Amerika
Trumpizmin iktisadi aklı – 1: Stephen Miran ve doların devalüasyonu planı

ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni bir ticaret savaşı başlatarak tüm küresel ekonomiyi vuran gümrük vergileri uygulaması, Türkiye’de de zamanında çok duyduğumuz “rasyonel olmayan iktisat politikaları” çığlıklarının atılmasına neden oldu.
Buna göre Trump çılgın bir otokrat olduğu için bilgisizlikten bu tarifeleri bu şekilde uygulamayı istemişti. Veya “yeni Keynesçi” ünlü iktisatçı Paul Krugman’ın dediği gibi, Trump ticaret söz konusu olduğunda “çıldırmıştı” ve “habis aptallık” dünya ekonomisini öldürebilirdi.
Trump’a geniş bir bilgi ve büyük bir akıl atfediyor değilim, zaten yazının geri kalanında buna işaret edeceğim. Üstelik tarifelerin belirlenme usulünde basbayağı “çocukça” bir taraf var, buna daha önce değinmiştik. Dahası, dizinin ilerleyen bölümlerinde, “Trumponomics”e getirilen ciddi itirazları ve stratejinin çelişkilerini de vurgulayacağız.
Ne var ki, Trump’ın aklının ermeyeceği şeyler var ve bunları için de “danışman” takımı devreye giriyor. Trump, çılgın bir otokrata değilse de züccaciye dükkanına giren cahil ve kör bir file benzetilse daha doğru olur; ona bu yüzden ihtiyaç var: kırıp dökmesi için.
Dolayısıyla bir haftada trilyonlarca dolar paranın hisse senedi piyasalarından buhar olup uçmasının arkasında, kısmen bir “akıl” olduğunu düşündürecek işaretler buluyoruz. Tarihte benzer örnekler de yok değil. Büyük Buhran’daki Başkan Herbert Hoover anılarında, kendi Hazine Bakanı Andrew Mellon’un şöyle dediğini aktarıyordu:
“İşgücünü tasfiye edin, hisse senetlerini tasfiye edin, çiftçileri tasfiye edin, gayrimenkulleri tasfiye edin. . . . [Buhran] sistemdeki çürümüşlüğü temizleyecek. Yüksek yaşam maliyetleri ve yüksek yaşam seviyesi düşecek. İnsanlar daha çok çalışacak, daha ahlaklı bir hayat yaşayacak. Değerler ayarlanacak ve girişimci insanlar işinde daha az ehil olan insanların enkazlarını kaldıracak.”
Başdanışman Miran ve doların aşırı değerli olması sorunsalı
Küresel tarifeleri resmi olarak duyuran Beyaz Saray özetinden çıkan sonuç, aslında sık sık dile getirilen, görünürdeki politika setine işaret ediyordu: Adına küreselleşme denen süreç, özellikle imalat sanayisi söz konusu olduğunda artık ABD’nin ve Amerikan işçilerinin çıkarlarına hizmet etmiyordu. Üretimin yeniden ülke içine taşınması (reshoring) ve içeride vergi indirimleri için bunlar yapılıyordu.
Bu da elbette işin görünen kısmı. Görünenin yüzeyini kazımak istediğimizde, Trump’ın Beyaz Saray’ında esas olarak üç isim “iktisadi akıl” bağlamında öne çıkıyor: Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı Stephen Miran, Hazine Bakanı Scott Bessent, Ticaret Temsilcisi Peter Navarro.
Bu yazıda, 30 milyar dolarlık hedge fonu yöneticisi Hudson Bay Capital’de stratejist olarak çalışan Miran’ın, kasım ayında Trump seçildikten hemen sonra yayınlanan 41 sayfalık bir rapordan bahsedeceğim.
“Küresel Ticaret Sisteminin Yeniden Yapılandırılması için Kılavuz” başlıklı memorandumda Miran, “piyasaları” gümrük tarifelerinin uygulanabilir olduğuna ikna etmeye çalışıyordu.
“Küresel ticaret sisteminde reform yapma” ve “Amerikan sanayisini dünyanın geri kalanı karşısında daha adil bir zemine oturtma arzusu”nun, Trump için on yıllardır “tutarlı bir tema” olduğunu hatırlatarak giriş yapan Miran, “Uluslararası ticaret ve finans sistemlerinde kuşaklar boyu sürecek bir değişimin eşiğinde olabiliriz,” sözleri ile bugünlerin sinyallerini veriyor.
Stratejist, “Bu politikaların önemli olumsuz sonuçlar doğurmadan uygulanabileceği bir yol var, fakat bu yol dar,” diyerek işlerinin kolay olmadığını kabul ederek başlıyor.
