Amerika
Trump’ın “yasadışı göçmen” operasyonlarında ara bilanço – 2: Göçmen işçilerin Amerikan ekonomisinde yeri

Çalışma İstatistikleri Bürosu (BLS) verilerine göre, Haziran 2024 itibariyle göçmenler ABD işgücünün %19’undan fazlasını oluşturuyor (toplam 169 milyon istihdamın 32 milyonundan fazlası) ve işgücüne yerli doğumlu işçilerden daha yüksek oranda katılım sağlanıyor.
“Yabancı doğumlu işçiler”, ABD’de ikamet eden ama doğduklarında ABD vatandaşı olmayan kişiler. Özellikle, ABD dışında (veya Porto Riko veya Guam gibi dış bölgelerinden birinde) doğanlara ve ebeveynlerinden hiçbiri ABD vatandaşı olmayanlara yabancı doğumlu işçi deniyor ve BLS’in tanımı hem yasal hem de belgesiz göçmenleri kapsıyor.
COVID-19 salgınının başlangıcında %61,8’e kadar düşen göçmenlerin işgücüne katılım oranı, Haziran 2024’te %67,0’a yükselerek 2019’un aynı ayındaki %65,8’lik salgın öncesi seviyesinin üzerine çıktı.
Irksal durum ve etnik köken açısından, yabancı doğumlu işgücünün %48’i Hispanik, %25’i ise Asyalı.
2023 yılında tam zamanlı yabancı uyruklu çalışanların medyan haftalık kazançları, yerli doğumlu meslektaşlarının kazandıklarının %86,6’sı kadardı.
Yabancı doğumlu erkekler haftada 1.051 dolar kazanırken, bu rakam yerli doğumlu erkekler için 1.238 dolardı. Yabancı doğumlu kadınlar 899 dolar kazanırken, bu rakam yerli doğumlu kadınlar için 1.025 dolardı.
Eğitim ve sağlık hizmetleri, 2023 yılında 5,5 milyon veya tüm yabancı doğumlu çalışanların %18,4’ü olmak üzere en fazla göçmeni istihdam eden sektördü. Bunu 4,7 milyon (%15,8) ile profesyonel ve iş hizmetleri ve 3,3 milyon (%11,1) ile inşaat hizmetleri takip ediyordu.
Trump’ın “yasadışı göçmen” operasyonlarında ara bilanço – 1: Gözaltı merkezleri kapasitelerini aştı
El Pais’den “göçmenlerin olmadığı ABD” senaryosu
İspanyol El Pais, göçmenlerin bir günlüğüne tamamen ortadan kaybolduğu bir Amerikan ekonomisinin çökeceğine ilişkin bir senaryo geliştirdi.
Nüfus Sayım Bürosu verilerine göre, 2023 yılında eğitim, sağlık ve sosyal yardım sektöründe çalışan 5,5 milyon göçmen vardı. Ulusal GSYİH’ye yıllık 2,3 trilyon dolar katkıda bulunan bu sektör, bahsettiğimiz gibi ülkedeki en fazla sayıda yabancı kökenli çalışanı istihdam ediyor.
Aslında, ABD’deki tüm göçmen çalışanların %18,4’ü, öğretmenlerin de dahil olduğu bu alanda çalışıyor.
ABD’de 2023 yılında 4,7 milyon ile en fazla yabancı uyruklu çalışanın istihdam edileceği ikinci en büyük sektör profesyonel, ticari, idari, atık yönetimi ve iyileştirme hizmetleri. Bu sektör ABD ekonomisinde bir güç merkezi ve yıllık 3,5 trilyon dolar veya ülkenin GSYİH’sinin %13’üne katkıda bulunuyor.
Göçmenlerin olmadığı bir günde, bu sektör çalışanlarının %22,9’unu kaybedecektir. Bu durumda çöpler sokaklarda yığılacak, işletmeler idari ekipleri olmadan durma noktasına gelecek ve herhangi bir elektrik kesintisi, elektrikçi eksikliği nedeniyle yaygın elektrik kesintilerine yol açacak.
2023 yılı itibariyle, inşaat sektöründe istihdam edilen tüm işçilerin %29’unun göçmen olması ve yaklaşık 3,3 milyon yabancı kökenli işçinin istihdam edilmesi, bu sektörü göçmen işgücü oranının en yüksek olduğu sektör haline getiriyor.
Bazı şantiyelerde göçmenler ekiplerin %50 ila %60’ını oluşturuyor. Eğer tüm yabancı işçiler bir gecede ortadan kaybolacak olsalar, neredeyse tüm şantiyelerin şartel indirmesi garanti gibi görünüyor.
Keza göçmenler bir günlüğüne ortadan kaybolsa, imalat ve perakende ticaret sektörlerinde 6,2 milyon işçi eksik olacak. Fabrikalar işgücünün %20,2’sini, mağazalar %15,5’ini kaybedecek ve yüz binlerce aile geçimlerini sağlayamayacak.
ABD ekonomisine 2,65 trilyon dolar (ya da ulusal GSYİH’nin %10,3’ü) katkıda bulunan imalat gibi bir sektörde, ekonomik etki çok büyük olacak.
Tarım sektöründe “göçmen işçi” paniği
Hizmetler sektörü bir yana, stratejik olarak da kritik tarımsal istihdamda göçmen emeğinin payı büyük.
2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre, göçmen tarım işçileri, ABD’deki tarım işçilerinin tahmini olarak %73’ünü oluşturuyordu.
Çiftlik işçiliği, Wisconsin’deki süt çiftliklerinden Florida’daki çilek tarlalarına ve Washington’daki elma bahçelerine kadar ülke genelinde ekonomiye güç veren temel işlerden biri.
Resmi verilere göre, ABD’de yasal olarak çalışma izni olmayan tarım işçilerinin oranı 1989-91 yıllarında yaklaşık %14 iken 1999-2001 yıllarında neredeyse %55’e yükselmişti. Yaklaşık son 30 yılda ise bu oran yaklaşık %40’a geriledi.
2020-22’de, tarım işçilerinin %32’si ABD doğumlu, %7’si ABD vatandaşlığı almış göçmenler, %19’u diğer yetkili göçmenler (esas olarak daimi ikamet edenler veya yeşil kart sahipleri) ve geri kalan %42’si çalışma yetkisine sahip değildi.
ABD doğumlu işçilerin payı Orta Batı’da en yüksekken, izinsiz çalışanların payı California’da en yüksek.
2019-2020 Ulusal Tarım İşçileri Anketi, ABD’deki tarım işçi lerinin %68’inin yabancı doğumlu ve %44’ünün belgesiz olduğunu gösteriyordu.
ABD şiddete bulaşmamış, “düşük riskli” göçmenleri de Guantanamo’ya gönderiyor
Meksika’dan göçün yavaşladığının sinyali
ABD’de kiralık tarım işçilerinin %83’ü göçmen işçi olmayıp yerleşik olarak kabul ediliyor, yani evlerinden 75 mil uzakta tek bir yerde çalışıyorlar.
Bu oran 1996-98’de %41’den daha yüksekti; dolayısıyla değişim, mahsul tarımı işgücünün niteliğindeki derin değişimi yansıtıyor.
Kalan göçmen işçilerin küçük bir kısmı arasında en büyük grup, evlerinden 75 milden daha uzakta tek bir çiftlik yerinde çalışan ve çalışma sahalarına ulaşmak için uluslararası bir sınırı geçebilen “mekikçiler.” Mekikçiler, 1996-98 yıllarında yaklaşık %24 iken, 2022 yılında kiralanan tarım işçilerinin yaklaşık %9’unu oluşturuyordu.
Geçmişte daha yaygın olan, mevsimler ilerledikçe farklı mahsuller üzerinde çalışmak üzere eyaletten eyalete hareket eden “mahsulü takip eden” göçmen tarım işçisi ise artık nispeten nadir.
Bu işçiler, 1992-94’teki %14’lük yüksek orandan büyük bir düşüşle 2020-22’de sadece %4’ünü oluşturdu.
Kiralık tarım işçilerinin son kategorisi, göç modelleri henüz belirlenmemiş olan, tarıma yeni başlayanlardır. Bu kişilerin 1998-2000 yıllarında %22’ye varan oranlardan şu anda tarımsal üretim işgücünün sadece %3,6’sını temsil ediyor olması, kısmen 2007’den bu yana Meksika’dan ABD’ye net göçün yavaşlamasını yansıtıyor.
Son yıllardaki göç trendlerine bakıldığında, Meksika’dan ABD’ye net göçün en büyük olduğu dönemin 1995-2000 yılları arasında olduğu görülüyor. Sonrasında yaklaşık 13 yıl, iki ülke arasındaki net göç ABD’den Meksika’ya idi. 2013-18 yılları arasında Meksika’dan ABD’ye net göçteki artışa rağmen, 2007-2019 yılları arasında ABD’de yaşayan Meksikali göçmen sayısı azalmıştı.
Bu nedenle son yıllarda ABD’ye işgücü göçünde Uzak Asya ile Orta Amerika öne çıkmaya başladı.
Tarımsal vize programı ne olacak?
Genellikle H-2A vize programı olarak adlandırılan H-2A Geçici Tarım Programı, yabancı uyruklu işçilerin 10 aya kadar bir süre için geçici olarak mevsimlik tarım işçiliği yapmak üzere ABD’ye getirilmesi için yasal bir yol sağlıyor.
Mahsul yetiştiricileri mevsimlik işgücü ihtiyaçlarını karşılamak için bu programı kullanabilir, fakat çiftlikler, mandıralar ve domuz ve kümes hayvanı işletmeleri gibi çoğu hayvancılık üreticisinin yıl boyunca işgücü ihtiyaçlarını karşılamak için programı kullanmasına yasal olarak izin verilmiyor.
Bu kısıtlamanın bir istisnası, H-2A işçilerini yıl boyunca kullanabilen koyun ve keçi işletmeleri gibi merada çiftlik hayvanı üreticileri için yapılıyor.
H-2A programındaki işverenler, ABD’li işçileri işe alma çabalarının başarılı olmadığını göstermeli ve ABD Çalışma Bakanlığı da bunu belgelemeli.
Buna ek olarak, federal hükümet, bir ABD vatandaşına ödenmesi gereken ücreti aşmayan yeterli ücret ve barınma imkanı sağlamasını şart koşuyor.
H-2A programı kapsamındaki işçiler söz konusu olduğunda, eyaletler arasında başı Cumhuriyetçi Florida çekiyor. Onu California, Georgia, Washington ve Kuzey Caroline takip ediyor.
Bu vize türünde de başı Meksikalı işçiler çekiyor (%90 civarı). Mesikalıları ise, Güney Afrikalılar takip ediyor.
Bununla birlikte, göçmen işçi tutan çiftçiler, H-2A Geçici Tarım İşçisi programının maliyetinin kendileri için gitgide arttığına da işaret ediyorlar.
Trump’ın göçmen operasyonlarından sonra
Özellikle tarımsal işgücü söz konusu olduğunda, Amerikalı çiftçilerin göçmen karşıtı operasyonlardan endişelenmek için yeterince sebebi olduğu görülüyor.
Örneğin Kansas De Soto’daki Bowlin Farms’ın sahibi Steve Bowlin, “Hepimizin yediği gıdayı üretmeye çalışmak, göçmen işçiler olmadan neredeyse imkansız. Vizeli tarım işçilerini getirmek için hükümet aracılığıyla H-2A programını kullanıyoruz, çünkü ABD’de yaptığımız işi yapacak yeterli sayıda işçi yok,” diyor.
Öte yandan ABD’de tarımsal alanlar ve tarım istihdamı zaten düşme eğiliminde. ABD Tarım Bakanlığına göre, 2017’den 2022’ye kadar çiftlik sayısında %7’lik bir düşüş yaşandı, yani sadece beş yılda yaklaşık 142.000 çiftlik azaldı.
Çiftçiler, kuş gribi salgınları ve artan yem ve gübre maliyetleri de dahil olmak üzere işletmelerini ayakta tutmak için çeşitli zorluklarla karşı karşıya.
Eğer “belgesiz” işçiler de geldikleri ülkelere gönderilirlerse, özellikle ABD tarımında halihazırda var olan ithalata yönelme eğilimi artabilir. Ameirkan gıda ithalatında Meksika’nın yeri, yıllar içinde üçte ikiden beşte dörde doğru artma eğiliminde.
Trump’ın ilk ticaret savaşlarından bu yana, Çin de tarımsal ithalatını güneye kaydırmış durumda. Pekin, Arjantin ve Brezilya gibi ülkelerden de daha fazla tahıl satın alıyor; bu ülkeler, 2023 yılında Çin’in en büyük mısır tedarikçisi olarak ABD’yi geride bıraktı.
Örneğin Financial Times’a konuşan Iowa Çiftçiler Birliği Başkanı Aaron Lehman, son ticaret savaşında, “Asyalı alıcılarımızın çoğu Güney Amerika’daki soya fasulyesi üreticileriyle ilişkiler geliştirmeye başladı ve pazarımızdan giderek daha fazla pay aldılar ve biz bunu geri alamadık,” diyor.
Yeni bir ticari gerginlik ihtimali, ürün fiyatlarındaki düşüş ve artan maliyetlerden etkilenen Amerikalı çiftçilerin zaten zor durumda olduğu bir döneme denk geliyor. ABD Tarım Bakanlığının verilerine göre, kârın geniş bir ölçüsü olan net çiftlik geliri 2022’de 181,9 milyar dolarken, 2024’te 140,7 milyar dolar olması öngörülüyor, ki bu, %23’lük bir düşüş demek.
Yeni ekipman yatırımlarının azalırken, düşük talep nedeniyle tarım makineleri satanlar da zor durumda.
Orta ve Güney Amerika’da tarımsal ürünlerin, kısmen işgücü maliyetlerinin de az olması nedeniyle ucuza mal edilmeleri, Amerikan tarımında gerileme ile göçmen işçilerin azaltılması eğilimini besleyebilir.
Trump’ın Tarım Bakanı olarak seçtiği Brooke Rollins’in, Kongre onay oturumunda H-2A programını kaldırmayı değil reforme etmeyi savunması da tarımdaki yönelimlere ilişkin ipuçları veriyor.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika
Signal yazışmalarında şirket sırrı şüphesi OpenAI çalışanlarını işten etti

OpenAI, yapay zeka modellerinin iç yapısına dair gizli bilgileri harici bir uzmanla paylaştıklarından şüphelendiği üç araştırmacısını işten çıkardı. İncelemede çalışanların kişisel telefonlarındaki Signal yazışmalarında kaybolan mesaj özelliğini kullandığı belirlendi.
Yapay zeka devi OpenAI’ın güvenlik birimi, üç araştırmacısının kişisel telefonlarını incelemeye alarak mesajlaşma uygulaması Signal üzerindeki yazışmalarını denetledi.
Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin araştırmacılara ve şirket açıklamalarına dayandırdığı haberine göre, bazı yazışmalarda kaybolan mesaj özelliğinin açık olduğu saptandı.
Söz konusu incelemenin ardından Tomek Korbak, Mikita Balesni ve Jasmine Wang, ekim ayı başında aynı anda yeni toplantılara çağrılarak görevden çıkarıldı.
Şirket yönetimi, üç araştırmacının yapay zeka modellerinin iç mimarisine dair en sıkı korunan şirket sırlarını sızdırdığından şüpheleniyordu. Yazışmaların yapay zeka güvenliği alanında çalışan harici bir uzmanla yürütüldüğü belirlendi.
İşten çıkarma gerekçesi gizli bilgi ihlali olarak açıklandı
Korbak, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede şirket yönetiminin tavrını aktardı: “Yetkisiz kanallar üzerinden üçüncü tarafla iletişime geçtiğim gerekçesiyle güven ilişkisinin zedelendiği söylendi.”
Korbak ve Balesni, yöneticilerin kaybolan mesaj kullanımını işten çıkarma gerekçeleri arasında saydığını dile getirdi. OpenAI cephesi ise Signal uygulamasının onaylı iletişim kanalı olmadığını doğruladı ancak kararın sadece bu uygulamanın kullanımıyla sınırlı kalmadığını bildirdi.
WSJ’ye açıklama yapan OpenAI yetkilileri, iç soruşturmanın gizli bilgilerin kullanımına dair şirket kurallarının çiğnendiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Şirket, işten çıkarma kararlarının güvenlik kaygılarının dile getirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını savundu.
Buna karşılık araştırmacılar şirket sırlarını dışarı aktardıkları yönündeki suçlamaları reddediyor. Eski çalışanlar, kendilerine iddia edilen ihlallere dair herhangi bir yazılı açıklama iletilmediğini söylüyor.
Modellerin karar adımları araştırmacıları böldü
WSJ’nin aktardığına göre görevden alınan araştırmacılar, modellerin problem çözme aşamalarındaki ara adımlara dair daha az kayıt tuttuğu yeni mimarilere karşı çıkıyordu. Araştırmacılar, bu kayıtların azalmasının yapay zekanın tehlikeli davranışlarını tespit etmeyi zorlaştıracağını savunuyordu.
Balesni, bu konudaki öneriyi harici araştırmacı Ryan Greenblatt ile şirket sırlarını dışarıda bırakarak tartıştığını ve bu görüşmeyi OpenAI’ın izniyle yürüttüğünü ifade etti.
İşten çıkarılan çalışanlar, yaşanan bu sürecin şirket içindeki diğer araştırmacıları bağımsız uzmanlarla temas kurmaktan çekinir hale getireceğinden endişe ediyor. OpenAI ise bağımsız kuruluşlarla işbirliğini sürdürdüğünü belirtiyor.
OpenAI cephesinde çalışan hareketliliği ve fikri mülkiyet tartışmaları başka dosyalara da yansıyor. Şirket, bir eski çalışanını Apple’a geçmeden önce 100 dosya çalmakla suçlamıştı.
Şirket içindeki risk tartışmaları açık mektupla gündeme geldi
Ekim ayı başında Reuters, işten çıkarma gerekçelerine itiraz eden araştırmacıların kaleme aldığı açık mektuba şirketin verdiği yanıtı aktarmıştı. Araştırmacılar mektupta, sürecin etrafındaki belirsizliğin kurum içindeki riskleri açıkça tartışma kültürünü zedeleyebileceği uyarısını yapmıştı.
OpenAI yönetimi mektuba verdiği yanıtta kurum içi diyaloğu savundu: “OpenAI bünyesinde güvenlik ve araştırma tartışmaları her gün yapılıyor; bu tartışmalar genellikle canlı ve son derece eleştirel geçiyor. Bu müzakereleri teşvik ediyoruz ve doğru kararlar almak için gerekli görüyoruz. Çalışanlarımızdan hiçbirini soru işaretlerini dile getirdikleri için işten çıkarmadık, çıkarmıyoruz.”
Yapay zeka modellerinin denetimi ve güvenliği konusundaki tartışmalar, temmuz ayında OpenAI modellerinin Hugging Face platformuna yönelik gerçekleştirdiği test saldırısıyla daha da alevlenmişti. Şirket verilerine göre modeller birden fazla açığı birleştirerek internete erişmiş ve ele geçirilen kimlik bilgilerini kullanarak platformun sistemlerine sızmıştı.
OpenAI, yaşanan bu hadisenin ardından güvenlik önlemlerini artırdığını ve test prosedürlerini yeniden düzenlediğini duyurmuştu.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi








