Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Tahran’ın menzilindeki ABD üsleri

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın İran’a doğrudan saldırı seçeneğini gündeme alması durumunda İran’ın hedef alabileceği ABD üsleri bölgenin dört bir yanına yayılmış durumda. İran’ın Katar’ı bu ülkedeki ABD üssünün meşru hedef olduğu yönünde uyardığı belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik doğrudan saldırıları gündeme almasıyla, Ortadoğu’daki Amerikan üsleri misilleme tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Tahran yönetimi, saldırı durumunda hızla karşılık vereceğini net bir şekilde duyurdu.

İran Savunma Bakanı Aziz Nasirzadeh, “ABD saldırırsa, bölgedeki tüm ABD üsleri menzilimizde ve cesurca hedef alınacaklar” dedi. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Eğer ABD bu çatışmaya askeri olarak girerse, uğrayacağı zarar kesinlikle telafi edilemez olacak” ifadelerini kullandı.

Şu anda Ortadoğu’da on binlerce Amerikan askeri konuşlanmış durumda.

ABD üsleri

Washington Post’un yaptığı derlemeye göre İran’ın olası misillemesinin hedefi olabilecek Ortadoğu’daki Amerikan askeri üsleri şöyle:

Irak’ta Ayn’ül Esad Hava Üssü, başkent Bağdat’ın 240 kilometre batısında yer alıyor ve ABD ile Irak hava kuvvetlerinin ortak kullanımında. Binlerce Amerikan askerine ev sahipliği yapan üs, ülkedeki en büyük ABD konuşlanması olarak öne çıkıyor. İran ve Irak’taki milis güçler tarafından son yıllarda defalarca hedef alındı.

ABD’nin Ocak 2020’de İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından, İran bu üsse 16 füze fırlatmış; 11’i isabet etmiş, onlarca ABD askeri yaralanmıştı. Aynı saldırı sırasında Irak’ın kuzeyindeki Erbil’de bulunan başka bir ABD üssü de hedef alınmıştı.

Irak’taki direniş örgütleri Ayn’ül Esad üssüne en son ağustos ayında füze ve İHA saldırısı düzenledi.

Suriye’deki ABD varlığı da dikkat çekiyor. Trump yönetimi, bu ay yaptığı açıklamada ülkedeki 8 ABD üssünden yalnızca birinin, güneydeki Tanf Üssü’nün korunacağını duyurdu. Ancak çekilme takvimi belirsizliğini koruyor. Tanf’ın 20 kilometre güneyinde yer alan Ürdün’deki Tower 22 adlı ABD ileri karakolu, Ocak 2024’te düzenlenen bir İHA saldırısında üç ABD askerinin hayatını kaybettiği, onlarcasının da yaralandığı olayla gündeme gelmişti.

Basra Körfezi’ndeki stratejik konuşlanmalar

ABD’nin Körfez bölgesindeki en büyük deniz gücü konuşlanması, Bahreyn’deki Deniz Destek Tesisi. ABD 5. Filosu’nun karargâhı olan bu üste yaklaşık 8 bin 300 ABD askeri görev yapıyor. Katar’da bulunan El-Udeyd Hava Üssü ise Ortadoğu’daki en büyük ABD askeri varlığına sahip tesis. Doha’nın güneybatısında yer alan üs, 10 binden fazla askeri ağırlayabiliyor ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) için ileri komuta merkezi işlevi görüyor.

Kuveyt’teki Kamp Buehring ve Ali El-Salem Hava Üssü, ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nde yer alan El-Dafra Hava Üssü, ABD Hava Kuvvetleri’nin 380. Hava Görev Kanadı’na ev sahipliği yapıyor.

Avrupalı bir yetkiliye göre, İranlı yetkililer bu hafta Katar’a ABD üslerinin olası ABD saldırısına karşılık olarak “meşru hedef” olacağı uyarısını yaptı.

Diplomatik noktalar ve sivil tehditler

Bölgede bulunan ABD büyükelçilikleri ve diplomatik misyonları da potansiyel hedefler arasında yer alıyor. ABD, Irak ve İsrail’deki bazı diplomatik personel ve aile bireylerini tahliye etti.

İran’taki direniş örgütlerinin bölgedeki ABD personeline ve çıkarlarına saldırı düzenleyebileceği iddia ediliyor. Haşdi Şabi bileşenlerinden Hizbullah Tugayları’nın (Ketaib Hizbullah) güvenlik yetkilisi Ebu Ali el-Askeri, “Amerikan üsleri, ördek avına dönüşecek… Gökyüzünde uçaklarını bekleyen sürprizlerden bahsetmeye bile gerek yok” dedi.

Bu gelişmelerin ardından Fransa’nın ulusal havayolu şirketi Air France ve Hollanda Kraliyet Havayolları (KLM) çarşamba gecesi Dubai Uluslararası Havalimanı’na yapılan tüm uçuşları iptal etti. Air France, gerekçe olarak “bölgedeki güvenlik durumunu” gösterdi.

ABD’nin olası saldırı noktaları: Whiteman ya da Diego Garcia

ABD’nin İran çevresindeki üsleri saldırı gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olsa da uzmanlara göre büyük çaplı bir operasyon daha çok bölge dışından desteklenecek.

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait B-2 hayalet bombardıman uçağı, İran’ın yeraltındaki Fordo nükleer tesisi gibi hedefleri vurabilecek “sığınak delici” bombaları taşıyabilen tek uçak türü. Bu uçaklar, Missouri’deki Whiteman Hava Üssünden kalkarak Ortadoğu’ya 30 saatten uzun sürede havada yakıt ikmali yapılan uçuşlarla ulaşabiliyor.

Pazar günü ABD, ana karadan Avrupa’ya en az 30 yakıt ikmal uçağı konuşlandırdı.

Olası saldırılar ayrıca, Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’nda bulunan Deniz Destek Tesisinden de yapılabilir. İngiltere’ye ait olan bu askeri adada ABD ve İngiliz donanması ortak operasyon yürütüyor. Analistlere göre B-2 uçakları buradan İran’a 5-6 saat içinde ulaşabiliyor. ABD daha önce buradan Irak ve Afganistan’a yönelik saldırılar gerçekleştirmişti.

Pentagon ayrıca, bu hafta USS Nimitz uçak gemisini Orta Doğu’ya yönlendirdi. Gemi, bölgede halihazırda görev yapan USS Carl Vinson ile birlikte iki ABD uçak gemisinden biri olacak.

Ortadoğu

Berri: Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak

Yayınlanma

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Washington’da ABD ara buluculuğunda imzalanan çerçeve anlaşmasına sert tepki göstererek, bu mutabakatı Lübnan tarihinin en ağır tavizlerinden biri olarak nitelendirdi. Berri, ülkenin ulusal egemenliğini koruma kararlılığını vurgularken, ordu komutasındaki olası bir görevden alma girişimine karşı da net bir uyarıda bulundu.

Lübnan’da hükümet yetkilileri ile İsrail arasında Washington’da ABD nezaretinde imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, başkent Beyrut’taki Meclis Başkanlığı makamı olan Ayn el-Tine Sarayı’nda derin bir huzursuzluk hakim.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile süregelen siyasi kopuşu ve anlaşmaya yönelik gösterdiği kararlı direnç, ülkedeki anayasal ve askeri dengelerin hassas bir dönüm noktasına geldiğini gösteriyor.

Meclis Başkanı Berri, Cumhurbaşkanı Avn ile olan ilişkisinin mevcut durumunu tarif ederken, “Ne o beni arıyor ne de ben onu arıyorum” ifadelerini kullandı.

Resmi açıklamaların ve diplomatik nezaket kurallarının ötesinde, Beyrut yönetiminin attığı bu adımın, Meclis Başkanı Berri’nin uzun süredir savunduğu ulusal ilkeleri çiğnediği belirtiliyor.

Berri’nin siyasi çizgisine göre, İsrail ile yapılacak her türlü müzakerenin katı ulusal ilkeler çerçevesinde yürütülmesi ve askeri alanda elde edilemeyen siyasi kazanımların masada İsrail’e altın tepside sunulmaması gerekiyor.

Lübnan Meclis Başkanı’na göre, herhangi bir müzakere sürecinin başlayabilmesi için öncelikle İsrail’in işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi, askeri saldırılarını sonlandırması, tutsakları serbest bırakması ve güneydeki göçmenlerin köylerine dönmesi şart koşuluyor.

Washington’da imzalanan mutabakat ise bu öncelikler sıralamasını tersine çevirerek, askeri geri çekilmeyi ucu açık siyasi ve askeri koşullara bağlıyor. Bu durumun, Lübnan’ın egemenliğini uzun yıllar boyunca ipotek altına alma riski barındırdığı ifade ediliyor.

“17 Mayıs anlaşmasından on kat daha kötü”

Meclis Başkanı Nebih Berri, Lübnan’da yayımlanan el-Ahbar gazetesine verdiği mülakatta, Washington’da varılan mutabakatı sert bir dille eleştirdi. Berri, bu uzlaşıyı Lübnan’a dayatılan bir dikte olarak nitelendirerek, “Bu anlaşma bir dayatmadır ve 17 Mayıs 1983 anlaşmasından on kat daha kötüdür” ifadelerini kullandı.

Kendisi de geçmişte Emel Hareketi lideri olarak 17 Mayıs anlaşmasına karşı yürütülen toplumsal ve siyasi direnişin öncü isimleri arasında yer alan Berri, yeni mutabakata karşı tavrını şu sözlerle pekiştirdi:

“On kez 17 Mayıs anlaşması olsun ama bu anlaşma asla olmasın.”

Lübnan halkının sokak hareketlerine veya provokasyonlara kapılmaması gerektiğinin altını çizen Berri, ülkeyi iç çatışma ve kaos sarmalına sürüklemek isteyecek odaklara fırsat verilmemesi çağrısında bulundu.

Anlaşmanın yalnızca siyasi içeriğiyle değil, Lübnan toplumunda yaratabileceği iç bölünmelerle de büyük bir tehdit oluşturduğunu kaydeden Berri, bu durumun en çok İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini vurguladı.

Siyasi mücadelenin tamamen anayasal, yasal ve ulusal zeminlerde yürütüleceğini belirten Berri, kabinedeki bakanlarının tutumuna dair şu açıklamayı yaptı:

“Emel Hareketi’ne mensup bakanlar, bu anlaşmanın ele alınacağı hiçbir bakanlar kurulu toplantısını boykot etmeyecek. Orada olacağız, mücadele edeceğiz ve net tavrımızı ortaya koyacağız.”

Meclis Başkanı Berri, Washington mutabakatının geleceğine ilişkin ise son derece kararlı konuşarak, “Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak; kendiliğinden hükümsüz kalacaktır” ifadelerini kullandı.

“Müzakerelerin gerçek adresi Amerika ve İran hattıdır”

Lübnan’ın ulusal haklarını geri alabilmesi ve İsrail’i topraklarından tamamen çıkarabilmesi için önünde tek bir gerçekçi diplomatik yol olduğunu savunan Meclis Başkanı Berri, bu adresin Washington ile Tahran arasındaki doğrudan diplomatik süreç olduğunu belirtti.

Berri, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Lübnan’ın haklarını güvence altına alacak yegane meşru ve gerçekçi zemin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında yürütülen müzakere sürecidir.”

Bu eksenin dışında, Lübnan’ın tek başına ABD ve İsrail tarafından belirlenen koşullar altında masaya oturmasının büyük bir hata olacağını kaydeden Berri, böyle bir girişimin işgali meşrulaştırmaktan ve İsrail’e sahada yeni fiili durumlar yaratması için zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacağını sözlerine ekledi.

“Kimse orduyla oynamaya kalkışmasın”

Son günlerde Lübnan kamuoyunda sıkça tartışılan ve Lübnan Ordusu Komutanı General Rudolf Heykel’in görevden alınacağına yönelik iddialara da doğrudan değinen Meclis Başkanı Nebih Berri, askeri vesayet ve komuta kademesine yönelik müdahalelere karşı uyarıda bulundu.

Silahlı kuvvetlerin ülkenin birliğini koruyan en önemli yapı taşı olduğunu hatırlatan Berri, şöyle konuştu:

“Hiç kimse böyle bir şaka yapmaya yeltenmesin ve hiç kimse Lübnan Ordusu ile oynamaya kalkışmasın.”

Askeri kurumun ulusal güvenliğin, toplumsal huzurun ve iç barışın teminatı olduğunu vurgulayan Berri, ordunun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade etti.

Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından yayımladığı kısa mesajda Lübnan halkını uyararak, “Ey Lübnan halkı, bu bir fitnedir” diyen ve Şii inancının önemli liderlerinden İmam Ali’nin fitne dönemlerinde tarafsız kalmayı salık veren özlü sözlerine atıfta bulunan Berri, bu mesajının bazı çevreler tarafından pasif veya yumuşak bulunmasına da tepki gösterdi.

El-Ahbar gazetesinin bu yöndeki sorusunu yanıtlayan Lübnan Meclis Başkanı Berri, şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu anlaşmayı doğrudan fitne olarak nitelendirmişken daha ne söylememi bekliyorsunuz? Küfür mü etmeliydim?”

Anlaşmayı “fitne” olarak adlandırmanın siyasi literatürdeki en üst düzey uyarı seviyesi olduğunu dile getiren Nebih Berri, meselenin basit bir görüş ayrılığı olmadığını, doğrudan Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ve toplumsal birliğini hedef alan varoluşsal bir tehdit olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail-Lübnan anlaşmasının gizli güvenlik eki ortaya çıktı

Yayınlanma

Times of Israel gazetesi, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmasına ait olduğu belirtilen gizli bir güvenlik ekinin ayrıntılarını yayımladı. Habere göre ek metin, İsrail ordusuna Güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde belirli koşullar altında operasyon düzenleme imkânı tanıyor.

İsrail basınına göre, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmasına ait gizli bir güvenlik eki bulunuyor.

The Times of Israel’in üst düzey bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu ek, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde ortaya çıkabilecek tehditlere karşı askeri harekât düzenleme serbestisini güvence altına alıyor.

Haberde, Washington’da varılan uzlaşmanın gizli eki sayesinde İsrail ordusunun bölgeden otomatik olarak çekilmeyeceğinin de kayıt altına alındığı belirtildi.

Aynı yetkili, Tel Aviv yönetiminin İran’ın olası girişimlerinin anlaşmayı sekteye uğratabileceği ihtimaline karşı temkinli davrandığını ifade etti. Bu açıklama, İsrail’in Kanal 12 televizyonunun daha önce yayımladığı haberi de doğrular nitelikte aktarıldı.

The Times of Israel’in haberine göre ana anlaşma metninde atıfta bulunulan güvenlik eki, Lübnan hükümetinin talebi üzerine kamuoyuna açıklanmadı.

Sızdırıldığı belirtilen bilgilere göre ek metnin dördüncü maddesi, İsrail ordusunun güvenlik bölgesi sınırları içinde aniden ortaya çıkan tehditlere karşı askeri operasyon düzenleme yetkisini korumasını öngörüyor.

Habere göre bu hüküm, ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerin İsrail’in Hizbullah’tan gelebilecek tehditlere müdahale kapasitesini sınırlandırabileceği yönündeki kaygılar nedeniyle Tel Aviv’in öncelikleri arasında yer alıyordu.

Aynı maddede, İsrail askerlerinin çekilme sürecinin otomatik ya da önceden belirlenmiş sabit bir takvime bağlanmayacağı konusunda İsrail ile Lübnan’ın uzlaştığı belirtiliyor.

Buna göre askeri yeniden konuşlanma, sahadaki güvenlik koşullarına bağlı olacak. Ana anlaşma metninde de çekilme sürecinin tarafların yükümlülüklerini yerine getirme düzeyine bağlı olduğu ifade ediliyor.

Haberde ayrıca cumartesi günü kamuoyuna açıklanan iki pilot çekilme bölgesinin öngörülebilir gelecekte bu kapsamda değerlendirilecek tek alanlar olacağı, uygulamanın kısa vadede genişletilmesine yönelik bir plan bulunmadığı kaydedildi.

İsrail ordusunun mevcut değerlendirmelerine göre Lübnan ordusunun gerekli eğitim ve güvenlik taramalarını tamamlamasının ardından başlangıçta belirlenen iki pilot bölgeye konuşlanması birkaç hafta sürebilir.

Bu süreçte Lübnan ordusunun söz konusu bölgelerde güvenlik sorumluluğunu devralması öngörülüyor.

Habere göre İsrailli yetkililer, İran’ın Washington ile yürüttüğü paralel diplomatik temaslar aracılığıyla süreci olumsuz etkileyebileceğinden endişe ediyor.

Aynı kaynaklar, Tahran’ın daha kapsamlı bir ABD-İran uzlaşmasının parçası olarak Washington’dan İsrail’in Güney Lübnan’dan tamamen ve koşulsuz çekilmesini talep etmesini olası bir risk olarak değerlendirdiğini aktardı.

Anlaşmaya Hizbullah’tan ret

İsrail ile Lübnan arasında varılan çerçeve anlaşması, pilot uygulama kapsamında Lübnan ordusunun halen İsrail’in kontrolündeki bazı küçük alanların denetimini devralmasını ve Hizbullah’ın kademeli biçimde silahsızlandırılmasını hedefleyen bir süreci içeriyor.

Hizbullah anlaşmayı reddettiğini açıklarken, İsrail de örgüte yönelik askeri operasyonlarını sürdüreceğini duyurdu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, pazar günü yaptığı açıklamada anlaşmayı “tarihi ve önemli” sözleriyle nitelendirdi ve sahadaki askeri başarıların bu mutabakata zemin hazırladığını söyledi.

İsrail ordusunun basın biriminin aktardığına göre Zamir, “Anlaşmanın şartlarına sadık kalacağız ve başarılı olması için çalışacağız. Ancak asıl sınav, her iki tarafın da sahada sergileyeceği eylemler olacak; önümüzdeki dönem geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek” ifadelerini kullandı.

Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlallah ise örgütün reddettiği anlaşmanın Lübnan’da “iç çatışmaya” yol açabileceği uyarısında bulundu ve metnin sahada uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.

Fadlallah’ın açıklaması, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Lübnan devletinin çerçeve anlaşmasının uygulanmasına ilişkin “tüm sorumluluklarını üstleneceğini” ifade etmesinden bir gün sonra geldi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD ve İran teknik müzakerelere devam edecek

Yayınlanma

ABD ve İran’ın, gerçekleştirdikleri karşılıklı askeri misillemelerin ardından mutabakat muhtırasının tüm maddeleri üzerindeki teknik müzakereleri sürdüreceği bildirildi. Tarafların askeri eylemlerden kaçınma ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerinin güvenliğini sağlama konusunda anlaştığı belirtiliyor.

ABD ve İran’ın, karşılıklı askeri saldırıların ardından mutabakat muhtırasının tüm maddeleri üzerindeki teknik müzakereleri sürdüreceği bildirildi. Reuters haber ajansı ve The Hill gazetesinin Amerikalı bir yetkiliye dayandırdığı bilgilere göre, taraflar diplomatik kanalları açık tutma kararı aldı.

İlgili yetkili, sürece dair yaptığı açıklamada, “Her iki taraf da şimdilik aktif askeri eylemlerden kaçınacak ve gemiler Hürmüz Boğazı’nda serbestçe hareket edebilecek” ifadelerini kullandı.

Daha önce Axios portalında yayımlanan haberde, Washington ve Tahran yönetimlerinin karşılıklı saldırıları durdurma konusunda uzlaştığı ve 30 Haziran Salı günü Katar’ın başkenti Doha’da bir araya geleceği aktarılmıştı.

Söz konusu haberde yer alan bilgilere göre, başlangıçta aynı gün İsviçre’de İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin gerçekleştirilmesi planlanıyordu.

Ancak son dönemde yaşanan askeri hareketlilik ve yeni karşılıklı saldırlar nedeniyle toplantının yeri değiştirilerek Doha’ya alındı.

Bu gelişmeyle birlikte müzakere gündeminin de Hürmüz Boğazı ve çevresindeki güvenlik durumuna kaydırıldığı belirtildi.

Amerikan televizyon kanalı CNN’e konuşan üst düzey bir yetkili ise barış muhtırasına yönelik teknik müzakerelerin iptal edilmediğini ve planlandığı şekilde önümüzdeki günlerde gerçekleştirileceğini ifade etti.

Yetkili, taraflar arasındaki “çatışmayı önleme kanallarının olağan seyrinde faaliyet gösterdiğini” kaydetti.

Karşılıklı saldırıların ardından değerlendirmelerde bulunan ABD Başkanı Donald Trump ise askeri harekatın yeniden tam kapsamlı hale gelmesi durumunda İran’ın varlığının tehlikeye gireceğini ifade etti.

Trump, konuya ilişkin açıklamasında, “Daha fazla mantıklı davranamayacağımız ve yarım kalan işi askeri yöntemlerle bitirmek mecburiyetinde kalacağımız bir an gelebilir” uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English