Bizi Takip Edin

Asya

Yoon’un azil gecikmesi: Hukuki titizlik mi? Siyasi çıkmaz mı?

Yayınlanma

Güney Kore’de Yoon Suk Yeol’un azil davası için her hafta yeni bir bekleyiş süreci başlatılıyor. Davanın sonuçlanamamasının temel nedenleri, ülkedeki siyasi ve hukuki süreçlerin karmaşıklığı, Anayasa Mahkemesi’nin karar alma sürecindeki titizliği ve toplumdaki derin kutuplaşma olarak sıralanabilir.

Yoon, 3 Aralık 2024’te kısa süreli bir sıkıyönetim ilan ettikten sonra 14 Aralık 2024’te Ulusal Meclis tarafından görevden uzaklaştırılmış ve 15 Ocak 2025’te konutunda gözaltına alınarak cezaevine gönderilmişti. Bu olay, Güney Kore’de demokratik kurumlara yönelik ciddi bir tehdit olarak görülmüş ve azil süreci başlatılmıştı. Ancak, sürecin tamamlanması için Anayasa Mahkemesi’nin nihai kararı gerekiyor ve bu karar henüz çıkmadı.

Birincil neden, Anayasa Mahkemesi’nin Yoon’un sıkıyönetim ilanıyla ilgili “isyan” suçlamalarını ve anayasal görevlerini ihlal edip etmediğini değerlendirmek için kapsamlı bir inceleme yapmasıdır. Mahkeme, 180 gün içinde karar verme yetkisine sahip; bu süre, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve hukuki argümanların detaylı bir şekilde analiz edilmesi için kullanılıyor. Yoon’un savunması, sıkıyönetim ilanının “anti-devlet unsurlarıyla mücadele” için meşru bir adım olduğunu ve tam anlamıyla askeri yönetim uygulamayı amaçlamadığını iddia ediyor. Buna karşılık, muhalefet ve birçok uzman, bu eylemin anayasayı ihlal ettiğini ve isyan suçu teşkil ettiğini savunuyor. Mahkeme, bu çelişkili iddiaları çözmek için acele etmek yerine dikkatli bir yaklaşım benimsiyor.

İkinci bir neden, mahkemenin şu anki yapısal durumuyla ilgili. Normalde dokuz yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi, şu anda sekiz üyeyle faaliyet gösteriyor ve karar için en az altı yargıcın oyu gerekiyor. Bu durum, konsensus sağlanmasını zorlaştırabilir ve süreci uzatabilir. Ayrıca, Yoon’un davası, Güney Kore tarihinde bir devlet başkanının hem azledilip hem de isyan suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı ilk vaka olduğu için emsal teşkil edecek bir karar bekleniyor. Bu da mahkemenin daha temkinli hareket etmesine yol açıyor.

Toplumdaki kutuplaşma da süreci etkiliyor. Yoon’un destekçileri ve muhalifleri arasında büyük bir gerilim var; her iki taraf da sokak protestolarıyla mahkemeye baskı yapmaya çalışıyor. Örneğin, Yoon’un destekçileri onun serbest bırakılmasını talep ederken, muhalifler hızlı bir şekilde görevden alınmasını istiyor. Bu toplumsal baskı, mahkemenin tarafsızlığını koruma çabasını zorlaştırabilir ve karar sürecini geciktirebilir.

Yoon Suk Yeol’un anayasal bir suç işleyip işlemediği, şu anda Güney Kore Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirdiği temel sorulardan biri. Bu soru, hukuki ve siyasi açıdan henüz kesin bir cevaba kavuşmadı çünkü mahkeme nihai kararını vermedi. Ancak, azil sürecini başlatan Ulusal Meclis’in iddianamesi ve Yoon’un eylemleriyle ilgili mevcut bilgiler, konuyu aydınlatmak için kullanılabilir.

