Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da koalisyon programı taslağı medyaya sızdırıldı

Yayınlanma

Geçtiğimiz pazar gününe kadar, federal erken seçimlerden birinci parti çıkan CDU/CSU ile üçüncü olan SPD 16 çalışma grubunda koalisyon anlaşmasını müzakere etti.

Öngörülen gizliliğe rağmen, nihai belgelerin çoğu medyaya sızdırıldı. Belgelerdeki çok sayıda değişiklik önerisi, tarafların pek çok noktada anlaşmaya varmaktan hâlâ çok uzak olduğunu gösteriyor.

Müzakere edilen politika gündemleri arasında göç; ısıtma, enerji ve iklim; zorunlu askerlik hizmeti ve askeri teçhizat; ulaşım, inşaat ve konut; vatandaşlık geliri; ve finans/maliye yer alıyor.

Göç

Göç konusu en hararetli tartışmaların yaşandığı konulardan biri. CDU lideri Friedrich Merz, göç politikasında bir dönüşümü ilan etse de SPD her yerde buna uymak istemiyor.

Almanya’nın sürekli kontrol altında tutulan sınırlarında polisin komşularıyla “koordinasyon halinde” sığınmacıları geri çevirebilmesi gerektiği konusunda bir mutabakat var ama henüz bunun ne anlama geldiği belirsiz.

Bunun yanı sıra Cezayir, Hindistan, Fas ve Tunus da hızlı bir şekilde güvenli menşe ülkeler kategorisine alınarak sığınma hakkı elde etmek daha zor hale getirilecek. Ağır suç işleyen göçmenler sınır dışı edilecek.

Bir başka net karar ise, hassas durumdaki yabancılar için yeni kabul programlarının açılmaması. Örneğin Afganlar için olduğu gibi halihazırda mevcut olanlar “mümkün olduğunca” sona erdirilecek. İkincil koruma hakkına sahip kişilerin ailelerini kendi ülkelerinden geri getirmelerine de izin verilmeyecek fakat bu durum geçici olarak tanınan mültecilerin sadece üçte birini etkileyecek.

Göç çalışma grubunun nihai raporuna göre, Suriye’deki yeni yöneticiler azınlıklara zulmediyor olsa da, “suçlular ve risk altındaki insanlardan başlayarak” Afganistan ve Suriye’ye sınır dışı edilmeleri planlanıyor.

Daha fazla insanı daha hızlı bir şekilde sınır dışı edebilmek için birkaç küçük önlem üzerinde anlaşmaya varıldı. Örneğin, sınır dışı edilmeden önce hukuki danışmanlık hizmeti kaldırılacak; oysa daha önce yasal olarak reddedilenler yasal olarak temsil edilmeye devam edebiliyordu.

Gelecekte Federal Polis de ülkeyi terk etmek zorunda kalanların kaçmasını önlemek için gözaltı talebinde bulunabilecek. Daha önce bunu sadece göçmenlik makamları yapabiliyordu.

Isıtma, enerji ve iklim

CDU/CSU, yeni hükümetin enerji politikasını “yeni bir başlangıç” olarak görmek istese de halihazırda üzerinde mutabık kalınan hususların çoğu, geçen sene çöken trafik lambası hükümetinin başlattıklarının bir devamı gibi görünüyor.

Muhtemel CDU-SPD hükümeti iklim ve enerji politikasının temel taşlarını, 2045’te iklim nötrlüğü taahhüdünü, 2038’de kömürün kullanımdan kaldırılmasını, emisyon ticaretini, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasını ve hidrojen kullanımını değiştirmek istemiyor.

Koalisyon hükümeti tarafından planlanan çok sayıda yeni gaz yakıtlı elektrik santralinin inşası da devam edecek. Fakat, Yeşillerin bir zamanlar istediği 2030 yılına kadar kömür ile enerji üretiminin erken aşamalı olarak durdurulması iptal edilecek.

‘Siyah-Kırmızı’ hükümet şimdi elektrik vergisi ve şebeke ücretlerini düşürerek elektriği kilovat saat başına en az beş sent kalıcı olarak daha ucuz hale getirmek istiyor. Enerji yoğun sanayi şirketleri de sanayi elektriği fiyatı ile rahatlatılacak fakat bu, devlete milyarlarca dolara mal olacak.

Elektrik şebekelerinin genişletilmesi konusunda nasıl bir yol izleneceği belirsiz. CDU/CSU, yeraltı kablolarından daha ucuz ama daha açıktaki olan yüksek gerilim hatlarının inşasına öncelik vermek istiyor. SPD ise protestoları önlemek için yeraltı kablolarını tercih ediyor.

