Amerika
Trump’ın “yasadışı göçmen” operasyonlarında ara bilanço – 1: Gözaltı merkezleri kapasitelerini aştı

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında vaat ettiği “yasadışı göçmenleri sınır dışı etme” politikasının nasıl uygulanacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Beyaz Saray, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin duyuruları yayınlar ve sosyal medyada parlatıyor.
Örneğin Beyaz Saray’ın sosyal medya hesapları kelepçelenmiş göçmenlerin askeri uçaklara yüklenirken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor. Baskınlar alışılmadık bir şekilde halka açık şekilde yapılıyor; hatta “Dr. Phil” gibi TV ünlülerinin Chicago’daki bir operasyonu çekmesine bile izin verildi.
Öte yandan POLITICO’nun iddiasına göre, ICE’nin her gün X kanalında duyurduğu günlük tutuklama sayısı, Başkan Barack Obama dönemindeki seviyelerde seyrediyor.
Gözaltına alınanların birçoğunun şiddet içeren bir suç geçmişi yok ve binlercesi de gözaltı kapasitesinin yetersizliği nedeniyle sessizce serbest bırakılıyor.
Bununla birlikte uyuşturucu ve yasadışı göçmenler her gün sınırdan geçmeye devam ediyor.
38 bin yatak kapasiteli şebekede 42 bin gözaltı
CBS’te yer alan bir haberde de, ICE gözaltı merkezlerinde yer kalmaması nedeniyle göçmenlerin serbest bırakıldığı doğrulanıyor.
CBS tarafından elde edilen hükümet içi istatistiklere göre, ICE, Başkan Trump yönetiminde gözaltıların arttığı bir dönemde gözaltı sistemindeki alanın maksimum kapasiteyi aşması nedeniyle, bazı durumlarda günde onlarca olmak üzere bazı göçmen tutukluları serbest bırakıyor.
İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, salı sabahı ICE gözaltı tesislerindeki kapasite %109’du ve kurum, “kâr amacı gütmeyen” hapishaneler ve ilçe hapishaneleri ağında kağıt üzerinde 38.521 yatak kapasitesine sahip olmasına rağmen 42.000’e yakın göçmeni tutuyordu.
Rakamlar, ICE gözetiminde bulunanların yarısından fazlasının başlangıçta güney sınırı boyunca tutuklandığını gösteriyor. Pazartesi günü ICE’nin yaklaşık 160 göçmeni gözaltından serbest bıraktığını gösteren rakamlar, Demokrat ve Cumhuriyetçi başkanları zorlayan göçmenlik uygulamalarına ilişkin aynı operasyonel ve yasal zorluklarla karşı karşıya kalan Trump yönetiminin bazı göçmenleri serbest bırakmak zorunda kaldığının bir göstergesi olarak görülüyor.
Serbest bırakılanlara ICE tarafından hareketlerini takip etmek üzere elektronik izleme cihazları takılabiliyor. CBS’e yaptığı açıklamada ICE, “geliştirilmiş” operasyonlarının “daha fazla gözaltı kapasitesi gerektiren önemli sayıda suçlu yabancı gözaltısı” ile sonuçlandığını kabul etti.
Serbest bırakılanlara elektronik takip cihazı takılıyor
ICE, “ABD Gümrük ve Sınır Koruma Teşkilatı ve eyalet ve yerel kolluk kuvvetleri ortaklarımızla birlikte çalışmak, Kongreden daha fazla fon talep etmek ve Adalet Bakanlığı göçmenlik hakimlerinden infaz edilebilir nihai sınır dışı kararları olan suçlu yabancıları hızla uzaklaştırmak için dava dosyalarını incelemek de dahil olmak üzere her çözümü araştırıyoruz,” dedi.
ICE ayrıca bazı göçmenlik yasalarının belirli göçmenleri serbest bırakmasını gerektirdiğini belirterek, serbest bırakılanların kurumun gözetimi altında kalmaya devam ettiğini kaydetti.
Trump’ın göreve başlamasından bu yana ICE ülke genelinde tutuklama operasyonlarını artırdı ve eski Başkan Joe Biden’ın görevdeki son yılında günlük ortalama 312 olan gözaltı sayısına kıyasla bazı günlerde 1.000’e kadar çıkan gözaltılar kaydetti.
Trump yönetimi, Biden döneminde ICE tutuklamalarına getirilen bazı kısıtlamaları iptal ederek teşkilata, sabıka kaydı olmayan izinsiz göçmenler de dahil olmak üzere ABD’de yasadışı olarak bulunanların çoğunun peşine düşmesi için geniş bir yetki verdi.
Fakat ICE tarafından gözaltına alınanlar, kurumun onları sınır dışı etmek için gerekli tüm evrak ve yasal süreci tamamlamasından önce genellikle günlerce, haftalarca ve bazı durumlarda aylarca gözaltında tutulmak zorunda kalıyor.
Bazen bu göçmenler, kendi ülkeleri onları kabul etmediği için sınır dışı edilemiyor ve Yüce Mahkeme bu gibi durumlarda gözaltı süresini sınırlandırıyor. Diğer durumlarda ise hakimler sınır dışı edilmemelerine karar veriyor.
Göçmenler için yeni gözaltı merkezleri: Guantanamo tekrar devrede
Mevcut tesislerdeki sınırlı alan nedeniyle, ICE, Trump’ın ABD tarihindeki en büyük toplu sınır dışı etme kampanyası olacağına söz verdiği şeyi yerine getirmeye çalışırken gözaltı kapasitesini önemli ölçüde genişletmeyi planlıyor.
Teşkilat bir yandan da kendi gözaltı merkezleri ağını genişletmeye çalışıyor. Geçen ay hükümet tarafından yayınlanan bir iç yazışmada ICE’nin her biri 1.000 kadar tutukluyu barındırabilecek 14 yeni gözaltı merkezinin yanı sıra her biri 10.000 yatak kapasiteli dört büyük tesis planladığı belirtiliyordu.
Bununla birlikte ICE gözaltı kapasitesini arttırmak için başka kurumlara da başvuruyor. Savunma Bakanlığı, ICE’ye Colorado’daki bir Uzay Kuvvetleri üssünde göçmenleri gözaltına alma yetkisi verdi ve Guantanamo Körfezi Deniz Üssü, Trump’ın yetkililere oradaki tesisleri büyük bir göçmen gözaltı merkezine dönüştürme talimatı vermesinin ardından salı günü ilk göçmen tutuklu grubunu aldı.
Reuters’in haberine göre, hafta sonu Trump yönetiminin “sınır çarı” Tom Homan, ilçe şeriflerinden federal göçmenlik memurlarının izinsiz göçmenleri yakalamasına ve gözaltına almasına yardımcı olmalarını istedi.
Operasyonel zorluklar belirmeye başladı
Teklifi bilen iki yetkilinin CBS’e verdiği bilgiye göre, Trump yönetimi ayrıca ICE tutuklularını, göçmen aileleri ve çocukları geçici olarak barındırmak ve işlemek için güney sınırı boyunca Sınır Devriyesi tarafından kurulan ve “yumuşak kenarlı” tesisler olarak bilinen büyük çadır alanlarında tutmayı da düşünüyor.
Bu planın uygulanıp uygulanmayacağı belli değil. Yumuşak kenarlı tesisler kısa süreli işlemler için tasarlandığından ve ICE gözaltı merkezleri kadar güvenli olmadığından, önemli operasyonel ve güvenlik zorluklarıyla karşılaşabilir.
Fakat ICE’nin aksine, Sınır Devriyesi’nin gözaltı alanı kapasitesinin oldukça altında. İç Güvenlik Bakanlığının dahili verilerine göre, salı sabahı Gümrük ve Sınır Korumanın gözetiminde 2.000’den az göçmen vardı ve 21.000 kişilik gözaltı kapasitesinin yaklaşık %9’unu kullanıyordu.
Bunun başlıca nedeni, yasadışı geçişlerin son beş yılın en düşük seviyesine yaklaştığı ABD-Meksika sınırındaki göreceli sakinlik. Ocak ayında Sınır Devriyesi, güney sınırını yasadışı yollardan geçen yaklaşık 30.000 göçmeni işlemden geçirdi; bu rakam, hükümet içi rakamlara göre Mayıs 2020’den bu yana görülen en düşük seviye.
