Avrupa
Almanya’da koalisyon programı taslağı medyaya sızdırıldı

Geçtiğimiz pazar gününe kadar, federal erken seçimlerden birinci parti çıkan CDU/CSU ile üçüncü olan SPD 16 çalışma grubunda koalisyon anlaşmasını müzakere etti.
Öngörülen gizliliğe rağmen, nihai belgelerin çoğu medyaya sızdırıldı. Belgelerdeki çok sayıda değişiklik önerisi, tarafların pek çok noktada anlaşmaya varmaktan hâlâ çok uzak olduğunu gösteriyor.
Müzakere edilen politika gündemleri arasında göç; ısıtma, enerji ve iklim; zorunlu askerlik hizmeti ve askeri teçhizat; ulaşım, inşaat ve konut; vatandaşlık geliri; ve finans/maliye yer alıyor.
Göç
Göç konusu en hararetli tartışmaların yaşandığı konulardan biri. CDU lideri Friedrich Merz, göç politikasında bir dönüşümü ilan etse de SPD her yerde buna uymak istemiyor.
Almanya’nın sürekli kontrol altında tutulan sınırlarında polisin komşularıyla “koordinasyon halinde” sığınmacıları geri çevirebilmesi gerektiği konusunda bir mutabakat var ama henüz bunun ne anlama geldiği belirsiz.
Bunun yanı sıra Cezayir, Hindistan, Fas ve Tunus da hızlı bir şekilde güvenli menşe ülkeler kategorisine alınarak sığınma hakkı elde etmek daha zor hale getirilecek. Ağır suç işleyen göçmenler sınır dışı edilecek.
Bir başka net karar ise, hassas durumdaki yabancılar için yeni kabul programlarının açılmaması. Örneğin Afganlar için olduğu gibi halihazırda mevcut olanlar “mümkün olduğunca” sona erdirilecek. İkincil koruma hakkına sahip kişilerin ailelerini kendi ülkelerinden geri getirmelerine de izin verilmeyecek fakat bu durum geçici olarak tanınan mültecilerin sadece üçte birini etkileyecek.
Göç çalışma grubunun nihai raporuna göre, Suriye’deki yeni yöneticiler azınlıklara zulmediyor olsa da, “suçlular ve risk altındaki insanlardan başlayarak” Afganistan ve Suriye’ye sınır dışı edilmeleri planlanıyor.
Daha fazla insanı daha hızlı bir şekilde sınır dışı edebilmek için birkaç küçük önlem üzerinde anlaşmaya varıldı. Örneğin, sınır dışı edilmeden önce hukuki danışmanlık hizmeti kaldırılacak; oysa daha önce yasal olarak reddedilenler yasal olarak temsil edilmeye devam edebiliyordu.
Gelecekte Federal Polis de ülkeyi terk etmek zorunda kalanların kaçmasını önlemek için gözaltı talebinde bulunabilecek. Daha önce bunu sadece göçmenlik makamları yapabiliyordu.
Isıtma, enerji ve iklim
CDU/CSU, yeni hükümetin enerji politikasını “yeni bir başlangıç” olarak görmek istese de halihazırda üzerinde mutabık kalınan hususların çoğu, geçen sene çöken trafik lambası hükümetinin başlattıklarının bir devamı gibi görünüyor.
Muhtemel CDU-SPD hükümeti iklim ve enerji politikasının temel taşlarını, 2045’te iklim nötrlüğü taahhüdünü, 2038’de kömürün kullanımdan kaldırılmasını, emisyon ticaretini, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasını ve hidrojen kullanımını değiştirmek istemiyor.
Koalisyon hükümeti tarafından planlanan çok sayıda yeni gaz yakıtlı elektrik santralinin inşası da devam edecek. Fakat, Yeşillerin bir zamanlar istediği 2030 yılına kadar kömür ile enerji üretiminin erken aşamalı olarak durdurulması iptal edilecek.
‘Siyah-Kırmızı’ hükümet şimdi elektrik vergisi ve şebeke ücretlerini düşürerek elektriği kilovat saat başına en az beş sent kalıcı olarak daha ucuz hale getirmek istiyor. Enerji yoğun sanayi şirketleri de sanayi elektriği fiyatı ile rahatlatılacak fakat bu, devlete milyarlarca dolara mal olacak.
Elektrik şebekelerinin genişletilmesi konusunda nasıl bir yol izleneceği belirsiz. CDU/CSU, yeraltı kablolarından daha ucuz ama daha açıktaki olan yüksek gerilim hatlarının inşasına öncelik vermek istiyor. SPD ise protestoları önlemek için yeraltı kablolarını tercih ediyor.
CDU/CSU “Almanya’daki konvansiyonel gaz üretim potansiyelinden faydalanmak” istiyor ve yeni nesil nükleer santrallerle bir atılım yapmayı umuyor.
Ayrıca, uzmanların bu konuda ciddi şüpheleri olmasına rağmen, yakın zamanda kapatılan nükleer santrallerin yeniden faaliyete geçirilip geçirilemeyeceğinin hızlı bir şekilde gözden geçirilmesini istiyor. SPD bunların hiçbirini istemiyor.
Uzun süredir gündemde olan ısınma yasa tasarısı konusunda da liderleri zor saatler bekliyor gibi görünüyor. CDU/CSU yasanın açıklandığı şekliyle yürürlükten kaldırılmasını ama “ısınma sübvansiyonunun” devam etmesini istiyor. Sosyal Demokratlar ise sadece yasayı değiştirmek ve sübvansiyonu sosyal olarak kademeli hale getirmek istiyor.
İklim parası konusunda bir anlaşma olduğu açık fakat bu da muhtemelen teoride kalacak. CO₂ fiyatından elde edilen geliri vatandaşlara iade etmek istediklerini söylüyorlar fakat “bürokratik olmayan ve sosyal olarak kademelendirilmiş yardımlar ve konut ve hareketlilik için sübvansiyonlar” getirmek şartıyla. Milyarlarca yeni borca rağmen, toplu ödeme için para yok.
Zorunlu askerlik hizmeti ve Bundeswehr
Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) geleceğine ilişkin tartışmalar da sürüyor. Dış İlişkiler ve Savunma Çalışma Grubu’nun çalışma belgesinde, Bundeswehr’in “kısa vadede, kesin ve sürdürülebilir bir şekilde” daha güçlü hale gelmesi konusunda bir mutabakat var.
Yatırımlar bir “Bundeswehr Altyapı Hızlandırma Yasası” ile hızlı bir şekilde başlatılabilecek fakat bu yasa 2022’den beri yürürlükte ve silah ve teçhizatın hızlı bir şekilde tedarik edilmesinin önündeki en büyük engel bürokrasi.
CDU/CSU bu nedenle Koblenz Tedarik Ofisi’nden bazı yetkileri almak ve bu amaçla bir ajans atamak istiyor. Ayrıca “çok yıllı bir yatırım planı” hedefliyorlar. Bunun nedeni ise, tek bir seçim döneminin silah geliştirme ve satın alma için çok kısa sayılması.
CDU/CSU ayrıca zorunlu askerlik hizmetini yeniden etkinleştirmek istiyor. SPD ise buna karşı çıkıyor ve herkes için gönüllü hizmet, ayrıca bunun başlatılması konusunda “toplum genelinde geniş bir tartışma” istiyor.
Ulaşım, inşaat ve konut
Ulaşım söz konusu olduğunda SPD ve CDU/CSU’nun anlaşamadığı tek bir nokta var: otoyollarda hız sınırı. SPD saatte 130 kilometre hız isterken, CDU/CSU herhangi bir sınırı reddediyor.
Öte yandan, Deutschlandticket’in (otobüsler ve trenler için alınan abonelik bileti) 2025’ten sonraki geleceği konusunda netlik var. CDU/CSU içinde önceden bir direnç vardı ama şimdi aboneliğin devamı konusunda anlaşma sağlandı. Fakat fiyat 2027’den itibaren “kademeli olarak ve sosyal sorumluluk bilinciyle” artacak.
Yeni koalisyon ortakları demiryolu ağını yenileme planları için özel altyapı fonundan tam olarak yararlanmayı planlıyor: SPD yatırımları artırmayı ve demiryolları için bağlayıcı, uzun vadeli bir finansman taahhüdü ile bir altyapı fonu oluşturmayı başardı.
Özel fondan gelen para aynı zamanda yoğun yüksek hızlı tren hatları için mevcut yenileme konseptine aktarılacak ve böylece ihmal edilen ikincil hatlar için bütçe fonları serbest bırakılacak.
Aynı zamanda, gelecekteki hükümet ortakları demiryolu için 5 milyar avroluk yeni bir finansman boşluğu açıyor. Şimdiye kadar karayolu ağı, kamyon geçiş ücretinden elde edilen gelirin yardımıyla demiryolu ağını çapraz finanse etmişti. Fakat gelecekte, bir ulaştırma sektöründeki finansman döngüleri kapalı kalacak ve kamyon geçiş ücreti Autobahn GmbH’ye akacak.
İklim politikası açısından hava taşımacılığı geriye gidiyor gibi görünüyor. Muhtemel yeni federal hükümet hava trafik vergisindeki artışı tersine çevirmek ve genellikle kârlı olmayan bölgesel havalimanlarını desteklemeye devam etmek istiyor.
Bununla birlikte, yerel toplu taşıma için en azından bir rahatlama var: SPD, federal hükümetin bölgeselleşme fonlarının öncelikle yerel ulaşıma akmasını sağlamayı başardı.
SPD konut konusunda da bir zafer kazandı. CDU/CSU tarafından pek sevilmeyen kira dondurma uygulaması iki yıl daha uzatılacak.
Vatandaşlık geliri uygulaması
Koalisyon hükümeti tarafından uygulamaya konulan Vatandaşlık Gelirinin (Bürgergeld) “yeni temel gelir” olarak adlandırılması konusunda anlaşmaya varıldı.
İş bulma merkezlerine yönetim için daha fazla para verilecek. Koşullar sıkılaştırılacak. Buna göre her işsizin “iş bulmak için aktif olarak çaba göstermesi” gerektiği belirtiliyor.
Yaptırımlar “daha hızlı, daha basit ve daha az bürokratik” bir şekilde uygulanacak. Çalışmayı ısrarla reddedenlerin yardımları Karlsruhe içtihadına uygun olarak tamamen kesilecek.
Ukraynalıların da aldığı ve devletin zaman zaman yaptırım uygulamadan verdiği vatandaşlık ödeneği, geçmişte adalet konusunda hararetli tartışmalara yol açmıştı.
Kamu maliyesi
Müzakereciler mali detaylar konusunda neredeyse hiç anlaşamadılar. CDU/CSU ve SPD, federal bütçede savunma harcamaları için borç frenini gevşeterek biraz nefes alabildi. Bununla birlikte, ek mali hareket alanı sınırlı ve her iki tarafın da uygulamak istediği pahalı seçim vaatlerinin listesi uzun.
Sonuçta Federal Anayasa Mahkemesi çarşamba günü dayanışma sürşarjının (ek vergi) yasal olduğunu ilan etti. Bu da federal hükümetin yıllık 13 milyar avroluk geliri elinde tutacağı anlamına geliyor.
Asıl anlaşmazlık noktası vergiler açısından neyin mümkün olduğu. Örneğin gelir vergisinde geniş kapsamlı indirimler için yeterli para omadığı ileri sürülüyor. SPD yüksek gelirliler üzerindeki vergi yükünü artırmak istiyor. Bu federal gelirleri arttırabilir, fakat CDU/CSU’nun vergi artışlarını kabul edip etmeyeceği şüpheli.
CDU/CSU özellikle kurumlar vergisini mevcut yüzde 30 seviyesinden yüzde 25’e düşürmek istiyor. Fakat SPD bunu sadece 2029’dan itibaren yapmaya hazır ve sadece yüzde bir puan düşürmek istiyor.
Almanya’daki yatırımların daha cazip hale getirilmesi konusunda anlaşma var. Yatırım maliyetlerinin vergiden düşülebilmesi için amortisman kurallarının iyileştirilmesi planlanıyor.
Avrupa
Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.
Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.
Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.
İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.
Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.
Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.
Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.
Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.
Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.
Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor
Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.
Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.
Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.
Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.
Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.
Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa
İrlanda’da kamu spotu: Toruna sarılmadan önce izin alma çağrısı yapıldı

İrlanda’da hükümet destekli We-Consent kampanyası, büyükanne ve büyükbabalara torunlarına sarılmadan önce izin almaları tavsiyesinde bulundu. Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezinin yürüttüğü çalışmaya zemin oluşturan araştırma, ülke nüfusunun yüzde 70’inin rıza kavramının anlaşılmasında sorun gördüğünü gösteriyor.
İrlanda’da hükümet destekli bir sosyal farkındalık kampanyası kapsamında büyükanne ve büyükbabalara, sarılmadan önce torunlarından izin almaları tavsiye edildi.
New York Post gazetesinin haberine göre We-Consent adlı kuruluşun hazırladığı 25 saniyelik videoda, yakın akrabaları dahi olsa her çocuğun sarılmak istemeyebileceği belirtiliyor.
Klipte iki farklı duruma yer veriliyor: İlk sahnede bir çocuk büyükanne ve büyükbabasına neşeyle sarılırken, diğerinde akrabaları kendisini kucaklamaya çalıştığında rahatsızlık hissediyor.
Kampanya yerel siyasetçileri ikiye böldü
Dublin Belediye Meclisi Üyesi Gavin Pepper çalışmaya tepki göstererek hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının “ölçüyü kaçırdığını” savundu.
Çocuklara kişisel sınırlara saygı duymanın ve fiziksel temas reddini kabul etmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Pepper, yakın akrabaların sarılmasının “şüpheli bir durum gibi” sunulmaması gerektiğini ifade etti.
Bir diğer belediye meclisi üyesi Lorraine Hall ise kampanyaya destek verdi.
Eleştirenlerin videoyu fazlasıyla gerçek anlamıyla algıladığını ve dikkat çekmek amacıyla yaratıcı yöntemler kullanan sosyal reklamların yapısını hesaba katmadığını kaydeden Hall, videonun yarattığı tartışmanın hedefe ulaşıldığını gösterdiğini dile getirdi.
Ulusal çaptaki We-Consent kampanyası İrlanda’da Mart 2023 döneminde hayata geçirildi. Girişim, Adalet Bakanlığı ve Community Foundation Ireland desteğiyle Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezi tarafından yürütülüyor.
Program rıza, kişisel sınırlar ve ilişkiler konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.
Merkezin kampanya öncesinde yaptığı araştırma, İrlanda halkının yüzde 70’inin ülkede rıza kavramının anlaşılması konusunda bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.
Araştırmaya göre her üç kişiden biri cinsel ilişkiler hakkında konuşurken rahatsızlık duyuyor.
Avrupa
Axel Springer, Avrupa’daki TikTok hisselerine talip oldu

Medya grubu Axel Springer, TikTok’un Avrupa biriminden hisse satın alma önerisinde bulundu. Şirket “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışını teyit ederken platformun ana sahibi ByteDance resmi bir görüşme yapılmadığını açıkladı.
Alman medya grubu Axel Springer, video paylaşım platformu TikTok’un Avrupa operasyonlarından hisse almak için teklif verdi. Financial Times gazetesinin haberine göre Politico ve The Telegraph gibi yayınların sahibi olan grubun bu girişimi, sosyal medyadaki antisemitizm tartışmalarının ardından gündeme geldi.
Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner, hisse alma fikrini ocak ayında şirketin Berlin’deki genel merkezinde düzenlenen bir toplantıda dile getirdi.
Sosyal ağlardaki antisemitizm sorununa ayrılan toplantının katılımcıları arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası olan, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner da yer aldı.
Girişim daha sonra Avrupa Komisyonu temsilcilerine iletildi ancak süreç ilerleme kaydetmedi.
TikTok’un ana şirketi ByteDance ise hisse satışına dair resmi bir müzakere yürütülmediğini açıkladı.
Öte yandan Axel Springer, TikTok konusunda “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışına ilgi duyduklarını doğruladı.
Forbes dergisinin verilerine göre Axel Springer’ın eş sahibi ve CEO Döpfner’in serveti 22 Ekim 2026 itibarıyla 2,7 milyar dolar seviyesindeydi.
ABD pazarında zorunlu satış ortaklıkla sonuçlanmıştı
TikTok’un mülkiyet yapısına ilişkin tartışmalar daha önce ABD’de de yürütülmüştü.
Washington yönetimi, ulusal güvenlik kaygıları ve kullanıcı verilerinin korunması gerekçesiyle 2024 yılında Çin merkezli ByteDance şirketini uygulamanın ABD kolunu satmaya zorlayan bir yasayı kabul etmişti.
Yasa, satışın gerçekleşmemesi halinde platformun ülkede yasaklanmasını öngörüyordu.
Çinli şirket, Ocak 2026’da ABD pazarındaki faaliyetleri yürütmek üzere ortak bir girişim kurdu.
Yapılan anlaşmayla kurulan yeni şirketin hisselerinin yarısı Oracle ile yatırım şirketleri Silver Lake ve MGX’e devredildi.
Kalan hisseler ise ByteDance ile mevcut yatırımcılarında kaldı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları












