Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suudi Arabistan’ın Yenbu Limanı’ndan ham petrol sevkiyatı yüzde 40 düştü

Yayınlanma

Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı’ndan gerçekleştirdiği ham petrol sevkiyatı, Ensarullah’ın deniz ablukası ve misilleme operasyonlarının ardından yüzde 40 azaldı. Riyad yönetimi, sevkiyatı sürdürebilmek için Mısır’daki SUMED boru hattı ile Ümit Burnu üzerinden varil başına 9 dolar ek maliyet getiren alternatif rotalara yöneldi. Uydu görüntüleri Saudi Aramco’nun Cizan Petrol Rafinerisi’ndeki yangınların sürdüğünü gösterirken, Yemen Silahlı Kuvvetleri ablukanın kaldırılması talebini yineledi.

Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısında yer alan Yenbu Limanı’ndan gerçekleştirdiği ham petrol yüklemeleri son birkaç gün içinde yüzde 40 oranında düştü.

Denizcilik verileri analiz kuruluşu Vortexa’nın 26 Temmuz’da yayımladığı verilere göre Riyad yönetimi, Sanaa güçlerinin başlattığı deniz ablukasını aşmak amacıyla Mısır’da bulunan SUMED boru hattını ve alternatif güzergâhları kullanmaya başladı.

Sevkiyat hacmindeki keskin düşüş, Ensarullah bünyesindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Suudi Arabistan’a yönelik misilleme operasyonları ve ilan ettiği deniz ablukasının ardından meydana geldi.

Riyad yönetimi, yaklaşık 12 yıldır Yemen’e yönelik askeri saldırılarını ve abluka uygulamalarını sürdürüyor.

Alternatif rotalar varil başına maliyeti 9 dolar artırıyor

Denizcilik verileri odaklı Windward şirketinin Vortexa verilerine dayanarak pazar günü hazırladığı raporda, Suudi Arabistan’ın ihracat akışını korumak adına yeni bir lojistik hat kurduğu kaydedildi. Raporda, “Suudi Arabistan, SUMED boru hattı ve Ümit Burnu üzerinden işleyen alternatif bir ihracat güzergâhı oluşturdu” ifadesine yer verildi. Kuruluş, bu değişimin taşıma maliyetini varil başına yaklaşık 9 dolar yükselttiğini bildirdi.

Pazar analizi raporunda sürecin operasyonel boyutuna ilişkin şu değerlendirme yapıldı:

“Suudi ham petrolünün sevkiyatı durmadı, iki ayrı güzergâha bölündü. Yenbu Limanı’nda rıhtıma yanaşan tankerler artık tamamen AIS sinyallerini kapatarak faaliyet gösteriyor. Gemiler, Ensarullah’ın hedef listesinden korunmak amacıyla konumlarını gizliyor. Suudi Arabistan, SUMED boru hattı ve Ümit Burnu üzerinden işleyen alternatif bir ihracat rotası oluşturdu. Bu güzergâh maliyetleri ve yolculuk süresini artırsa da piyasanın değişen koşullara uyum sağlayabildiğini gösteriyor.”

Suudi Arabistan, daha önce de ABD-İsrail savaşının başlangıç döneminde, İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik ilk ablukasının ardından Yenbu üzerinden benzer bir alternatif hat devreye sokmuştu.

Cizan Rafinerisi’nde yangın devam ediyor

Windward raporunun yayımlandığı dönemde, SoarAtlas tarafından paylaşılan uydu görüntüleri Saudi Aramco’ya ait Cizan Petrol Rafinerisi’ndeki durumu ortaya koydu. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği saldırıların ardından 12 milyar dolar değerindeki tesiste çıkan büyük yangınların halen devam ettiği görüldü. Cumartesi gününe ait görüntülerde, tesisteki dev petrol depolama tankından yoğun siyah dumanların yükselmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan’a yönelik son askeri operasyonlarını 25 Temmuz’da kamuoyuna duyurdu. Saldırıların, Suudi koalisyonunun Yemen’in liman kenti Hudeyde’ye yönelik hava bombardımanlarını yeniden başlatmasına yanıt olarak gerçekleştirildiği açıklandı.

Ensarullah yönetimindeki Yemen ordusundan yapılan resmi açıklamada şu bilgiler verildi:

“Bu açık ve suç teşkil eden saldırıya karşılık Yemen Silahlı Kuvvetleri iki özel askeri operasyon gerçekleştirdi. İlk operasyonda Cizan’daki Saudi Aramco’ya ait hassas tesisler, onlarca balistik füze ve İHA’yla hedef alındı. İkinci operasyonda ise Yenbu’daki Saudi Aramco’ya ait hassas tesisler, balistik ve seyir füzeleri ile insansız hava araçları kullanılarak vuruldu.”

Yemen ordusu temsilcileri vuruşların “hassas” ve “doğrudan” gerçekleştiğini vurgularken, hafta sonu Yenbu kenti sakinlerinin patlama sesleri duyduğu bildirildi. Cumartesi günü erken saatlerde düzenlenen Suudi hava saldırılarında ise Hudeyde’deki yakıt depoları ile haberleşme altyapısı hedef alınmıştı.

Sanaa yönetiminden Riyad’a abluka uyarısı

Ensarullah Yüksek Siyasi Konseyi Başkanı Mehdi el-Meşat, 27 Temmuz’da yaptığı açıklamada Suudi Arabistan yönetimine uyarıda bulundu. El-Meşat, “Suudi düşmana diyoruz ki size boş umutlar verenlerin hiçbir faydası olmayacak. Saldırıların sona erdirilmesi ve ablukanın kaldırılması dışındaki her şey yalnızca hayaldir” dedi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, deniz ablukası kararı doğrultusunda son günlerde iki Suudi petrol tankerini de füzelerle hedef almıştı. Sanaa yönetimi, “Ablukaya karşı abluka” ilkesiyle duyurduğu deniz kısıtlamalarını 20 Temmuz’da resmi olarak başlatmıştı.

Havalimanı saldırıları çatışmaları yeniden tırmandırdı

Gerilimin yeni aşaması, Suudi Arabistan’ın temmuz ayı başında uzun bir aradan sonra ilk kez Sanaa Uluslararası Havalimanı’nı hava saldırısıyla hedef almasıyla başladı. Yemen güçleri bu adıma karşılık Suudi Arabistan’daki Abha Havalimanı’nı füze ve insansız hava araçlarıyla vurdu. Bu eylem, Yemen ordusunun 2021 yılından bu yana Suudi Arabistan topraklarına düzenlediği ilk doğrudan misilleme kayıtlara geçti.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, Ensarullah’ın başkent Sanaa’yı kontrol altına alarak Riyad destekli hükümeti devirmesinin ardından 2015 yılında Yemen’e müdahale başlattı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin de ana aktör olarak katıldığı koalisyona İngiltere, ABD ve İsrail lojistik destek sağladı.

2023 yılında Suudi Arabistan ile Yemen arasında yürütülen barış müzakerelerinde taraflar nihai anlaşmaya yaklaşmış ancak süreç tıkanmıştı. Buna rağmen söz konusu temaslar uzun süre kapsamlı çatışmaları dondurma işlevi gördü.

Suudi Arabistan’ın on yılı aşkın süredir uyguladığı hava ve deniz ablukası, özellikle Sanaa Uluslararası Havalimanı’na getirilen ticari uçuş kısıtlamaları nedeniyle insani krizi derinleştirdi. Ağır hasta ve yaralı sivillerin tedavi amacıyla ülke dışına çıkışı engellenirken, koalisyonun askeri müdahalesi geniş çaplı kıtlığa ve yüz binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. Yemen güçleri, Riyad’ın son hava saldırılarından önce de koalisyon unsurlarını ülkeden çıkarmak amacıyla genel seferberlik yürütüyordu.

Ortadoğu

Suriyeli yetkililer: Türk heyeti İsrail saldırılarından saatler önce Suriye hava üssünü ziyaret etti

Yayınlanma

Suriyeli yetkililer, bir Türk heyetinin İsrail hava saldırılarının hedef aldığı kuzey Suriye’deki bir hava üssünü saldırıdan bir gün önce ziyaret ettiğini söyledi.

İsrail saldırıları salı günü erken saatlerde, heyetin ayrılmasından birkaç saat sonra Ebu Duhur üssünü vurdu. Saldırıda hasar meydana geldi ancak can kaybı yaşanmadı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi yaptığı açıklamada, Suriye’nin Türk askerlerinin buraya konuşlanmasına izin vererek üzerinde mutabık kalınan “güvenlik konularındaki statükoyu” “ihlal etmenin eşiğine geldiği” gerekçesiyle üssün hedef alındığını iddia etti.

Kamuoyuna açıklama yapma yetkileri bulunmadığı için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla AP’ye konuşan iki Suriyeli yetkili, Türk heyetinin pazartesi günü kuzeybatıdaki İdlib vilayetinde bulunan hava üssünü ziyaret ederek tesiste devam eden rehabilitasyon çalışmalarını incelediğini söyledi.

Türk ve Suriyeli yetkililer, İsrail saldırısını kınadı. Türkiye’deki ABD Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack ile bir dizi Arap ülkesi de saldırıyı kınadı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Netanyahu’nun “İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuka aykırı hava saldırılarını meşrulaştırmayı amaçlayan dayanaksız iddialarda” bulunduğu belirtildi. Açıklamada, Netanyahu’nun “İsrail’deki seçimler öncesinde bölgede yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı politikalar izlemeyi” amaçladığı vurgulandı.

Açıklamada, Türkiye’nin “Suriye’de barış, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla Suriye Hükümeti ile meşru bir zeminde işbirliğini kararlılıkla sürdüreceği ve Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasına asla izin vermeyeceği” ifade edildi.

Ebu Duhur hava üssü, İdlib, Halep ve Hama vilayetlerinin sınırlarına yakın stratejik bir noktada bulunuyor. Aralık 2024’te muhaliflerin saldırısıyla iktidardan devrilen eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad döneminde MiG-23 ve MiG-21 savaş uçakları ile L-39 uçakları bu üsten faaliyet gösteriyordu.

Türkiye, Suriyeli personeli eğiterek, ayrıca ekipman ve lojistik destek sağlayarak Suriye’nin silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarına destek veriyor. İki ülke geçen yıl askerî işbirliğini resmîleştiren bir anlaşma imzaladı.

Bu yılın başlarında Suriyeli askerler Türkiye’de düzenlenen askerî tatbikatlara da katıldı.

Türk yetkililer, Ankara’nın Suriye’nin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmediğini defalarca dile getirdi.

İsrail, Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye genelinde yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve ağırlıklı olarak Suriye ordusuna ait askerî varlıkları imha etti. İsrail ordusu ayrıca Suriye’nin güneyinde Birleşmiş Milletler tarafından denetlenen tampon bölgenin kontrolünü ele geçirdi ve buradaki işgalini sürdürüyor.

Yakın zamanda Suudi Arabistan ve Pakistan ile de bir savunma paktı imzalayan NATO üyesi Türkiye, İsrail’in Suriye’deki saldırılarına askerî karşılık vereceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak olay, zaten gergin olan Türkiye-İsrail ilişkileri üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Filistin kökenli ABD’li, İsrailli yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı

Yayınlanma

Bir Filistinli-Amerikalı, Yahudi yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı.

Bu arada ABD, dünya çapında kınamaya yol açan bu kuşatmaya yönelik eleştirilerini yineledi.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus yakınlarındaki Kusra’da bulunan üç evden birinin sahibi olan Luay Ebu Ridi, yerleşimciler tarafından kuşatıldıktan ve bir haftadan fazla bir süredir gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin girişinin engellenmesinden sonra, pazartesi günü ikinci vatanı Ohio’dan geri döndü.

Salı günü evinin önünde ABD bayrağını dalgalandıran Ebu Ridi, ABD Büyükelçiliği’nden bu konuyu gündemde tutmasını istediğini belirtti.

Ebu Ridi, evinin içinde AFP muhabirlerine yaptığı açıklamada, “Bu, ABD’deki tüm Amerikalılara, Batı Şeria’da neler olup bittiğini, yerleşimcilerin Batı Şeria’daki kendi evimi ele geçirmeye çalışarak bizi nasıl kuşattığını görmeleri için gönderdiğim bir mesaj,” dedi.

ABD’nin baskısı altında, İsrail ordusu geçen hafta yerleşimcileri uzaklaştırma emri verdiğini açıklamıştı.

ABD, Batı Şeria’daki yerleşimci terörünü kınadı

Askerler yerleşimcilerin çadırını kaldırdı ve bir İsrailliyi gözaltına aldı; fakat yerleşimciler yaya olarak ya da araçlarla defalarca geri döndü.

Ebu Ridi, “Askerler evime serbestçe giriyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. Hatta yerleşimcilerle el sıkışıyorlar. Sanki arkadaşlar gibiler,” dedi.

Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler, son aylarda Filistinli sakinlere, genellikle mülklerini ele geçirmek amacıyla, giderek artan bir şekilde tacizde bulunuyor ve saldırıyor.

Binyamin Netanyahu’nun hükümeti, 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde Yahudi sağının desteklediği yerleşim yerlerinin oylarını almak istiyor.

Uzun süredir yerleşimcileri destekleyen evanjelik papaz ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Kusra kuşatmasıyla ilgili nadir görülen bir eleştiride bulunarak İsrail’den müdahale etmesini istedi.

Salı günü İsrail televizyonunda yayınlanan röportajlarda Huckabee, ABD’nin kendi vatandaşlarını korumaya kararlı olduğunu belirtti.

Huckabee, Kanal 13’e verdiği demeçte, “Terörist faaliyetlerde bulunan kişilere –bu terimi kullanacağım– ağır sonuçlar uygulanmasını istiyoruz,” dedi.

Büyükelçi olmadan önce “Filistinli” terimini reddetmiş olan Huckabee, “Bu, evlerinin sahibi olan ve korkusuzca ailelerini yetiştirme hakkına sahip Filistinli aileler için adil değil,” dedi.

Aşırılıkçı yerleşimcilerle ilgili olarak Huckabee, “Eğer bu küçük azınlık, davalarına bir iyilik yaptıklarını düşünüyorsa, korkunç bir hata yapıyorlar,” ifadelerini kullandı.

Uluslararası hukuka göre yasadışı sayılan yerleşim yerlerinde, üç milyon Filistinlinin arasında yaklaşık 500.000 İsrailli yaşıyor.

İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE, İran ile tüm ticareti durdurdu

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), salı günü Tahran’ın Körfez ülkesine doğru iki balistik füze fırlattığını açıklamasının ardından İran ile ticari ve iktisadi ilişkilerini askıya aldı.

BAE Savunma Bakanlığı, hava savunma sistemlerinin İran’dan kendi topraklarına doğru fırlatılan iki balistik füzeyi tespit ettiğini belirtti.

Bu olay, mayıs ayından bu yana Tahran’ın Körfez ülkesine yönelik ilk doğrudan saldırısı olarak değerlendiriliyor.

Olay, BAE’de ikamet edenlere acil durum telefon uyarısı gönderilmesine neden oldu.

Savunma Bakanlığı, değerlendirmelerin füzelerin deniz trafiğini hedef aldığını gösterdiğini belirtirken, füzelerden birinin BAE karasuları dışındaki denize, diğerinin ise karasuları içine düştüğünü de ekledi.

BAE Dışişleri Bakanlığı daha sonra, “bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği zedeleyen bölgesel gerginlikler ışığında, İran ile tüm ticaret, ticari ilişkiler ve finansal işlemlerin bir sonraki duyuruya kadar durdurulduğunu” açıkladı.

İran, füze saldırılarıyla herhangi bir ilgisi olduğunu reddetti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu iddianın “iyi komşuluk ilkesine aykırı olduğunu ve bölge ülkeleri arasında güveni güçlendirmeye yönelik devam eden çabaları baltaladığını” söyledi.

Füze saldırıları, BAE ve Tahran’ın iki ülke arasındaki gerginliği azaltmaya çalıştıkları bir dönemin ardından gerçekleşti.

Tahran’ın askeri misillemelerinin büyük kısmı, İran’ın ABD-İsrail saldırılarına zemin hazırladıkları iddiasıyla suçladığı komşu Körfez ülkelerini hedef aldı.

BAE, İran’ın ABD’nin Körfez müttefiklerine yönelik saldırılarının en ağır yükünü üstlendi ve yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı.

BAE, Körfez komşuları arasında Tahran’a karşı en şahin tutumu sergileyerek İran’a karşı onlarca saldırıyla karşılık verdi. 

Fakat haziran ayında Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat metninin ardından BAE ile İran arasındaki gerginlikler azaldı.

Anlaşmanın temmuz başında bozulmaya başlamasının ardından İran, saldırılarını çoğunlukla Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yöneltti.

Son aylarda BAE, İran ile diplomatik ve iktisadi kanalları yeniden faaliyete geçirirken, İsrail ve ABD ile askeri bağlarını da güçlendirdi.

Salı günü gerçekleşen füze saldırıları, BAE’ye geri dönen normalleşme havasını bozma tehdidi oluşturuyor.

Dubai’nin finans bölgesi yeniden bankacılarla dolmaya başlamışken, emirlik ile İran limanları arasında bazı ticari faaliyetler yeniden başlamıştı.

Ayrıca, BAE’ye yönelik bazı İran uçuşları da sessizce yeniden başlamıştı.

BAE yetkilileri ayrıca, savaş başladığında ülke dışında bulunan ve BAE’de ikamet izni bulunan yaklaşık 20.000 İranlının ülkeye dönüşüne izin vermeye başlamıştı.

BAE yetkilileri, ülkenin daha geniş çaplı bir bölgesel savaşa daha fazla sürüklenmekten kaçınmak istediğini defalarca vurguladı.

Ne var ki BAE ile İran arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik çabalar, son haftalarda artan bir baskı altındadır.

BAE, bu ay İran’ı Hürmüz Boğazı’nda Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’ne ait gemilere saldırmakla suçladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English