Şeriflerle Beyaz Saray arasında sürtüşme yaşanıyor
Trump ve Homan’ın şeriflere, federal yetkililere yardım çağrısı yapmasının ardından şeriflerin ne tepki vereceği de belirsiz.
Bazı şerifler ICE ajanlarına yardımcı olurken, özellikle Demokrat eyaletlerden birçok şerif işbirliği yapmayı reddediyor.
Örneğin Trump’ın kişisel hukuk ekibinin eski bir üyesi olan ve geçen hafta başsavcı vekili olarak atanan Emil Bove III, New York Kuzey Bölgesi ABD savcısının Demokrat Tompkins İlçesi Şerifi Derek Osborne’un “başarısızlığını” araştırdığını söyledi.
Bove 30 Ocak Perşembe günü yaptığı açıklamada “Dün, arama emrine rağmen, yasal statüsü olmayan ve şiddet geçmişi olan bir sanık toplum içine salındı. Federal ajanlar güvenliklerini riske atarak sanığı güvenli olmayan koşullarda takip ettiler,” dedi.
Bove, “ABD Savcılığının potansiyel kovuşturma için bu koşulları soruşturma taahhüdüne” dikkat çekerek, federal kurumlar ile Tompkins County’nin merkezi olan Ithaca şehri tarafından benimsenen yerel sığınak politikaları arasındaki ülke çapındaki savaşa ışık tuttu.
Fox News‘e açıklama yapan Tompkins County Şerif Ofisi, Bove’un açıklamasını “yanlış ve saldırgan” olarak nitelendirdi. Departman, Osborne’un yerel ve eyalet politikasıyla “tutarlı bir şekilde hareket ettiğini” belirtti.
Şerifin ofisi, “Federal göçmenlik uygulama çabalarına herhangi bir müdahale olmamıştır. Adalet Bakanlığı’nın Tompkins İlçe Şerifinin federal kolluk kuvvetlerini tehlikeye atacak herhangi bir şey yaptığı iddiası yanlış ve saldırgandır. Tüm kolluk kuvvetlerinin güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Aksine, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) söz konusu kişinin ne zaman serbest bırakılacağı konusunda bilgilendirilmiş ve herhangi bir takip ya da başka bir olaya gerek kalmadan söz konusu kişiyi almak üzere hapishaneye gelmek için her türlü fırsata sahip olmuştur,” dedi.
Benzer şekilde, bazı göçmenleri hapseden ilçeler, bu masrafların bir kısmını federal yönetimden almak kaldıyla göçmenlerin kişisel bilgilerini federal hükümete veren bir programa dahildi. Ama Wisconsin’deki Dane İlçe Şerifliği, Trump’ın iktidara gelmesiyle bu programdan ayrılacağını ilan etti.
Ya da New York’un Onondaga ilçesi şerifi göçmenleri ICE için gözaltına almayacağını ilan ederek, “İnsanların haklarını korumak için yemin ettim,” dedi.
“Sığınak şehirlerde” gerilim artıyor
Öte yandan Trump’ın “yasadışı göç” ile mücadelesi, ICE yetkililerinin geçtiğimiz hafta Philadelphia, Boston, Denver ve Washington, D.C. dahil olmak üzere “sığınak” şehirlerde çok sayıda tutuklaması yapmasıyla gerilimi yükseltti.
ICE ajanları Philadelphia’daki bir oto yıkamacıda altısı Meksikalı ve biri Dominik Cumhuriyeti’nden olmak üzere yedi “yasadışı göçmenin” gözaltına alınmasına yol açan bir işyeri uygulama operasyonu gerçekleştirdi.
Operasyon 28 Ocak’ta Kuzey Philadelphia’daki Complete Autowash’ta gerçekleşti. Operasyon, oto yıkamada çalışanların “emek sömürüsüne maruz kaldıkları” yönündeki ihbarlar üzerine başlatıldı.
Gözaltıların ardından Philadelphia ICE Uygulama ve Geri Gönderme Operasyonları saha ofisi direktör vekili Brian McShane, “Bu işyeri uygulama operasyonunun başarıyla yürütülmesi, ulusal güvenlik ve kamu güvenliği konusundaki kararlılığımızın altını çizmektedir,” dedi.
Yerel kolluk kuvvetlerinin ICE ile işbirliğini sınırlayan güçlü sığınak şehir politikalarının uygulandığı Boston bölgesinde de gözaltılar devam etti.
Pazartesi günü Güney Kaliforniya’da ve eyalet genelinde onlarca işyeri kapandı, okullar daha düşük katılım bildirdi ve aileler “Göçmensiz bir gün” için markete gitmeyi erteledi.
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada dolaşmaya başlayan eylem çağrısı, göçmenleri pazartesi günü işe gitmemeye, çocuklarını okuldan almamaya ve alışveriş yapmamaya teşvik etti. ABD’nin dört bir yanındaki işletmeler sosyal medya üzerinden kapanışlarını duyurdu.
Los Angeles Belediye Meclisi de, göçmenleri Başkan Trump’ın planladığı baskılardan korumayı amaçlayan bir dizi öneriyi değerlendirecek. Hugo Soto-Martínez ve diğer Belediye Meclisi üyeleri tarafından salı günü sunulan beş teklif arasında, işletmelerin baskınlar ve denetimler de dahil olmak üzere federal işyeri göçmenlik uygulama eylemlerini şehre bildirmelerini gerektirebilecek bir teklif de yer alıyor.
Tekliflerden biri Los Angeles sakinlerini göçmenlik korumaları hakkında bilgilendirmek için bir “haklarınızı bilin” kampanyası çağrısında bulunurken, üçüncüsü de kâr amacı gütmeyen yasal hizmet sağlayıcılarına, Trump’ın 2017’de uyguladığı ve ikinci döneminde yeniden uygulamaya söz verdiği yasağa benzer şekilde, ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerden gelen ziyaretçilere yönelik bir yasağa hazırlanmaları için Los Angeles Havalimanında (LAX) yer sağlanmasını öngörüyor.
Arizona ve New Mexico’da yerliler de gözaltına alındı
Ocak ayının sonuna doğru Navajo Ulusu yetkilileri, Navajo vatandaşlarının ICE tarafından gözaltına alınmasıyla ilgili endişelerini dile getirmek üzere Arizona ve New Mexico valileriyle temasa geçmişti.
Trump’ın ülkede yasadışı olarak bulunan göçmenlerin sınır dışı edilmesini hedefleyen başkanlık emrine cevaben Navajo Ulusu Başsavcı Vekili Kris Beecher, kabile üyelerine diğer kimlik belgeleriyle birlikte Kızılderili Kan Sertifikalarını da yanlarında taşımalarını tavsiye ediyor.
Sosyal medya, Navajo vatandaşlarının ICE ajanları tarafından gözaltına alındığı ve ABD vatandaşlıklarının sorgulandığına dair paylaşımlarla dolu.
24 Ocak’ta Navajo Ulusu komite toplantısında yapılan tartışma neticesinde, Navajo Ulusu idari yetkilileri New Mexico ve Arizona valilikleriyle temasa geçerek endişelerini dile getirdi.
Eyalet Senatörü Theresa Hatathlie, konseyi dokuz saat boyunca gözaltında tutulan bir Navajo vatandaşı hakkında bilgilendirerek acil durum protokollerine duyulan ihtiyacın altını çizdi ve birçok kabile üyesinin dokümantasyon konusunda zorluklarla karşılaştığını vurguladı.
Navajo Ulus Konseyinin haber bültenine göre, Kızılderili Kan Sertifikaları ve devlet tarafından verilen kimliklere sahip olmalarına rağmen, bu belgeleri vatandaşlığın geçerli kanıtı olarak kabul etmeyen ICE ajanları tarafından birkaç kişinin gözaltına alındı veya sorgulandı.
Ne var ki Navajoların çok azının kabile kimlik kartı taşıdığı belirtiliyor. Navajo kimlik kartı, ABD İç Güvenlik Bakanlığı ile işbirliği yapan eski Navajo Ulus Başkanı Ben Shelly’nin liderliğinde başlatıldı. Yaklaşık 400.000 kayıtlı Navajo üyesinden sadece 8.000’ine 2012’deki ilk çıkışından bu yana kabile kimlik kartı verildi.
Senatör Hatathlie de, özellikle şehirlerde bulunan yerlilerin önemli bir kısmının sokaklarda kimlik kartı olmadan dolaştığından endişe ettiğini söyledi.
Amerika
ABD sağında veri merkezi ve yapay zeka çatlağı büyüyor

ABD’de veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç sağ siyasi kulvarda ve Başkan Donald Trump’ı seçen koalisyonda bölünmelere yol açarken, teknoloji odaklı muhafazakarlar ile yerel toplulukları korumak isteyen popülist kesim karşı karşıya geliyor. Trump yönetiminde etkili olan teknoloji yatırımcıları yapay zeka yarışında geri kalmamak için kısıtlamaların kaldırılmasını talep ederken, muhafazakar kanaat önderleri tesislerin çevreye ve kaynaklara etkilerine yönelik endişeleri dile getiriyor.
Veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç uzun süredir ağırlıklı olarak sol kesimden gelirken, bu durum son dönemde sağ siyaseti ve Başkan Donald Trump’ın seçilmesini sağlayan koalisyonu bölen bir konu haline geliyor.
Trump yönetiminde nüfuz sahibi olan teknoloji odaklı muhafazakarlar, ABD’nin yapay zeka alanında hakimiyet kurmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini, aksi takdirde yabancı rakiplerine karşı zemin kaybedeceğini savunuyor.
Trump’ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi Eş Başkanı ve teknoloji yatırımcısı David Sacks, Çin’in yeni yapay zeka modelinin etkinliğine dikkat çekerek bu argümanı öne sürdü.
Daha önce Trump’ın yapay zeka koordinatörü olarak da bilinen Sacks, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu sırada Amerika kendi kendini kısıtlıyor: Siyasetçiler ve bürokratlar yeni veri merkezlerini yasaklıyor, eyalet düzenlemelerini artırıyor ve yeni sınır modelleri önceden onaylayacak yeni federal kurumlar kurulması için baskı yapıyor. Yapay zeka yarışı böyle kaybedilir. Kendimizi çıkmaza sokarsak dünyanın geri kalanı bizim kurallarımızla oynamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan, yerel topluluklar üzerindeki etkilerden endişe duyanlar ile mahremiyet savunucularının sesleri, halkın veri merkezlerine yönelik tepkileriyle paralel olarak daha gür çıkmaya başlıyor.
Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts, Shenandoah Nehri kıyılarına kurulması planlanan veri merkezlerine işaret etti.
Roberts, Fox Business kanalında yaptığı açıklamada, “Oradaki insanlar kendilerinden bir şeylerin alındığını hissediyor. Serbest piyasa karşıtı değiller. Sadece burada bir uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağını veya bu durumun getireceği kayıpların değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini soruyorlar” dedi.
Roberts ayrıca, şüpheyle yaklaşan ancak bu teknolojinin faydalarından yararlanmaya devam edebilmek için ortak bir çözüm bulunmasını isteyen insanlarla aynı safra yer aldığını ekledi.
Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon da uzun süredir teknoloji sektörünün Trump yönetimi üzerindeki etkisine ve yapay zeka politikasını şekillendirme biçimine karşı çıkan popülist sağın seslerinden biri olarak biliniyor.
Sunucu Tucker Carlson ise Trump’ın ülke genelinde Amerikalıların daha fazla gözetlenmesine ve izlenmesine zemin hazırlayan veri merkezlerini desteklediğini savundu.
Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun bölgelerinde bir veri merkezi kurulmasını istemediğini gösteriyor.
Demokratların yerel veri merkezlerine “kesinlikle karşı çıkma” eğilimi Cumhuriyetçilere kıyasla daha yüksek seyrediyor. Demokrat seçmenler şüphelerinin gerekçesi olarak kaynak kullanımı ve çevre üzerindeki etkileri gösteriyor.
Tepkiler tamamen parti sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Gallup’un mayıs ayında gerçekleştirdiği araştırma, Demokratların yüzde 56’sının, Cumhuriyetçilerin ise yüzde 39’unun yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına “kesinlikle karşı olduğunu” ortaya koyuyor.
Trump yönetimine yakın üst düzey isimler, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik şüpheleri tamamen benimsemeden, bu tesislerin beraberinde getirdiği politika sorunlarını kamuoyu önünde kabul ediyor.
Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı James Blair, Roberts’ın televizyon programındaki açıklamalarına doğrudan yanıt vererek, asıl sorunun veri merkezleri değil enerji sağlayıcıları olduğunu savundu.
Blair, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Sorun, Kevin’ın bölgesine elektrik üretimi sağlaması gereken kesimlerden kaynaklanıyor. Elektrik talebi yüksek ancak tedarikçiler üretim yapma konusunda yetersiz kalıyor” diye yazdı.
Popülist-muhafazakar eğilimli Bull Moose Project Başkanı Aiden Buzzetti, enerji konularının bu düzeyde tartışılmasının, veri merkezlerine yönelik tepkiler büyürken yapay zeka ve veri merkezi savunucularının da mevcut siyasi koşullara uyum sağlamak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.
Buzzetti, “Bu başlıklar bir yıl önce standart konuşma konuları değildi. Bu tesislerin inşasını savunabilmenin tek yolu bu olduğu için bu söylemler hızla yaygınlaşıyor” değerlendirmesini yaptı.
Bull Moose Project, geçen hafta bu bölünmede ortak bir zemin bulmayı amaçlayan bir yasa önerisi sundu. Öneri, teknoloji şirketlerinin veri merkezleri için gereken enerji kaynağını kendilerinin inşa etmesi veya satın alması yönündeki Trump yönetiminin tüketici koruma taahhüdünü yasal güvenceye kavuşturmayı hedefliyor.
Cumhuriyetçi Temsilci Gabe Evans tarafından sunulan benzer bir tasarıdan farklı olarak, Bull Moose önerisi bir zorunluluk getirmiyor, bunun yerine Enerji Bakanlığına şirketlerin gönüllü olarak imzaladığı anlaşmaları uygulama yetkisi veriyor.
Buna rağmen, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik tabandan gelen direncin boyutu konusundaki tartışmalar devam ediyor.
Eski Çay Partisi (Tea Party) lideri Amy Kremer tarafından kurulan yapay zeka karşıtı “Humans First” grubu, cumartesi günü yerel, eyalet düzeyindeki ve federal siyasetçilere yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmaları için baskı yapmak amacıyla ülke genelinde protestolar düzenledi.
Reuters’ın aktardığına göre, 42 eyalette hem Cumhuriyetçi hem Demokrat eğilimli bölgelerde toplam 142 protesto gerçekleştirilmesine rağmen katılım beklenenin altında kaldı.
Kremer ve diğer organizatörler, veri merkezlerinin tamamen durdurulmasını desteklemediklerini, kararı yerel toplulukların vermesini istediklerini belirtti.
Kremer, veri merkezlerine karşı oluşan bu ivmeyi 2010’lardaki Çay Partisi hareketine benzetse de, eyaletlerdeki protestoları düzenleyenlerin farklı siyasi partilere mensup olduğu bildirildi.
Birçok muhafazakar yorumcu ise protestoları ve düzenleyen grubu eleştirerek, Humans First grubunun Silikon Vadisi tarafından finanse edilen ve ilericilerle bağlantılı bir “sol operasyonu” olduğunu öne sürdü ve katılımın düşük olduğu protestoların fotoğraflarını paylaştı.
Amerika
Trump yanlısı “Maga Inc” ara seçimler için 400 milyon dolarlık bir fon oluşturdu

Donald Trump’ın en büyük bağışçı grubu Maga Inc, Kongre ara seçimler için 400 milyon dolardan fazla bir seçim fonu biriktirdi.
Pazartesi günü yayınlanan federal belgelere göre, bu Süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) haziran ayında 19 milyon dolar topladı.
Bu tutarın 10 milyon doları, bağışlarını karşılamak için bitcoinlerini nakde çeviren milyarderler Tyler ve Cameron Winklevoss’tan geldi.
Maga Inc, başkanlık seçimi yapılmayan bir yılda diğer tüm PAC’lerden daha fazla fon topladı.
2018 ve 2022 ara seçimleri öncesinde, Trump ve eski başkan Joe Biden’ı destekleyen PAC’lerin biriktirdiği fon, Maga Inc’in mevcut nakit rezervinin yüzde 5’inden azdı.
Bu grup, kasım ayındaki ara kongre seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin Demokratlardan daha fazla bağış toplama çabalarını güçlendirdi.
Fakat bazı Demokrat Temsilciler Meclisi ve Senato adayları, Cumhuriyetçi rakiplerinden çok daha fazla bağış toplamış durumda.
Maga Inc’in elindeki nakit, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin elindeki 129 milyon doların üç katından ve Demokratik Ulusal Komite’nin seçim fonundan neredeyse 25 kat daha fazla.
Geçen ay Maga Inc’e en az 1 milyon dolar bağışta bulunan diğer isimler arasında NASA yöneticisi Jared Isaacman, iş adamı ve Georgia eyalet valiliği adayı Rick Jackson, Trump’ın Kennedy Center yönetim kuruluna atadığı hayırsever Patricia Duggan, yatırımcı Konstantin Sokolov ve Trump’ın danışmanı David Sacks tarafından kurulan bir PAC yer alıyor.
Trump’ın son seçim kampanyasını destekleyen diğer PAC’ler de para toplamaya devam etti. Never Surrender Inc, 2026’nın ilk çeyreğinde çoğunlukla küçük meblağlı bağışlar yoluyla 5,5 milyon dolar topladı. Grubun elinde yaklaşık 60 milyon dolar bulunuyor.
Öte yandan Maga Inc, hâlâ benzersiz bir güç olmaya devam ediyor. En son açıklanan verilere göre, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki Cumhuriyetçi liderlik kadrosuyla uyumlu dört siyasi grup (Senato Liderlik Fonu – SLF, Kongre Liderlik Fonu – CLF, Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi ve Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi) toplam 529 milyon dolarlık nakit kaynağa sahip.
2026’da Kongre’nin kontrolünü ele geçirmeye odaklanan Demokratik PAC’ler ise 336 milyon dolara sahip.
Milyarderler, bu seçim döngüsünde ABD siyasi sistemini etkilemek için yine bol miktarda para akıttı.
2026 Kongre seçimlerinin en büyük iki ABD’li bağışçısı, Susquehanna ticaret şirketinin kurucu ortağı Jeff Yass ile Trump’ın müttefiki ve İsrail destekçisi olan, aynı zamanda merhum kumarhane devi Sheldon Adelson’ın eşi Miriam Adelson.
Miriam Adelson, bu yıl Maga Inc, SLF ve CLF’ye en az 65 milyon dolar bağışladı.
Yass, çeşitli muhafazakâr gruplara 87 milyon dolardan fazla bağışta bulundu. Bu tutarın 20 milyon doları, Ohio’da Vivek Ramaswamy’nin valilik kampanyasını destekleyen bir Super PAC’a aktarıldı.
Bu PAC ayrıca Elon Musk’tan 5 milyon dolar ve hedge fon yöneticisi Bill Ackman’dan 1 milyon dolar bağış aldı.
Wall Street’ten Citadel kurucusu Ken Griffin ve Blackstone CEO’su Stephen Schwarzman, sırasıyla Cumhuriyetçi kongre seçim kampanyası gruplarına 15 milyon dolar ve 13 milyon dolar bağışladı.
Schwarzman ve Griffin, Maine’de Cumhuriyetçi senatör Susan Collins’i destekleyen bir Super PAC olan Pine Tree Results’a da sırasıyla 10 milyon dolar ve 2,5 milyon dolar daha bağışladı.
ABD yasaları, Super PAC’lerin siyasi kampanyalar için sınırsız fon toplamasına izin veriyor.
Kripto ve yapay zeka sektörleri de ABD siyasi sistemine nakit akışını sürdürdü. Kripto yanlısı bir Super Pac olan Fairshake, haziran sonu itibarıyla 127 milyon dolar biriktirirken, daha esnek düzenlemeleri destekleyen yapay zeka yanlısı bir Super Pac olan Leading the Future’ın kasasında ise 31 milyon dolar bulunuyor.
OpenAI başkanı Greg Brockman ve eşi Anna, aralık ayında Maga Inc ve Leading the Future’a toplam 50 milyon dolar bağışladı.
Milyarder Marc Andreessen, Leading the Future, Maga Inc ve Fairshake’e yaklaşık 43 milyon dolar bağışladı.
Mayıs ayında, Anthropic CEO’su Dario Amodei, daha fazla yapay zeka güvenlik düzenlemesi yanlısı bir Super PAC olan Public First’e, ilk önemli federal bağışı olarak 1 milyon dolar bağışladı. Fakat bu PAC’ın kasasında yarım milyon dolardan az para bulunuyor.
Partinin ulusal düzeyde bağış toplama performansı Cumhuriyetçi Parti’nin gerisinde kalsa da, bazı öne çıkan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla bağış topladı.
Teksas Senatosu adayı Demokrat James Talarico, Haziran ayı sonunda Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton’dan yaklaşık 20 milyon dolar daha fazla nakit kaynağa sahipti.
Talarico’yu destekleyen bir Super PAC olan Lone Star Rising PAC, LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın 10 milyon dolarlık bağışıyla güçlendi.
Amerika
ABD Dışişleri Bakanlığından Küba hakkında 100 sayfalık rapor

ABD Dışişleri Bakanlığı yayımladığı yeni raporda, Küba yönetimini 2020 yılındaki George Floyd protestoları dahil olmak üzere ülkedeki birçok gösteriyle ilişkilendirdi. Pazartesi günü kamuoyuna açıklanan 100 sayfalık belgede, Havana yönetiminin 1960’lardan itibaren ABD karşıtı radikal hareketleri ve sol grupları kapsayan geniş bir ağ kurduğu iddia edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü yayımlanan 100 sayfalık yeni raporda, Küba’nın 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesinin ardından düzenlenen gösteriler de dahil olmak üzere ABD’deki bir dizi protestoyla bağı olduğu öne sürüldü.
Belgede, Küba yönetiminin 1960’lı yıllardan itibaren “ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik her şeyin üzerinde tutulan bir hınç ve köklü bir nefret etrafında şekillenen, yeni ve farklı bir Marksizm türünün atan kalbi olarak hizmet ettiği” iddia edildi.
Raporda, Küba makamlarının kendilerini bu amaca yönelik küresel bir aktivist, entelektüel ve siyasi grup koalisyonu devşirmeye, yetiştirmeye ve harekete geçirmeye adadığı savunuldu. Bu faaliyetlerle Black Panthers ve Weather Underground’dan Antifa’ya kadar Amerika’nın en bilinen ve etkili aşırılıkçı hareketlerinin orantısız bir kısmını şekillendiren, yaygın bir devrimci ağ kurulduğu ileri sürüldü.
Söz konusu rapor, Havana yönetimi ile ABD genelindeki güçlü solcu kar amacı gütmeyen kuruluşlar, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) karşıtı gruplar, sosyalist oluşumlar ve Marksist örgütler arasında da bağlar kurdu.
Küba’nın George Floyd protestolarına büyük bir memnuniyetle destek verdiği savunulan raporda, ülkenin devlet medyasının ve hükümet yetkililerinin, gösteriler sırasında ABD’yi “Küba’nın insan hakları sicilini eleştirmeye ahlaki açıdan uygun olmayan, sistemsel olarak ırkçı bir ülke” şeklinde tasvir ettiği kaydedildi.
Diğer yandan, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz bu ayın başlarında Küba’yı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdi. Waltz ayrıca Çin ve Rusya’yı, Küba’da bulunan ABD askeri üslerinin çevresinden bilgi toplamakla suçladı.
Mayıs ayında ise CIA Direktörü John Ratcliffe, Başkan Donald Trump’ın adaya yönelik olası bir işgal veya askeri yanıt konusundaki uyarısını yinelemek üzere Kübalı yetkililerle bir araya gelmişti.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?











