Avrupa
Bardella: AB’nin kuruluş ilkelerinin modası geçti

Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella, AB’nin uzun vadeli bütçesine karşı çıkacağını, Fransa’nın Brüksel’e yaptığı katkı payını azaltacağını ve bloğun işleyişinin yeniden gözden geçirilmesini sağlamak için milliyetçi hükümetlerle ittifaklar kuracağını taahhüt etti.
Avrupa Parlamentosu üyesi de olan Bardella, POLITICO’ya verdiği özel röportajda, Avrupa Birliği’nin temsil ettiği şeylerin ve kurulduğu temellerin “modasının geçtiğini” savundu:
“(…) pozitif küreselleşme, mutlak piyasa gücü, kontrolsüz göç, iktisadi gerileme ve ekonomi, işletmeler ve Avrupa sanayisi üzerindeki aşırı regülasyon, bunların hepsi son derece modası geçmiş, son derece demode ve eskimiş. Bu yüzden Avrupa Birliği’nin işleyiş şeklini değiştirmeliyiz.”
Polonya gezisi öncesinde yapılan röportajda Bardella, RN’nin NATO’ya ve Fransa’nın Avrupa’nın doğu kanadına yönelik güvenlik taahhütlerine ilişkin tutumu konusunda müttefiklerini rahatlatmaya çalıştı.
Fakat AB meselelerinde, Bardella hâlâ bloğu temelden yeniden şekillendirmek istiyor. AB’den ayrılmak istemediklerini vurgulayan Fransız siyasetçi, “hiçbir şeyi yok etmeden her şeyi değiştirmek istediklerini” söyledi.
Sağcı lider, AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesini erken bir savaş alanı olarak belirledi. Brüksel’deki pek çok kişi yıl sonundan önce müzakereleri sonuçlandırmayı umarken, Bardella bu takvimi Paris’te olası bir siyasi değişimden önce harcama planlarını sabitlemek için bir girişim olarak kınadı.
Bardella, “Buradaki amaç, Fransa’da çoğunlukta olası bir değişiklik yaşanmadan önce bütçeyi sabitlemek,” dedi ve bunu “derinlemesine anti-demokratik” olarak nitelendirdi:
“Fransa’nın bir sonraki yönetimi, kim olursa olsun, bu bütçe konusunda söz sahibi olmalı çünkü bu bütçe, Fransa’yı, dolayısıyla Fransız halkının geleceğini ve vatandaşlarımızın bütçesini, önümüzdeki yıllara bağlayacak.”
Konuyla ilgili önceki açıklamalarından daha sert bir tavır sergileyen Bardella, “hayali bir oranda artması öngörülen” AB bütçesine ülkenin katkısını derhal “yarıya indirmeyi” hedefleyeceğini söyledi.
Talebini, Almanya ve Hollanda gibi daha zengin bazı AB ülkelerinin blok bütçesine yaptıkları katkılarla ilgili olarak elde ettikleri iadeye eşdeğer olarak nitelendirdi.
“Fransızlara paralarını geri vereceğiz, çünkü Fransa’nın kendini saydırması ve çıkarlarını savunması kaçınılmaz,” dedi ve Avrupa Komisyonunu, daha fazla para bulmak istiyorsa işletme giderlerini kısması gerektiği konusunda uyardı.
7 Temmuz’da Bardella, gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olup olmayacağını öğrenecek.
O gün, temyiz mahkemesi Le Pen’in zimmete para geçirme suçundan aldığı mahkumiyet kararını ve buna bağlı olarak kamu görevinden beş yıl men edilmesini onayıp onamayacağına karar verecek.
Bardella’nın adaylığı kesinleşirse, ilk turda kazanması için geniş bir destek var. İlk anketler, ikinci turda diğer rakiplerini geride bırakacağını da gösteriyor ama merkez adaylara karşı üstünlüğü çok az.
Polonya gezisi, potansiyel ortaklara ve açıkça hayranlık duyduğu Meloni gibi ideolojik yakınlarına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişim kapsamında yer alıyor.
Bardella, regülasyonların gevşetilmesi ve göçün sınırlandırılması konusunda Almanya’nın muhafazakar Şansölyesi Friedrich Merz ile “ortak bir zemin” gördüğünü belirtmiş olsa da, röportajda öncelikle milliyetçi partileri müttefik olarak gördüğünü açıkça ifade etti.
