DÜNYA BASINI
Taylor Swift, Cumhuriyetçileri yabancılaştırmayı göze alamaz
Yayınlanma
Yazar
Harici.com.tr
Editörün notu: Aslında “taşralı beyaz Amerikalı kız”ın vücut bulmuş hali gibi görünen country müziğin yeni yüzü Taylor Swift, Demokratlara meyletmesinden bu yana Cumhuriyetçilerin, ama özellikle de Trump’çı “MAGA” yandaşlarının hedefinde. Öyle ki, kimi muhafazakârlar Swift’in bir CIA unsuru olduğunu bile iddia etmişlerdi. Bununla birlikte, aşağıda okuyacağınız çeviri, Swift’in ve Demokrat yönelimli kültür endüstrisi ürünlerinin, kılıçtan keskin bir çizgide yürümek durumunda olduklarını da gösteriyor. Swift, belli ki üzerinde düşünülmüş bir PR kampanyasıyla, aslında Trumpçı-Cumhuriyetçi Amerikalılarla da dostluk geliştirdiğini, Cumhuriyetçilerin de kültür endüstrisinin alımlayıcı olduğunun altını çizerek, kendisini kültür savaşlarının ötesinde konumlandırmaya çalışıyor. Bu, ABD’nin bugünkü eğilimleri ile de tutarlı görünüyor. Son olarak, metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.
Taylor Swift’in politikasının gücü: “Miss Americana” Cumhuriyetçileri yabancılaştırmayı göze alamaz
Sarah Ditum
Unherd
12 Eylül 2024
Çev. Leman Meral Ünal
Politikacılar için önemli bir derstir: Düşmanlarınıza asla isim takmayın. Hillary Clinton bunu yaptı, hem de trajik bir şekilde, “bir sepet zavallı” ifadesini kullandığı o hazırlıksız açıklamasıyla…Peki bu ona seçim kaybettirdi mi? Tek başına hayır, ama kazanmasına yardımcı olmadığı da kesin. Ne var ki Trump destekçileri bunu benimsedi. Kadın hayranları [ufak bir revizyonla] kendilerini “sevimli zavallılar” olarak niteledi ve bu sloganı beyzbol şapkalarına elleriyle işledi.
Sekiz yıl sonra bu kez Cumhuriyetçiler aynı hatadan mustarip, fakat bir farkla: Bu trajik ifade başkanlık kampanyasından yıllar önce ortaya çıktı. 2021 yılında (o zamanlar Senato için yarışıyordu) J.D. Vance, [muhafazakâr kimliği ile bilinen] Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajda “çocuksuz sol” olarak tanımladığı kesime açıkça saldırmıştı. Vance, Carlson’a ABD’nin “kendi hayatlarından ve yaptıkları seçimlerden mutsuz olan ve bu yüzden ülkenin geri kalanını da perişan etmek isteyen bir avuç çocuksuz kedili kadın” tarafından yönetildiğini söylemişti.
Çocuksuz kedili kadınlar… Ne yazık ki Vance ve genel olarak Cumhuriyetçiler için bu muazzam bir ifade: Keskin, akılda kalıcı ve yeniden değerlendirilmeye müsait. İşte tam da bu nedenle Taylor Swift geçtiğimiz salı günü Demokratları desteklediğini açıkladığında, bunu Instagram’da üç kedisinden birini (ismi Benjamin Button olan bir ragdoll kedisi) tutarken çekilmiş bir fotoğrafını paylaşarak yaptı. Ve şu sözlerle bitirdi: “Taylor Swift, ‘çocuksuz kedili kadın’.” Elon Musk ise X’te ona hamile kalması yönünde cesur bir teklifle karşılık verdi, ki bu da Trump destekçilerinin “tuhaf” olduğu yönündeki suçlamaları azaltmayacaktır.¹
Aslına bakılırsa Swift’in Harris’e destek duyurusu pek de şaşırtıcı değildi. Swift 2020’de de Biden/Harris’i desteklemiş ve yine daha önceden de silah kontrolü ve kürtaj hakları gibi liberal taleplere destek vermişti. Ancak bu her şeye rağmen merakla beklenen bir açıklamaydı. Nitekim diğer pop yıldızları başkanlık seçimindeki tercihlerini ilan edeli epey uzun bir zaman olmuştu: Charli XCX, Harris Beyaz Saray adaylığını açıklar açıklamaz “Kamala IS brat”² şeklinde bir tweet atmıştı. Swift’in paylaşımından yalnızca birkaç saat önce ise The Guardian, “Taylor Swift gizli bir Trump destekçisi mi?” başlıklı bir yazı yayımladı. Bunu dayandırdığı şey ise Swift’in Instagram’da Trump paylaşımını beğenen bir arkadaşına sarılırken çekilen fotoğrafıydı (McCarthycilik şekil değiştirebilir ama asla ölmez, evet).
Bu önemli bir adımdı. Swift’in “kültürel” etkisi, onu korkutucu bir siyasi güç haline getiriyor. Swift 2023 yılında bir seçmen kayıt sitesinin linkini paylaştığında, o gün 35,252 yeni kayıt yapılmıştı; özellikle de Demokratlara oy verme olasılığı daha yüksek olan 18 yaşındakilerde yüzde 115’lik bir artış olduğunu söylemek gerek. Swift’in kitlesi çoğunlukla kadınlardan oluşuyor, bu da Yüksek Mahkeme’nin “Roe vs Wade” kararının³ iptali gölgesinde yapılan bir seçim için oldukça önemli. Daha açık bir ifadeyle, ne kadar fazla kadın oy kullanırsa, Trump’ın kazanma şansı o kadar azalacaktır.
Swift her ne kadar şu anda bir politik gücü elinde tutuyor olsa da, geçmiş yıllar düşünüldüğünde aslında bugüne kadar epey temkinli davrandı. Nashville sahnesinden genç bir şarkıcı-söz yazarı olarak genel hatlarıyla apolitik bir duruş sergiledi. Çocukken ilham aldığı country gruplarından Dixie Chicks (şimdi kısaca Chicks deniyor) 2003 yılında, grubun bir üyesinin konser sırasında George W. Bush’u eleştirmesinin ardından grubun o güne dek inşa ettiği tüm kariyerin ayağına sıkmıştı. Swift 2019’da bu olaya atıfla “Onlar öyle bir örnek oldular ki, onlardan sonra gelen her country sanatçısı ya da her plak şirketi size ‘Ne olursa olsun bu meselelere bulaşmayın’ mesajı veriyor” demişti.
Fakat aradan geçen beş yılda Swift, siyasi duruşunu sergileme konusunda artık çok daha rahat. Ne var ki hâlâ, 2020 yapımı belgeselin adındaki gibi, bir nevi “Miss Americana” olmanın getirdiği yükü taşıyor. Belki Nashville artık geride kalmış olabilir, ancak bu kez de muhafazakâr eğilimli Ulusal Futbol Ligi [National Football League, NFL] hayatında önemli bir yer teşkil ediyor. Kuşkusuz bunun ardında önceki partnerlerinin hepsinden daha fazla göz önünde olan futbolcu erkek arkadaşı Travis Kelce var. Hayranlık uyandırıcı bir ikili onlar: Aralarında spor ve pop müzik dünyalarını, erkek ve kadın olmayı, sağ ve sol eğilimleri bölüşüyor gibiler adeta.
Ama Swift bir kişiden daha fazlası. O bir işletme. Michael Jordan’ın “Cumhuriyetçiler hâlâ spor ayakkabı satın alıyor” sözü müzik endüstrisi için de geçerli: Cumhuriyetçiler de şarkı dinliyor, konser bileti ve daha başka ürünler satın alıyor. Swift için sanat, kendini gerçekleştirirken potansiyel ABD pazarının yarısını yabancılaştırmadan bunu yapabilmek biraz da. Bu, Swift’in siyasi çıkışından beri, daha açık bir biçimde politik meselelere dahil olmuş olan/olacak diğer sanatçıların da nasıl denge kuracaklarını öğrenmeye çalıştıkları bir alan. Örneğin Chappell Roan, LGBTQ davasını sonuna kadar destekliyor. Ancak röportajlarında sık sık Ortabatı’dan gelen kökenlerini ve karşıt görüşlü insanlarla kurduğu empatiyi de vurguluyor: “Onların nereden geldiğini biliyorum. Mesele o kadar da siyah-beyaz değil.”
Swift’in kullanabileceği “zavallılar” minvalinde bir ifadenin bedeli muhtemelen Clinton için olduğundan daha ağır olurdu. Bu nedenle, Demokratlar’a verdiği destek duyurusunun dikkatlice kurgulandığı görülüyor. Peki ya Trump yanlısı olduğu bilinen futbolcu eşi Brittany Mahomes ile sarılması? Kehanet okurları bu sarılmayı Mahome’nin siyasi aidiyetinin bir onayı olarak görürken yanılmışlardı, ancak bunun kasti olarak duyurulduğunu düşünmekte haklılar. Sarılmanın verdiği mesaj dostluğun partizanlıktan önce geldiğiydi. Swift’in dünyasında farklı inançlara sahip oldukları için insanları hayatımızdan çıkarmaya gerek yok, çıkarmadan da bu ilişkiler pekâlâ sürdürülebilir.
Bir paparazzi fotoğrafından çok fazla anlam çıkarmaktan çekiniyorum fakat belki de bu Amerikan demokrasisi için iyiye işarettir. Swift’in sessiz kaldığı dönemlerde, üzerinde siyasete dair konuşma baskısını çok da hissetmiyordu, zira 2000’lerin başında genç bir pop yıldızının siyasi görüşlerini açıklamasına dönük güçlü bir beklenti de yoktu. Onların işi sadece güzel görünmek ve kafa karıştırmayacak şekilde tehlikesiz olmaktı: Diğer bir deyişle, kimse Britney Spears’ın kime oy vereceğini merak etmiyordu.
Tüm bu manzara, 2000’li yılların ortalarında meydana gelen her şeyin büyük ölçüde politikleşmesiyle değişti. İlk olarak, “feminist” kavramı endişe verici derecede çatışmacı bir kadın imajından hızla uzaklaşarak, heyecan verici, hatta seksi bir anlama kavuştu: Hatırlayın, Beyoncé 2013 yılında bu kelimenin önünde dans bile etti. “Sessizlik şiddettir” türünden sloganlar popüler hale geldi ve bırakın kampanya örmeyi, aksi her şeyin kötülükle suç ortaklığı anlamına geleceği konusunda uzlaşıldı. Belki de daha önemlisi sosyal medyanın “sessizliği tespit etmeyi” kolaylaştırmasıydı. Örneğin “Siyah Hayatlar Önemlidir (Black Lives Matter)” hareketine destek vermek, Instagram hesabınıza bir siyah kare koymak kadar kolay, peki ya bu kadarını dahi yapmıyorsanız? Belki de gizli bir ırkçısınız.
Kişisel ilişkiler bir savaş alanı olarak görülüyor artık. Trump’ın başkan seçilmesi sonrası Şükran Günü’nün nasıl kutlanacağına dair sol eğilimli rehberler çoğalmaya başladı: Mic adlı internet sitesinde yayımlanan bir makalede “Eve gidip aile üyelerimizle zor konuşmalar yapmak bizim sorumluluğumuzda, çünkü sadece biz, onlara ulaşma ve toplumdaki bağnazlığın kökünü kazıma işine başlama kudretine sahibiz” deniyordu. Bunların benzeri sağdan da geliyordu: Muhafazakâr Heritage Foundation’ın bir yan kuruluşu olan Daily Signal, “liberal akrabalarınızı siyaseten nasıl ikna edebileceğiniz” konusunda ipuçları sunuyordu.
Swift’in geçmişi onu dilini tutmaya zorluyordu, fakat yeni düzen ona konuşmasını salık veriyor. Nitekim kendisini ilk kez 2014 yılında “feminist” olarak tanımladı. Oysa bundan sadece iki yıl kadar önce, feminist olup olmadığı yönündeki bir soruya “Ben olaylara pek de erkekler ve kadınlar arasındaki karşıtlık üzerinden bakmıyorum” yanıtını vermişti. Belki de daha önemlisi, bu iki uç nokta arasında, bir DJ tarafından cinsel saldırıya uğraması ve sonrasında bu kişiye karşı açtığı davayı kazanması da var. Swift’in siyasi evrimi işte tam da bu noktadan sonra istikrarlı şekilde gelişti ve bugün Trump’ın Swift’in desteğini aldığını ima eden sahte görüntüler paylaşacak kadar onun onayını arzuladığı bir noktaya gelindi.
Vance’in “çocuksuz kedi kadınlar” ifadesi her şeyin ama her şeyin – evcil hayvan sahibi olmaktan çocuk sahibi olup olmamaya dahi uzanan- politize edildiği bu dönemin en saçma ve en tepe noktasıdır. Anti-feminist sloganlar Tucker Carlson gibi [Cumhuriyetçilerin] sadık izleyici kitlesine iyi gelebilir, fakat dışarı dünyada pek çok kadın bunu Cumhuriyetçilerin kendilerini reddetmesi olarak algılayacaktır: eğer “çocuksuz kedili kadın” olmak onları liberal yapıyorsa, haydi öyle olsun – oylarını emin olun ki buna göre kullanacaklardır.
Swift’in yanıtı dikkatli, ağırbaşlı ve pek kararlı gibi görünüyor. Vance ve ekibinin yanına dahi yaklaşamadığı bir politik mesaj anlayışını ortaya koyuyor: Pop yıldızları geniş kitlelerin gücünü öğrenirken, sağcı politikacılar hayran kitlelerini hoşnut edebilmek için çırpınıyorlar. Bu elbette olması gerekenin tam tersi, ancak Swift tarzı siyaset ABD için umudu içinde barındırıyor. Belki de insanları artık sepetlere doldurmayı bırakmanın zamanı çoktan gelmiştir.
¹ Daha önce ABD başkanlık yarışında Trump’ı destekleyeceğini duyuran Musk, sahibi olduğu sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda Swift’e dönük, “Tamam Taylor… sen kazandın… sana bir çocuk vereceğim ve kedilerini hayatım pahasına koruyacağım” ifadelerini kullanmıştı. (ç.n.)
² İngiliz şarkıcı Charli XCX, “brat” albümü ile geri döneceğini duyurmuş, yeni albümü ile medyanın ilgisini kendisine çekmeyi başarmıştı. Charli, Harris’I ve yeni albümü eş zamanlı imleyen şekilde, “Kamala IS brat” paylaşımını yaptı. (ç.n.)
³ ABD Yüksek Mahkemesinin Texas eyaleti mevzuatının yasakladığı kürtaj uygulamasını kaldıran ve böylece tüm ülkede kürtajı yasallaştıran 22 Ocak 1973 tarihli sembolik önemi büyük olan kararı. (ç.n.)
İlginizi Çekebilir
-
AB, Rusya’nın Karadeniz anlaşması için yaptırımların hafifletilmesi şartını reddetti
-
AB, Ukrayna için Starlink’e alternatif arıyor
-
Trump’tan ithal otomobillere yüzde 25 gümrük tarifesi
-
Trump’ın otomobil tarifeleri Japonya ve Güney Kore’yi alarma geçirdi
-
Mark Rutte: Polonya’ya saldırı yapılırsa cevabımız yıkıcı olur
-
ABD Hazine Bakanı: Yaptırımların geleceği Rusya’nın adımlarına bağlı

İsrail’in en yüksek mahkemesi Netanyahu’yu durdurabilir mi?
Bibi’nin iki üst düzey yetkiliyi görevden alma hamlesinin ardından büyük hesaplaşma kapıda.
David E. Rosenberg / FP
Önümüzdeki haftalarda, İsrail demokrasisinin geleceğiyle ilgili büyük bir mücadele yaşanacak. Demokratik normları ve hukukun üstünlüğünü temsil eden tarafın bu mücadeleyi kazanacağının hiçbir garantisi yok.
Bir tarafta, devletin diğer organları zayıflatma ve sadık isimleri öne çıkarma hedefiyle geçen hafta iki kilit İsrailli yetkiliyi görevden almaya çalışan Başbakan Binyamin Netanyahu var. Diğer tarafta ise Yüksek Mahkeme yer alıyor. Teorik olarak Netanyahu’nun gündeminin bazı bölümlerini engelleme gücüne sahip olan mahkeme, pratikte ise kararlarını tanımamaya kararlı ve yetkilerini aşındırmaya çalışan bir hükümetle karşı karşıya.
Bu anayasal bir çıkmaza dönüşürse, Netanyahu’nun iktidara dönüşünden bu yana İsrail’i sarsan sokak protestoları yeniden alevlenebilir. Ülkeye dair genellikle temkinli açıklamalarda bulunan bazı etkili İsrailliler bile olası bir iç savaş konusunda uyarıyor.
Bu krizi tetikleyen olaylar, hükümetin son günlerde peş peşe aldığı iki karar oldu: İç güvenlik teşkilatı Şin-Bet’in Direktörü Ronen Bar’ın görevden alınması ve Başsavcı Gali Baharav-Miara’nın görevden alınma sürecinin başlatılması. Netanyahu, Bar’a olan güvenini kaybettiğini ve onu görev için “fazla yumuşak” bulduğunu belirterek kararı savundu. Adalet Bakanı Yariv Levin ise uzun süredir görevden almak istediği Baharav-Miara’yı “uygunsuz davranış” ve hükümetle “önemli ve uzun süredir devam eden görüş ayrılıkları” nedeniyle hedef aldı.
Hem Şin-Bet Direktörü hem de Başsavcı, hükümet tarafından atanan isimler olsa da onları görevden almak basit ve kolay bir prosedür değil.
Normal koşullarda, Şin-Bet Direktörü’nün görevden alınması idari hukuk çerçevesinde ele alınır; kararın gerekçelendirilmesi ve “makul” bulunması gerekir. Başsavcı ise ancak bir danışma komitesi kararıyla görevden alınabilir.
Ancak şu anda koşullar normal değil. Yasal düzenlemeler, hükümetin hem hukuki hem de ahlaki kurallara bağlı kalacağı varsayımıyla hazırlanmıştı. Netanyahu’nun geçmişteki hükümetleri de dahil önceki hükümetler de bu yetkililerle anlaşmazlıklar yaşanmıştı, fakat hiçbir zaman görevden alma yoluna gidilmemişti.
Ancak Netanyahu, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump gibi, gücüne sınır koyan bu mekanizmalardan rahatsızlık duyuyor ve siyasi rakiplerini hedef almaktan geri durmuyor. Ve yine Trump gibi Netanyahu da liderlerinin iktidar hırsını kendi toplumlarını yeniden şekillendirmek için kullanan ideologların yardım ve desteğini alıyor.
Baharav-Miara, Yüksek Mahkeme’yi ve yargı organının diğer kurumlarını zayıflatacak “yargı reformu” projesi dahil hükümetin anayasaya aykırı olduğunu düşündüğü eylemlerini ısrarla reddettiği için bir engel olarak görülüyor.
Bar ise normalde hükümetin hedefi olmayacak bir güvenlik bürokratıydı. Ancak Şin-Bet’in görevleri arasında İsrail demokrasisini korumak ve ulusal güvenliğe yönelik tehditleri araştırmak da bulunuyor. Bu görevler onu hükümetle karşı karşıya getirdi.
İsrail’de “devlete sızma” tartışması: “Dün vatan haini ilan ettiniz yarın idam edersiniz”
Netanyahu hükümetinin demokratik normlara karşı açtığı savaş, Baharav-Miara ve Bar’ı görevden alma girişiminden çok önce başlamıştı. İlk adım, 2022 sonunda hükümetin kurulmasının hemen ardından Levin’in yargıyı siyasetin kontrolüne almayı hedefleyen kapsamlı “yargı reformu” planını açıklamasıyla atıldı. Bu reform girişimi, geniş çaplı sokak protestoları, Yüksek Mahkeme’nin iptal kararları ve 2023 Ekim’inde yaşanan Hamas saldırısıyla birlikte rafa kalktı.
Ancak hükümetin yargı reformunu yeniden gündeme getirmeyi beklediği açıktı. Levin uzun süredir yargıyı “yozlaşmış ve solcu” olmakla suçluyor. Hükümetin aşırı sağcı ve dindar ortakları ise Yüksek Mahkeme’yi, İsrail’i daha dindar ve muhafazakâr bir topluma dönüştürme çabalarının önündeki en büyük engel olarak görüyor.
Netanyahu bu görüşleri paylaşmasa da yargı reformu sayesinde hakkında devam eden yolsuzluk davalarından sıyrılma ihtimali vardı. Protestolar, davalar ve savaşın baskısıyla, zamanla o da aşırı sağın bürokratları düşman olarak gören önermesini yavaş yavaş kabul etmeye başladı. Netanyahu eskiden “derin devletin” kendisini yıkmaya çalıştığına dair iddiaları sosyal medyadaki destekçilerine bırakırdı şimdi artık bu ifadeleri bizzat kendisi de kullanıyor.
Netanyahu, Trump’ın izinde: Yargıya ‘derin devlet’ suçlaması
Yargı reformunu yeniden başlatmak için uygun zaman geçen sonbaharda geldi. Hamas, Hizbullah ve İran’a karşı savaşlarda İsrail üstün görünse de savaş atmosferi sokak protestolarını bastırmak için yeterince yoğun bir ortam sağladı. Ayrıca Trump’ın yeniden iktidara gelişiyle birlikte, Beyaz Saray artık demokratik olmayan adımlara ses çıkarmayacaktı.
Ancak bu kez hükümet, yeni protestolara yol açma olasılığı daha düşük olan kademeli bir yaklaşımı tercih etti. Bu ay başında, Meclis yargıçları disiplin altına alan kurulun kontrolünü koalisyon milletvekillerine devreden bir yasayı onayladı. Yargıç atamalarını siyasallaştıracak bir başka yasa tasarısı da şu an Meclis’te. Son adımlar ise Şin-Bet Direktörü ve Başsavcının görevden alınması oldu.
Bu siyasi mücadele, Yüksek Mahkeme’de görülecek görevden alma davalarının arka planını oluşturacak. Ancak davaların içeriği, teknik olarak “çıkar çatışması” olup olmadığı sorusu etrafında şekillenecek.
Bar yönetimindeki Şin-Bet, Netanyahu’nun ofisinden sızdırıldığı iddia edilen gizli belgeler ile Katar’dan Netanyahu’ya yakın kişilere yapılan ödemeleri araştırıyordu. Ayrıca polis teşkilatına aşırı sağcı örgütlerin sızmasını da araştırdığı ortaya çıktı. Muhalifler, Netanyahu’nun Bar’ı görevden almasının yasal açıdan gerekçelendirilebilir görünse de asıl amacının bu soruşturmaları durduracak bir ismi atamak olduğunu savunuyor. Bu nedenle yargı müdahale etmeli.
Aynı durum başsavcı Baharav-Miara için de geçerli. Kendisi, Netanyahu’nun yolsuzluk, rüşvet ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılandığı davanın başsavcısı. Şu sıralar Netanyahu haftada iki kez Tel Aviv’deki mahkemede ifade veriyor. En azından teoride, sadık bir kişinin bu pozisyonda olması İsrail liderinin mahkumiyetten kaçmasını kolaylaştırabilir.
Yüksek Mahkeme, şimdiden Bar’ın görevden alınmasını durduran geçici bir tedbir kararı aldı ve konuyla ilgili temyiz başvurularını 8 Nisan’da dinleyecek. Mahkeme dört farklı karar verebilir: Temyiz başvurularını tamamen reddedebilir, hükümete kararını yasal çerçeveye uygun şekilde yeniden düzenlemesini emredebilir, Bar’ın birkaç ay içinde istifa etmesini öngören bir uzlaşma önerebilir ya da görevden alma kararını tamamen iptal edebilir. Sonuncusu olursa, büyük bir çatışma başlayacak demektir.
Yüksek Mahkeme Baharav-Miara’nın görevden alınmasına müdahale etmese bile süreç normalde aylar sürecek. Önce hükümetin oluşturduğu bir komitenin karar vermesi gerekiyor. Ancak hükümet, bu süreci hızlandırmak istiyor. Levin, Baharav-Miara’ya istifa etmesi yönünde baskı yapıyor ve son iki yıldır ona yönelik yıpratma kampanyasını sürdürüyor.
Yüksek Mahkeme harekete geçecek mi? Mahkeme Başkanı Isaac Amit kararlı bir isim ve Bar davasına bakan üç kişilik heyet hükümet aleyhine karar verme ihtimali yüksek olan daha liberal yargıçlardan oluşuyor. Öte yandan, Netanyahu, Levin ve hükümet üyeleri uzun süredir mahkemeyi itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Onlara göre mahkeme tarafsız olmadığı gibi hükümeti yargılama hakkına da sahip değil. Levin, Amit’in ocak ayında mahkeme başkanı olarak atanmasına karşı çıktı ve o zamandan beri onu boykot ediyor.
Normal şartlarda, Yüksek Mahkeme’nin kararı, ne kadar tatsız olsa da hükümet için bağlayıcı. Ancak bu kez hükümet kararları tanımama sinyalleri veriyor. Geçici tedbir kararının ardından bazı bakanlar, nihai kararın da tanınmayabileceğini açıkladı. Mahkemeyi ya geri adım atmaya zorlayacaklar ya da müdahil olmaktan caydıracaklar.
Bu durumda, hükümet ile yargı arasındaki güç dengesi İsrail halkı tarafından belirlenecek. Eğer anketler doğruysa, halk “derin devlet” argümanına inanmıyor. Yüksek Mahkeme’ye hükümetten daha fazla güveniyor. Geçen hafta sonu ülke genelinde 100 binden fazla kişi Bar’ın görevden alınmasına karşı protesto gösterileri düzenledi.
Ancak bu protestoların etkili olması için çok daha büyük ve uzun süreli olması gerekiyor. Bu da garanti değil. Gazze’deki savaşın yeniden alevlenmesi, aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir’in hükümete dönüşü ve protestolara karşı sert polis müdahaleleri, 2023’teki gibi kitlesel protestoların tekrarını zorlaştırabilir. Aylar süren savaşlar ve krizlerin ardından, halk artık yorgun olabilir. Netanyahu’nun umudu da tam olarak bu.
DÜNYA BASINI
Batı medyası ve siyasetinden temkinli İmamoğlu değerlendirmeleri
Yayınlanma
3 gün önce24/03/2025
Yazar
Harici.com.tr
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Batı medyası ve siyasetinden ardı ardına değerlendirmeler geliyor.
Medyadaki değerlendirmeler, büyük oranda “jeopolitik dönüşümlerin” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a açtığı fırsat pencereleri ile ilgili.
Örneğin Politico’da ‘Erdoğan demokratik muhalefeti bastırmak için jeopolitik bir fırsat yakaladı’ başlıklı haberde, “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıllarını demokrasiyi aşındırmak, muhalefeti bastırmak ve ülkenin ordu ve kamu hizmetlerini tasfiye etmekle geçirdi. Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti’nin laik kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasını gömmek için bu jeopolitik anı seçmiş gibi görünüyor,” deniyor.
Analizde, Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff’un Tucker Carlson’a verdiği mülakatta söylediklerine referans veriliyor. Witkoff, geçen hafta Carlson’a verdiği beyanda, iki lider arasında kısa süre önce gerçekleşen telefon görüşmesini “harika” ve “dönüm noktası niteliğinde” olarak nitelendirmişti.
Bloomberg: Erdoğan, NATO’nun Türkiye’ye olan ihtiyacı nedeniyle tutuklamaya ses çıkmayacağına güveniyor
Bloomberg’de yer alan ‘Erdoğan dünyanın Türkiye’deki kargaşayı görmezden geleceğine güveniyor’ başlıklı değerlendirmede ise, İmamoğlu’nun hapse atılmasının ardından Erdoğan’ın, “NATO müttefiklerinin Türkiye’ye, demokrasi kavgasından daha fazla ihtiyaç duyduklarına güvendiğini” öne sürüyor.
Analizde, “Türkiye Cumhurbaşkanı ve NATO’nun en büyük ikinci ordusunun komutanı, dünyanın kendisine, ülkenin demokrasisi için verilen mücadeleye katılma ihtiyacından daha fazla ihtiyaç duyduğuna güveniyor. ABD ve Avrupa güvenlik sorunlarıyla meşgulken, Erdoğan kendisini Ukrayna’dan Orta Doğu ve Afrika’daki çatışma bölgelerine kadar kilit bir güç simsarı olarak konumlandırdı,” deniyor.
Bloomberg, Avrupa başkentlerinden gelen birkaç itiraz dışında, İmamoğlu’nun tutuklamasının ardından uluslararası tepkinin yokluğunun dikkat çekici olduğuna işaret ediyor.
Yazıda, “Erdoğan muhtemelen Türkiye’nin artan stratejik öneminin demokratik eksikliklerinden daha ağır bastığını hesapladı. Yatırımcılar Türk varlıklarını terk ederken ve yabancı parayı ülkeye geri getirme yolunda son dönemde kaydedilen ilerlemeyi geri alma riskini taşırken bile, bu şimdiye kadar siyasi olarak karşılığını veren bir bahis,” ifadeleri kullanıldı.
Ekonomi yayını, özellikle Ukrayna’daki savaşın Avrupa’yı, Türkiye’ye giderek daha fazla bağımlı hale getirdiğini ileri sürüyor.
Economist: Geriye otokrasiye yakın bir yönetim kaldı
Ünlü ekonomi dergisi Economist ise İmamoğlu’nun tutuklanmasını ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan rakibini hapse attı ve Türkiye’nin demokrasisini tehlikeye attı’ başlığıyla verdi.
“Türkiye geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşıyor,” iddiasında bulunan dergi, her şeye rağmen Türkiye’deki seçimlerin ‘çoğunlukla serbest’ kaldığını, ama İmamoğlu’nun tutuklanması ile birlikte “geriye çıplak otokrasiye yakın bir yönetim kaldığını” öne sürdü.
Tutuklamaların Türkiye’nin on yılı aşkın bir süredir gördüğü en büyük protestolara yol açtığına işaret eden Economist, protestolardaki gözaltıları ve polis şiddetini de sayfalarına taşıdı.
Euractiv: Erdoğan jeopolitik değişimi değerlendirerek zamanını iyi seçti
Euractiv’de yer alan değerlendirmede de, “İç siyasi çalkantılara rağmen, Ankara’nın AB ile daha yakın ilişkiler kurması ve bloğun savunma fonlarına erişim kazanması için daha iyi bir zamanlama olamazdı,” deniyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘zamanını iyi seçtiğini’ savunan Euractiv, ‘içeride demokratik muhalefeti bastırmak ve dışarıda jeopolitik puan toplamak için jeopolitik değişimi değerlendirdiğini’ yazıyor.
Bir süredir AB-Türkiye ilişkilerinin gergin seyrettiğini hatırlatan Euractiv, ABD’nin Kıta’dan çekilme işaretleri vermesi ve Rusya ile ilişkileri düzeltmek istemesi birlikte büyük bir silahlanma hamlesi başlatan Avrupa’da Türkiye’ye bakışın değişmeye başladığına işaret ediyor.
Bazı AB diplomatlarına göre ABD Başkanı Donald Trump’ın dönüşü ve jeopolitik değişimler Kıta’da Ankara ile daha yakın ilişkilere bakış açısını değiştirdi.
‘Brüksel’de Türkiye’nin benzer düşünen bir ortak ve müttefik olduğu söyleniyor’
Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin, Avrupa’daki güvenlik zirvelerine giderek daha fazla katılmaya başladığını ve üst düzey yetkililerin de bu konuya ilgi duyduklarını açıkça ifade ettiğini vurgulayan Euractiv, “Brüksel’deki iktidar koridorlarında tekrarlanan bir söylem, Türkiye’nin benzer düşünen bir ortak ve müttefik olduğu ve uzun vadeli güvenlik çıkarlarının birkaç kişinin kısa vadeli çıkarlarının önüne geçmesi gerektiği yönünde,” diye yazıyor.
Ankara’nın, Avrupa’nın savunma planları için kendisine ihtiyaç olduğunu çok iyi anladığını savunan yayın, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de Erdoğan ile daha yakın işbirliği için AB nezdinde lobi yaptığını aktarıyor.
Yazıda şunlar söyleniyor:
“Türkiye’nin stratejik coğrafi konumu, Karadeniz’den Akdeniz’e ulaşımı sağlayan önemli bir nakliye ve ticaret yolu olan ve savaşın ilk günlerinde Rus savaş gemilerine kapatmakta tereddüt etmediği İstanbul Boğazı’nın kontrolünde kilit rol oynuyor. Gelecekte Avrupa savaş gemilerinin Karadeniz’e erişimine ihtiyaç duyulması halinde, anahtar Ankara’nın elinde olacak. Yerli Kırım Tatarlarının Osmanlı İmparatorluğu ile bir dizi tarihi bağı olan Kırım Yarımadası’nda kalıcı bir Rus varlığı Ankara’nın çıkarına olmayabilir.”
Euractiv’e konuşan AB yetkililerine göre Türk askeri teçhizatı, blok dışından temin edilebilecek en ucuz seçenekler arasında yer alıyor ve Ukrayna ve Azerbaycan da dahil olmak üzere savaş bölgelerinde sahada test edildi.
‘AB, Türk askerine Ukrayna’da güveniyor’
Yine habere göre, Gelecekte Ukrayna’da yapılacak bir barış anlaşmasında Avrupalı barış gücü askerlerinin ateşkesi sağlaması halinde Türkiye’nin askeri gücü de işe yarayabilir.
AB savunma fonlarına erişim konusunda, giderek artan sayıda AB diplomatı, Avrupa’nın ‘gerçekleri görmesi’ ve ABD’ye bağımlılığının yerini alacak ortak tabanını genişletmesinin sadece bir zaman meselesi olduğuna inanıyor.
Bir AB diplomatı, AB’nin “bir noktada, hızlı bir şekilde yeniden silahlanma konusunda ciddiysek bu ülkelere ve endüstrilerine ihtiyacımız olduğu konusunda pragmatik bir durum değerlendirmesine varması gerektiğini” söyledi. Euractiv’e göre bu görüşler Brüksel’de giderek daha fazla yankı buluyor.
Bir AB yetkilisi, Fransa’nın savunma konusundaki ‘Avrupalı Satın Al’ rağmen, savunma konusunda Türkiye gibi tüm bu ülkelere yaklaştıklarını söyledi.
Avrupa’nın yeni silahlanma fonuna AB dışından katılım için, üçüncü ülkelerin AB ile savunma anlaşması imzalaması gerekiyor. Öte yandan böyle bir savunma anlaşması için ‘nitelikli çoğunluk’ yeterli olduğundan, Kıbrıs ve Yunanistan’ın itirazlarına rağmen Brüksel ile Ankara arasında böyle bir anlaşmanın imzalanmasının önünde engel yok.
Bu hafta başında masaya yatırılan ve üye devletler tarafından şartları daha da sıkılaştırmak ya da gevşetmek üzere değiştirilebilecek olan taslak metne göre, ikinci anlaşma doğrudan üçüncü ülke ile Avrupa Komisyonu arasında imzalanacak.
Bazı AB diplomatlarına göre, Türkiye’de dengeler değişirse, Polonya’nın AB dönem başkanlığı daha hızlı bir anlaşma için oybirliği arayışından vazgeçebilir.
Yine Euractiv’e göre, Türkiye’nin Rusya’ya karşı Batı’yla aynı safta yer almak arasında ince bir ipte yürümesi ikinci derecede önemli bir mesele gibi görünüyor.
Scholz’un İmamoğlu tepkisine rağmen Berlin, Ankara ile yakın savunma işbirliği istiyor
Dolayısıyla, özellikle Almanya’dan gelen bazı tepkilere rağmen, İmamoğlu’nun tutuklanmasına yönelik Kıta’dan gelecek tepkilerin genellikle “görmezden gelmek” olacağına vurgu yapılıyor.
Dahası, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un sert eleştirilerine rağmen, Alman yetkililer Berlin’in daha yakın bir savunma işbirliğinin önünde durmayacağını vurgulamakta gecikmedi. Fransız Elysee yetkilileri ise kamuoyu önünde yorum yapmaktan kaçındı.
Üst düzey AB yetkilileri Türk yetkilileri demokratik standartlara uymaya çağırırken, “temel haklara saygı ve hukukun üstünlüğünün AB’ye katılım süreci için elzem” olduğunu belirttiler fakat AB liderlerinin çoğunluğu sessiz kaldı.
Bazı AB diplomatları, stratejik gereklilikler lehine konuyu görmezden gelebileceğine inanıyor. Fakat diğer alanlarda AB-Türkiye ilişkilerinin yakınlaşması konusunda yaşanan siyasi tıkanıklık farklı görünüyor.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan kişiler, Ankara’nın yıllardır iki temel talebi olan AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve vize serbestisinin, ‘reform eksikliği’ nedeniyle ilerleme ihtimalinin çok düşük olduğunu söylüyor.
DÜNYA BASINI
İmamoğlu’nun tutuklanması Batı basınında yankı buldu
Yayınlanma
4 gün önce23/03/2025
Yazar
Harici.com.tr
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması Batı basınında geniş yankı buldu. Pek çok Batılı yayın kuruluşu, tutuklamanın Türkiye’deki ‘demokrasi ilkeleri üzerindeki endişeleri artırdığını’ ve siyasi motivasyon taşıdığını ileri sürdü. Batı basını, Türkiye genelinde İmamoğlu’na destek gösterilerini ve uluslararası kuruluşların tepkisini de haberleştirdi.
Batı basını, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına geniş yer ayırarak, Türkiye’nin “demokratik ilkelerine dair endişeleri ve tutuklamanın potansiyel siyasi nedenlerini” ele aldı
The Times (Birleşik Krallık): Gazetenin bir köşe yazısında, İmamoğlu’nun tutuklanması ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1999’daki hapis cezası alması arasında paralellikler kuruldu. Yazıda, Erdoğan’ın önde gelen siyasi rakibi İmamoğlu’na karşı mevcut eylemlerinin, Erdoğan’ın daha önceki demokratik vaatlerinden uzaklaşmayı yansıttığı öne sürüldü.
The Guardian (Birleşik Krallık): The Guardian, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Türkiye genelinde yayılan geniş çaplı protestoları haberleştirdi. Gösterilerin “demokrasi, hukuk devleti ve eşit haklar için daha geniş bir harekete dönüştüğünü” yazdı. Makale, Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD gibi kuruluşlardan gelen cılız tepkilerle uluslararası yanıtın sınırlı kaldığına da dikkat çekti.
Associated Press (ABD): Associated Press, İmamoğlu’nun yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanmasına yol açan hukuki süreci ele aldı. Tutuklamanın yaklaşan seçimler öncesinde gerçekleştiği zamanlamasına ve Türkiye’nin siyasi ortamı üzerindeki potansiyel etkisine dikkat çekti. Haber, muhalefet figürlerinden ve uluslararası kuruluşlardan gelen tutuklamanın siyasi çıkarımlarını eleştiren yorumlara da yer verdi.
Euronews (Avrupa): Euronews, İstanbul ve diğer şehirlerdeki kitlesel protestoları detaylı bir şekilde aktardı. Protestocuların gösteri yasaklarına ve yol kapatmalara karşı gelmesini vurguladı. Haber, “protestocular arasında tutuklamanın Erdoğan’ın ana rakibini saf dışı bırakmak için siyasi amaçlı olduğu” algısının yaygın olduğunu belirtti.
El País (İspanya): El País, İmamoğlu’nun geçici tutukluluğuna yol açan yargı sürecini haberleştirdi. Muhalefetin tutuklamayı 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bir rakibi ortadan kaldırma amaçlı siyasi bir girişim olarak gördüğünü kaydetti.
Die Welt (Almanya): Die Welt, mahkemenin İmamoğlu’nu tutuklama kararını ve ardından başlayan kitlesel protestoları haberleştirdi. İmamoğlu’nun asılsız ve iftira niteliğinde olduğunu ifade ederek reddettiği teröre destek iddialarına da değindi.
Diğer yandan Avrupa Komisyonu: Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İmamoğlu’nun tutuklanmasından derin endişe duyduğunu ifade etti.
Von der Leyen, Ankara’ya özellikle seçilmiş yetkililerin hakları olmak üzere “demokratik değerleri koruma yükümlülüğünü” hatırlattı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ise kararı “adaletin trajedisi” ve demokratik sürece yönelik bir saldırı olarak kınadı.
Kuruluş, tutuklamanın “İstanbul seçmenlerinin seçtikleri temsilciden mahrum bırakılarak haklarının ihlal edildiğini” savundu.

Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, Çin heyeti ile görüştü

Bloomberg: İsrail, dünyanın silah tedarikçisi olmayı hedefliyor

AB, Rusya’nın Karadeniz anlaşması için yaptırımların hafifletilmesi şartını reddetti

AB, Ukrayna için Starlink’e alternatif arıyor

Trump’tan ithal otomobillere yüzde 25 gümrük tarifesi
Çok Okunanlar
-
GÖRÜŞ2 hafta önce
Sosyalizmin yeni dünya-sistemindeki yeri – 1
-
RUSYA2 hafta önce
Ukrayna ordusu, Kursk oblastından çekilmeye başladı
-
DİPLOMASİ2 hafta önce
Bloomberg: Erdoğan, Ukrayna’ya barış gücü göndermeyi planlıyor
-
GÖRÜŞ2 hafta önce
Suriye federasyona mı gidiyor?
-
GÖRÜŞ2 hafta önce
Avrupa’nın ABD ile ilişkileri stratejik bağımlılıktan stratejik özerkliğe dönüşüyor
-
ORTADOĞU2 hafta önce
Suriye’deki Alevi katliamlarına dair tanıklıklar
-
DİPLOMASİ1 hafta önce
İngiltere, Ukrayna’ya binlerce asker göndermeye hazırlanıyor
-
AVRUPA2 hafta önce
Alman partilerinin ‘savaş’ anlaşması borsayı uçurdu