Rusya
Profesör Katasonov: Rusya’da ‘büyük devletleştirme’ zamanı geldi

Rus iktisatçı Profesör Valentin Katasonov, Maliye Bakanı Anton Siluanov’un yeni ‘büyük özelleştirme’ önerisini eleştirerek, bunun ülkedeki soygunun devamı olduğunu savundu. Katasonov, Svobodnaya Pressa gazetesindeki makalesinde, Rusya’nın devasa ticaret fazlasına rağmen sermayenin yurt dışına aktığını, devletin ekonomideki payının kritik seviyelere düştüğünü belirterek acil ‘büyük devletleştirme’ çağrısı yaptı.
Rus İktisat Doktoru ve Profesör Valentin Katasonov, Svobodnaya Pressa gazetesinde yayımlanan makalesinde, Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov’un yeni “büyük özelleştirme” çağrısına tepki gösterdi.
Katasonov, bu planların Rusya’da yıllardır süregelen “soygunun” devamı olduğunu ve ülkenin egemenliğini tehlikeye attığını savundu.
Katasonov, Rusya’nın yıllardır ham madde, enerji kaynakları, kereste ve altın gibi değerli varlıklarının ihracı yoluyla soyulduğunu belirterek, “Sadece petrol ve doğalgaz ihracatın yüzde 60’ından fazlasını oluşturuyor,” dedi.
İhracatın ithalatı karşılama argümanına karşın, Rusya Federasyonu’nun var olduğu sürece kronik dış ticaret fazlası verdiğine dikkat çeken Katasonov, şu verileri paylaştı:
“Sadece son üç yılda (2022-2024) Rusya’nın toplam dış ticaret fazlası 628,1 milyar dolar gibi astronomik bir seviyeye ulaştı. Bu rakam 2022’de 337,2 milyar dolar, 2023’te 140 milyar dolar ve 2024’te 150,9 milyar dolardı.”
Katasonov, bu fazlanın rubleye çevrildiğinde Rusya’nın yaklaşık bir buçuk yıllık bütçesine denk geldiğini vurguladı.
Rusya Merkez Bankası’nın resmi verilerine göre, yurt dışında yaklaşık 1 trilyon dolarlık Rus varlığı bulunduğunu (uluslararası döviz rezervleri hariç) aktaran Katasonov, “Bu ticaret fazlasının ve yurt dışı varlıkların büyük kısmı Rusya için değil, başka ülkeler için çalışıyor. Bunların başında da hasmımız olan ülkeler geliyor. Bu durumda Rusya’nın egemenliğinden bahsetmek zor,” değerlendirmesinde bulundu.
Katasonov, Batı ile “ilan edilmemiş savaş” sürerken bile Rusya sermayesinin yurt dışındaki offshore merkezlerden dönmeye isteksiz olduğunu belirtti.
Sermayenin kozmopolit doğasına dikkat çeken Katasonov, Karl Liebknecht, Karl Marx ve Vladimir Lenin’in “sermayenin vatanı olmadığına” dair sözlerini hatırlattı.
Katasonov, “Bir yanda iktidar Rusya’nın egemenliğini güçlendirmekten bahsederken, diğer yanda doğası gereği kozmopolit olan sermayeyi destekliyor. Bu felsefi dille tam bir antinomi (çelişki),” ifadelerini kullandı.
Bu çelişkinin sürdüğünü gösteren bir gelişme olarak Katasonov, Maliye Bakanı Anton Siluanov’un 18 Mart’ta Rosimuşestvo’nun (Federal Mülk İdaresi Teşkilatı) genişletilmiş kurul toplantısındaki açıklamalarına işaret etti.
Siluanov’un, “Büyük özelleştirme için bir teklifimiz olacak. Bize göre, şimdi bu konuyu tekrar gündeme getirmenin tam zamanı,” sözlerini aktaran Katasonov, Siluanov’un kendisini ikinci Anatoliy Çubays (Boris Yeltsin döneminde özelleştirme süreçlerinin ardındaki kötü şöhretli isim) gibi hissettiğini öne sürdü.
Katasonov, Çubays’ın yürüttüğü ilk “büyük özelleştirme” sonrası geriye sadece “artıkların” kaldığını belirtti.
Rusya Maliye Bakanlığı, bütçe üzerindeki baskıyı azaltmak için özelleştirme istiyor
‘Kapitalistlerimiz Rusya’da bu yenmemiş artıkları kapmak istiyorlar’
Katasonov, “Sürekli aç olan kapitalistlerimiz (tırnak içinde ‘bizim’ diyorum zira Rusya ile tek bağları burada kapitalist olmalarıdır), özlerinde kozmopolit olsalar ve çeşitli offshore merkezlerinde kayıtlı bulunsalar da Rusya’yı unutmuyorlar. Rusya’da bu yenmemiş artıkları kapmak istiyorlar. Bu artıkların stratejik öneme sahip olması umurlarında değil. Egemenlik, ulusal güvenlik ve ulusal çıkarlar gibi kavramlar onlara yabancı,” ifadesini kullandı.
Siluanov’un sürekli aynı argümanı kullandığını belirten Katasonov, bakanın kamu mülklerinin satışından hazineye gelir sağlanacağı vaadini eleştirdi.
Siluanov’un, “2025 yılında bu tür mülklerin satışından en az 100 milyar ruble gelir elde edilmesi öngörülüyor,” dediğini hatırlatan Katasonov, “Bu, mevcut kurla 1 milyar doların biraz üzerinde. Oysa sadece geçen yıl Rusya’nın ticaret fazlası 150 milyar doları aştı,” karşılaştırmasını yaptı.
Katasonov, bu ticaret fazlasının arkasında Rus hazinesine milyarlarca dolar vergi ödemekten kaçan “kaçak sermaye” olduğunu ancak Siluanov’un bu durumu görmezden geldiğini ifade etti.
Katasonov, ekonomide devletin “çok fazla eli olduğu” argümanına da Rosstat verileriyle yanıt verdi.
Devlet (federal hükümet, oblastlar, belediyeler) mülkiyetindeki işletme ve kuruluş sayısının 2000 yılında 151 bin (toplamın yüzde 4,5’i) iken, 2023’te 83 bine (toplamın yüzde 2,5’i) düştüğünü kaydetti.
Katasonov, “Yani 2000-2023 arasında devlet işletmelerinin sayısı yüzde 45 azaldı,” dedi.
Benzer şekilde, ülke ekonomisindeki menkul kıymetlerde devlet payının 2000’de yüzde 25 iken 2023’te yüzde 15’e; sabit sermaye yatırımlarındaki devlet payının ise 2000’de yüzde 23,9 iken 2023’te yüzde 17,5’e gerilediğini aktardı.
‘Madencilik sektörünün yirmi yıldan kısa sürede tamamen özel sermayenin eline nasıl geçtiğini fark etmedik bile’
Katasonov, özellikle reel sektördeki duruma dikkat çekti. Madencilik sektöründe federal hükümetin sahip olduğu ana sermaye payının 2005’te yüzde 51,9 iken 2023’te sadece yüzde 0,3’e düştüğünü vurgulayan
Katasonov, “Madencilik sektörünün yirmi yıldan kısa sürede tamamen özel sermayenin eline nasıl geçtiğini fark etmedik bile,” dedi.
Katasonov, Anayasa’nın 9. maddesinde tabii kaynakların devlet mülkiyetinde de olabileceğinin belirtilmesine rağmen, fiiliyatta kaynakların devlete değil, onları çıkaran özel şirketlere ait olduğunu ve bu şirketlerin kaynakları yurt dışına taşıdığını dile getirdi.
İmalat sanayinde ise federal hükümetin ana sermaye payının 2005’te yüzde 11 iken 2023’te yüzde 9,1’e düştüğünü belirten Katasonov, “İktidar sürekli ekonominin yapısal dönüşümünden, ham madde bağımlılığından kurtulmaktan bahsederken, imalat sanayinde devletin bu kadar küçük ve küçülen payıyla bu nasıl başarılabilir? Özel sermaye için her açıdan ham madde odaklılık daha kârlı,” dedi.
Siluanov’un “büyük özelleştirme” duyurusuna geri dönen Katasonov, Çubays dönemindeki ilk özelleştirmenin halkın soygunu olduğunu tekrarladı.
‘Birkaç küçük özelleştirmeden sonra soyacak bir şey kalmayacak’
Katasonov, “Bu ve bunun gibi birkaç küçük özelleştirmeden sonra devlet mülkiyeti tamamen sıfırlanacak. Soyacak bir şey kalmayacak,” uyarısında bulundu.
Bunun yanı sıra devletleştirme kavramına değinen Katasonov, yıllardır hiçbir yetkilinin devletleştirme veya el konulan mülklerin devlete iadesi (deprivatizasyon) gerekliliğinden bahsetmediğini belirtti.
Tek istisnanın Soruşturma Komitesi Başkanı Aleksandr Bastrıkin olduğunu hatırlatan Katasonov, Bastrıkin’in Mayıs 2023’te St. Petersburg Uluslararası Hukuk Forumu’nda ekonominin temel sektörlerinin devletleştirilmesini önerdiğini ancak bu önerinin sessizlikle karşılandığını anımsattı.
Ülkede 2001 tarihli özelleştirme yasası olmasına rağmen hâlâ bir devletleştirme yasası bulunmadığına dikkat çeken Katasonov, “Eğer Batı ile mücadelede ayakta kalmak ve kazanmak istiyorsak, devlet mülkiyetinin kalıntılarının özelleştirilmesine değil, tam tersine devletleştirmeye ihtiyacımız var. 1990’larda ‘büyük özelleştirme’ yapıldıysa, şimdi bize hayati derecede gerekli olan ‘büyük devletleştirme’dir. Hem de mümkün olan en kısa sürede,” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya’da devletleştirilen varlıkların değeri 2,4 trilyon ruble
Rusya
Rusya’da uçak yakıtı fiyatları rekor seviyeye ulaştı

Ukrayna’nın insansız hava araçlarıyla Rus petrol rafinerilerini hedef almasının ardından, ülkede uçak yakıtı fiyatları tarihi rekor seviyeye ulaştı. Satışların durma noktasına geldiği piyasada, bazı havalimanlarında uçaklara yakıt ikmali kısıtlaması getirildi.
Hızla yükselen benzin ve tarihi rekorlar kıran motorin fiyatlarının ardından, Rusya havacılık yakıtı piyasasında da rekor seviyede bir fiyat artışı gerçekleşti.
Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının (İHA) düzenlediği ve yalnızca mayıs ayında Rusya’daki 16 petrol rafinerisini hedef alan saldırı serisinin ardından, toptan uçak yakıtı (kerosen) fiyatı tarihte ilk kez ton başına 110 bin rubleyi aştı.
St. Petersburg Uluslararası Emtia ve Hammadde Borsası verilerine göre, borsa dışı ulusal jet yakıtı fiyat endeksi yıl başından bu yana yüzde 41 artarak geçen haftadan bu yana ton başına 113 bin ruble seviyesinde seyrediyor. Piyasadaki keskin yükseliş mayıs ayının ikinci yarısında başladı. Bu dönemde uçak yakıtı bir ay içinde ton başına 32 tam onda sekiz bin ruble, yani yüzde 39 oranında pahalandı.
Yılın başında günde 2 bin ila 4 bin ton arasında değişen borsa içi uçak yakıtı satışları ise neredeyse tamamen durdu. Borsa verilerine göre son işlemler, bin 200 ton yakıtın satıldığı 13 Mayıs tarihinde gerçekleştirildi.
Kommersant gazetesine konuşan bir kaynak, borsadaki işlem durumunu “Arzın neredeyse tamamen yok olmasından bahsediyoruz” sözleriyle tanımladı.
Gazetenin aktardığına göre, mayıs ayı sonunda havayolu şirketleri St. Petersburg, Ekaterinburg, Ufa ve diğer bazı şehirlerdeki havalimanlarında yakıt sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı.
Yakıt ikmal şirketleri, havayolu taşımacılarını mevcut sözleşmeler kapsamında uçaklara yakıt sağlayamayacakları konusunda uyardı.
Kommersant’ın kaynakları, Rusya Enerji Bakanlığında yapılan acil toplantının ardından diğer bölgelerden yakıt kaydırıldığını ve hükümetin yurt dışına uçak yakıtı ihracatını yasakladığını belirtti.
Ancak bu önlemlerden iki hafta sonra havalimanlarında yeniden yakıt tasarrufuna gidilmeye başlandı. 12 Haziran’da Mahaçkale, Mineralnye Vody, Krasnodar, Astrahan ve Nijniy Novgorod havalimanlarının pilotlara yönelik yakıt ikmali kısıtlaması bildirimleri yayımladığı açıklandı.
Finam şirketinin analisti Sergey Kaufman, Rusya’nın yılda yaklaşık 10 milyon ton uçak yakıtı ürettiğini ve bu hacmin yaklaşık yüzde 15’ine denk gelen 1,5 milyon tonun her yıl ihraç edildiğini belirtiyor.
Proleum şirketinin genel müdürü Maksim Dyaçenko ise Rusya’nın motorini fazlasıyla ürettiğini ve bunun yüzde 40’ını ihraç ettiğini, ancak uçak yakıtında durumun daha karmaşık olduğunu ifade etti.
Dyaçenko, “Hükümet, iç piyasayı doyurmak ve arz güvenliğini sağlamak için hızla çeşitli önlemler almalıdır. Bunu motorinde yapmak daha kolay, ancak benzin ve uçak yakıtında daha kapsamlı çözümlere ihtiyaç duyulacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Expert dergisine konuşan bir Rus havayolu şirketinden kaynak ise piyasada uçak yakıtı stoklarının bulunduğunu, ihracat yasağının ise olası bir açığı önlemek amacıyla önleyici bir tedbir olarak getirildiğini savundu.
Rusya
Rusya yakıt açığı nedeniyle kalite şartlarını gevşetti

Rusya hükümeti, bazı rafinerilerin iç piyasaya Euro-5 standardından saparak benzin ve dizel yakıt satmasına izin veren uygulamayı belirsiz süreyle uzattı. Kommersant’ın kaynaklarına göre karar, Ukrayna’nın rafinerilere yönelik saldırıları nedeniyle ortaya çıkan yakıt açığı ortamında alındı. Uzmanlar ise daha yüksek kükürt içeren yakıtın modern araçlarda aşınmayı artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Ruyas hükümeti, bazı petrol rafinerilerinin iç piyasaya kükürt ve diğer göstergeler bakımından Euro-5 standardından saparak benzin ve dizel yakıt satmasına izin veren uygulamayı belirsiz süreyle uzattı.
Karar geçen yıl sonbaharda alınmış ve 1 Mayıs 2026’ya kadar yürürlükte kalması öngörülmüştü. Ancak Kommersant’a konuşan kaynaklara göre uygulama, Ukrayna’nın rafinerilere yönelik saldırıları nedeniyle yaşanan yakıt açığı ortamında süresiz olarak devam ettirildi.
Hükümet kararına göre benzinde kilogram başına en fazla 150 miligram, dizel yakıtta ise 350 miligrama kadar kükürt bulunmasına izin veriliyor.
Euro-5 standardında ise üst sınır 10 miligram olarak belirlenmiş durumda. Onaylanan değerlerin Euro-3 standardına karşılık geldiği belirtildi. Ayrıca benzinde aromatik hidrokarbonlar, monometilanilin, oktan artırıcı katkı maddeleri ve etanol bulunmasına da izin veriliyor.
Kommersant’ın görüştüğü kaynaklardan biri, piyasaya sunulan ürünlerin kalitesinin denetlenmesinin Rusya Enerji Bakanlığı’na verildiğini söyledi.
Aynı kaynak, bu tür yakıtların Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyesi diğer ülkelerde satışının yasak olduğunu da aktardı.
Rusya hükümeti, azalan arz koşullarında yakıt piyasasını istikrara kavuşturmak için çeşitli önlemler arıyor.
Bu kapsamda Rusya’dan benzin ihracatı tüm piyasa katılımcıları için 31 Temmuz’a kadar yasaklanırken, dizel yakıt ihracatı da tüccarlar açısından durduruldu. Havacılık yakıtı ihracatına yönelik kısıtlama ise 30 Kasım’a kadar uzatıldı.
Öte yandan, Ukrayna toprakları hariç tutulduğunda Rusya’nın en az 25 bölgesinin benzin sıkıntısıyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor.
Haziran ayının başında bu sayı 15 olarak kaydedilmişti. Yakıt kıtlığının özellikle ilhak edilen Kırım ve Sivastopol’da daha belirgin hissedildiği ifade edildi.
Kommersant’ın kaynaklarından biri, benzin ve dizel yakıta ilişkin kalite şartlarının gevşetilmesinin sorunu tamamen çözmediğini söyledi.
Kaynağa göre izin verilen kükürt seviyesinin yükseltilmesi bile çok sayıda küçük rafinerinin devreye alınmasına yetmiyor; çünkü bu tesislerin ürettiği yakıtın kalitesi hâlâ belirlenen sınırların önemli ölçüde altında kalıyor.
NEFT Research Yönetici Ortağı Sergey Frolov ise ek petrol ürünü hacimlerinin yerel düzeydeki bazı yakıt açıklarını hafifletebileceğini, ancak daha yüksek kükürt içeriğinin modern araçlar üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını belirtti.
Frolov’a göre bu tür yakıtların kullanımı motor, egzoz sistemi ve katalizörlerde aşınmayı artırabilir. Uzman ayrıca sorunun yalnızca yakıt üretiminden ibaret olmadığını, ürünlerin bölgelere zamanında ulaştırılmasının da önemli bir problem olmaya devam ettiğini vurguladı.
Yakıt krizinin temel nedeninin Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırıları olduğu belirtiliyor.
Bloomberg’in hesaplamalarına göre Rus petrol rafinerileri Ocak-Mayıs 2026 döneminde 38 saldırıya uğradı. Bunların 16’sı mayıs ayında gerçekleşti ve savaşın başlamasından bu yana aylık bazda en yüksek seviyeyi oluşturdu.
Ulusal Borsa Fiyatlandırma Ajansı’nın verilerine göre 11 Haziran itibarıyla karşılanamayan ödeme gücüne sahip talep hacmi AI-92 benzinde 21 bin 960 ton, AI-95 benzinde ise 13 bin 740 ton olarak kaydedildi.
Yılın başından bu yana borsada gerçekleştirilen benzin satışları da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,4 azalarak 4,12 milyon tona geriledi.
Rusya
Portekiz, Rus vatandaşlarının banka hesaplarını kapatıyor

Portekiz’in en büyük devlet bankası Caixa Geral de Depositos, geçerli oturum izni olmayan Rusya Federasyonu vatandaşlarının hesaplarını kapatma kararı aldı. Kararın ardından AB genelinde Rus müşterilere yönelik bankacılık kısıtlamalarının ve denetimlerin yeniden yoğunlaştığı belirtiliyor.
Portekiz’de yaşayan Rus vatandaşlarının Telegram sohbet gruplarında paylaştığı bilgilere göre, ülkenin en büyük devlet bankası Caixa Geral de Depositos (CGD), geçerli oturum izni (VNZH) bulunmayan Rusya pasaportlu müşterilerinin hesaplarını kapatmaya başladı.
Sohbet gruplarında paylaşımda bulunan bir banka müşterisi, CGD şubesinde kendisine yapılan açıklamada, geçerli bir oturum izni sunamayan tüm Rusya vatandaşlarının hesaplarının kapatılacağının belirtildiğini aktardı.
Bu karardan önce, Nisan 2026’da bazı CGD müşterilerine banka tarafından güncel bilgilerini sunmaları yönünde talepler iletildiği belirtildi.
Sohbet gruplarında paylaşılan bu bilgiyi doğrulayan bazı banka müşterileri de Rus medya kuruluşu RBK’ya yaptıkları açıklamada, daha önce bankadan verilerini güncellemeleri yönünde bildirimler aldıklarını kaydetti.
Portekiz’deki Rus vatandaşlarının kesin sayısını tahmin etmenin, vatandaşlık bazlı istatistiklerin yayımlanmaması nedeniyle güç olduğunu belirten UCL danışmanlık şirketinin varlık yönetimi birimi yöneticisi Roman Kurganov, ülkedeki “altın vize” programının popülaritesi göz önüne alındığında, bu karardan en az binlerce hesabın etkilenebileceğini öngörüyor.
Uluslararası hukuk firması Amond & Smith Ltd’nin bankacılık hukuku yöneticisi İvan Tihonenok ise Portekiz’in en büyük devlet bankası olan CGD’nin, altın vize programlarına başvuranlar dahil olmak üzere yerleşik olmayan yabancılara temel bankacılık hizmetleri sağladığını ifade etti.
Tihonenok, “Rus müşterilerin tam da bu bankada yoğunlaşmış olması, mevcut hesap kapatma dalgasını bu denli görünür kılıyor” dedi.
Bağımsız finans danışmanı Natalya Smirnova da Telegram kanalında yaptığı değerlendirmede, CGD’nin Portekiz’deki Ruslar arasında en popüler bankalardan biri olduğunu ve geçmişte Rusya pasaportuna karşı en esnek yaklaşımı sergileyerek oturum izni olmasa dahi hesap açtığını doğruladı.
Tihonenok, Rusya vatandaşlarının banka hesaplarında yaşanan sorunların, AB ülkelerinden birinde oturum izni veya pasaportu olanlar dahil olmak üzere, 2026 yılının başından itibaren keskin bir şekilde arttığına dikkat çekti.
Tihonenok, “Müşterilerimizin çoğunun Portekiz bankalarında değil, Alman bankalarında ve çeşitli ödeme sistemlerinde hesapları var. Onlar da benzer bir sorunla karşılaştı” diyerek, Almanya’da uzun yıllardır yaşayan, iş kuran ve gerekli tüm belgelere sahip Rusların hesaplarının kapatıldığını belirtti.
Hukukçu, “Hesaplar, yabancı ülke vatandaşlarına ve bu bağlamda Rusya kökenlilere her zaman büyük bir esneklik gösteren bölgesel bankalar birliği Sparkasse’de bile kapatıldı” bilgisini paylaştı.
UCL yöneticisi Kurganov da bu eğilimi doğrulayarak, “2026 yılının başından itibaren Rusya pasaportu sahiplerinin hesaplarının sadece bankalar tarafından değil, ödeme sistemleri ve finansal teknoloji sağlayıcıları tarafından da kapatılması yönündeki dinamiklerin sürdüğünü gözlemliyoruz” dedi.
Kurganov, Avrupa Komisyonu’nun 2026 yılında yeni bir kısıtlama getirmemesine rağmen, AB ülkelerindeki bankaların kendi portföylerini Rus müşterilerden temizleme sürecine geçtiklerini ekledi.
Smirnova’ya göre, Avrupa bankalarında hesapların kapatılmasının en yaygın nedenleri arasında şunlar yer alıyor:
- Oturum izninin süresinin dolması veya AB’de ikamet hakkının kaybedilmesi,
- Bankaya güncel kişisel bilgilerin ve gelir kaynaklarına ilişkin belgelerin sunulmaması,
- Bankanın yaptırımlar veya kara para aklamayı önleme (AML/KYC) prosedürleri açısından yüksek riskli gördüğü, Rusya ile bağlantılı gelirlerin veya para transferlerinin bulunması.
Avrupa bankalarının, resmi olarak yaptırım rejimini ihlal etmese bile Rusya’dan gelen transferlere özel bir dikkat gösterdiğini belirten Smirnova, “Gözlemlerimize göre en temel nedenler arasında Rusya’da bir gelir kaynağının bulunması veya yaptırım altındaki bir bankada hesap sahibi olunması yer alıyor. Bu tür durumlarda Portekiz ve diğer AB ülkelerindeki bankalar, kişinin geçici veya kalıcı oturum izni olsa dahi hesabı kapatıyor. Bu durum, uzun süredir AB’de yaşayan ancak Rusya Federasyonu sınırları içinde gayrimenkulü, hisse senedi, şirket ortaklığı veya başka varlıkları bulunan kişileri de etkiliyor” dedi.
Kurganov, bu nedenlerin yanı sıra, Portekiz’deki hesaba BDT ülkelerindeki (Ermenistan, Kırgızistan, Kazakistan) bankalardan kişisel fon transferi yapılmasının da hesap kapatma gerekçesi olabildiğini sözlerine ekledi.
Gelişmeleri genel çerçevede değerlendiren İvan Tihonenok, “Duruma bütünüyle bakıldığında, Avrupa finans kuruluşlarında Rus müşterilere yönelik tolerans seviyesinin düşmesi eğiliminin güçlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. AB’nin 20. yaptırım paketi ve beklenen 21. yaptırım paketi, bu eğilimi açıkça doğrulamaktadır” ifadesini kullandı.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi










