniden denize açılacak

Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasını kırmak amacıyla ekim ayında Akdeniz’i geçecek yeni bir filo oluşturmayı planlıyor. Özgürlük Filosu Koalisyonu, gemilerin Gazze Şeridi’ne ilerlemeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya limanlarına uğrayacağını açıkladı.
Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik deniz ablukasını kırmak amacıyla önümüzdeki ay Avrupa’dan yola çıkacak yeni bir filo hazırlığı yürütüyor.
Özgürlük Filosu Koalisyonu (FFC), 2 Eylül’de yaptığı açıklamada, gemilerin ekim ayında denize açılmasının planlandığını bildirdi. Açıklanan plana göre filo, Gazze Şeridi’ne yönelmeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya’daki limanları ziyaret edecek.
2010 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Özgürlük Filosu ile 2025 yılında kurulan Küresel Sumud Filosu ayrı yapılar niteliği taşıyor; ancak iki oluşum Gazze ablukasını kırma hedefli seferlerde ortak hareket ediyor.
Özgürlük Filosu, Küresel Sumud Filosu’na destek verirken, koalisyon bünyesindeki bazı üyeler de Sumud seferlerine danışmanlık sağlıyor.
Aktivistler, mayıs ayındaki müdahalenin ardından ekim seferine mali kaynak ve kamuoyu desteği sağlamak üzere Avrupa genelinde çeşitli seferler düzenledi.
Mayıs seferinde 430 aktivist alıkonuldu
Özgürlük Filosu’nun destek sağladığı mayıs ayındaki Küresel Sumud Filosu seferi sırasında İsrail makamları, uluslararası sularda seyreden yaklaşık 54 gemiye müdahale etti.
Operasyonda, aralarında doktorların, gazetecilerin ve insani yardım çalışanlarının da yer aldığı 430 aktivist alıkonuldu.
Söz konusu müdahale, alıkonulan kişilerin İsrail cezaevlerinde darp, ölüm tehdidi ve tecavüz dahil cinsel şiddete maruz bırakıldıklarını aktarmasıyla uluslararası alanda tepki topladı.
Küresel Sumud Filosu, en az 67 katılımcının tıbbi müdahale gerektiren yaralanmalar yaşadığını, bu kişilerden 12’sinin hastaneye kaldırıldığını duyurdu.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, alıkonulan aktivistlerin plastik kelepçelerle bağlandığı, diz çöktürüldüğü ve İsrail milli marşı eşliğinde zorlayıcı pozisyonlarda tutulduğu video kayıtlarını “İsrail’e hoş geldiniz” mesajıyla paylaştı.
Görüntülerde, elleri bağlı bir aktivist acı içinde bağırırken Ben-Gvir’in güvenlik görevlilerine “Çığlıklarından rahatsız olmayın” talimatı verdiği duyuldu.
Uluslararası Ceza Mahkemesine savaş suçu başvurusu
Yaşananların ardından 30 Mayıs’ta Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) savaş suçu başvurusunda bulunan 11 mağdur arasında Avustralyalı sinemacı Juliet Lamont da yer aldı.
Lamont, yük konteynerinden dönüştürülen bir alana götürüldüğünü, karanlıkta elleri arkadan bağlı ve ayak bilekleri zincirli şekilde zorlayıcı pozisyonda tutulduğunu açıkladı.
Erkek askerlerden birinin tecavüzüne uğradığını belirten Lamont, diğer tutukluların vücutlarına silah sokulduğunu ve 70 yaşındaki bir kadının kaburgalarının kırıldığını ifade etti.
Lamont, tutulduğu alandan işkence ve acı çığlıkları duyulduğunu kaydetti.
Çok sayıda mağdur ifadesi, video kaydı, tıbbi rapor ve yeminli beyan içeren başvuru dosyasında, Avustralyalı bir insani yardım görevlisine İsrailli yetkililerce zorla içeriği belirsiz bir madde enjekte edildiği yönündeki anlatım da yer buldu.
Birleşmiş Milletler (BM), yaşanan gelişmelerin ardından İsrail Cezaevi Servisini, çatışma bölgelerinde cinsel şiddetten sorumlu tarafların yer aldığı 2026 kara listesine dahil etti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kararın gerekçesi olarak mahkumlara yönelik belgelenen “cinsel şiddet örüntülerini” işaret etti.
Aktivistlere yönelik tutum diplomatik krizlere de yol açtı.
İtalya, Fransa ve Kanada, kendi vatandaşlarına yönelik muamele nedeniyle İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırarak izahat istedi. İspanya ve İrlanda yönetimleri ise Bakan Ben-Gvir’in sergilediği yaklaşımı “canavarca” ve “dehşet verici” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”