Fakat dananın kuyruğunun koptuğu yer şurası:
“İktisadi dengesizliklerin temelinde uluslararası ticaretin dengelenmesini engelleyen doların aşırı değerlenmesi yatmaktadır ve bu aşırı değerlenme rezerv varlıklara yönelik esnek olmayan talepten kaynaklanmaktadır. Küresel GSYİH büyüdükçe, ABD için rezerv varlıkların ve savunma şemsiyesinin finansmanı giderek daha külfetli hale gelmekte, imalat ve ticarete konu olan sektörler maliyetlerin yükünü taşımaktadır.”
Bu tür bir aşırı değerlenme ABD ihracatını daha az rekabetçi kılıyor, ithalatı daha ucuz hale getiriyor ve Amerikan imalatını baltalıyor. Temel argüman seti bu.
Dolara ilişkin bu değerlendirmenin zannedildiğinden daha yaygın olduğunu not edip geçiyorum, bu konuyu yakın zamanda iktisatçı Radhika Desai ile konuşmuştuk. Başkan Yardımcısı JD Vance’in de benzer düşüncelere sahip olduğunu, doların bu aşırı değerli olma halinin de küresel rezerv para olma niteliğinden kaynaklandığını düşündüğünü okumuştuk.
Zaten tarifelerin tek başına uygulanmasının pek bir işe yaramayacağına dair Miran ve Bessent gibi isimler arasında bir konsensüs olduğunu göreceğiz. Nitekim Miran, dolar ile yabancı para birimleri arasında da bir “ayarlama”, kur düzenlemesi istediğini yazıyor:
“Para birimi telafisi [currency offset] ticaret akışlarındaki uyumluluğu engelleyebilse de, tarifelerin nihai olarak gerçek satın alma gücü ve refahı azalan tarifeye tabi ülke tarafından finanse edildiğini ve elde edilen gelirin rezerv varlık sağlanması için yük paylaşımını iyileştirdiğini göstermektedir.”
Dolayısıyla tarifelerin olumsuz yanları ile döviz paritesinin ayarlanmasının olumlu yanları birbirini götürecek. Harvard’da iktisat doktorası yapan Miran’a bakılırsa, böylece Amerikalı tüketicilerin satın alma gücü etkilenmeyecek; fakat Amerikan tarifeleri ile boğuşan ihracatçı ülkelerin vatandaşları para birimlerindeki hareketin bir sonucu olarak daha yoksul hale geldiğinden, ihracatçı ülke verginin ‘bedelini’ ödeyecek ya da yükünü taşıyacak, ABD Hazinesi ise geliri toplayacak.
Sorunun kaynağı: Doların rezerv para olması musibeti
Miran, “ticaret perspektifinden bakıldığında”, doların aşırı değerlenmesinin nedeni olarak “büyük ölçüde dolar varlıklarının dünyanın rezerv para birimi olarak işlev görmesini” gösteriyor. JD Vance’in argümanıyla uyumlu.
ABD dünyaya rezerv varlıklar sağladığı için, dolar ve ABD Hazine tahvillerine, ticareti dengelemek veya riske göre ayarlanmış getirileri optimize etmekten kaynaklanmayan bir talep oluyor. Bu rezerv işlevleri uluslararası ticareti kolaylaştırmaya hizmet ediyor ve getiri maksimizasyonundan ziyade genellikle “politika nedenleriyle” (örneğin rezerv veya para birimi yönetimi veya varlık fonları) tutulan büyük tasarruf havuzları için bir araç sağlıyor.
Dolayısıyla dolar ve Amerikan tahvillerine yönelik rezerv talebinin büyük bir kısmı iktisadi veya yatırım temellerine göre esnek değil. Miran şöyle bir örnek veriyor: Mikronezya ve Polinezya arasındaki ticareti teminat altına almak için satın alınan Hazine tahvilleri, ABD’nin ticaret dengesinden, son istihdam raporundan veya Hazine tahvillerinin Alman Bund’larına [devlet tahvilleri] kıyasla göreceli getirisinden bağımsız olarak satın alınıyor.
Bu tür olgular, diyor danışman, Belçikalı iktisatçı Robert Triffin’e atfen “Triffin dünyası” olarak tanımlanabilecek bir durumu yansıtıyor: Triffin dünyasında rezerv varlıklar küresel para arzının bir biçimi ve bunlara olan talep, rezerv sağlayan ülkenin iç ticaret dengesi ya da kâr getirme özelliklerinin değil, küresel ticaret ve tasarrufların bir fonksiyonu olarak beliriyor.
Bu modelde Amerika çok fazla ithalat yaptığı için büyük cari açıklar vermiyor, fakat rezerv varlık sağlamak ve küresel büyümeyi kolaylaştırmak amacıyla Amerikan devlet tahvili ihraç etmek zorunda olduğu için çok fazla ithalat yapıyor.
Saadet ve ızdırap: Finansın yükselişi, imalatın çöküşü
Miran’a göre rezerv ülke statüsünün üç önemli sonucu var: Bir miktar daha ucuz borçlanma, daha pahalı para birimi ve finansal sistem aracılığıyla güvenlik hedeflerini takip etme yeteneği.
Bu aşırı değerlenme, diye devam ediyor Miran, Amerikan imalat sektörüne ağır bir yük getirirken, ekonominin finansallaşmış sektörlerine zengin Amerikalıların yararına olacak şekilde fayda sağlıyor. Hedge fonu yöneticisi, kapitalizmin son 40 yılına damga vuran finansallaşma eğilimini bir solcuymuşçasına topa tutar gibi görünüyor.
Daha sonra, meselenin bir “krize yanıt” olduğu anlaşılıyor. Doların rezerv olma niteliği, kriz anlarında imalat ve ihracat sektörlerini daha da zorluyor. Rezerv varlık “güvenli” olduğu için dolar resesyonlar sırasında değer kazanıyor. Buna karşın, diğer ülkelerin para birimleri iktisadi gerileme dönemlerinde değer kaybetme eğiliminde.
Bu da toplam talepte bir düşüş yaşandığında, ihracat sektörlerindeki acının rekabet gücünün keskin bir şekilde erozyona uğramasıyla daha da arttığı anlamına geliyor. Bu nedenle ABD’deki resesyonlar sırasında imalat sektöründeki istihdam hızla düşüyor ve sonrasında da önemli ölçüde toparlanamıyor.
Rezerv para olmanın ikilemi
Fakat bir sorun var: Başkan Trump doların rezerv statüsünden memnun ve hatta doları rezerv amaçlı kullanmayı bırakma eğilimi gösteren ülkeleri, bilhassa da BRICS grubunu, cezalandırmakla tehdit etti.
Bu gerilim nasıl çözülecek? Miran’a göre “ticaret ve güvenlik ortakları arasında yük paylaşımını artırmaya yönelik bir dizi politika” ile çözülecek. Biraz uzun olsa da olduğu gibi aktarıyorum:
“Trump Yönetimi, doların küresel rezerv para birimi olarak kullanılmasına son vermeye çalışmak yerine, diğer ülkelerin rezerv konumumuzdan elde ettikleri faydaların bir kısmını geri almanın yollarını bulmaya çalışabilir. Toplam talebin diğer ülkelerden Amerika’ya yeniden yönlendirilmesi, ABD Hazinesi’ne gelir artışı ya da bunların bir kombinasyonu, Amerika’nın büyüyen küresel ekonomi için rezerv varlık sağlamanın artan maliyetini karşılamasına yardımcı olabilir. Trump Yönetimi’nin ticaret politikası ile güvenlik politikasını giderek daha fazla iç içe geçirmesi, rezerv varlıkların sağlanması ile güvenlik şemsiyesini birbirine bağlı görmesi ve bunlar için yük paylaşımına birlikte yaklaşması muhtemeldir.”
Yukarıda rezerv ülke statüsünde olmanın üç unsuruna değinmiştik. Bunlardan biri de finansal akışları kontrol edebilme kapasitesiydi. Miran’a göre, imalar ve ihracat kapasitesindeki düşüşün yarattığı olumsuzluklar, ABD’nin küresel finans dünyasını kontrol etmesinin getirdiği olumluluklarla dengeleniyordu. Finansal kontrol, ABD’ye ulusal güvenlik hedeflerine minimum maliyetle ulaşmasını sağlayan bir “jeopolitik avantaj” sağlıyordu. Amerika “liberal demokrasilere” küresel bir savunma kalkanı sağlıyor ve bunun karşılığında rezerv statüsünün faydalarını elde ediyordu. Yani rezerv statüsü, zaten öteden beri ulusal güvenlik meselesi ile iç içe geçmişti.
İşte Trump, bu avantajların külfete dönüştüğü (veya öyle görüldüğü) bir döneme yanıt Miran’a göre. Danışman iktisatçı, “Bu bağlantı, Başkan Trump’ın neden diğer ülkelerin aynı anda hem savunma hem de ticarette Amerika’dan faydalandığını düşündüğünü açıklamaya yardımcı oluyor: savunma şemsiyesi ve ticaret açıklarımız para birimi aracılığıyla birbirine bağlı,” diye yazıyor ve devam ediyor:
“Triffin dünyasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel GSYİH ve askeri güç içindeki payı küçüldükçe bu [küresel] düzenleme daha da zorlaşmaktadır. Küresel GSYİH’nin Amerikan GSYİH’sini geçmesiyle birlikte Amerika’nın üzerindeki iktisadi yükler arttıkça, Amerika’nın küresel güvenliği finanse etmesi daha da zorlaşır, çünkü cari açık büyür ve ekipman üretme kabiliyetimizin altı oyulur. Büyüyen uluslararası açık, Amerikan ihracat sektörü üzerindeki artan baskı ve bunun sonucunda ortaya çıkan sosyo-iktisadi sorunlar nedeniyle bir sorundur.”
İki kez ölmek mümkün mü?
ABD statükoyu artık omuzlayamıyor veya omuzlamak istemiyor, dolayısıyla onu değiştirmek istiyor. Miran’ın ilk tespiti bu.
ABD doları büyük ölçüde rezerv varlıktır çünkü Amerika “istikrar, likidite, piyasa derinliği ve hukukun üstünlüğünü” sağlıyor. Tüm bunlar, Amerika’yı dünya çapında fiziksel güç uygulayabilecek kadar güçlü kılan ve küresel uluslararası düzeni şekillendirmesine ve savunmasına olanak tanıyan özelliklerle ilgili. İkinci tespiti de bu.
Rezerv para statüsü ile ulusal güvenlik arasındaki iç içe geçmişliğin tarihi çok eskilere dayanıyor. Dolayısıyla Trump yönetimi küresel ticaret sistemini yeniden şekillendirdikçe bu bağlantılar daha da belirgin hale gelecek. Tespitlerin üçüncüsü ise bu. Dolayısıyla yaşadığımız şey basitçe doları (ve ABD’yi) içe kapatma olmaz, olamaz.
Hem gümrük tarifeleri hem de kur politikası, Amerikan imalatının rekabet gücünü artırmayı ve böylece sanayi tabanını güçlendirmeyi ve dünyanın geri kalanından gelen toplam talebi ve istihdamı ABD’ye tahsis etmeyi amaçlıyor.
Miran, tekstil gibi emek-yoğun sektörlerin Bangladeş gibi ülkelerden geri gelmeyeceğinin altını çiziyor. Tarifeler yüksek katma değerli mamüllerde Amerikan egemenliğini korumayı, imalatın ülke dışına çıkmaya devam etmesini engellemeyi ve pazarlarını Amerikan ihracatına açmak veya Amerikan fikri mülkiyet haklarını korumak için diğer ülkelerden anlaşmalar sağlamak için müzakere kozu elde etmeyi hedefliyor. Ulusal güvenlikle iç içe geçmiş sektörler arasında ise yarı iletkenler ve farmasötikler yer alıyor.
Ama çelişki ortada duruyor. Miran her şeye rağmen Trump yönetimine güveniyor. Çelişkiyi kabul edecek cesareti gösteriyor ve şöyle yazıyor:
“Doların ABD imalat sektörü üzerindeki ağırlığına rağmen, Başkan Trump doların küresel rezerv para birimi olma statüsüne verdiği değeri vurgulamış ve dolardan uzaklaşan ülkeleri cezalandırmakla tehdit etmiştir. Bu gerilimin, doların statüsünü korumayı amaçlayan ama ticaret ortaklarımızla yük paylaşımını iyileştiren politikalarla çözülmesini bekliyorum. Uluslararası ticaret politikası, rezerv konumumuzun ticaret ortaklarına sağladığı faydaların bir kısmını yeniden elde etmeye ve bu iktisadi yük paylaşımını savunma yükü paylaşımıyla ilişkilendirmeye çalışacaktır. Her ne kadar Triffin etkileri imalat sektörünü olumsuz etkilese de, Amerika’nın sistem içindeki konumunu sistemi tahrip etmeden iyileştirmeye yönelik girişimler olacaktır.”
Yeniden yapılandırmanın yük paylaşımı ayağı
Stephen Miran, Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı olarak yaptığı ilk konuşmasında da kasım ayında yazdığı makaledeki temaları işledi.
Miran’ın işlediği yeni tema ise yük paylaşımında hangi kalemlerin yer alacağıydı. Miran, ABD’nin onlarca yıldır sağladığı küresel “kamu mallarının” maliyetini diğer ülkelerin daha fazla üstlenmesini istiyordu.
Miran tarafından dile getirilen Trumpizmin iktisadi zihin dünyasında ABD, dünyanın geri kalanı tarafından yeterli bir karşılık almadan küresel rezerv para birimi ve dünya çapında bir savunma şemsiyesi sağladığı için bir “enayi” olagelmişti.
Başkan Miran, Hudson Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, “Başkan Trump, ister ulusal güvenlik ister ticaret alanında olsun, diğer ulusların bizim kanımız, terimiz ve gözyaşımız üzerinden bedavacılık yapmasına artık göz yummayacağını açıkça ortaya koydu,” diyor.
Daha önce değindiğimiz gibi, Amerikalı diplomatlar ve iktisatçılar tarafından uzun zamandır bir güç kaynağı olarak görülen ABD dolarının küresel finans ve ticaretteki üstünlüğünün olumsuz yanları olduğunu da savunan Miran, “Dolara olan talebin borçlanma oranlarımızı düşük tuttuğu doğru olsa da, aynı zamanda döviz piyasalarını da çarpıttı. Bu süreç şirketlerimize ve işçilerimize gereksiz yükler getirerek ürünlerini ve emeklerini küresel sahnede rekabet edemez hale getirdi,” ifadelerini kullanıyor.
Finansal hegemonya iyi ama bize yükü çok fazla, diyor. Başka ülkelerin Amerikan varlıklarına yatırım yapıp kendi para birimlerini manipüle ettiğini ve bu sayede ihracat mallarını ucuzlattıklarını öne sürüyor. Hatta daha da ileri gidiyor ve 2008 krizinden önce Çin’in mortgage piyasasındaki borçlarını artırarak balonun oluşmasına odun taşıdığını söyleyerek, finansal çöküşten Pekin’i sorumlu tutuyor.
Miran, yük paylaşımı için beş seçenek öne sürüyor:
- Birincisi, diğer ülkeler misilleme yapmadan ABD’ye ihracatlarında gümrük vergilerini kabul eder ve ABD Hazinesi’ne kamu mallarının finansmanı için gelir sağlar.
- İkinci olarak, pazarlarını açarak ve Amerika’dan daha fazla alım yaparak adil olmayan ve zararlı ticaret uygulamalarını durdururlar.
- Üçüncüsü, savunma harcamalarını ve ABD’den tedariklerini artırır, daha fazla ABD malı satın alarak Amerikan askerlerinin yükünü hafifletebilir ve ABD’de istihdam yaratırlar.
- Dördüncüsü, Amerika’da yatırım yapıp fabrikalar kurarlar. Mallarını bu ülkede üretirlerse gümrük vergileriyle karşılaşmazlar.
- Beşincisi, Hazine’ye “çek yazarak” ABD’nin küresel kamu mallarını finanse etmesine yardımcı olurlar.
Miran konuşmasını şöyle bitiriyor:
“Yük paylaşımı Amerika Birleşik Devletleri’nin onlarca yıl boyunca özgür dünyaya liderlik etmeye devam etmesini sağlayabilir. Bu sadece adalet için değil, aynı zamanda uygulanabilirlik için de bir zorunluluktur. İmalat sektörümüzü yeniden inşa etmezsek, güvenliğimiz ve mali piyasalarımızı desteklemek için ihtiyaç duyduğumuz güvenliği sağlamakta zorlanacağız. Dünya hâlâ Amerikan savunma şemsiyesine ve ticaret sistemine sahip olabilir, fakat bunlar için adil payını ödemeye başlamalıdır.”
Meali: Dünya kapitalist sistemindeki tıkanıklığın aşılması, ABD’nin sermaye birikimini garanti altına almadaki jandarma rolüne devam edebilmesi ve tek tek ülkelerdeki mülk sahibi sınıfların çıkarlarını koruyabilmesi için, Amerikan ekonomisinin yeniden inşasına dünyanın tamamı –diğer tüm kapitalistler de!– dahil olmalı.
Bir sonraki yazıda, Hazine Bakanı Scott Bessent’in neler dediğine bakacağız.
Amerika
ICE’tan kaçarken hayatını kaybeden Meksikalının turist vizesi varmış

ICE görevlilerinden kaçarken Florida’da bir tırın altında kalan Meksikalı bir adamın, ABD’de tatil yaptığı ve turist vizesine sahip olduğu açıklandı.
Yetkililerin açıklamasına göre, 28 yaşındaki Juan Jairo Coronilla Durán, 14 Temmuz’da St. Augustine’de yoğun trafiğin olduğu bir yoldan aniden karşıya geçerek bir kamyonun önüne atladı ve hayatını kaybetti.
Teksas ve Maine’de meydana gelen ölümcül silahlı çatışmaların ardından, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) görevlileriyle yaşanan çatışmalarda yaklaşık bir hafta içinde meydana gelen üçüncü ölüm bu olay oldu.
Tarım işçilerini savunan bir grup olan Colectivo Arbol’un kurucusu Isaret Jeffers’e göre, Coronilla Durán, Meksika’nın orta kesimindeki Guanajuato eyaletindeki memleketi San Luis de la Paz’dan, ailesini ve arkadaşlarını ziyaret etmek üzere Atlanta’ya seyahat etmişti.
Jeffers salı günü yaptığı açıklamada, Coronilla Durán’ın plajların tadını çıkarmak için Florida’nın doğu kıyısına gitmeden önce üç hafta boyunca Georgia’da kaldığını söyledi.
ABD yetkilileri adamın kimliğini kamuoyuna açıklamadı fakat bir Meksikalı yetkili adını ve kimliğini doğruladı.
Jeffers, maktulün eşi Yezzika Alamilla’nın kendilerine, kocasının turist vizesiyle ABD’yi ziyaret ettiğini söylediğini aktardı.
İç Güvenlik Bakanlığı, salı günü Coronilla Durán’ın geçerli bir vizesinin olup olmadığına dair yorum talebini içeren bir e-postaya yanıt vermedi.
Coronilla Durán, öldüğü gün sabah saat 7’den önce bir benzin istasyonu otoparkında duran araçtaki dört kişiden biriydi.
Florida Otoyol Devriyesi’nin açıklamasına göre, dört kişi ICE ile İç Güvenlik Bakanlığı Soruşturma Birimi ajanlarıyla karşılaştıkları sırada yaya olarak kaçmaya başladı ve bunlardan biri yoğun trafiğin olduğu bir yolu geçerek bir tırın önüne atladı.
Bu çatışmaya neyin yol açtığı ve araçtaki diğer üç kişinin başına ne geldiği henüz belli değil.
Karayolu Devriyesi ve İç Güvenlik Bakanlığı, devam eden soruşturmayı gerekçe göstererek ek ayrıntılar vermedi.
Jeffers, Alamilla’nın kocasının ölümünden bir gün sonra, Orta Florida’daki tarım işçilerine hukuki danışmanlık ve yardım sağlayan Colectivo Arbol’u aradığını söyledi.
Jeffers, Alamilla’nın “kocasının çok korktuğunu ve bu yüzden kaçtığını düşündüğünü” söyledi.
Meksika’nın Guanajuato eyaletinde göçmenlere yardım ve hareketlilik konularından sorumlu müsteşar Susana Guerra Vallejo, dul eşin verdiği bilgilere göre Coronilla Durán’ın “ABD’de çok kısa bir süredir bulunduğunu ve turist vizesine sahip olduğunu” belirtti.
Guerra Vallejo, Alamilla’nın Florida’daki cenaze evinde kocasının naaşını görebileceğini söyledi.
Guerra Vallejo, Associated Press’e yaptığı açıklamada, Coronilla Durán’ın cenazesinin Orlando’dan ticari bir uçuşla Meksika’ya nakledileceğini belirtti.
Guerra Vallejo, Durán’ın Meksiko’nun yaklaşık 260 kilometre kuzeybatısındaki Guanajuato eyaletinde bulunan bir tarım kasabası olan memleketi San Luis de la Paz’da toprağa verileceğini ekledi.
Jeffers, Coronilla Durán ve Alamilla’nın 7 aylık bir kızı ve 7 yaşında bir oğlu olmak üzere iki çocuğu olduğunu söyledi.
Coronilla Durán’ın ölümü, Başkan Donald Trump’ın geçen yıl başlattığı toplu sınır dışı etme kampanyasından bu yana göçmenlik görevlileriyle yaşanan çatışmalarda meydana gelen en az 10. ölüm.
Meksika hükümeti, ICE gözetiminde veya baskınlar sırasında hayatını kaybeden göçmenlerin ölümlerini olası cezai kovuşturma açısından incelemeleri için ABD’deki eyalet başsavcılarından talepte bulunduğunu açıkladı.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörlerden Trump’ın Kanada vergilerine itiraz

Trump’ın Kanada ithalatına yüzde 50 gümrük vergisi getireceğini açıklaması kendi partisinin senatörleri arasında endişe yarattı. Kanada’dan ithal edilen alkol, süt ürünleri ve otomotiv gibi çok sayıda sektörü hedef alan karar, ara seçimler öncesinde enflasyon baskısı altındaki ABD’li tüketicilerin maliyetlerini artırma riski taşıyor. Bazı Cumhuriyetçi senatörler girişimi müzakere taktiği olarak görse de uygulamanın yasal dayanakları ve ekonomik hedefleri konusunda Beyaz Saray’dan açıklama bekliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’dan ithal edilen ürünlere yüzde 50 oranında yeni gümrük vergisi uygulama kararı, kendi partisi içindeki senatörlerin tepkisiyle karşılaştı.
Cumhuriyetçi senatörler, bu adımı Trump’ın klasik bir müzakere yöntemi olarak değerlendirse de siyasi açıdan kritik bir dönemde günlük yaşam maliyetlerinin yükselmesinden endişe duyuyor.
Pazartesi günü açıklanan karar, uzun vadeli bir ticaret anlaşması çerçevesinde yürütülen müzakerelerde Kanada üzerinde baskı kurmayı amaçlıyor.
Gümrük vergisi kapsamına alınan ürünler arasında alkol, süt ürünleri ve motorlu taşıtların yanı sıra çok sayıda farklı mal ve hammadde yer alıyor.
Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, yeni vergilerin gerekçesi hakkında daha fazla bilgi edinmek istediğini belirtti.
Genel bir kural olarak gümrük vergilerine sıcak bakmadığını dile getiren Thune, Amerikan işletmeleri ve ekonomisi için daha eşit bir rekabet alanı yaratmak gibi belirli bir amaca hizmet etmeyen uygulamaları desteklemediğini, bu kararın arkasındaki mantığı ise henüz duymadığını söyledi.
Senatör Mike Rounds da yönetimin bu vergiler için hangi yetkiye dayandığını ve başarının nasıl ölçüleceğini henüz tam olarak göremediğini ifade etti.
Rounds, ilk aşamadaki endişesinin verginin amacı ve nasıl bir sonucun başarı kabul edileceğiyle ilgili olduğunu kaydetti.
Hangi yasal hükmün kullanıldığını henüz görmediğini ekleyen Rounds, kararın ekonomik etkilerinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Rounds, İran’daki savaş nedeniyle fiyatların yükseldiği bir ortamda tüketicilerin korunması gerektiğine işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Maliyet boyutu hepimizi endişelendirmeli. Şu anda enflasyon geçmişe kıyasla yüksek seyrediyor. Akaryakıt fiyatlarını kontrol altında tutmak ve aşağı çekmek bizim için çok önemli. Uluslararası gelişmeler fiyatların yeniden yükselmesine neden oldu. Amerikan tüketicisi için benzin fiyatlarını yeniden düşürmeliyiz.”
Bu yılki ön seçimleri Trump destekli bir adaya karşı kaybeden Senatör John Cornyn, gümrük vergilerinin başkanın bir müzakere biçimi olduğunu ancak uygulanması durumunda olumsuz ekonomik etkiler yaratacağını kabul etti. Cornyn, ithalata getirilen vergilerin Amerikan ürünlerinin fiyatını yükselttiğinden şüphe olmadığını ve bu durumdan endişe duyduğunu belirtti.
Yıl sonunda Kongre’den ayrılacak olan Senatör Bill Cassidy de Cumhuriyetçilerin önceliğinin maliyetleri artıracak adımlar yerine fiyatları düşürmek olması gerektiğini savundu.
Cassidy, bu büyüklükteki vergilerin doğrudan Amerikan tüketicisine daha yüksek fiyatlar olarak yansıyacağını dile getirdi.
Kanada sınırındaki Kuzey Dakota eyaletinin Senatörü John Hoeven ise pekmez gibi bazı ürünlerde vergilerin haklı gerekçeleri olduğunu ifade etti.
Ancak Hoeven da bu tehdidin muhtemelen bir müzakere taktiği olduğunu ve mutlaka hayata geçmeyebileceğini ima etti.
Üreticilerin çıkarlarını gözetecek bir sonuca ulaşmak istediklerini belirten Hoeven, bu sürecin değişkenlik göstereceğini öngördü.
Yasal dayanak tartışmaları
Beyaz Saray, Kanada’nın süt ürünlerindeki ithalat vergilerini aşırı artırarak ve Amerikan alkollü içeceklerini raflardan kaldırarak haksız ticaret yaptığını savunuyor.
Yönetim, gümrük vergilerine yasal gerekçe olarak Büyük Buhran döneminden kalma ve ABD ürünlerine adil fiyat tanımayan ülkelere karşı başkana misilleme yetkisi veren özel bir kanun hükmüne dayanıyor.
Bu hamle, ABD Federal Yüksek Mahkemesinin şubat ayında Trump’ın küresel gümrük vergileri ilan etmek için kullandığı acil durum yetkisini iptal etmesinin ardından geldi.
Serbest piyasa ekonomisini savunan geleneksel muhafazakarlar, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde müttefik ülkelere gümrük vergisi getirme çabalarına karşı çıkıyor.
Eski Başkan Yardımcısı Mike Pence tarafından kurulan Advancing American Freedom adlı düşünce kuruluşundan Andrew Hale, Kanada’ya yönelik haksız ticaret iddialarının temelsiz olduğunu ve yeni vergilerin hiçbir yasal dayanağının bulunmadığını savundu.
Hale, haksız ticaret uygulamalarını tespit edecek bir soruşturmanın yapılmadığını belirterek, “Bu bir zorbalıktır. Kanada dik durmalı ve bu zorbalığa boyun eğmemelidir” dedi.
Hale, yönetimin geçmişte mahkemede kaybettiği yetkileri ikame etmek amacıyla eski bir yasal boşluktan yararlanmaya çalıştığını, bu vergilerin de büyük olasılıkla yargı yoluyla iptal edileceğini sözlerine ekledi.
Amerika
SpaceX halka arzı sonrası bankalardan boğa piyasası raporları

Geçen ay gerçekleşen SpaceX halka arzına aracılık eden tüm yatırım bankaları, yasal kısıtlama süresinin dolmasının ardından şirket hisseleri için alım tavsiyesi yayımladı. Goldman Sachs hisse hedef fiyatını 205 dolar, Morgan Stanley 300 dolar, Raymond James ise 800 dolar olarak belirlerken halka arz konsorsiyumu dışındaki Morningstar hisse değerini 63 dolar düzeyinde hesapladı.
Elon Musk’ın uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in geçen ay tamamlanan halka arzında görev alan yatırım bankaları, aracılara yönelik yasal sessizlik süresinin sona ermesinin ardından araştırma raporlarını yayımladı.
Halka arz konsorsiyumunda yer alan tüm bankalar şirket hisseleri için alım yönünde tavsiyede bulundu.
Halka arz izahnamesinde ana lider konumunda yer alan Goldman Sachs, SpaceX hisseleri için 205 dolar hedef fiyat belirledi.
Financial Times gazetesinin aktardığına göre Morgan Stanley hedef fiyatını 300 dolar olarak açıklarken, Raymond James 800 dolarlık hedef fiyat tahminiyle şirkete 10 trilyon doların üzerinde bir piyasa değeri biçti.
Raporlarda yer alan gerekçeler bankalara göre farklılık gösterse de ulaşılan sonuçlar boğa piyasası yönelimini korudu.
Deutsche Bank yayımladığı raporda SpaceX’i, “tarihin akışını değiştiren, çelik ve ateşle ifade edilen medeniyet iddialarının zirvesi” şeklinde tanımlayarak hedef fiyatını 255 dolar olarak kaydetti.
Bankaların olumlu değerlendirmelerine karşın, halka arz sonrası ulaşılan en yüksek seviyeden yüzde 44 düşüş kaydeden ve arz fiyatının yüzde 6 altına inerek 125 dolar civarında seyreden mevcut hisse fiyatı, yatırımcıların daha temkinli bir tutum sergilediğini ortaya koyuyor.
Konsorsiyum içerisinde yer alan kurumlar yalnızca büyüme potansiyelinin ölçeği konusunda farklı görüş bildirdi. Buna karşın konsorsiyum dışındaki bağımsız analiz kuruluşlarından farklı değerlendirmeler geldi.
Halka arzda görev almayan Morningstar, SpaceX hisselerinin adil değerini 63 dolar olarak hesapladı.
Aracılık yapan kurumların hedef fiyat ve tavsiye listesi Bloomberg verilerine göre şu şekilde sıralandı:
- Morgan Stanley: 300 dolar hedef fiyat, Yüksek Ağırlık/Cazip tavsiyesi
- Deutsche Bank: 255 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Bank of America: 235 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Wells Fargo: 230 dolar hedef fiyat, Yüksek Ağırlık tavsiyesi
- JPMorgan: 225 dolar hedef fiyat, Yüksek Ağırlık tavsiyesi
- RBC Capital: 225 dolar hedef fiyat, Sektör Üstü Performans tavsiyesi
- Citi: 200 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- UBS: 210 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Goldman Sachs: 205 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Bernstein: 239 dolar hedef fiyat, Sektör Üstü Performans tavsiyesi
Tablo, New York Başsavcısı Eliot Spitzer’ın Wall Street’te hisse araştırmaları ile yatırım bankacılığı birimlerini birbirinden ayırmasından 23 yıl sonra düzenlemelerin yapısını yeniden tartışmaya açtı.
İngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
“Wall Street Şerifi” olarak anılan Spitzer, 2000’li yılların başında internet şirketi balonu patladığında analistlerin kamuoyuna övdüğü hisseleri kendi aralarındaki yazışmalarda kötülediğinin ortaya çıkması üzerine hukuki süreç başlatmıştı.
Düzenleyici kurumlar ile bankalar arasında 2003 yılında varılan küresel uzlaşma, yatırım bankacılarının analist primlerini belirlemesini yasakladı, araştırma ve bankacılık birimleri arasındaki iletişimi denetime tabi tuttu ve analistlerin halka arz sunumlarına katılımını engelledi.
Söz konusu küresel uzlaşma kararı geçtiğimiz yılın aralık ayında resmi olarak sona erdi ve yerini sektör kuruluşu gözetimindeki esnek kurallara bıraktı.
Bankalar bünyesindeki uyum departmanları birimler arasındaki sınırları korumayı sürdürüyor.
Analistlerin büyük ölçekli işlemlerde yer alma isteği, kurumsal yatırımcı müşterileri için şirket yönetimlerine erişim sağlama ihtiyacı ve üst yöneticilerin halka arzda lider rol almak için yürüttüğü temaslar sektörel dinamikler üzerinde etkili olmayı sürdürüyor.
Ayrıca halka arz öncesindeki özel fonlama turlarına katılan ve hisse satış kısıtlaması süresi devam eden kurumlar, şirket değerlemesini sorgulayan raporlar hazırlamaktan kaçınıyor.
Sermaye piyasalarındaki kurumsal fon yöneticileri yatırım kararlarında aracı kurum tavsiyeleri yerine kendi analiz modellerini kullanıyor.
Kurumsal yatırımcılar bu tür büyük halka arzlarda aracı kurum araştırmalarının tarafsız olamayacağı varsayımıyla hareket ederken, bu raporları şirket verilerine ve yönetim kadrolarına erişim aracı olarak değerlendiriyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?










