Bizi Takip Edin

Diplomasi

The Economist: Polonya ve Ukrayna gerilimi Rusya’ya yarıyor

Yayınlanma

The Economist dergisi, Polonya ve Ukrayna arasında tarihi meselelerden kaynaklanan gerilimin Avrupa’ya ve her iki ülkeye uzun vadeli zarar verme ve Rusya’nın elini güçlendirme riski taşıdığını yazdı. Eski Polonya Büyükelçisi Bartos Cihocki, sağduyu hakim olmazsa Varşova’nın Kiev’e yönelik askeri yardımı ile AB üyeliğine verdiği desteğin tehlikeye girebileceğini ifade ediyor.

Polonya ile Ukrayna arasında tarihi meseleler nedeniyle yaşanan anlaşmazlıkların Avrupa’ya ve ülkelerin kendilerine uzun vadeli zarar verme, ayrıca Rusya’nın lehine sonuçlanma riski taşıdığı belirtiliyor.

İngiliz The Economist dergisi, Ukrayna İsyancı Ordusu (UPA) etrafındaki tartışmaların öngörülebilir gelecekte iki ülke arasındaki ilişkileri gölgeleme tehdidi barındırdığına işaret ediyor.

Polonya’nın 2019-2023 yılları arasında Kiev Büyükelçisi olarak görev yapan Bartos Cihocki, konuya ilişkin değerlendirmesinde, taraflar arasında sağduyunun hakim olmaması durumunda Polonya’nın Ukrayna’nın AB üyeliğine desteğinin, askeri yardımların ve hatta ekonomik işbirliğinin tehlikeye girebileceğini kaydetti.

The Economist, askeri desteğin kesilmesinin Ukrayna’nın Rusya ile olan çatışmadaki çabalarına zarar vereceğini, AB’ye katılım sürecinin yavaşlamasının ise Moskova yönetimi için yeni bir sevinç kaynağı olacağını yazdı.

Haziran ayında Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi Polonya’nın en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum etti.

Bu karar, Zelenski’nin mayıs ayı sonunda Ukrayna ordusunun bir askeri birimine “UPA Kahramanları” adını vermesinin ardından geldi.

Cumhurbaşkanı olmadan önce Polonya Ulusal Bellek Enstitüsü (IPN) başkanlığını yürüten Nawrocki, Polonyalıların büyük bir kısmı için UPA’nın İkinci Dünya Savaşı yıllarında Polonya vatandaşlarına karşı işlenen suçlarla bağdaştırıldığını açıkladı.

Zelenski, Nawrocki’nin bu kararına tepki olarak nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri gönderdi.

Ukrayna Devlet Başkanı daha sonra Polonyalı mevkidarını “Moskova’nın ekmeğine yağ sürmekle” suçlayarak eleştirdi ve Gdansk kentinde düzenlenen Ukrayna’nın Yeniden İnşası Konferansı’na katılmayı reddetti.

Zelenski’nin ardından Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov, Dışişleri Bakanı Andrey Sibiga ve Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasiliy Bondar da Polonya devlet nişanlarını iade etti.

Ayrıca eski Ukrayna devlet başkanları Petro Poroşenko, Viktor Yuşenko ve Leonid Kuçma da kendilerine verilen “Beyaz Kartal” nişanlarını Polonya’ya geri gönderdi.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, iki ülke ilişkilerinde yaşanan bu gerilimin sorumluluğunun Zelenski’ye ait olduğunu belirtti.

Tusk konuya dair açıklamasında, “Kendisine bunu söyledim ve görevinin bu gerilimi düşürmenin bir yolunu bulmak olduğunu ifade ettim. Ukrayna’da daha büyük bir toplumsal destek devşirmek amacıyla yapılıyor olsa bile, ki böyle bir niyetin olup olmadığını bilmiyorum, bu gerilimi ve Ukrayna ile Polonya arasındaki düşmanlığı tırmandırmak en aptalca fikir olurdu. Yani bu kabul edilemez” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov ise Varşova ile yaşanan çatışmanın yakın zamanda daha da keskinleşebileceğini dışlamadı. Polonya, 11 Temmuz’da, 1943 yılında şu anki Batı Ukrayna topraklarında Ukraynalı milliyetçiler tarafından öldürülen yaklaşık 100 bin sivil Polonyalının anıldığı Volin Katliamı kurbanlarını anıyor.

Budanov, gerilimin en tepe noktaya ulaşmasının her zaman ya bir felakete ya da yumuşamaya yol açtığını belirterek, “Umarım yumuşama yoluna gireriz” şeklinde konuştu.

Diplomasi

Stavridis’ten NATO’ya Trump döneminde iki yıl ara önerisi

Yayınlanma

Eski NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı James Stavridis, ABD Başkanı Donald Trump’ın ittifaka yönelik düşmanca tutumu nedeniyle örgütün iki yıllık bir ara vermesi gerektiğini belirtti. Emekli amiral, bu süreçte Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma harcamalarını artırarak kendi askeri kapasitelerine odaklanmalarını tavsiye etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya ve ittifak üyesi müttefiklere yönelik çok sayıda eleştirisi bulunuyor.

Eski NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı, ABD Deniz Kuvvetleri Emekli Amirali James Stavridis, Bloomberg için kaleme aldığı “NATO, Trump’a İki Yıllık Bir Ara Vermeli” başlıklı makalesinde, ittifakı hayatta tutabilmek için yönetim kademesinin ve üye ülkelerin liderlerinin ABD Başkanı ile gereksiz görüşmelerden ve polemiklerden kaçınması gerektiğini belirtti. Stavridis’e göre liderler bunun yerine kendi savunma kapasitelerine ve bir dizi girişime odaklanmalı.

Stavridis yazısında şu değerlendirmede bulundu:

“Bazen evli çiftlerin ilişkisinde fırtınalı dönemler yaşandığında, çözüm tamamen ayrılmak değildir. Bunun yerine verilecek bir ‘ara’, öfkeli laf sokmalardan kaçınarak nefes almayı sağlayabilir. NATO müttefikleri, 77 yıllık paktı korumak istiyorlarsa bu doğrultuda düşünmelidir.”

Emekli amiral, bu iki yıllık süreçte Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma harcamalarını, daha önce hedef olarak belirlenen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 2’sinin oldukça üzerine çıkarması gerektiğine inanıyor.

Stavridis, “Yüzde 3,5’i salt askeri kapasiteye, yüzde 1,5’i ise destekleyici altyapıya ayrılacak şekilde belirlenecek yüzde 5’lik yeni bir hedef tamamen ulaşılabilir bir nitelik taşıyor” ifadesini kullandı.

“Avrupalıların, askeri teçhizatlarının büyük bölümünü mümkün olan en kısa sürede kendilerinin üretebilmesi için güçlü bir savunma sanayisi tabanı geliştirmeye devam etmesi de son derece hayati önem taşıyor” diyen Stavridis; Avrupa ülkelerinin insansız hava araçları (İHA), nükleer denizaltılar ve nükleer caydırıcılık araçları konusunda kendi üretim kapasitelerini artırmaları, ayrıca askeri amaçlı yapay zeka çalışmalarına yatırım yapmaları gerektiğini detaylandırdı.

Emekli amiral ayrıca, Avrupalıların ve Kanadalıların Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlemek için güçlerini bu bölgeye yönlendirmesi ve Çin ile mücadele kapsamında Pasifik Okyanusu’ndaki varlıklarını güçlendirmesi gerektiğini belirtti.

Eski komutan önerisini şöyle sürdürdü:

“Ancak mevcut koşullarda bu tür operasyonların NATO bayrağı altında yürütülmesi, bazı üye devletlerin Basra Körfezi’nde ABD’ye yardım edilmesine karşı çıktığı Brüksel’de tartışmalara yol açacaktır. Bunun yerine bu ülkeler, ya belki de ortak bir İngiliz-Fransız girişimi liderliğinde bir ‘gönüllüler koalisyonu’ olarak ya da bir Avrupa Birliği misyonu şeklinde bölgeye intikal etmelidir.”

Bunun yanı sıra Stavridis, Avrupa’nın Ukrayna’yı desteklemek için ayıracağı kaynakları NATO kanalları yerine yalnızca AB mekanizmaları üzerinden aktarmasını tavsiye etti.

Emekli amiral, “ABD yardımları Trump döneminde önemli ölçüde azaldı; neyse ki müttefikler bu yardımı 230 milyar doların üzerinde bir tutarla artırdı. İyi tasarlanmış bir AB askeri yapısını kullanmak ve birliği, en azından başlangıç aşamasında, Ukrayna’yi kabul etmeye teşvik etmek mantıklı bir yaklaşım olacaktır” dedi.

Stavridis son olarak, NATO’nun bu ara döneminde toplantı ve etkinliklerin sıklığını azaltması gerektiği görüşünü paylaştı. Gelecek birkaç yıl boyunca yeni bir liderler zirvesine ihtiyaç duyulmadığını açıklayan amiral, savunma bakanlarının yılda bir kez toplanmasının yeterli olacağını ifade etti.

Stavridis, alt düzeydeki olağan toplantı yoğunluğuna da gerek olmadığını, ittifak bünyesindeki komitelerin günlük çalışmalarının kolayca askıya alınabileceğini ekledi.

Amiral makalesini şu sözlerle tamamladı:

“Zamanla NATO’da bir yeniden başlama mümkün mü? Elbette, ancak işlerin her zamanki seyrine dönmesi, en azından Washington’da yeni bir yönetimin göreve gelmesine kadar ertelenmek zorunda kalacak. Avrupalı ve Kanadalı müttefikler, bu arayı kendi savunmalarını güçlendirmek ve Atlantik’in her iki yakasında askeri dengeyi kurmak için kullanabilirler.”

NATO müttefikleri Ankara’da Ukrayna’ya yeni yardım taahhüt etti

NATO ülkeleri, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen zirvenin ardından yayımladıkları deklarasyonda, Ukrayna’ya 2026 yılında 70 milyar avro, bir sonraki yıl ise en az bu miktarda yardım taahhüdünde bulundu. Bu yardımın çok büyük bir kısmı, Avrupa ülkeleri ve Kanada tarafından ikili ve çok taraflı destek mekanizmaları vasıtasıyla sağlanacak. Deklarasyonda belirtildiği üzere, yapılacak yardımın “adil, öngörülebilir ve uzun vadede sürdürülebilir” olması gerekiyor.

İttifak üyeleri ortak açıklamalarında, “Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik oluşturduğu uzun vadeli tehdide” işaret etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, İsrail yerleşimlerine yönelik ticaret yasağı öneriyor

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kısıtlamaları sıkılaştırmak veya İsrail yerleşim yerleriyle ticareti engellemek amacıyla AB hükümetlerine hukuki seçenekler sundu.

Euractiv tarafından incelenen ve “gizli” ibaresi taşıyan Komisyon belgesinde, yerleşim yerlerinden gelen mallar için bir ithalat lisans sistemi, bu malları AB pazarından fiyat açısından dışlamak amacıyla tasarlanmış cezai gümrük vergileri ve uluslararası hukuk uyarınca yasadışı olan İsrail yerleşim yerlerinden kaynaklanan ithalatın tamamen yasaklanması dahil olmak üzere üç seçenek özetleniyor.

Fakat belge, İsrail’e karşı ticari önlemler uygulamak için teknik seçenekleri ortaya koyarken, Komisyon’un böyle bir hamlenin basit bir iktisadi önlemden ziyade siyasi bir adım olacağına inandığını da güçlü bir şekilde ima ediyor.

Bunun nedeni kısmen AB’nin yerleşim yerleriyle yaptığı ticaretin çok az olması.

Bu nedenle belge, AB’nin bu hamleyi dış politika yaptırımları olarak çerçevelemesini öneriyor. 

Bu tür yaptırımların kabul edilmesi için 27 hükümetin oybirliği gerekiyor ki bu, ticari önlemlerin gerektirdiğinden daha yüksek bir eşik.

Bir kaynak, Euractiv’e verdiği bilgide, belgenin Kaja Kallas’ın başkanlık ettiği Avrupa Dış Eylem Servisi tarafından değil, Komisyon başkanının kabinesi ve yürütme organının genel sekreterliği tarafından kaleme alındığını belirtti.

Ne var ki, seçenekleri sunmak ve önümüzdeki pazartesi günü yapılacak dışişleri bakanları toplantısında bir konsensüs olup olmadığını belirlemek, AB dış politika şefi Kallas’a düşecek.

İrlanda’dan Hollanda’ya kadar birçok ülke, yerleşim yerleriyle ticareti yasaklamak için ulusal yasalar çıkardı.

Belge ayrıca, yerleşim yerleriyle ticareti kısıtlamanın önündeki pratik engellere de dikkat çekiyor.

Belge, üç seçeneğin de Avrupa’daki ulusal gümrük makamlarının yerleşim yerlerinden gelen ürünleri tespit etme yeteneğine bağlı olduğu konusunda uyarıyor.

İsrailli tüccarlar, malları yeniden etiketleyebilir veya İsrail menşeli ürünlerle karıştırabilir; bu da uygulamanın etkinliğini zayıflatabilir.

En az çatışmaya yol açacak seçenek, İsrail yerleşim yerlerinden gelen mallar için özel bir ithalat lisans rejimi getirilmesi.

Bu tür ürünleri AB’ye ithal etmek isteyen şirketlerin öncelikle ulusal makamlardan onay alması gerekecek.

Gümrük yetkilileri ise malların AB menşe kurallarına ve daha geniş kapsamlı ticaret mevzuatına uygun olup olmadığını doğrulayacak. 

Fakat Komisyon, bu sistemin kuralların atlatılmasına karşı savunmasız kalacağı konusunda uyarıda bulundu.

İkinci seçenek, yalnızca yerleşim yerlerinde üretilen mallara uygulanacak özel bir gümrük vergisi rejimi oluşturulmasını ve bu ürünleri AB pazarından fiilen dışlayacak kadar yüksek gümrük vergileri belirlenmesini içeriyor.

Belgede, bu seçeneğin pratikte ithalat yasağıyla aynı hedeflerin çoğuna ulaşacağı ama ticareti resmi olarak yasaklamaya kadar gitmeyeceği belirtiliyor.

Bununla birlikte Komisyon, İsrail’in halihazırda yerleşim yerlerinden ihracat yapanlara geri ödeme yaptığını ve bunun da daha yüksek gümrük vergilerinin etkisini potansiyel olarak azaltabileceğini kaydetti.

En kapsamlı seçenek ise, İsrail yerleşim yerlerinden menşeli tüm malların AB içindeki ithalatını, transit geçişini, pazarlanmasını ve dağıtımını yasaklamak.

Kısıtlamalar, tarım ürünleri gibi belirli sektörleri hedef alabilir veya tüm yerleşim yeri ürünlerine genişletilebilir.

Komisyon’un değerlendirmesine göre, kısmi veya tam bir yasak, AB’nin dış politika yetkileri kapsamında haklı gösterilebilir; zira amaç ticareti düzenlemek değil, İsrail hükümetinin politikasını etkilemek olacak.

Bununla birlikte, yerleşim yeri ihracatının genel AB-İsrail ticaretinin çok küçük bir payını oluşturduğu da belirtiliyor.

Teklifin dış politika gerekçelerine dayandırılması, AB üye devlet hükümetlerinin oybirliğiyle destek vermesini gerektirecek.

2025 yılında Komisyon, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması kapsamındaki ticaret tercihlerinin askıya alınmasını önermiş fakat ulusal hükümetlerin onayını almakta başarısız olmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hürmüz’de petrol sevkiyatı saldırılar sonrası sert düştü

Yayınlanma

İran ile ABD arasında yeniden başlayan çatışmaların ardından Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiği neredeyse durma noktasına geldi. Bloomberg’e göre İran petrol ihracatını sürdürse de sevkiyatların alıcı bulup bulamayacağı belirsizliğini koruyor.

İran’ın gemilere yönelik saldırılarının ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın çarşamba günü ateşkesin sona erdiğini açıklaması ve ABD’nin İran topraklarına yeni saldırılar düzenlemesi, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini büyük ölçüde durdurdu.

Bloomberg’in haberine göre ABD ile Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün desteklediği Umman kıyısı boyunca uzanan güzergâhta perşembe günü neredeyse hiç gemi hareketi görülmedi. Basra Körfezi’nden Hürmüz Boğazı’na yalnızca bir süpertankerin çıktığı bildirildi.

Kpler verilerine göre tanker trafiğindeki düşüş çarşamba günü başladı. O gün boğazdan iki yönde toplam yaklaşık 20 gemi geçti. Buna karşılık ABD ile İran’ın boğazın yeniden açılması konusunda anlaşmasının ardından geçen üç haftada günlük ortalama 34 gemi geçiş yaptı.

En yüksek günlük sayı ise 24 Haziran’da 59 olarak kaydedildi. Savaştan önce Hürmüz Boğazı’nı günde ortalama 135 gemi kullanıyordu.

İran ise petrol ihracatını sürdürmeye devam etti. Bloomberg’in aktardığına göre son 24 saatte dört süpertanker ve daha küçük bir tanker toplam 11 milyon varil petrol taşıdı. Bu miktar, savaş öncesindeki yaklaşık bir haftalık ihracat hacmine denk geliyor.

Ancak bu petrolün alıcı bulup bulamayacağı ya da tankerlerde depolanarak yüzer depolama kapasitesine dönüşüp dönüşmeyeceği henüz bilinmiyor. Trump, bir gün önce İran petrolünün satın alınmasına geçici olarak izin veren ve yaptırımları askıya alan lisansı iptal etmişti.

Çarşamba günü işlemlerde varil başına 80 doların üzerine çıkan Brent petrolünün fiyatı ise perşembe günü 76,8 dolara geriledi.

ING Bankası’nın değerlendirmesine göre haziran ayı sonunda Basra Körfezi’nden tankerlerle günlük yaklaşık 6 ila 7 milyon varil petrol ihraç ediliyordu.

Banka, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin ihracatın bir bölümünü boru hatlarına yönlendirmesi nedeniyle savaş öncesi seviyelere dönmek için günlük sevkiyatın yaklaşık 14 milyon varile çıkmasının yeterli olacağını öngördü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English