CDU/CSU “Almanya’daki konvansiyonel gaz üretim potansiyelinden faydalanmak” istiyor ve yeni nesil nükleer santrallerle bir atılım yapmayı umuyor.

Ayrıca, uzmanların bu konuda ciddi şüpheleri olmasına rağmen, yakın zamanda kapatılan nükleer santrallerin yeniden faaliyete geçirilip geçirilemeyeceğinin hızlı bir şekilde gözden geçirilmesini istiyor. SPD bunların hiçbirini istemiyor.

Uzun süredir gündemde olan ısınma yasa tasarısı konusunda da liderleri zor saatler bekliyor gibi görünüyor. CDU/CSU yasanın açıklandığı şekliyle yürürlükten kaldırılmasını ama “ısınma sübvansiyonunun” devam etmesini istiyor. Sosyal Demokratlar ise sadece yasayı değiştirmek ve sübvansiyonu sosyal olarak kademeli hale getirmek istiyor.

İklim parası konusunda bir anlaşma olduğu açık fakat bu da muhtemelen teoride kalacak. CO₂ fiyatından elde edilen geliri vatandaşlara iade etmek istediklerini söylüyorlar fakat “bürokratik olmayan ve sosyal olarak kademelendirilmiş yardımlar ve konut ve hareketlilik için sübvansiyonlar” getirmek şartıyla. Milyarlarca yeni borca rağmen, toplu ödeme için para yok.

Zorunlu askerlik hizmeti ve Bundeswehr

Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) geleceğine ilişkin tartışmalar da sürüyor. Dış İlişkiler ve Savunma Çalışma Grubu’nun çalışma belgesinde, Bundeswehr’in “kısa vadede, kesin ve sürdürülebilir bir şekilde” daha güçlü hale gelmesi konusunda bir mutabakat var.

Yatırımlar bir “Bundeswehr Altyapı Hızlandırma Yasası” ile hızlı bir şekilde başlatılabilecek fakat bu yasa 2022’den beri yürürlükte ve silah ve teçhizatın hızlı bir şekilde tedarik edilmesinin önündeki en büyük engel bürokrasi.

CDU/CSU bu nedenle Koblenz Tedarik Ofisi’nden bazı yetkileri almak ve bu amaçla bir ajans atamak istiyor. Ayrıca “çok yıllı bir yatırım planı” hedefliyorlar. Bunun nedeni ise, tek bir seçim döneminin silah geliştirme ve satın alma için çok kısa sayılması.

CDU/CSU ayrıca zorunlu askerlik hizmetini yeniden etkinleştirmek istiyor. SPD ise buna karşı çıkıyor ve herkes için gönüllü hizmet, ayrıca bunun başlatılması konusunda “toplum genelinde geniş bir tartışma” istiyor.

Ulaşım, inşaat ve konut

Ulaşım söz konusu olduğunda SPD ve CDU/CSU’nun anlaşamadığı tek bir nokta var: otoyollarda hız sınırı. SPD saatte 130 kilometre hız isterken, CDU/CSU herhangi bir sınırı reddediyor.

Öte yandan, Deutschlandticket’in (otobüsler ve trenler için alınan abonelik bileti) 2025’ten sonraki geleceği konusunda netlik var. CDU/CSU içinde önceden bir direnç vardı ama şimdi aboneliğin devamı konusunda anlaşma sağlandı. Fakat fiyat 2027’den itibaren “kademeli olarak ve sosyal sorumluluk bilinciyle” artacak.

Yeni koalisyon ortakları demiryolu ağını yenileme planları için özel altyapı fonundan tam olarak yararlanmayı planlıyor: SPD yatırımları artırmayı ve demiryolları için bağlayıcı, uzun vadeli bir finansman taahhüdü ile bir altyapı fonu oluşturmayı başardı.

Özel fondan gelen para aynı zamanda yoğun yüksek hızlı tren hatları için mevcut yenileme konseptine aktarılacak ve böylece ihmal edilen ikincil hatlar için bütçe fonları serbest bırakılacak.

Aynı zamanda, gelecekteki hükümet ortakları demiryolu için 5 milyar avroluk yeni bir finansman boşluğu açıyor. Şimdiye kadar karayolu ağı, kamyon geçiş ücretinden elde edilen gelirin yardımıyla demiryolu ağını çapraz finanse etmişti. Fakat gelecekte, bir ulaştırma sektöründeki finansman döngüleri kapalı kalacak ve kamyon geçiş ücreti Autobahn GmbH’ye akacak.

İklim politikası açısından hava taşımacılığı geriye gidiyor gibi görünüyor. Muhtemel yeni federal hükümet hava trafik vergisindeki artışı tersine çevirmek ve genellikle kârlı olmayan bölgesel havalimanlarını desteklemeye devam etmek istiyor.

Bununla birlikte, yerel toplu taşıma için en azından bir rahatlama var: SPD, federal hükümetin bölgeselleşme fonlarının öncelikle yerel ulaşıma akmasını sağlamayı başardı.

SPD konut konusunda da bir zafer kazandı. CDU/CSU tarafından pek sevilmeyen kira dondurma uygulaması iki yıl daha uzatılacak. 

Vatandaşlık geliri uygulaması

Koalisyon hükümeti tarafından uygulamaya konulan Vatandaşlık Gelirinin (Bürgergeld) “yeni temel gelir” olarak adlandırılması konusunda anlaşmaya varıldı.

İş bulma merkezlerine yönetim için daha fazla para verilecek. Koşullar sıkılaştırılacak. Buna göre her işsizin “iş bulmak için aktif olarak çaba göstermesi” gerektiği belirtiliyor.

Yaptırımlar “daha hızlı, daha basit ve daha az bürokratik” bir şekilde uygulanacak. Çalışmayı ısrarla reddedenlerin yardımları Karlsruhe içtihadına uygun olarak tamamen kesilecek.

Ukraynalıların da aldığı ve devletin zaman zaman yaptırım uygulamadan verdiği vatandaşlık ödeneği, geçmişte adalet konusunda hararetli tartışmalara yol açmıştı.  

Kamu maliyesi

Müzakereciler mali detaylar konusunda neredeyse hiç anlaşamadılar. CDU/CSU ve SPD, federal bütçede savunma harcamaları için borç frenini gevşeterek biraz nefes alabildi. Bununla birlikte, ek mali hareket alanı sınırlı ve her iki tarafın da uygulamak istediği pahalı seçim vaatlerinin listesi uzun.

Sonuçta Federal Anayasa Mahkemesi çarşamba günü dayanışma sürşarjının (ek vergi) yasal olduğunu ilan etti. Bu da federal hükümetin yıllık 13 milyar avroluk geliri elinde tutacağı anlamına geliyor.

Asıl anlaşmazlık noktası vergiler açısından neyin mümkün olduğu. Örneğin gelir vergisinde geniş kapsamlı indirimler için yeterli para omadığı ileri sürülüyor. SPD yüksek gelirliler üzerindeki vergi yükünü artırmak istiyor. Bu federal gelirleri arttırabilir, fakat CDU/CSU’nun vergi artışlarını kabul edip etmeyeceği şüpheli.

CDU/CSU özellikle kurumlar vergisini mevcut yüzde 30 seviyesinden yüzde 25’e düşürmek istiyor. Fakat SPD bunu sadece 2029’dan itibaren yapmaya hazır ve sadece yüzde bir puan düşürmek istiyor.

Almanya’daki yatırımların daha cazip hale getirilmesi konusunda anlaşma var. Yatırım maliyetlerinin vergiden düşülebilmesi için amortisman kurallarının iyileştirilmesi planlanıyor. 

Avrupa

NATO, Fransa seçimlerinden endişeli

Yayınlanma

Fransa’da 2027’de yapılacak seçimlerde NATO ile ilişkileri değiştirmek isteyen güçlü adayların varlığı Brüksel’de kaygıyla karşılanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen NATO’nun entegre komutanlığından ülkesini çıkarmak isterken, solcu Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri Jean-Luc Mélechon ise ittifaktan tamamen ayrılmayı savunuyor.

Hem Le Pen hem de Mélenchon, görüşlerini yüksek sesle ve net bir şekilde dile getirdi.

Le Pen mayıs ayında yaptığı açıklamada, “NATO’nun entegre komutasından ayrılmalıyız,” demişti.

Üstelik bu sadece seçim kampanyası retoriği gibi görünmüyor. Konuyu ilk elden bilen bir yetkiliye göre, Le Pen bu yılın başlarında üst düzey bir Fransız askeri komutanla yaptığı kapalı kapılar ardındaki toplantıda da aynı noktaya değindi.

Yetkili, Le Pen’in ayrıca Fransa’nın eninde sonunda Rusya ile ilişkilerini yeniden kurmak zorunda kalacağını savunduğunu da ekledi.

Hükümete yakın bir Fransız milletvekili, “Bugün, Ulusal Birlik içinde iktidarı yeniden ele geçiren … Rus yanlısı kanattır,” dedi.

Mélenchon ise daha da ileri ediyor. Uzun süredir NATO’yu eleştiren Mélenchon, geçen ayın sonlarında, Amerika’nın “açıkça düşmanca” tutumu nedeniyle NATO’dan tamamen çekilmeyi de içeren bazı temel uluslararası önceliklerini ana hatlarıyla açıkladı.

