Avrupa
SWP: NATO’yu Avrupalılar devralmalı
ABD’nin Avrupa’daki askeri ağırlığını azaltılması tartışılırken etkili Alman düşünce kuruluşu SWP, NATO’daki Avrupa etkisinin artırılması gerektiğini savundu.
AB, ABD’den askeri olarak bağımsız olma çabasına büyük önem veriyor. Berlin merkezli Alman Uluslararası Politika ve Güvenlik Politikaları Enstitüsü’nün (SWP) yakın zamanda yaptığı bir analize göre, bu en iyi şekilde mevcut yapılar, yani NATO çerçevesinde gerçekleştirilebilir.
Analize göre, Avrupa’daki NATO üye ülkeleri askeri harcamalarını önemli ölçüde artırmak zorunda kalacaklar ve bu nedenle ittifakın Avrupalılaşması da ilerlemeye devam edecek.
Bu sürecin, “B planı” ile uyumlu olması gerektiğini savunan SWP, “Avrupalılar tarafından ittifakın kapsamlı bir şekilde devralınması” veya “ittifak dışında bir Avrupa savunma sistemi” kurulmasına işaret etti.
Kuruluşa göre ilk adım, şimdiye kadar eksik olan askeri yeteneklerin geliştirilmesi olmalı. Bu da başlangıçta asker sayısının önemli ölçüde artırılması ve bağımsız konuşlandırmayı mümkün kılan kritik sistemlerin satın alınmasını içerecek.
SWP, diğer şeylerin yanı sıra keşif ve iletişim sistemlerini listeliyor. Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda Alman ve Avrupalı üreticilerden ilgili uydu sistemlerini tedarik ediyor.
Öte yandan SWP değerlendirmesi, “gerçekçi” bir tahminde bulunarak, yeterli Avrupa kapasitesini oluşturmanın on ila on beş yıl süreceğini kabul ediyor.
Wolfgang Ischinger: Avrupa, ABD ile ilişkilerinde iki ateş arasında kaldı
İttifakın komuta kademesinin Avrupalılaştırılması
SWP, yeniden silahlanmanın ötesinde, ittifakın entegre askeri ve komuta yapılarının Avrupalılaştırılmasını da savunuyor.
Bu süreç henüz başlangıç aşamasında. 9 Şubat Pazartesi günü bildirildiği kadarıyla, ABD, her zaman ABD subayları tarafından üstlenilen iki liderlik görevini Avrupalı askeri personele devredecek: Norfolk (Virginia) ve Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlıklarının liderliği.
Bunlardan ilki Kuzey Atlantik’ten, ikincisi ise NATO’nun güney kanadından sorumlu.
NATO’nun doğu kanadından sorumlu olan Brunssum’daki Müşterek Kuvvet Komutanlığı, halihazırda Alman general, Hava Kuvvetleri subayı Ingo Gerhartz tarafından yönetiliyor.
Alman komutan, gelecekte bu görevi Polonyalı bir general ile paylaşmak zorunda kalacak.
Üç Müşterek Kuvvet Komutanlığı Avrupa subaylarına devredilirse, ABD’lilerin yönettiği komutanlıklar şunlar olacak: NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) ve Ramstein ve İzmir’de bulunan NATO hava ve kara kuvvetleri komutanları, Londra yakınlarındaki Northwood’da bulunan NATO deniz kuvvetleri komutanı.
Ayrıca Almanya’nın da etkisi artacak gibi görünüyor: Bundeswehr Genel Müfettişi Carsten Breuer, NATO Askeri Komitesi’nin gelecekteki başkanı olarak gösteriliyor.
Münih Güvenlik Konferansı’nın ana gündemi de “Avrupalılaşmak”
Avrupa’nın militarizasyonu, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın ana konularından biri.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, etkinliğin “Avrupa liderlerinin nihayet büyülerden uzaklaşıp ‘Avrupa savunma paktı’nın oluşturulması konusunda ilk somut kararları almaları için bir fırsat” olmasını istiyor.
Haberlere göre, toplantıda Avrupa’nın askeri ve teknolojik egemenliği ile “yeni müttefikler” üzerine birçok panel ve tartışma turu yer alacak.
AB ve üye ülkeleri, 60’tan fazla devlet ve hükümet başkanı ile bakanlardan oluşan “rekor sayıda” temsilciyle toplantıda yer alacak.
Şansölye Friedrich Merz’in birkaç gün boyunca toplantıda bulunacağı bildiriliyor. Bu, bir Alman hükümet başkanının ilk kez katıldığı bir toplantı olacak.
Merz, diğer şeylerin yanı sıra, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ile bir toplantı yapacak.
Şansölye Yardımcısı Lars Klingbeil, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve Savunma Bakanı Boris Pistorius da dahil olmak üzere birkaç federal bakanın da toplantıya katılması bekleniyor.
Pistorius, kısa süre önce “NATO daha Avrupalı olmalı” çağrısında bulunmuştu.
Son olarak, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, AB Dışişleri Komiseri Kaja Kallas, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in de katılımı açıklandı.
Avrupa’nın militarizasyonu tam gaz
Ischinger, Avrupa’nın militarizasyonu konusunda kararlı bir ilerleme sağlanması için baskı yapıyor.
Güvenlik konferansına eşlik eden bir yayın olan Münih Güvenlik Raporu (MSR), Avrupa hükümetlerinin öncelikle Trump yönetiminin tüm taleplerini karşılamaya odaklandıkları dönemin sona erdiğini ve şu anda Avrupa’yı iktisadi, siyasi ve askeri açıdan ABD’den olabildiğince bağımsız hale getirmek için çabaların sürdüğünü belirtiyor.
Rapora göre, ABD NATO’nun önde gelen görevlerini Avrupa ittifak üyelerine devredecek ama aynı zamanda, NATO’nun kilit komuta yapılarının kontrolünü elinde tutmaya devam edecek.
AB’den “Çekirdek Avrupa”ya doğru geri çekilme
Ayrıca, AB’de kararların şu anda sadece oybirliğiyle alınabildiği politika alanlarında yeni yöntemlere geçme çabalarını yoğunlaştırıyor.
Örneğin Ischinger, hafta başında yaptığı açıklamada, “dış politika konularında bile oybirliği yerine çoğunluk kararı”nın bir seçenek olabileceğini belirtti.
Yöneticiye göre, bunun gerçekleştirilememesi halinde, AB “çekirdek Avrupa”ya, yani diğer AB üye devletlerinden bağımsız olarak ilerleyecek daha küçük bir üye devletler grubunun oluşturduğu bir ittifaka odaklanabilir.
Öte yandan Ischinger, mümkün olduğunca ABD ile işbirliğini sürdürmeyi de tavsiye etti. Örneğin Münih Güvenlik Konferansı’nda, bu önemli etkinliğe katılması beklenen ve hepsi Trump’a yakın olmayan Kongre üyeleri ile görüşmelere önem veriyor.
Avrupa
İngiltere ve Almanya askeri ortaklıkta yeni döneme giriyor

İngiltere ve Almanya, Rusya’ya karşı ortak savunma adımları kapsamında 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli yeni bir silah sistemi geliştirmeyi planlıyor. Gizli yürütülen Deep Precision Strike programı kapsamında hayata geçirilecek 35 milyar avro bütçeli projede, seyir füzesi ve hipersonik füze seçenekleri değerlendiriliyor.
İngiltere ve Almanya, savunma alanındaki ortaklıklarında yeni bir döneme adım atıyor. İngiliz The Telegraph ve Alman Die Welt gazetelerinin savunma kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Londra yönetimi, Soğuk Savaş döneminden kalan “pasif ve yetersiz Almanya” algısını geride bırakarak, Berlin’i Rusya’ya karşı koyma sürecinde hayati bir ortak olarak değerlendirmeye başladı.
İngiltere’de Başbakanlık görevine gelen Andy Burnham döneminde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha da hız kazanması öngörülüyor.
İngiliz askeri kaynaklarından biri, Londra’nın uzun yıllardır Berlin’in savunma alanında üstlenmesini istediği ancak siyasi nedenlerle mümkün olmayan bu rolün artık gerçeğe dönüştüğünü ve ilişkilerde tamamen yeni bir başlangıç yapıldığını ifade etti.
35 milyar avroluk gizli füze projesi
İki ülkenin askeri ortaklığının en önemli adımı, “Deep Precision Strike” (DPS) adlı gizli füze programı oldu. Yaklaşık 35 milyar avro bütçesi bulunan bu amiral gemisi proje kapsamında, 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli bir füze geliştirilmesi hedefleniyor.
Çalışmalarda şu anda iki farklı alternatif üzerinde duruluyor. Bu seçeneklerden birincisini alçaktan uçan bir seyir füzesi, ikincisini ise ses hızının beş katını aşabilen bir hipersonik füze modeli oluşturuyor.
Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Fransa’nın da İngiltere ve Almanya tarafından yürütülen uzun menzilli füze programına dahil olmak istediğini yazmıştı.
Ancak Die Welt gazetesinin analizine göre, Berlin ile Londra arasındaki DPS projesi, Avrupa savunmasında geleneksel olarak öne çıkan Almanya-Fransa ortaklığından bir kopuşu temsil edebilir.
Fransa ile ortak projeler sekteye uğradı
Almanya ile Fransa’nın haziran ayında sonlandırıldığını duyurduğu ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasında, Berlin yönetiminin duyduğu memnuniyetsizlikler yer alıyor.
Alman tarafı, Paris’in projeyi öncelikle Almanya’nın finansal kaynaklarını kullanmak amacıyla tasarladığını ve askeri teknolojileri eşit düzeyde paylaşmaya yanaşmadığını savunuyor.
Gazetede yer alan değerlendirmelere göre, Fransız yetkililerin süreçteki yaklaşımları da iki ülke arasındaki ortaklığı zayıflatan unsurlardan biri oldu.
Avrupa
Almanya, tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklıyor

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, yolcuları ve personeli saldırılardan korumak amacıyla 15 Ekim itibarıyla ülkedeki tüm tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. Güvenlik tedbirlerini artıran bu karar, 17 Temmuz’da alkollü bir yolcunun saldırısına uğrayan bir güvenlik görevlisinin hareket halindeki trenden düşerek ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin ardından alındı.
Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, hem yolcularını hem de çalışanlarını yönelik saldırılardan korumak amacıyla ülkedeki bütün tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamaya hazırlanıyor.
Bild gazetesinin aktardığına göre, söz konusu yeni uygulama 15 Ekim tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek.
Deutsche Bahn Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Palla, kuralların sıkılaştırılmasına ilişkin karar hakkında yaptığı açıklamada, garlarda ve trenlerde düzen ile güvenliği tesis etmek istediklerini vurguladı.
Palla, kendisi için tek önemli hususun çalışanların ve yolcuların korunması olduğunu ifade etti.
Söz konusu yasağın yürürlüğe konulması kararı, 17 Temmuz akşamı Offenburg ile Karlsruhe arasındaki demiryolu hattında meydana gelen bir hadisenin ardından alındı. Bölgesel bir trende gerçekleştirilen bilet kontrolü esnasında, alkollü bir yolcu ile görevliler arasında tartışma çıktı.
Trenin Ettlingen-Bruchhausen durağı yakınlarında seyrettiği sırada bir güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak hareket halindeki trenden aşağı düştü ve ağır yaralandı.
Bild gazetesinin haberinde, yaşanan bu son olayın federal polisin istatistiklerini de doğruladığı kaydedildi.
Emniyet verilerine göre, tren istasyonlarında meydana gelen tüm suçların yaklaşık üçte biri alkolün etkisi altındaki kişiler tarafından işleniyor.
İstasyonlarda alkol tüketimine artık müsaade etmeyeceklerini belirten Palla, yüksek miktarda alkol tüketilen noktalarda şiddet eğiliminin de arttığını çok sık gözlemlemek durumunda kaldıklarını dile getirdi.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aktardığı ve Alman Bağımlılıkla Mücadele Merkezi (DHS) tarafından hazırlanan “Bağımlılık 2025” (Jahrbuch Sucht 2025) raporundaki veriler de ülkedeki tablonun boyutunu ortaya koyuyor.
Rapora göre Almanya’da nüfusun yüzde 20’sinden fazlası, sağlık açısından risk teşkil edecek düzeyde alkol tüketiyor.
Araştırma sonuçları, ülkede her yıl 47 bin 500 kişinin alkol kullanımıyla bağlantılı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini gösteriyor.
Avrupa
Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.
Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.
Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.
Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.
Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.
Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.
Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.
Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.
POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.
Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.
Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.
Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:
“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”
Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.
Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.
Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.
Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.
Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.
Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.
Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.
Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.
Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.
Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.
Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.
SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.
Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.
Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?










