Bizi Takip Edin

Asya

Yoon’un azil gecikmesi: Hukuki titizlik mi? Siyasi çıkmaz mı?

Yayınlanma

Güney Kore’de Yoon Suk Yeol’un azil davası için her hafta yeni bir bekleyiş süreci başlatılıyor. Davanın sonuçlanamamasının temel nedenleri, ülkedeki siyasi ve hukuki süreçlerin karmaşıklığı, Anayasa Mahkemesi’nin karar alma sürecindeki titizliği ve toplumdaki derin kutuplaşma olarak sıralanabilir.

Yoon, 3 Aralık 2024’te kısa süreli bir sıkıyönetim ilan ettikten sonra 14 Aralık 2024’te Ulusal Meclis tarafından görevden uzaklaştırılmış ve 15 Ocak 2025’te konutunda gözaltına alınarak cezaevine gönderilmişti. Bu olay, Güney Kore’de demokratik kurumlara yönelik ciddi bir tehdit olarak görülmüş ve azil süreci başlatılmıştı. Ancak, sürecin tamamlanması için Anayasa Mahkemesi’nin nihai kararı gerekiyor ve bu karar henüz çıkmadı.

Birincil neden, Anayasa Mahkemesi’nin Yoon’un sıkıyönetim ilanıyla ilgili “isyan” suçlamalarını ve anayasal görevlerini ihlal edip etmediğini değerlendirmek için kapsamlı bir inceleme yapmasıdır. Mahkeme, 180 gün içinde karar verme yetkisine sahip; bu süre, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve hukuki argümanların detaylı bir şekilde analiz edilmesi için kullanılıyor. Yoon’un savunması, sıkıyönetim ilanının “anti-devlet unsurlarıyla mücadele” için meşru bir adım olduğunu ve tam anlamıyla askeri yönetim uygulamayı amaçlamadığını iddia ediyor. Buna karşılık, muhalefet ve birçok uzman, bu eylemin anayasayı ihlal ettiğini ve isyan suçu teşkil ettiğini savunuyor. Mahkeme, bu çelişkili iddiaları çözmek için acele etmek yerine dikkatli bir yaklaşım benimsiyor.

İkinci bir neden, mahkemenin şu anki yapısal durumuyla ilgili. Normalde dokuz yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi, şu anda sekiz üyeyle faaliyet gösteriyor ve karar için en az altı yargıcın oyu gerekiyor. Bu durum, konsensus sağlanmasını zorlaştırabilir ve süreci uzatabilir. Ayrıca, Yoon’un davası, Güney Kore tarihinde bir devlet başkanının hem azledilip hem de isyan suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı ilk vaka olduğu için emsal teşkil edecek bir karar bekleniyor. Bu da mahkemenin daha temkinli hareket etmesine yol açıyor.

Toplumdaki kutuplaşma da süreci etkiliyor. Yoon’un destekçileri ve muhalifleri arasında büyük bir gerilim var; her iki taraf da sokak protestolarıyla mahkemeye baskı yapmaya çalışıyor. Örneğin, Yoon’un destekçileri onun serbest bırakılmasını talep ederken, muhalifler hızlı bir şekilde görevden alınmasını istiyor. Bu toplumsal baskı, mahkemenin tarafsızlığını koruma çabasını zorlaştırabilir ve karar sürecini geciktirebilir.

Yoon Suk Yeol’un anayasal bir suç işleyip işlemediği, şu anda Güney Kore Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirdiği temel sorulardan biri. Bu soru, hukuki ve siyasi açıdan henüz kesin bir cevaba kavuşmadı çünkü mahkeme nihai kararını vermedi. Ancak, azil sürecini başlatan Ulusal Meclis’in iddianamesi ve Yoon’un eylemleriyle ilgili mevcut bilgiler, konuyu aydınlatmak için kullanılabilir.

Yoon’un Eylemleri ve Anayasal Suç İddiası

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024’te, Kuzey Kore destekli “anti-devlet unsurlarla” mücadele gerekçesiyle sıkıyönetim ilan etti. Bu karar, birkaç saat içinde Ulusal Meclis tarafından oybirliğiyle iptal edildi ve Yoon geri adım attı. Güney Kore Anayasası’na göre (Madde 77), sıkıyönetim ancak savaş, silahlı çatışma veya ulusal güvenliği tehdit eden olağanüstü bir durumda ilan edilebilir ve bu durum Meclis’in denetimine tabidir. Yoon’un ilanı, somut bir savaş veya acil tehdit kanıtı sunmadan yapıldığı için anayasaya aykırı bir adım olarak değerlendirildi.

Ayrıca, sıkıyönetim sırasında askeri birliklerin Meclis’e gönderilmesi ve medya ile siyasi faaliyetlerin kısıtlanmaya çalışılması, anayasal hakların (örneğin ifade özgürlüğü ve yasama yetkisi) ihlali olarak görülüyor. Anayasa’nın 7’inci Maddesi, kamu görevlilerinin halka karşı sorumlu olduğunu ve yetkilerini kötüye kullanamayacağını belirtir. Muhalefet, Yoon’un bu eylemlerinin “isyan” (Madde 87) veya “anayasayı askıya alma” girişimi olduğunu savunuyor ki bu, ciddi bir anayasal suç sayılır.

 İddianame İçeriği

  • Anayasayı İhlal: Sıkıyönetim ilanının hukuki dayanağı olmadığı ve anayasal düzeni tehdit ettiği iddia ediliyor. Yoon’un, Meclis’in yetkisini bypass ederek tek taraflı bir yönetim kurmaya çalıştığı öne sürülüyor.
  • İsyan Suçu : Askeri güç kullanarak demokratik kurumları (özellikle Ulusal Meclis’i) hedef aldığı ve bu eylemlerin “iç isyan” tanımına uyduğu belirtiliyor. Güney Kore Ceza Kanunu’na göre (Madde 87), bu suç ağır cezalar gerektirir.
  • Yetkiyi Kötüye Kullanma: Yoon’un, sıkıyönetim gerekçesi olarak sunduğu “anti-devlet unsurlar” iddiasını destekleyecek somut deliller sunamaması, yetkisini keyfi bir şekilde kullandığına dair kanıt olarak görülüyor.
  • Demokratik Süreçlere Saldırı: Meclis’in çalışmasını engellemeye yönelik adımları ve medya üzerindeki baskı girişimleri, anayasal hakların ihlali olarak listeleniyor.

Yoon’un Savunması

Yoon ve avukatları, sıkıyönetim ilanının anayasal bir suç olmadığını, bunun yerine ulusal güvenliği koruma amaçlı “olağanüstü bir önlem” olduğunu savunuyor. Yoon, ilan sırasında tam bir askeri yönetim kurmadığını, yalnızca “iç tehditlere” karşı bir uyarıda bulunduğunu iddia ediyor. Ayrıca, sıkıyönetimin kısa sürede kaldırılması, onun anayasayı tamamen askıya alma niyetinde olmadığının kanıtı olarak sunuluyor.

Güney Kore Siyasetinde Azil Davaları ve Emsal Kararlar 

Güney Kore’de devlet başkanlarının azil davaları, ülkenin demokratik tarihinde nadir ama önemli olaylar olarak yer alıyor. Yoon Suk Yeol’un 2024’teki azil süreci öncesinde, geçmişte iki devlet başkanıyla ilgili azil girişimi dikkat çekiyor: Roh Moo-hyun (2004) ve Park Geun-hye (2016-2017). Bu davalar, hem süreç hem de sonuçlarıyla Yoon’un durumu için bir emsal sağlayabilir.

2004 yılında Demokrat liderlerden Roh Moo-hyun azil davası ülkede emsal karar için sorgulamaya gidilen bir dosya olarak görülüyor.
Roh Moo-hyun, 2004 genel seçimleri öncesinde kendi partisi Uri’yi (Açık Parti) açıkça desteklediğini ifade etmiş ve bu, tarafsızlık ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle muhalefet tarafından eleştirilmişti. Ayrıca, seçim yasalarını ihlal ettiği ve yetkisini kötüye kullandığı iddia edildi. Ulusal Meclis, 191’e karşı 2 oyla azil kararını aldı.  Azil, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Mahkeme, Roh’un eylemlerinin anayasayı ihlal ettiğini kabul etmekle birlikte, bu ihlalin görevden alınmayı gerektirecek kadar ciddi olmadığına hükmetti. Roh’un halk desteği yüksekti ve sokak protestoları da lehine baskı oluşturdu. Anayasa Mahkemesi, 6’ya karşı 3 oyla azli reddetti ve Roh görevine geri döndü. Bu karar, azil için “ağır anayasal ihlal” eşiğinin yüksek olduğunu ortaya koyan bir emsal. Yani, Roh davası, Güney Kore’de bir devlet başkanının azledilip göreve geri döndüğü tek örnek. Yoon’un davasıyla karşılaştırıldığında, Roh’un durumunda askeri güç kullanımı veya “isyan” gibi daha ağır suçlamalar da dosyada yoktu.

Daha yakın bir tarihe dönecek olursak, 2016-2017 Park Geun-hye azil davası ile durumu karşılaştırabiliriz.

Park, 9 Aralık 2016’da Ulusal Meclis tarafından azledildi ve 10 Mart 2017’de Anayasa Mahkemesi tarafından görevden alınmıştı. Park, yakın arkadaşı Choi Soon-sil’in devlet işlerine karışmasına izin vermek, gizli belgeleri paylaşmak, rüşvet almak ve yetkisini kötüye kullanmakla suçlanmıştı. Skandal, Choi’nin büyük şirketlerden milyonlarca dolar topladığı ve Park’ın bu yolsuzluk ağından haberdar olduğu iddialarıyla patlak verdi. Ulusal Meclis, 234’e karşı 56 oyla azil kararını onayladı. Azil, Anayasa Mahkemesi’ne gitti ve mahkeme, Park’ın anayasal görevlerini “sistemli ve sürekli” bir şekilde ihlal ettiğini belirledi. Park’ın savunması, Choi ile ilişkisinin kişisel olduğunu ve devlet işlerini etkilemediğini iddia etse de, mahkeme delillerin  ve tanık ifadelerinin aksi yönde olduğunu kabul etti. Süreç boyunca milyonlarca kişi sokaklarda protesto düzenledi.Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle (8-0) Park’ın görevden alınmasına karar verdi. Ardından Park, cezai soruşturmaya tabi tutuldu ve 2018’de rüşvet, yetkiyi kötüye kullanma gibi suçlardan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Roh’un davası daha çok siyasi bir ihlalle sınırlıyken, Park ve Yoon’un davaları daha ciddi suçlamalar içeriyor. Ancak Yoon’un sıkıyönetim ilanı, askeri güç kullanımı nedeniyle Park’tan bile daha ağır bir anayasal kriz olarak görülüyor.

Sonuç olarak, Yoon azil davası, hukuki karmaşıklıklar, mahkemenin dikkatli yaklaşımı ve toplumsal-siyasi dinamikler nedeniyle henüz sonuçlanamadı. Anayasa Mahkemesi’nin kararının önümüzdeki günlerde veya haftalarda gelmesi bekleniyor, ancak kesin bir tarih öngörülemiyor. Bu belirsizlik, Güney Kore’de siyasi istikrarsızlığı derinleştiren bir faktör olarak öne çıkıyor.

Asya

Çin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?

Yayınlanma

Çin’in ham petrol ithalatını azaltmasının İran’daki savaş sürecinde fiyat artışını sınırladığı belirtilirken, ülke daralan akaryakıt piyasasında da benzer bir rol oynayabilir. Kpler verilerine göre Pekin’in deniz yoluyla petrol ithalatı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırıları öncesindeki ortalamanın altına gerileyerek Haziran ayında günlük 5,96 milyon varille son on yılın en düşük seviyesine indi.

İran’da yaşanan savaş döneminde Çin’in ham petrol ithalatını keskin bir şekilde azaltmasının fiyat artışlarını dizginlemeye yardımcı olduğu değerlendiriliyor.

Bu da, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumundaki ülkenin, üzerindeki baskı her geçen gün artan petrol ürünleri piyasasında da benzer bir etki yaratıp yaratamayacağı sorusunu beraberinde getiriyor.

Reuters ajansının aktardığı, enerji piyasası analiz firması Kpler tarafından açıklanan verilere göre, Çin’in deniz yoluyla gerçekleştirdiği ham petrol ithalatı Haziran ayında günlük 5,96 milyon varile gerileyerek son on yılı aşkın sürenin en düşük seviyesini kaydetti.

Bu miktar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediği ve çatışmaların başlamasıyla Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açan saldırılardan önceki üç aylık dönemde kaydedilen günlük ortalama 10,66 milyon varillik ithalat seviyesinin oldukça altında yer alıyor.

ABD ve İran arasında Haziran ayında yürürlüğe giren iki aylık ateşkes, boğazın yeniden trafiğe açılması yönünde umutları artırmıştı.

Ancak geçen hafta tarafların karşılıklı saldırılara yeniden başlaması ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun izinsiz geçiş yapan gemileri hedef almasıyla ateşkes bozuldu.

Yenilenen çatışma ortamında boğazdan tanker geçişlerinin ciddi oranda azalması beklenirken, kısa süreli ateşkes döneminde sevk edilen petrol hacminin Asya’daki rafinerilerin hammadde ihtiyacını en azından Eylül ayı sonuna kadar karşılayacağı tahmin ediliyor.

Küresel akaryakıt arzında daralma

Küresel petrol ürünleri piyasasındaki daralma, Moskova’nın bazı rafinerilerinin Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarıyla hasara uğratılmasının ardından motorin ihracatını yasaklama kararıyla daha da derinleşti.

Rusya, bu ulaşım ve sanayi yakıtı türünde dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumunda yer alıyor. Moskova’nın aldığı bu karar, Kuzey Yarımküre’de tarım ve inşaat sektörlerinin yoğunlaşması nedeniyle talebin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.

Rusya’dan sevkiyatların durmasının, Ortadoğu kaynaklı akışın azalmasından halihazırda etkilenmiş olan Asya piyasasındaki durumu daha da zorlaştıracağı belirtiliyor.

Asya’nın hafif ve orta distilat ithalatı Haziran ayında günlük 5,19 milyon varile geriledi. Kpler’in veri kaydetmeye başladığı 2017 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçen bu miktar, İran ile çatışmalar başlamadan önceki üç aylık ortalama olan 6,85 milyon varilin yüzde 32 altında kaldı.

Düşüşün bir kısmı, Pekin’in İran’daki savaşın başlamasının ardından iç piyasayı güvence altına almak amacıyla bazı petrol ürünlerinin ihracatına gayriresmi kısıtlamalar getirmesinden kaynaklanıyor.

Çin’in hafif ve orta distilat ihracatı, Nisan ayında günlük 350 bin varil ile son beş yılın en düşük seviyesine gerilemişti.

Bu hacim Mayıs ayında günlük 411 bin varile, Haziran ayında ise 423 bin varile yükselerek kısmen toparlansa da çatışma öncesi üç aylık dönemdeki günlük 719 bin varillik ortalamanın belirgin şekilde altında kalmaya devam ediyor.

Pekin ihracat kısıtlamalarını gevşetiyor

Çin yönetiminin gayriresmi kısıtlamaları esnetmesi ve devlet işletmelerinin yanı sıra en az bir özel rafinerinin de yurt dışına sevkiyat yapmasına izin vermesi nedeniyle, ülkenin Temmuz ayında petrol ürünleri ihracatını artırması bekleniyor.

Çin ticaret çevrelerinden edinilen bilgilere göre, ülkenin Temmuz ayındaki motorin, jet yakıtı ve benzin ihracatı günde yaklaşık 800 bin varile denk gelen 3 milyon metrik tona ulaşabilir.

Kpler, Çin’in Temmuz ayı petrol ürünleri ihracatını şu an için günlük 585 bin varil olarak tahmin etse de net veriler geldikçe bu rakamın yukarı yönlü revize edilebileceğini kaydediyor.

Çin’in hamlesi piyasayı rahatlatmaya yetecek mi?

Pekin’in attığı adımların arz üzerindeki baskıyı bir miktar hafifleteceği ancak Asya’nın petrol ürünleri ithalatının İran krizinden önceki seviyelerin altında kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.

Fiyatlardaki seyir de bu durumu destekler nitelikte bir grafik ortaya koyuyor. Petrol ürünleri, ham petrole kıyasla normalden daha yüksek bir primle işlem görerek çatışma öncesi dönemden daha yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.

Dizelin ana bileşeni olan Singapur gazyağının varil fiyatı 137,72 dolar seviyesinde seyrediyor. Ateşkes anlaşmasına yönelik ilk iyimserlikle 23 Haziran’da 109,35 dolara kadar gerileyen fiyatlar, o tarihten bu yana kesintisiz bir yükseliş grafiği çiziyor.

Gazyağı şu anda, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından bir gün önce, yani 27 Şubat’ta kaydedilen 91,42 dolarlık fiyatın yüzde 51 üzerinde.

Buna karşılık Brent petrolü vadeli işlemleri Pazartesi gününü 83,30 dolardan kapatarak 27 Şubat Pazar gününe kıyasla yüzde 14,9 oranında bir artış gösterdi.

Basra Körfezi’nden petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlere yönelik yeni tehditler ve küresel stokların azalması nedeniyle, piyasa İran ile olası bir uzlaşıyı fiyatlasa dahi akaryakıt fiyatlarının yükselmeye devam edeceği tahmin ediliyor.

Çin’den yapılacak ihracatın, rafinerilere yüksek marjlar sağlayarak fiyat artışlarını destekleyebileceği belirtiliyor.

İthalat hacmi savaş öncesi seviyelere tamamen dönse bile bunun yeterli olmayabileceği, zira Pekin’in Ortadoğu’daki gerilim sona erip deniz taşımacılığı normale döndüğünde petrol fiyatlarının gerileyeceği beklentisiyle şimdilik kendi stoklarını kullanmayı tercih ettiği aktarılıyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English