Fransız siyasetçi, haziran ayında katıldığı bir konferansta, “NATO üyeliğinin devamı söz konusu olamaz,” demişti.

POLITICO’ya göre ittifak, Avrupa’ya yönelik Washington’un savunma taahhüdüne ilişkin şüphelerle boğuşurken ve Rusya’nın olası bir saldırısına karşı hazırlık amacıyla silahlanmasını sürdürürken, Fransa’da yapılan son anketler, gelecek yılki seçimlerde Fransız seçmenlerin yaklaşık yarısının NATO’ya karşı çıkan “sert çizgideki” adayları desteklediğini gösteriyor.

AB’nin tek nükleer gücü olan Fransa’nın NATO’dan çekilmesi, ittifakta şok dalgaları yaratacak, Romanya ve Estonya’daki Fransız birliklerinin konuşlandırılmasını belirsizliğe sürükleyecek, önemli savaş teçhizatına erişimi kısıtlayacak ve 32 üye ülke arasındaki askeri koordinasyonu zayıflatacak.

Friends of Europe düşünce kuruluşunda kıdemli savunma uzmanı ve eski NATO sözcüsü Jamie Shea, ABD’nin varlığının azalmasıyla birlikte, hedefin Fransa da dahil olmak üzere Avrupalıların daha fazla sorumluluk üstlenmesi olduğu bir dönemde, “büyük bir Avrupa ülkesinin ittifaktan uzaklaşmasını istemeyeceklerini” söyledi.

NATO’nun birleşik komutasından ayrılmanın yaratacağı etkiler, hem Paris hem de ittifak için sorunlara yol açacak.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, POLITICO’ya verdiği demeçte şunları söyledi:

“Fransa’nın güçlü bir NATO’nun uzun vadeli faydalarını anlamasını umuyoruz… ve bu, Fransa’nın NATO yapılarına oldukça tam bir şekilde entegre olmasını da gerektiriyor. Bu nedenle, savunma politikasında… siyasi çizgilerini güçlü bir konumda tutacaklarını umuyoruz.”

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hâlâ sekiz ay varken, sonucun ne olacağı belirsiz. Adayların seçildikten sonra ittifak hakkındaki görüşlerini yumuşatma ihtimali de var; tıpkı İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin 2022’de yaptığı gibi. 

Fakat ülkenin ittifakla olan tarihsel olarak gergin ilişkisi göz önüne alındığında, NATO için tehdit ciddi boyutta.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir NATO diplomatı, “O seçimlerden korkuyorum. Fransa’yı kaybetmek korkunç olur,” dedi.

Le Pen’in önerdiği seçenek Fransa’da ilk kez tartışılmıyor. 1966 yılında, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, daha fazla egemenlik ihtiyacını gerekçe göstererek ülkesinin NATO askeri yapılarına katılımını sonlandırmıştı.

Yaklaşık 26.000 askeri geri çeken De Gaulle, NATO’nun Belçika’ya taşınmasına neden olmuştu.

Paris, bu kararını ancak 2009 yılında, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy döneminde geri aldı.

Rasmussen Global siyasi danışmanlık şirketinin CEO’su ve NATO’nun eski politika planlama başkanı Fabrice Pothier, bunun tekrar olması durumunda Paris’in ittifakla ilişkilerini tamamen kesmesinin pek olası olmadığını belirtti. 

Fakat ona göre yeni bir “sert çizgideki” cumhurbaşkanının yönetiminde “sürekliliğin olacağını düşünmek “aptalca” olur.

“Fransızlar hiçbir zaman en NATO yanlısı üyeler arasında yer almadı” diyen Pothier, bu konunun “popülistler” için “kolay bir hedef” olduğunu belirtti.

POLITICO’nun elde ettiği bu bahar aylarında yapılan ittifak içi anket sonuçlarına göre, Fransız seçmenlerin yaklaşık yüzde 54’ü NATO’da kalmak için oy kullanacaklarını belirtti.

Bu oran, Karadağ’dan sonra NATO’nun 32 üyesi arasında en düşük ikinci oran.

Fransa’nın iki turlu cumhurbaşkanlığı seçim sistemi, seçmenlerin daha ılımlı adayların etrafında birleşmesi nedeniyle daha önce sert çizgideki adayların kazanmasını engellemiş olsa da, bu durum gelecek yıl gerçekleşmeyebilir.

Bu tehdidi hayata geçirmek, NATO için ciddi sonuçlar doğuracak. Avrupa Parlamentosu Savunma Komisyonu Başkanı Alman siyasetçi Marie-Agnes Strack Zimmermann şöyle konuştu:

“Fransa sadece kurucu bir üye değil, aynı zamanda bu ittifakın kilit aktörlerinden biri… özellikle de nükleer silah envanteri nedeniyle. Bundan kazanç sağlayacak tek bir grup var — o da özgürlüğümüzün düşmanlarıdır.”

Teorik olarak, NATO’nun komuta yapılarından ayrılma kararı derhal alınabilir. Fransa cumhurbaşkanının parlamentoya danışmasına gerek yok ve NATO antlaşmasındaki bir yıllık çekilme hükmü, yalnızca ittifakın siyasi yapılarından ayrılan ülkeler için geçerli; ki bu, Le Pen’in politikası kapsamında mutlaka böyle olmayabilir.

Fakat pratikte, bu sürecin yaklaşık bir yıl süreceğini tahmin ediliyor zira geçiş süreci, NATO’da kalıcı olarak görevlendirilmiş yaklaşık 1.000 subayın geri çekilmesini ve ileride ittifakla koordinasyonu sağlamak üzere bir irtibat organının kurulmasını gerektirecek.

Öte yandan De Gaulle’ün hamlesinden sonra bile Paris, NATO ile yakın bağlarını sürdürmeye devam etti ve sık sık operasyonlara katıldı.

Gelecek yıl sert çizgide bir cumhurbaşkanının göreve gelmesiyle, durum farklı bir şekilde gelişebilir.

Üç NATO diplomatına göre, bu senaryodaki en büyük endişeler, Romanya’daki 1.200 kişilik Fransa liderliğindeki muharebe grubunun geleceği, Fransa’nın nükleer silahlar konusunda NATO ile gayri resmi işbirliği ve uydu ve istihbarat gibi özel yetenekleriyle ilgili.

Örneği Fransa olmadan NATO’nun askeri planlayıcıları, Avrupa’nın tek nükleer güçle çalışan uçak gemisine, Mistral sınıfı gemileri içeren amfibi filoya, CERES istihbarat uydularına ve filosunun yaklaşık yüzde 65’ini konuşlandırabilen güçlü bir donanmaya erişim imkânını yitirecek.

Öte yandan NATO’nun komuta yapılarından ayrılmak Fransa’ya da zarar verecek. Ülke NATO’nun siyasi organlarındaki koltuğunu korusa da askeri öneriler söz konusu olduğunda yetkileri büyük ölçüde azalacak.

Bu, Paris’in nihai önerileri yalnızca “kabul etmek ya da reddetmek”le yetineceği anlamına gelir.

Fransa bu durumda ittifak içindeki üst düzey pozisyonlarını da kaybedecek. Bunlara Müttefik Dönüşüm Yüksek Komutanlığı, NATO Hava Kuvvetleri Karargahı’ndaki komutan yardımcılığı ve Almanya’daki Brunssum üssündeki genelkurmay başkanlığı da dahil.

Ayrıca Fransa bilgi paylaşımını sonlandırırsa, ittifakın geri kalanında olup bitenlere ilişkin bilgilere erişimi de engellenebilir.

Siyasi açıdan da bu, Almanya’nın Avrupa’nın önde gelen NATO üyesi haline gelmesi anlamına gelebilir. Yukarıda alıntılanan NATO diplomatı, “Fransa’nın ayrılması ve Amerikalıların geri çekilmesiyle… Almanya’nın öne çıkması gerekecek. Eğer çıkarsanız, her şeyi kaybedersiniz,” dedi.

Eski NATO sözcüsü Shea, “Ekonomik ve siyasi açıdan, artık GSYİH açısından en fazla harcama yapan ülkeler olan Almanya ve Polonya’ya doğru zaten muazzam bir kayma yaşandı. Bu, halihazırda olanları sadece hızlandıracaktır,” diye konuştu.

Shea, en kötü senaryoyu önlemek için NATO yetkililerinin, EN ve LFI partilerinden milletvekilleri ile perde arkasında girişimlerde bulunmaya başlamaları gerektiğini savundu.

Seçimler yaklaştıkça, NATO’ya şüpheci bir kişinin Paris’te iktidara gelme ihtimali ittifak içinde giderek artan bir endişe kaynağı haline geliyor.

Aynı diplomat, “Hayatta kalacağız [ama] bu çok, çok tehlikeli olacak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman ordusundaki rekor personel artışı yapısal sorunu gizleyemiyor

Yayınlanma

Almanya Savunma Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla 186 bin 700 askere ulaşarak son 13 yılın en yüksek personel seviyesini yakaladığını duyurdu. Ancak ordudaki büyümenin yeni erlerden ziyade kıdemli ve yaşlı kadroların hizmet sürelerinin uzatılmasına dayanması, kuvvet yapısının bozulduğu yönündeki eleştirileri artırıyor.

Almanya Savunma Bakanlığı, yılın ikinci yarısı için bir dizi öncelikli hedef belirledi. Boris Pistorius (SPD) liderliğindeki bakanlık yönetimi, kasım ayı sonunda Federal Meclis (Bundestag) tarafından kabul edilmesi planlanan federal bütçe hükümet tasarısından memnuniyet duyuyor.

Welt gazetesinin haberine göre yetkililerin kamuoyu önünde açıkça dile getirmediği temel mesele ise vergi gelirlerinden ve kredilerden tahsis edilen kaynakların askeri kabiliyetlere olabildiğince verimli şekilde dönüştürülmesi gerekliliği; zira bu alanda halen aksaklıklar yaşanıyor.

Yeni altyapı inşaatlarında ise sürecin genel olarak planlandığı gibi ilerlediği değerlendiriliyor.

Bu yıl kışlalara yaklaşık 9 bin yeni yatak kapasitesinin kazandırılması hedefleniyor ve ilk yataklara yerleşimler bugünlerde başlamış durumda.

Önümüzdeki dört yıl içinde ise yeni binalarla birlikte yaklaşık 54 bin yatağın daha sisteme dahil edilmesi planlanıyor.

Tüm bu başlıklara karşın ordudaki en büyük sorun sahası personel konusu olmaya devam ediyor.

Bakanlık hafta başında yaptığı açıklamada, 31 Temmuz itibarıyla asker sayısının 186 bin 700’e ulaştığını ve yaklaşık 13 yılın en yüksek seviyesinin görüldüğünü bildirdi.

Bu rakam, en geç 2035 yılına kadar ulaşılması hedeflenen 260 bin askerlik nihai hedefin oldukça gerisinde kalsa da bakanlık, mevcut değerin “personel artışı için öngörülen hedef koridoru içinde” yer aldığını savunuyor.

Bu da, Federal Meclis ile başlangıçta oldukça yavaş bir artış rotası üzerinde uzlaşılmış olmasından kaynaklanıyor. Söz konusu planlama, yıl sonuna kadar 186 bin ila 190 bin kişilik bir personel mevcudu öngörüyor.

Bakanlık, “personel temin sürecinin genelindeki olumlu gelişmeler doğrultusunda, mevsimsel dalgalanmaların etkisine rağmen Bundeswehr’in personel artışının yıl sonuna kadar olumlu seyrini sürdüreceğini” tahmin ediyor.

Ancak tüm gözlemciler bu değerlendirmeye katılmıyor. Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alfons Mais, LinkedIn’de yayımladığı yazıda şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu açıklamalara bakıldığında, Bundeswehr’in anayasal görevinin mümkün olduğunca fazla insanı istihdam etmek olduğu izlenimine kapılmak mümkün. Temel soru şudur: Hizmet süresi uzatılan personelin de dahil olduğu bu ilave güç, savunma görevine nerede katkı sağlıyor? İdari kadrolarda mı? Yurt içi savunmada mı? Harekat birliklerinin yedek unsurlarında mı? Kıtadaki mevcut personel açıklarının kapatılmasında mı? NATO planlama hedeflerine yönelik yeni kabiliyetlerin artırılmasında mı? Litvanya’da mı?”

Meselenin yalnızca nicelik değil, aynı zamanda nitelik yani doğru personelin doğru yerde istihdam edilmesi olduğunu belirten Mais; personelin yalnızca karargahlarda değil, topçu taburlarında, yüzer unsurlarda, savaş uçağı filolarında veya elektronik harp alanında bulunması gerektiğine işaret ediyor.

Nitekim bakanlık da emekli korgeneralin dikkat çektiği bu yapısal sorunların farkında.

Siyaseten arzulanan rekor veriler kamuoyuna duyurulsa da Bendlerblock’taki yetkililer, olası bir kriz ve savaş durumuna uygun bir savunma düzeni alabilmek için Bundeswehr’in personel yapısının yeniden bir piramit formuna kavuşturulması gerektiğini kabul ediyor.

Bakanlık koridorlarında ordunun mevcut yapısıyla “fazla yağ bağladığı” ve gövdesinin hantallaştığı konuşuluyor.

Silahlı kuvvetlerde ideal kabul edilen piramit modelinde, zirveyi generaller ve kurmay subaylar oluştururken geniş tabanı erbaş ve erler meydana getiriyor; bu iki kesimin arasında ise subaylar ve astsubaylar yer alıyor.

Tabanın kalabalık, komuta kademesinin az sayıda pozisyondan oluşması, hem genç ve fiziki açıdan dayanıklı bir orduyu hem de en başarılı askerlerin sürekli bir eleme süreciyle üst kademelere yükselmesini güvence altına alıyor.

Bu model aynı zamanda maliyet etkinliği sağlıyor ve görev süresi bitip yedeğe ayrılan askerler sayesinde yüksek seferberlik kabiliyeti sunuyor.

Bugün ise Bundeswehr yalnızca tepe kadrosu şişkin bir yapıya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda orantısız biçimde geniş bir orta kademeyi, yani hantal gövde yapısını barındırıyor.

Genç er kadrolarının sayısı yetersiz kalırken yaşlı subayların sayısı fazlalık oluşturuyor. Komuta edecek yeterli askeri bulunmayan bir binbaşı askeri açıdan katma değer üretmediği gibi, kıdemli personelin görevde uzun süre kalması genç askerlerin terfi etmesini de engelliyor.

Bu da savunma bütçesinin muharebe gücüne, teçhizata veya yeni nesil askerlere aktarılması yerine, orta ve üst kademedeki personelin yüksek maaşlarına harcanmasına yol açıyor.

Bakanlığın bu tespitine rağmen uygulamada henüz somut bir dönüşüm adımı atılmış değil.

Yaşlanan ama caydırıcılığı artmayan kuvvet

Pistorius yönetimi, olumlu personel verilerini koruyabilmek amacıyla yeni asker alımının yanı sıra sözleşmeli ve muvazzaf askerleri hizmet sürelerinin sonunda ordu içinde tutmaya yönelik “personel bağlama tedbirlerine” başvuruyor.

Bakan, nisan ayından bu yana astsubay ve subaylara kişiye özel mektuplar gönderiyor.

Verilen hizmetler için teşekkürle başlayan bu mektuplarda şu ifadelere yer veriliyor:

“Aktif kıtadaki son günleriniz, köklü kırılmaların yaşandığı bir döneme denk geliyor. Ülkemiz ve kıtamız muazzam sınamalarla karşı karşıyadır. Bu süreçte Bundeswehr’in görevi daha da kritik hale gelmektedir. Bu nedenle personel artışı temel odak noktamızdır. Bu artış ancak nitelikli, yüksek performanslı ve özellikle görevine bağlı askerlerle, yani sizler gibi deneyimli silah arkadaşlarıyla başarılabilir. Mesleki geleceğinize gelin birlikte bakalım. Katkınız her gün önem taşıyor.”

Bakanlık, uygulanan bu ve benzeri elde tutma tedbirlerini yalnızca sayısal hedefler üzerinden savunuyor. Açıklamaya göre yalnızca 2025 yılında yürütülen “hedefe yönelik bireysel danışmanlık tedbirleri” sayesinde tüm statü ve branşlardan binlerce askerin hizmet süresini uzatması sağlandı.

Ancak bu yöntem özellikle yaşça ileri muvazzaf askerler arasında karşılık buluyor. Temmuz 2026 sonu itibarıyla muvazzaf ve sözleşmeli asker mevcudu bir önceki yıla göre yaklaşık 3 bin artışla 174 bin 700’e ulaştı.

Bu artışın temelini muvazzaf asker sayısındaki yükseliş oluştururken, sözleşmeli asker mevcudunda hafif bir gerileme kaydedildi.

Özel uzmanlığından ötürü fiziki performansı sınırlı olsa dahi ordunun ihtiyaç duyduğu 56 yaşında muvazzaf askerler bulunabilse de bu geniş kapsamlı uygulama, personel yapısının piramide dönüştürülmesi hedefini yavaşlatıyor.

Silahlı kuvvetler fiilen yaşlanırken bu durumun orduyu daha etkin ve vurucu bir güce dönüştürüp dönüştürmediği tartışılıyor.

Bakanlık, personel açığının gerçek boyutunu kamuoyuna açıklama konusunda da çekingen davranıyor. Zira mesele sadece 260 binlik hedef ile mevcut 186 bin 700 kişilik durum arasındaki 73 bin 300 askerlik farktan ibaret değil.

Personele ilişkin düzenli bilgilendirmelerde, ordudan ayrılan askerlerin sayısı, yani yenilenme ve ikmal ihtiyacı yer almıyor.

Son üç yılda her yıl ortalama 14 bin muvazzaf ve sözleşmeli asker Bundeswehr’den ayrıldı. Bakanlığın bilgi talebine verdiği yanıta göre 2025 yılında bu sayı yaklaşık 14 bin 600 oldu; bu yıl da benzer rakamlar bekleniyor. Bu verilere görev süreleri biten zorunlu askerlik yükümlüleri de ekleniyor.

Bakanlık sözcüsü, verilerin sürekli değişmesi ve oldukça oynak olması nedeniyle önümüzdeki beş yıla ilişkin bir projeksiyon sunamayacaklarını ifade etti. Ancak böyle bir tahminde bulunmak güç değil.

2011 yılında zorunlu askerliğin askıya alınmasının ardından dönemin Savunma Bakanı Thomas de Maizière (CDU), “Personel Yapı Modeli 185” kapsamında sözleşmeli askerleri 20 ila 25 yıl gibi olabildiğince uzun sürelerle göreve bağlamaya başlamıştı.

Önümüzdeki yıllarda bu personelin görev süreleri sona erdiğinde ikmal ihtiyacı belirgin biçimde artacak.

Deneyimli personel planlamacıları, hedeflenen büyümenin yakalanabilmesi için gelecekte her yıl yaklaşık 30 bin yeni askerin orduya alınması gerektiği görüşünde birleşiyor.

Mevcut sayılar ise bu gereksinimin çok gerisinde seyrediyor. Yıllık personel artışı geçen yıla kıyasla yalnızca 3 bin 700 civarında bulunuyor; üstelik bu artış, yüzde 20’nin üzerindeki olağan askerliği bırakma oranları nedeniyle daha da gerileyebilir. Yeni askerlik modeli uygulaması da hedeflenen hızda ilerlemiyor.

Temmuz ayı sonuna kadar askerlik yoklama anketi kapsamında yaklaşık 194 bini genç erkeklere, yaklaşık 184 bini genç kadınlara olmak üzere toplam 378 bin mektup gönderildi.

Anketi doldurma zorunluluğu bulunan erkeklerin yaklaşık yüzde 96’sı bu yükümlülüğünü yerine getirdi. Katılımın gönüllülük esasına dayandığı kadınlarda ise oran yüzde 4 seviyesinde kaldı.

İlgisini beyan eden yaklaşık 2 bin 630 kişi değerlendirme sürecine tabi tutuldu; bu sürecin ardından 865 kişinin Bundeswehr bünyesinde görevlendirilmesi planlandı.

Emekli Korgeneral Mais’in savunma yönetiminden gelen personel bültenlerine şüpheyle yaklaşmasının ardında bu tablo yatıyor.

Mais, tablonun vahametini şu sözlerle vurguluyor: “Yalnızca marjinal sayısal artışlara dair sevinç naraları atarak niteliksel zorlukların üzerini örtemezsiniz!”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman ordusu dönercilerden sıhhiye devşirmek istiyor

Yayınlanma

Alman vatandaşları artık ülke genelindeki sokak yemeği ambalajlarındaki QR kodlarını tarayarak Bundeswehr’in sağlık birimine katılabilecekler.

Savunma Bakanlığı sözcüsü Berliner Kurier gazetesine yaptığı açıklamada, yeni askere alma kampanyasının hedef kitlesinin sadece kariyer seçimi yapan gençler değil, aynı zamanda yeni bir meslek düşünmekte olan “meslek değiştirenler ve vasıflı işçiler” olduğunu belirtti.

Dönerci ambalajları, bakanlığın “ortam reklamcılığı” olarak adlandırdığı uygulamanın bir parçasını oluşturuyor.

Bu, potansiyel adayların günlük yaşamlarını sürdürdükleri yerlere yerleştirilen askere alma materyalleri.

Bakanlığa göre, dönercilere herhangi bir ödeme yapılmıyor ve işletmeciler bu materyalleri dağıtmayı gönüllü olarak kabul ediyor.

Sözcü, “Restoranlar, markalı ambalajları ücretsiz olarak alıyor,” dedi.

Almanya, son yıllarda askeri işe alım stratejisini yeniden gözden geçiren ilk Avrupa ülkesi değil.

2019’daki bir reklam kampanyasında İngiliz Ordusu, “kar taneleri”, “selfie bağımlıları” ve “telefon zombileri”ni hedef almıştı.

Fransa, 2024’te ülke çapında bir multimedya işe alım kampanyası başlattı. Hollanda ise 2023’ten beri gençlere üniforma giyerek ücretli bir yıl geçirme şansı sunuyor.

Bu alışılmadık askere alma stratejisi, Berlin’in silahlı kuvvetlerini genişletmek için acele ettiği bir dönemde ortaya çıktı.

Bundeswehr, temmuz ayı sonunda 186.705 aktif asker sayısına ulaştı; bu, 13 yılın en yüksek seviyesi.

Fakat NATO’nun yetenek hedeflerini karşılamak için 2035 yılına kadar 260.000’in üzerine çıkmayı hedefliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English