Yoon’un Eylemleri ve Anayasal Suç İddiası

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024’te, Kuzey Kore destekli “anti-devlet unsurlarla” mücadele gerekçesiyle sıkıyönetim ilan etti. Bu karar, birkaç saat içinde Ulusal Meclis tarafından oybirliğiyle iptal edildi ve Yoon geri adım attı. Güney Kore Anayasası’na göre (Madde 77), sıkıyönetim ancak savaş, silahlı çatışma veya ulusal güvenliği tehdit eden olağanüstü bir durumda ilan edilebilir ve bu durum Meclis’in denetimine tabidir. Yoon’un ilanı, somut bir savaş veya acil tehdit kanıtı sunmadan yapıldığı için anayasaya aykırı bir adım olarak değerlendirildi.

Ayrıca, sıkıyönetim sırasında askeri birliklerin Meclis’e gönderilmesi ve medya ile siyasi faaliyetlerin kısıtlanmaya çalışılması, anayasal hakların (örneğin ifade özgürlüğü ve yasama yetkisi) ihlali olarak görülüyor. Anayasa’nın 7’inci Maddesi, kamu görevlilerinin halka karşı sorumlu olduğunu ve yetkilerini kötüye kullanamayacağını belirtir. Muhalefet, Yoon’un bu eylemlerinin “isyan” (Madde 87) veya “anayasayı askıya alma” girişimi olduğunu savunuyor ki bu, ciddi bir anayasal suç sayılır.

 İddianame İçeriği

  • Anayasayı İhlal: Sıkıyönetim ilanının hukuki dayanağı olmadığı ve anayasal düzeni tehdit ettiği iddia ediliyor. Yoon’un, Meclis’in yetkisini bypass ederek tek taraflı bir yönetim kurmaya çalıştığı öne sürülüyor.
  • İsyan Suçu : Askeri güç kullanarak demokratik kurumları (özellikle Ulusal Meclis’i) hedef aldığı ve bu eylemlerin “iç isyan” tanımına uyduğu belirtiliyor. Güney Kore Ceza Kanunu’na göre (Madde 87), bu suç ağır cezalar gerektirir.
  • Yetkiyi Kötüye Kullanma: Yoon’un, sıkıyönetim gerekçesi olarak sunduğu “anti-devlet unsurlar” iddiasını destekleyecek somut deliller sunamaması, yetkisini keyfi bir şekilde kullandığına dair kanıt olarak görülüyor.
  • Demokratik Süreçlere Saldırı: Meclis’in çalışmasını engellemeye yönelik adımları ve medya üzerindeki baskı girişimleri, anayasal hakların ihlali olarak listeleniyor.

Yoon’un Savunması

Yoon ve avukatları, sıkıyönetim ilanının anayasal bir suç olmadığını, bunun yerine ulusal güvenliği koruma amaçlı “olağanüstü bir önlem” olduğunu savunuyor. Yoon, ilan sırasında tam bir askeri yönetim kurmadığını, yalnızca “iç tehditlere” karşı bir uyarıda bulunduğunu iddia ediyor. Ayrıca, sıkıyönetimin kısa sürede kaldırılması, onun anayasayı tamamen askıya alma niyetinde olmadığının kanıtı olarak sunuluyor.

Güney Kore Siyasetinde Azil Davaları ve Emsal Kararlar 

Güney Kore’de devlet başkanlarının azil davaları, ülkenin demokratik tarihinde nadir ama önemli olaylar olarak yer alıyor. Yoon Suk Yeol’un 2024’teki azil süreci öncesinde, geçmişte iki devlet başkanıyla ilgili azil girişimi dikkat çekiyor: Roh Moo-hyun (2004) ve Park Geun-hye (2016-2017). Bu davalar, hem süreç hem de sonuçlarıyla Yoon’un durumu için bir emsal sağlayabilir.

2004 yılında Demokrat liderlerden Roh Moo-hyun azil davası ülkede emsal karar için sorgulamaya gidilen bir dosya olarak görülüyor.
Roh Moo-hyun, 2004 genel seçimleri öncesinde kendi partisi Uri’yi (Açık Parti) açıkça desteklediğini ifade etmiş ve bu, tarafsızlık ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle muhalefet tarafından eleştirilmişti. Ayrıca, seçim yasalarını ihlal ettiği ve yetkisini kötüye kullandığı iddia edildi. Ulusal Meclis, 191’e karşı 2 oyla azil kararını aldı.  Azil, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Mahkeme, Roh’un eylemlerinin anayasayı ihlal ettiğini kabul etmekle birlikte, bu ihlalin görevden alınmayı gerektirecek kadar ciddi olmadığına hükmetti. Roh’un halk desteği yüksekti ve sokak protestoları da lehine baskı oluşturdu. Anayasa Mahkemesi, 6’ya karşı 3 oyla azli reddetti ve Roh görevine geri döndü. Bu karar, azil için “ağır anayasal ihlal” eşiğinin yüksek olduğunu ortaya koyan bir emsal. Yani, Roh davası, Güney Kore’de bir devlet başkanının azledilip göreve geri döndüğü tek örnek. Yoon’un davasıyla karşılaştırıldığında, Roh’un durumunda askeri güç kullanımı veya “isyan” gibi daha ağır suçlamalar da dosyada yoktu.

Daha yakın bir tarihe dönecek olursak, 2016-2017 Park Geun-hye azil davası ile durumu karşılaştırabiliriz.

Park, 9 Aralık 2016’da Ulusal Meclis tarafından azledildi ve 10 Mart 2017’de Anayasa Mahkemesi tarafından görevden alınmıştı. Park, yakın arkadaşı Choi Soon-sil’in devlet işlerine karışmasına izin vermek, gizli belgeleri paylaşmak, rüşvet almak ve yetkisini kötüye kullanmakla suçlanmıştı. Skandal, Choi’nin büyük şirketlerden milyonlarca dolar topladığı ve Park’ın bu yolsuzluk ağından haberdar olduğu iddialarıyla patlak verdi. Ulusal Meclis, 234’e karşı 56 oyla azil kararını onayladı. Azil, Anayasa Mahkemesi’ne gitti ve mahkeme, Park’ın anayasal görevlerini “sistemli ve sürekli” bir şekilde ihlal ettiğini belirledi. Park’ın savunması, Choi ile ilişkisinin kişisel olduğunu ve devlet işlerini etkilemediğini iddia etse de, mahkeme delillerin  ve tanık ifadelerinin aksi yönde olduğunu kabul etti. Süreç boyunca milyonlarca kişi sokaklarda protesto düzenledi.Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle (8-0) Park’ın görevden alınmasına karar verdi. Ardından Park, cezai soruşturmaya tabi tutuldu ve 2018’de rüşvet, yetkiyi kötüye kullanma gibi suçlardan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Roh’un davası daha çok siyasi bir ihlalle sınırlıyken, Park ve Yoon’un davaları daha ciddi suçlamalar içeriyor. Ancak Yoon’un sıkıyönetim ilanı, askeri güç kullanımı nedeniyle Park’tan bile daha ağır bir anayasal kriz olarak görülüyor.

Sonuç olarak, Yoon azil davası, hukuki karmaşıklıklar, mahkemenin dikkatli yaklaşımı ve toplumsal-siyasi dinamikler nedeniyle henüz sonuçlanamadı. Anayasa Mahkemesi’nin kararının önümüzdeki günlerde veya haftalarda gelmesi bekleniyor, ancak kesin bir tarih öngörülemiyor. Bu belirsizlik, Güney Kore’de siyasi istikrarsızlığı derinleştiren bir faktör olarak öne çıkıyor.

Asya

Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Yayınlanma

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.

Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.

Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.

Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.

Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.

Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.

Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.

Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.

Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.

Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü

Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.

O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.

Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.

Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.

Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.

Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.

Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor

Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.

Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.

Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.

Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.

Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.

Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.

Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.

Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor

Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.

Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.

Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.

Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.

Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.

Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.

Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.

Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.

Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.

Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Yayınlanma

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.

South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.

Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.

Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.

Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.

Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.

Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı

Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.

Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.

Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.

Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.

New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.

Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.

Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English