Fransız siyasetçi bu hafta Varşova’da, ülkenin cumhurbaşkanlığını elinde tutan ve gelecek yıl yapılacak parlamento seçimleri öncesinde anketlerde ikinci sırada yer alan, dolayısıyla koalisyon hükümetine liderlik etme fırsatı bulabilecek olan sağcı Hukuk ve Adalet’ten (PiS) isimlerle görüşeceğini söyledi.
Bardella röportaj sırasında şunları söyledi:
“Hedefimiz büyük düşünmek ve hayal ettiğimiz bu yeni Avrupa mimarisini inşa etmek. Birkaç ay içinde Fransız halkı bize güvenini gösterir ve biz Fransız Cumhuriyeti’nin başkanlığını üstlenirsek… benzer görüşlere sahip Avrupalı partiler ve hükümetlerle bu ittifakı genişletebileceğimizi umuyorum.”
Ukrayna savaşı savaşı kıtada bir silahlanma yarışını tetiklediği için, Fransa’nın Doğu Avrupa’daki müttefikleri sağın NATO ve savunma konusundaki tutumunu yakından izliyor.
Bardella, partinin geleneksel izolasyonist duruşunun temel taşlarından biri olan Fransa’yı NATO’nun entegre askeri komutasından çekme yönündeki Le Pen’in uzun süredir devam eden vaadini yumuşattı.
Bu hamle, Fransız birliklerinin ittifakın ortak planlamasına daha az dahil olacağı anlamına geliyor.
Badella, “Avrupa’nın kapısında savaş olduğu sürece bu entegre komutadan ayrılmak istemiyoruz. Savaş zamanında antlaşmaların çerçevesini yeniden tanımlamazsınız,” dedi.
Bardella, Fransa’nın Romanya ve Baltık ülkeleri dahil olmak üzere doğu kanadındaki müttefiklerine karşı güvenlik taahhütlerini yerine getireceğini vurgularken, RN hükümetinin öncelikle Fransız çıkarlarını savunmaya odaklanacağını söyledi.
Nükleer caydırıcılık konusunda, Fransa’nın savaş sonrası lideri Charles de Gaulle’ün “Fransız ulusunun hayati çıkarlarının savunulmasının Fransa sınırlarında bitmediğini bize haklı olarak hatırlattığını” söyledi.
Fransa’nın çıkarlarının tehlikeye gireceği bir örnek olarak “Benelüks bölgesi”ni (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) gösterdi.
Bardella Ukrayna savaşının başlamasından bu yana, “Kremlin yanlısı” olmakla suçlanan parti figürlerinden uzak durmaya özen gösterdi.
Bardella röportajda, “Başkan Putin’in Rusya’sı çok boyutlu bir tehdit,” diyerek Moskova’yı “Fransız ve Avrupa çıkarlarına karşı doğrudan saldırganlık” yapmakla suçladı.
Dışişleri konusunda Bardella, Doğu Avrupa ile bağları olan Avrupa Parlamentosu heyetinin üyelerine büyük ölçüde güveniyor.
Bunlar arasında, Varşova’da görev yapmış eski Frontex başkanı Fabrice Leggeri ve Ukrayna’ya seyahat etmiş olan partinin genç neslinin etkili isimlerinden Pierre-Romain Thionnet yer alıyor.
Hatta Thionnet’in nispeten “şahin” tutumu, Le Pen’in savunduğu tarafsız dış politikaya bağlı kalmayı tercih eden partinin eski muhafazakâr kanadının bazı üyeleriyle sürtüşmelere neden oldu.
İki grup arasındaki gerginlikler geçen hafta, Thionnet’in X’te milliyetçi çevrelerdeki “pasifizm” olarak nitelendirdiği tutumu sert bir dille eleştiren bir paylaşım yapmasıyla kamuoyuna yansıdı.
Bu paylaşım, RN’nin deneyimli Avrupa Parlamentosu üyesi, Le Pen’in kayınbiraderi ve uzun süredir danışmanı olan Philippe Olivier’in tepkisini çekti. Olivier, “Savaş ulusal çıkarlar için mi?” diye yanıt verdi. Bunun üzerine Thionnet ilk paylaşımını sildi.
Bu anlaşmazlık, Bardella’nın olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığı öncesinde Ulusal Birlik’i ne kadar yeniden şekillendirmesi gerektiği konusunda parti içindeki daha geniş bir tartışmayı yansıtıyor.
Bu tartışma, Bardella’nın daha ılımlı seçmenleri kazanmaya çalıştığı ekonomi konusunu da içeriyor.
Bardella, partinin 2027 iktisadi platformunu geliştirmekle, kesilecek düzenleyici yükleri belirlemekle görevli üç kişilik bir görev gücü de dahil olmak üzere, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir danışman ve milletvekili grubuna emanet etti.
Bu isimler arasında, ülkenin iş dünyası elitleriyle köprüler kurma çabalarının ön saflarında yer alan ve patronunu emeklilik dahil olmak üzere daha fazla mali disipline yönlendiren önde gelen finansçı François Durvye de bulunuyor.
Bardella’nın geçen ay, partinin emeklilik yaşını 62’ye geri çekme vaadini “incelediğini” duyurması, Le Pen’e yakın Ulusal Birlik’in eski muhafazakâr kesiminden öfkeyle karşılandı.
Bu kesim, vaatteki bir değişiklikle partinin yükselişine katkıda bulunan işçi sınıfı seçmenlerin uzaklaşabileceğinden endişe ediyor.
Bardella’nın yakın bir danışmanı, “Emeklilik yaşını düşürmekten başka olasılıkları araştırmak istiyor. O [bunu] istemiyor,” dedi.
Öte yandan perşembe günü Brüksel’de düzenlenen basın toplantısında, Bardella’nın partisinin iktidara gelmesi halinde AB ile bir hesaplaşmaya gidebileceği uyarısında bulunması, Le Pen ile arasındaki hassas dengeleri de ortaya koydu:
“Fransız halkı birkaç ay içinde bize güvenirse, daha önce de söylediğimiz gibi, Avrupa Birliği’nin mevcut işlevsizliklerini ele almak üzere ilk gezimizi Brüksel’e yapacağız, Marine ya da ben… ya da Marine ve ben…”
Le Pen ise, AB fonlarının zimmetine geçirdiği iddiasıyla ilgili davasını uzun süredir siyasi amaçlı olarak nitelendiriyor. Le Pen, Bardella’yı güçlü bir yedek aday olarak kamuoyunda desteklerken, koruduğu kişinin anketlerdeki yükselişinin kendisini kenara itme olasılığını artırdığına dair spekülasyonları bastırmaya çalışıyor.
Avrupa
AfD-CDU işbirliği: Nazi kurbanları için “tökezleme taşı” yapılmayacak

Doğu Almanya’daki Heidenau kasabasında Nazilerin kurbanlarına adanmış “tökezleme taşı” anıtları AfD-CDU işbirliği ile yasaklandı.
Tartışmanın odağında, Heidenau belediye meclisi tarafından 25 Eylül’de kabul edilen ve “Stolperstein” adı verilen bu tür anıtların kaldırımlara yerleştirilmesini “saygısızlık” olarak nitelendirerek durdurmayı ve bunun yerine kasabanın Kuzey Mezarlığı’nın kullanılmasını öngören bir önerge yer alıyor.
Yere gömülü, üzerine yazıt işlenmiş küçük pirinç “tökezleme taşları”, yayaların durup eski sakinlerin kaderini düşünmelerini sağlamayı amaçlıyor.
Projenin web sitesine göre, şu anda Avrupa genelinde, çoğunluğu Almanya’da olmak üzere 1.860 belediyede 116.000 adet bu tür taş bulunuyor.
Heidenau’daki anıt taşlarının yerleştirilmesini engelleme girişimi, Hıristiyan Demokratlar (CDU) ile Almanya için Alternatif (AfD) partisi tarafından ortaklaşa desteklendi.
Kasabanın şu anki belediye başkanı Conny Örtel, bağımsız bir politikacı.
AfD, genel olarak Almanya’nın Holokost anma kültürüne karşı çıkmasıyla tanınıyor. Komşu Thüringen eyaletinde partiye liderlik eden Björn Höcke, bir keresinde Berlin’deki Holokost anıtını, Alman gururunu zedeleyen bir “utanç anıtı” olarak nitelendirmişti.
Öte yandan, azınlıkta da olsa bazı Yahudiler, anıtların üzerine basılabileceği ve yapraklar ya da çöplerle kaplanabileceği yerlere dikilmesinin saygısızlık olduğunu öne sürerek anıtlara karşı çıkıyor. Bu kişiler, taşların ayrıca vandalizmin hedefi olduğunu da belirtiyor.
Ne var ki, Münih’te taşların yerleştirilmesine başarıyla karşı çıkan Charlotte Knobloch’a göre Heidenau’daki önerge kurbanlar için değil; daha ziyade Almanya’nın anma kültürünü bastırmak için “AfD’li aşırılıkçıların şeffaf bir manevrası.”
Holokosttan sağ kurtulan Knobloch, “Heidenau’da şu anda olduğu gibi, anma yerlerini şehir siluetinden kaldırmak kesinlikle yanlış bir yaklaşım,” dedi.
Saksonya eyaletindeki Heidenau, projeye karşı harekete geçen ilk kasaba değil. Bavyera’daki Münih şehri, Knobloch’un yanında yer alarak, kamusal alanlarda bu taşların yerleştirilmesine izin vermemeyi 2004 yılında oylamıştı.
Kuzey Ren-Vestfalya’daki Pulheim şehrinde proje 2011’de engellenmişti ama belediye sonunda kararını değiştirdi ve 2022’de ilk yerleştirmelerin yapılmasına izin verdi.
Stolpersteinlerin ilginç bir yönü, hem ulusal gururu zedelediğini düşünen Almanya’nın sağcıları hem de kurbanların anısını yeterince yüceltmediğini düşünen bir Yahudi azınlık tarafından karşı çıkılması.
Belediye meclisinin bu kararı, AfD’nin ülke çapındaki seçimlerde destek kazanmaya devam ettiği bir dönemde geldi.
Partinin Heidenau’daki projenin yasaklanmasına verdiği destek, Holokost’un resmi kamu anma etkinliklerinin bastırılmasına yönelik olası adımlara ilişkin endişeleri tetikledi.
Cuma günü basına yaptığı açıklamada Knobloch, CDU’nun bu hamleyi “desteklemeye yanaşmasına” “dehşete düştüğünü” ekledi ve “Demokratik merkez, bu konuda kendine geri dönmeli ve daha iyi bir çözüm bulmalı,” dedi.
Avrupa
İngiltere, demiryolu işletmecisi Avanti West Coast’u kamulaştıracak

İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracağını duyurdu. Karar, yüksek bilet fiyatları, gecikmeler ve ülke ortalamasının iki katına çıkan sefer iptallerinin ardından geldi. Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, kamu denetimiyle güvenilir bir demiryolu ağı inşa etmeyi hedeflediklerini açıkladı.
İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracak.
Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, “Avanti West Coast şirketinin demiryolu taşımacılığı hizmetlerini ilk fırsatta kamulaştıracağımızı yarın konferansta duyuracağım. Birleşik Krallık’ın güvenebileceği bir demiryolu inşa ediyoruz” dedi.
Alexander, The Times gazetesine verdiği mülakatta da Londra ile Manchester arasındaki hattaki hizmet kalitesinin uzun süredir memnuniyetsizlik yarattığına dikkat çekti. Bakan Alexander, şirketin kamu mülkiyetine geçmesiyle yolcuların “farkı hissetmeye başlayacaklarını” söyledi.
Avanti West Coast, Londra, Birmingham, İngiltere’nin kuzeybatısı ve Glasgow arasındaki ana güzergahta sefer düzenleyen, ülkenin en büyük şehirlerarası taşımacılık şirketleri arasında yer alıyor.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham da Avanti West Coast şirketini güvenilmezlik, sefer iptalleri ve yüksek bilet fiyatları nedeniyle defalarca eleştirdi.
The Times gazetesinin haberine göre hükümet, sözleşme süresinin sona ermesiyle şirketi Mart ayında kamu mülkiyetine geçirmeyi planlıyor.
Avanti West Coast, bu yaz İngiltere genelinde sefer iptal oranı en yüksek şirket oldu. Şirketin iptal oranı, ülke ortalamasının iki katına ulaştı.
Birleşik Krallık’ın en yoğun demiryolu hattında zamanında varış oranları da geriledi.
Beş yıl önce trenlerin yaklaşık yüzde 60’ı varış noktasına vaktinde ulaşıyordu.
Şirket bir yıl içinde rötarlar nedeniyle yapılan 1,4 milyondan fazla tazminat başvurusunu onayladı. Bu sayı, 2019 yılına kıyasla yaklaşık 1 milyon artış gösterdi.
İngiliz demiryolları büyük oranda 1990’lı yılların ortalarında özelleştirildi. Yolcular, o tarihten bu yana hizmet kalitesinin düştüğünü, bilet fiyatlarının ise yükseldiğini savunuyor.
Bu olumsuz değişimler, Birleşik Krallık hükümetini yeniden kamulaştırma adımlarını başlatmaya sevk etti.
Kamulaştırma süreci fiilen başlamış durumda. 2024 yılı itibarıyla altı yolcu taşımacılığı imtiyazı kamu mülkiyetine geçmiş vaziyette.
Avrupa
ASML uyardı: İhracat kısıtlamaları Çin’i güçlü bir rakibe dönüştürür

ASML Genel Müdürü Christophe Fouquet, Batı’nın ihracat kısıtlamalarının Çin’i kendi yerli teknolojisini üretmeye teşvik ederek güçlü bir rakip yaratacağını söyledi. Hollandalı şirketin yöneticisi, ABD’nin Avrupa’ya gelişmiş sistemlerin sevkiyatını durdurması yönünde baskı kurduğu bir dönemde aşırı kısıtlamaların hedeflenenin aksi sonuçlar doğuracağını savundu.
Batılı ülkelerin uygulamaya koyduğu ihracat kısıtlamaları, hedeflenenin tam aksine sonuçlar doğurabilir ve gerekli ürünlere erişimi kesilen müşterileri kendi teknolojilerini geliştirerek Batı’ya rakip olmaya zorlayabilir.
Financial Times gazetesine konuşan Hollandalı çip ekipmanı üreticisi ASML’nin Genel Müdürü Christophe Fouquet, ABD’nin şirketin Çin’e yönelik sevkiyatlarını sınırlandırması için Avrupa üzerinde kurduğu baskıya dikkat çekti.
Bu baskı, silikon plakalar üzerine en hassas ve karmaşık devreleri basmak amacıyla 13,5 nanometre dalga boyuna sahip aşırı ultraviyole ışık kullanan EUV litografi teknolojisine dönük ihracat kontrollerini de kapsıyor. Bu gelişmiş mikroelektronik pazarında ASML yalnızca Amerikan şirketlerinin gerisinde kalıyor.
Fouquet açıklamasında, “Belirli teknolojilerin meşru ve somut gerekçelerle sınırlandırılabileceğini anlıyoruz; ancak aşırıya kaçarsak ulaşmak istediğimiz hedefin tam zıddı sonuçlarla karşılaşırız” dedi.
ASML yöneticisine göre bu tür engeller Çin için bir yenilik motivasyonuna dönüşüyor:
“Aşırı kısıtlamalar çaresizlik doğurur. Çaresizlik ise insanların kendi geliştirdikleri sistemleri hızlandırmaları ve nihayetinde güçlü birer rakip haline gelmeleri yönünde muazzam bir iştah yaratır.”
Yarı iletken imalatında kullanılan litografi sistemlerinin üretiminde uzmanlaşan ASML Holding, Avrupa’nın en değerli halka açık şirketi konumunda.
Piyasa değeri yaklaşık 588 milyar euro seviyesinde olan ASML’yi, 217,4 milyar euroluk piyasa değeriyle Siemens takip ediyor.
Şirket, yapay zeka çiplerine yönelik ekipman talebinin artmasıyla 2026 yılında Avrupa’nın zirvesine yerleşti.
ABD Başkanı Donald Trump ise ülkesinin yapay zeka alanında Çin’in 1 ila 1,5 yıl önünde olduğunu savunuyor.
Trump, “Muhtemelen Çin’in bir ya da bir buçuk yıl ilerisindeyiz. Üçüncü sırada kimse yok. Yalnızca biz ve Çin varız. Oldukça geniş bir farkla lider durumdayız” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka yarışını kazanan tarafın küresel arenada belirleyici üstünlük elde edeceğini dile getiren Trump, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve OpenAI CEO’su Sam Altman gibi sektör liderlerinin teknolojinin hızlı gelişimine dair risk uyarılarının kendisini “endişelendirmediğini” söyledi.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD ziyareti ve Trump ile temaslarının ardından Beyaz Saray, Washington ve Pekin’in “süper zeka” kaynaklı tehditleri ele almak üzere özel bir iletişim kanalı kuracağını duyurdu.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı











