Amerika
Trumpizmin iktisadi aklı – 1: Stephen Miran ve doların devalüasyonu planı

ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni bir ticaret savaşı başlatarak tüm küresel ekonomiyi vuran gümrük vergileri uygulaması, Türkiye’de de zamanında çok duyduğumuz “rasyonel olmayan iktisat politikaları” çığlıklarının atılmasına neden oldu.
Buna göre Trump çılgın bir otokrat olduğu için bilgisizlikten bu tarifeleri bu şekilde uygulamayı istemişti. Veya “yeni Keynesçi” ünlü iktisatçı Paul Krugman’ın dediği gibi, Trump ticaret söz konusu olduğunda “çıldırmıştı” ve “habis aptallık” dünya ekonomisini öldürebilirdi.
Trump’a geniş bir bilgi ve büyük bir akıl atfediyor değilim, zaten yazının geri kalanında buna işaret edeceğim. Üstelik tarifelerin belirlenme usulünde basbayağı “çocukça” bir taraf var, buna daha önce değinmiştik. Dahası, dizinin ilerleyen bölümlerinde, “Trumponomics”e getirilen ciddi itirazları ve stratejinin çelişkilerini de vurgulayacağız.
Ne var ki, Trump’ın aklının ermeyeceği şeyler var ve bunları için de “danışman” takımı devreye giriyor. Trump, çılgın bir otokrata değilse de züccaciye dükkanına giren cahil ve kör bir file benzetilse daha doğru olur; ona bu yüzden ihtiyaç var: kırıp dökmesi için.
Dolayısıyla bir haftada trilyonlarca dolar paranın hisse senedi piyasalarından buhar olup uçmasının arkasında, kısmen bir “akıl” olduğunu düşündürecek işaretler buluyoruz. Tarihte benzer örnekler de yok değil. Büyük Buhran’daki Başkan Herbert Hoover anılarında, kendi Hazine Bakanı Andrew Mellon’un şöyle dediğini aktarıyordu:
“İşgücünü tasfiye edin, hisse senetlerini tasfiye edin, çiftçileri tasfiye edin, gayrimenkulleri tasfiye edin. . . . [Buhran] sistemdeki çürümüşlüğü temizleyecek. Yüksek yaşam maliyetleri ve yüksek yaşam seviyesi düşecek. İnsanlar daha çok çalışacak, daha ahlaklı bir hayat yaşayacak. Değerler ayarlanacak ve girişimci insanlar işinde daha az ehil olan insanların enkazlarını kaldıracak.”
Başdanışman Miran ve doların aşırı değerli olması sorunsalı
Küresel tarifeleri resmi olarak duyuran Beyaz Saray özetinden çıkan sonuç, aslında sık sık dile getirilen, görünürdeki politika setine işaret ediyordu: Adına küreselleşme denen süreç, özellikle imalat sanayisi söz konusu olduğunda artık ABD’nin ve Amerikan işçilerinin çıkarlarına hizmet etmiyordu. Üretimin yeniden ülke içine taşınması (reshoring) ve içeride vergi indirimleri için bunlar yapılıyordu.
Bu da elbette işin görünen kısmı. Görünenin yüzeyini kazımak istediğimizde, Trump’ın Beyaz Saray’ında esas olarak üç isim “iktisadi akıl” bağlamında öne çıkıyor: Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı Stephen Miran, Hazine Bakanı Scott Bessent, Ticaret Temsilcisi Peter Navarro.
Bu yazıda, 30 milyar dolarlık hedge fonu yöneticisi Hudson Bay Capital’de stratejist olarak çalışan Miran’ın, kasım ayında Trump seçildikten hemen sonra yayınlanan 41 sayfalık bir rapordan bahsedeceğim.
“Küresel Ticaret Sisteminin Yeniden Yapılandırılması için Kılavuz” başlıklı memorandumda Miran, “piyasaları” gümrük tarifelerinin uygulanabilir olduğuna ikna etmeye çalışıyordu.
“Küresel ticaret sisteminde reform yapma” ve “Amerikan sanayisini dünyanın geri kalanı karşısında daha adil bir zemine oturtma arzusu”nun, Trump için on yıllardır “tutarlı bir tema” olduğunu hatırlatarak giriş yapan Miran, “Uluslararası ticaret ve finans sistemlerinde kuşaklar boyu sürecek bir değişimin eşiğinde olabiliriz,” sözleri ile bugünlerin sinyallerini veriyor.
Stratejist, “Bu politikaların önemli olumsuz sonuçlar doğurmadan uygulanabileceği bir yol var, fakat bu yol dar,” diyerek işlerinin kolay olmadığını kabul ederek başlıyor.
Fakat dananın kuyruğunun koptuğu yer şurası:
“İktisadi dengesizliklerin temelinde uluslararası ticaretin dengelenmesini engelleyen doların aşırı değerlenmesi yatmaktadır ve bu aşırı değerlenme rezerv varlıklara yönelik esnek olmayan talepten kaynaklanmaktadır. Küresel GSYİH büyüdükçe, ABD için rezerv varlıkların ve savunma şemsiyesinin finansmanı giderek daha külfetli hale gelmekte, imalat ve ticarete konu olan sektörler maliyetlerin yükünü taşımaktadır.”
Bu tür bir aşırı değerlenme ABD ihracatını daha az rekabetçi kılıyor, ithalatı daha ucuz hale getiriyor ve Amerikan imalatını baltalıyor. Temel argüman seti bu.
Dolara ilişkin bu değerlendirmenin zannedildiğinden daha yaygın olduğunu not edip geçiyorum, bu konuyu yakın zamanda iktisatçı Radhika Desai ile konuşmuştuk. Başkan Yardımcısı JD Vance’in de benzer düşüncelere sahip olduğunu, doların bu aşırı değerli olma halinin de küresel rezerv para olma niteliğinden kaynaklandığını düşündüğünü okumuştuk.
Zaten tarifelerin tek başına uygulanmasının pek bir işe yaramayacağına dair Miran ve Bessent gibi isimler arasında bir konsensüs olduğunu göreceğiz. Nitekim Miran, dolar ile yabancı para birimleri arasında da bir “ayarlama”, kur düzenlemesi istediğini yazıyor:
“Para birimi telafisi [currency offset] ticaret akışlarındaki uyumluluğu engelleyebilse de, tarifelerin nihai olarak gerçek satın alma gücü ve refahı azalan tarifeye tabi ülke tarafından finanse edildiğini ve elde edilen gelirin rezerv varlık sağlanması için yük paylaşımını iyileştirdiğini göstermektedir.”
Dolayısıyla tarifelerin olumsuz yanları ile döviz paritesinin ayarlanmasının olumlu yanları birbirini götürecek. Harvard’da iktisat doktorası yapan Miran’a bakılırsa, böylece Amerikalı tüketicilerin satın alma gücü etkilenmeyecek; fakat Amerikan tarifeleri ile boğuşan ihracatçı ülkelerin vatandaşları para birimlerindeki hareketin bir sonucu olarak daha yoksul hale geldiğinden, ihracatçı ülke verginin ‘bedelini’ ödeyecek ya da yükünü taşıyacak, ABD Hazinesi ise geliri toplayacak.
Sorunun kaynağı: Doların rezerv para olması musibeti
Miran, “ticaret perspektifinden bakıldığında”, doların aşırı değerlenmesinin nedeni olarak “büyük ölçüde dolar varlıklarının dünyanın rezerv para birimi olarak işlev görmesini” gösteriyor. JD Vance’in argümanıyla uyumlu.
ABD dünyaya rezerv varlıklar sağladığı için, dolar ve ABD Hazine tahvillerine, ticareti dengelemek veya riske göre ayarlanmış getirileri optimize etmekten kaynaklanmayan bir talep oluyor. Bu rezerv işlevleri uluslararası ticareti kolaylaştırmaya hizmet ediyor ve getiri maksimizasyonundan ziyade genellikle “politika nedenleriyle” (örneğin rezerv veya para birimi yönetimi veya varlık fonları) tutulan büyük tasarruf havuzları için bir araç sağlıyor.
Dolayısıyla dolar ve Amerikan tahvillerine yönelik rezerv talebinin büyük bir kısmı iktisadi veya yatırım temellerine göre esnek değil. Miran şöyle bir örnek veriyor: Mikronezya ve Polinezya arasındaki ticareti teminat altına almak için satın alınan Hazine tahvilleri, ABD’nin ticaret dengesinden, son istihdam raporundan veya Hazine tahvillerinin Alman Bund’larına [devlet tahvilleri] kıyasla göreceli getirisinden bağımsız olarak satın alınıyor.
Bu tür olgular, diyor danışman, Belçikalı iktisatçı Robert Triffin’e atfen “Triffin dünyası” olarak tanımlanabilecek bir durumu yansıtıyor: Triffin dünyasında rezerv varlıklar küresel para arzının bir biçimi ve bunlara olan talep, rezerv sağlayan ülkenin iç ticaret dengesi ya da kâr getirme özelliklerinin değil, küresel ticaret ve tasarrufların bir fonksiyonu olarak beliriyor.
Bu modelde Amerika çok fazla ithalat yaptığı için büyük cari açıklar vermiyor, fakat rezerv varlık sağlamak ve küresel büyümeyi kolaylaştırmak amacıyla Amerikan devlet tahvili ihraç etmek zorunda olduğu için çok fazla ithalat yapıyor.
Saadet ve ızdırap: Finansın yükselişi, imalatın çöküşü
Miran’a göre rezerv ülke statüsünün üç önemli sonucu var: Bir miktar daha ucuz borçlanma, daha pahalı para birimi ve finansal sistem aracılığıyla güvenlik hedeflerini takip etme yeteneği.
Bu aşırı değerlenme, diye devam ediyor Miran, Amerikan imalat sektörüne ağır bir yük getirirken, ekonominin finansallaşmış sektörlerine zengin Amerikalıların yararına olacak şekilde fayda sağlıyor. Hedge fonu yöneticisi, kapitalizmin son 40 yılına damga vuran finansallaşma eğilimini bir solcuymuşçasına topa tutar gibi görünüyor.
Daha sonra, meselenin bir “krize yanıt” olduğu anlaşılıyor. Doların rezerv olma niteliği, kriz anlarında imalat ve ihracat sektörlerini daha da zorluyor. Rezerv varlık “güvenli” olduğu için dolar resesyonlar sırasında değer kazanıyor. Buna karşın, diğer ülkelerin para birimleri iktisadi gerileme dönemlerinde değer kaybetme eğiliminde.
Bu da toplam talepte bir düşüş yaşandığında, ihracat sektörlerindeki acının rekabet gücünün keskin bir şekilde erozyona uğramasıyla daha da arttığı anlamına geliyor. Bu nedenle ABD’deki resesyonlar sırasında imalat sektöründeki istihdam hızla düşüyor ve sonrasında da önemli ölçüde toparlanamıyor.
Rezerv para olmanın ikilemi
Fakat bir sorun var: Başkan Trump doların rezerv statüsünden memnun ve hatta doları rezerv amaçlı kullanmayı bırakma eğilimi gösteren ülkeleri, bilhassa da BRICS grubunu, cezalandırmakla tehdit etti.
Bu gerilim nasıl çözülecek? Miran’a göre “ticaret ve güvenlik ortakları arasında yük paylaşımını artırmaya yönelik bir dizi politika” ile çözülecek. Biraz uzun olsa da olduğu gibi aktarıyorum:
“Trump Yönetimi, doların küresel rezerv para birimi olarak kullanılmasına son vermeye çalışmak yerine, diğer ülkelerin rezerv konumumuzdan elde ettikleri faydaların bir kısmını geri almanın yollarını bulmaya çalışabilir. Toplam talebin diğer ülkelerden Amerika’ya yeniden yönlendirilmesi, ABD Hazinesi’ne gelir artışı ya da bunların bir kombinasyonu, Amerika’nın büyüyen küresel ekonomi için rezerv varlık sağlamanın artan maliyetini karşılamasına yardımcı olabilir. Trump Yönetimi’nin ticaret politikası ile güvenlik politikasını giderek daha fazla iç içe geçirmesi, rezerv varlıkların sağlanması ile güvenlik şemsiyesini birbirine bağlı görmesi ve bunlar için yük paylaşımına birlikte yaklaşması muhtemeldir.”
Yukarıda rezerv ülke statüsünde olmanın üç unsuruna değinmiştik. Bunlardan biri de finansal akışları kontrol edebilme kapasitesiydi. Miran’a göre, imalar ve ihracat kapasitesindeki düşüşün yarattığı olumsuzluklar, ABD’nin küresel finans dünyasını kontrol etmesinin getirdiği olumluluklarla dengeleniyordu. Finansal kontrol, ABD’ye ulusal güvenlik hedeflerine minimum maliyetle ulaşmasını sağlayan bir “jeopolitik avantaj” sağlıyordu. Amerika “liberal demokrasilere” küresel bir savunma kalkanı sağlıyor ve bunun karşılığında rezerv statüsünün faydalarını elde ediyordu. Yani rezerv statüsü, zaten öteden beri ulusal güvenlik meselesi ile iç içe geçmişti.
İşte Trump, bu avantajların külfete dönüştüğü (veya öyle görüldüğü) bir döneme yanıt Miran’a göre. Danışman iktisatçı, “Bu bağlantı, Başkan Trump’ın neden diğer ülkelerin aynı anda hem savunma hem de ticarette Amerika’dan faydalandığını düşündüğünü açıklamaya yardımcı oluyor: savunma şemsiyesi ve ticaret açıklarımız para birimi aracılığıyla birbirine bağlı,” diye yazıyor ve devam ediyor:
“Triffin dünyasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel GSYİH ve askeri güç içindeki payı küçüldükçe bu [küresel] düzenleme daha da zorlaşmaktadır. Küresel GSYİH’nin Amerikan GSYİH’sini geçmesiyle birlikte Amerika’nın üzerindeki iktisadi yükler arttıkça, Amerika’nın küresel güvenliği finanse etmesi daha da zorlaşır, çünkü cari açık büyür ve ekipman üretme kabiliyetimizin altı oyulur. Büyüyen uluslararası açık, Amerikan ihracat sektörü üzerindeki artan baskı ve bunun sonucunda ortaya çıkan sosyo-iktisadi sorunlar nedeniyle bir sorundur.”
İki kez ölmek mümkün mü?
ABD statükoyu artık omuzlayamıyor veya omuzlamak istemiyor, dolayısıyla onu değiştirmek istiyor. Miran’ın ilk tespiti bu.
ABD doları büyük ölçüde rezerv varlıktır çünkü Amerika “istikrar, likidite, piyasa derinliği ve hukukun üstünlüğünü” sağlıyor. Tüm bunlar, Amerika’yı dünya çapında fiziksel güç uygulayabilecek kadar güçlü kılan ve küresel uluslararası düzeni şekillendirmesine ve savunmasına olanak tanıyan özelliklerle ilgili. İkinci tespiti de bu.
Rezerv para statüsü ile ulusal güvenlik arasındaki iç içe geçmişliğin tarihi çok eskilere dayanıyor. Dolayısıyla Trump yönetimi küresel ticaret sistemini yeniden şekillendirdikçe bu bağlantılar daha da belirgin hale gelecek. Tespitlerin üçüncüsü ise bu. Dolayısıyla yaşadığımız şey basitçe doları (ve ABD’yi) içe kapatma olmaz, olamaz.
Hem gümrük tarifeleri hem de kur politikası, Amerikan imalatının rekabet gücünü artırmayı ve böylece sanayi tabanını güçlendirmeyi ve dünyanın geri kalanından gelen toplam talebi ve istihdamı ABD’ye tahsis etmeyi amaçlıyor.
Miran, tekstil gibi emek-yoğun sektörlerin Bangladeş gibi ülkelerden geri gelmeyeceğinin altını çiziyor. Tarifeler yüksek katma değerli mamüllerde Amerikan egemenliğini korumayı, imalatın ülke dışına çıkmaya devam etmesini engellemeyi ve pazarlarını Amerikan ihracatına açmak veya Amerikan fikri mülkiyet haklarını korumak için diğer ülkelerden anlaşmalar sağlamak için müzakere kozu elde etmeyi hedefliyor. Ulusal güvenlikle iç içe geçmiş sektörler arasında ise yarı iletkenler ve farmasötikler yer alıyor.
Ama çelişki ortada duruyor. Miran her şeye rağmen Trump yönetimine güveniyor. Çelişkiyi kabul edecek cesareti gösteriyor ve şöyle yazıyor:
“Doların ABD imalat sektörü üzerindeki ağırlığına rağmen, Başkan Trump doların küresel rezerv para birimi olma statüsüne verdiği değeri vurgulamış ve dolardan uzaklaşan ülkeleri cezalandırmakla tehdit etmiştir. Bu gerilimin, doların statüsünü korumayı amaçlayan ama ticaret ortaklarımızla yük paylaşımını iyileştiren politikalarla çözülmesini bekliyorum. Uluslararası ticaret politikası, rezerv konumumuzun ticaret ortaklarına sağladığı faydaların bir kısmını yeniden elde etmeye ve bu iktisadi yük paylaşımını savunma yükü paylaşımıyla ilişkilendirmeye çalışacaktır. Her ne kadar Triffin etkileri imalat sektörünü olumsuz etkilese de, Amerika’nın sistem içindeki konumunu sistemi tahrip etmeden iyileştirmeye yönelik girişimler olacaktır.”
Yeniden yapılandırmanın yük paylaşımı ayağı
Stephen Miran, Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı olarak yaptığı ilk konuşmasında da kasım ayında yazdığı makaledeki temaları işledi.
Miran’ın işlediği yeni tema ise yük paylaşımında hangi kalemlerin yer alacağıydı. Miran, ABD’nin onlarca yıldır sağladığı küresel “kamu mallarının” maliyetini diğer ülkelerin daha fazla üstlenmesini istiyordu.
Miran tarafından dile getirilen Trumpizmin iktisadi zihin dünyasında ABD, dünyanın geri kalanı tarafından yeterli bir karşılık almadan küresel rezerv para birimi ve dünya çapında bir savunma şemsiyesi sağladığı için bir “enayi” olagelmişti.
Başkan Miran, Hudson Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, “Başkan Trump, ister ulusal güvenlik ister ticaret alanında olsun, diğer ulusların bizim kanımız, terimiz ve gözyaşımız üzerinden bedavacılık yapmasına artık göz yummayacağını açıkça ortaya koydu,” diyor.
Daha önce değindiğimiz gibi, Amerikalı diplomatlar ve iktisatçılar tarafından uzun zamandır bir güç kaynağı olarak görülen ABD dolarının küresel finans ve ticaretteki üstünlüğünün olumsuz yanları olduğunu da savunan Miran, “Dolara olan talebin borçlanma oranlarımızı düşük tuttuğu doğru olsa da, aynı zamanda döviz piyasalarını da çarpıttı. Bu süreç şirketlerimize ve işçilerimize gereksiz yükler getirerek ürünlerini ve emeklerini küresel sahnede rekabet edemez hale getirdi,” ifadelerini kullanıyor.
Finansal hegemonya iyi ama bize yükü çok fazla, diyor. Başka ülkelerin Amerikan varlıklarına yatırım yapıp kendi para birimlerini manipüle ettiğini ve bu sayede ihracat mallarını ucuzlattıklarını öne sürüyor. Hatta daha da ileri gidiyor ve 2008 krizinden önce Çin’in mortgage piyasasındaki borçlarını artırarak balonun oluşmasına odun taşıdığını söyleyerek, finansal çöküşten Pekin’i sorumlu tutuyor.
Miran, yük paylaşımı için beş seçenek öne sürüyor:
- Birincisi, diğer ülkeler misilleme yapmadan ABD’ye ihracatlarında gümrük vergilerini kabul eder ve ABD Hazinesi’ne kamu mallarının finansmanı için gelir sağlar.
- İkinci olarak, pazarlarını açarak ve Amerika’dan daha fazla alım yaparak adil olmayan ve zararlı ticaret uygulamalarını durdururlar.
- Üçüncüsü, savunma harcamalarını ve ABD’den tedariklerini artırır, daha fazla ABD malı satın alarak Amerikan askerlerinin yükünü hafifletebilir ve ABD’de istihdam yaratırlar.
- Dördüncüsü, Amerika’da yatırım yapıp fabrikalar kurarlar. Mallarını bu ülkede üretirlerse gümrük vergileriyle karşılaşmazlar.
- Beşincisi, Hazine’ye “çek yazarak” ABD’nin küresel kamu mallarını finanse etmesine yardımcı olurlar.
Miran konuşmasını şöyle bitiriyor:
“Yük paylaşımı Amerika Birleşik Devletleri’nin onlarca yıl boyunca özgür dünyaya liderlik etmeye devam etmesini sağlayabilir. Bu sadece adalet için değil, aynı zamanda uygulanabilirlik için de bir zorunluluktur. İmalat sektörümüzü yeniden inşa etmezsek, güvenliğimiz ve mali piyasalarımızı desteklemek için ihtiyaç duyduğumuz güvenliği sağlamakta zorlanacağız. Dünya hâlâ Amerikan savunma şemsiyesine ve ticaret sistemine sahip olabilir, fakat bunlar için adil payını ödemeye başlamalıdır.”
Meali: Dünya kapitalist sistemindeki tıkanıklığın aşılması, ABD’nin sermaye birikimini garanti altına almadaki jandarma rolüne devam edebilmesi ve tek tek ülkelerdeki mülk sahibi sınıfların çıkarlarını koruyabilmesi için, Amerikan ekonomisinin yeniden inşasına dünyanın tamamı –diğer tüm kapitalistler de!– dahil olmalı.
Bir sonraki yazıda, Hazine Bakanı Scott Bessent’in neler dediğine bakacağız.
Amerika
Tesla ve SpaceX için 3,6 trilyon dolarlık birleşme planı

Tesla ve SpaceX yönetim kurulları, iki şirketi yaklaşık 3,6 trilyon dolarlık piyasa değeri altında bir araya getirebilecek birleşme planını incelemek üzere bağımsız komiteler kurdu. Yapay zeka yatırımları ve roket harcamaları nedeniyle birleşen yapının yıllık serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolara inmesi bekleniyor.
Elektrikli araç üreticisi Tesla ile uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in olası birleşimi, piyasa değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşan yeni bir yapı ortaya çıkarabilir.
Financial Times, yatırımcılar, hukukçular ve analistlerin değerlendirmelerine dayandırdığı incelemesinde, her iki şirketin yönetim kurullarının bağımsız komiteler kurarak birleşme ihtimalini araştırmaya başladığını duyurdu.
Elon Musk, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada birleşmeyi “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi ancak koşulların henüz netleşmediğini ve anlaşmanın garanti olmadığını belirtti. Girişimci, çıkar çatışması sebebiyle görüşmelere doğrudan katılamayacağını bildirdi.
Hissedarlar açısından birleşmenin en belirgin avantajı, Musk’ın zaman ve kaynak paylaşımına dair soru işaretlerini giderebilmesi. İsmi açıklanmayan bir Tesla yatırımcısı, “Şu an vaktinin bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar gücünün veya parasının büyük bölümünün nereye gittiğini anlayamıyor” dedi.
Otomobil üreticisine yakın bir kaynak, iki şirketin Roadster spor modelinden malzeme, yakıt ve üretim teknolojilerine kadar uzanan mevcut işbirliğini hatırlattı. Aynı kaynak, birleşmenin işlem gücü ile yapay zekanın fiziksel cihazlardaki kullanımını entegre eden dikey bir yapı kuracağını kaydetti.
Tesla ile SpaceX arasındaki finansal ilişkiler şimdiden belirgin bir hacme ulaştı. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack batarya sistemleri ve Cybertruck araçları satın aldı.
Tesla, yapay zeka girişimi xAI’a yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın Şubat 2026’da SpaceX ile birleşmesi sonucunda uzay şirketinin doğrudan hissedarı haline geldi. Musk, xAI hamlesini yapay zeka, roket teknolojisi ve uydu iletişimini bir araya getirerek uzayda veri merkezleri kurma hedefiyle gerekçelendirmişti.
Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminleri, Tesla ve SpaceX’in toplam gelirinin 2026 yılında 153 milyar dolara çıkacağını gösteriyor. Buna karşılık yapay zeka altyapısı, çip üretimi ve roket harcamaları sebebiyle iki yapının toplam serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolar olması bekleniyor.
Financial Times, 3,6 trilyon dolarlık büyüklüğün kesinleşmiş anlaşma bedelini değil, şirketlerin mevcut piyasa değerini yansıttığını bildirdi. Olası birleşme aynı zamanda Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü güçlendirebilir.
Girişimci, imtiyazlı hisseler sayesinde SpaceX’te yaklaşık yüzde 84 oy gücünü elinde tutarken bu oran Tesla’da yüzde 20 civarında kalıyor. Anlaşmanın kabul edilmesi için Tesla tarafında yalnızca oylamaya katılanların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteği aranacak.
Hukuk uzmanları, birleşme müzakerelerinin bir tarafın diğerinin aleyhine avantaj sağlamadığına piyasayı ikna edecek biçimde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Colorado Üniversitesi kurumsal hukuk profesörü Ann Lipton, her iki şirketin merkezini taşıdığı Teksas yasalarının yönetim kararlarına itirazı zorlaştırdığına işaret etti.
Lipton, çıkar çatışması iddiasının tek başına yetersiz kalacağını, hissedarların dolandırıcılık veya kasıtlı yasa ihlali gibi fiilleri ispat etmek zorunda olduğunu söyledi. Sürecin bir diğer zorlu ayağını ise küresel onaylar oluşturuyor.
Hukukçulara göre anlaşmanın AB, Birleşik Krallık ve Çin’deki düzenleyici kurumlardan onay alması gerekecek. Geçen yıl Tesla’ya 21 milyar dolarla toplam cirosunun yaklaşık yüzde 22’sini kazandıran Çin, şirketin en büyük otomobil fabrikasına Şanghay’da ev sahipliği yapıyor.
SpaceX’in ABD savunma ihalelerini üstlenmesi ve askeri Starshield uydularını üretmesi, Pekin hattında güvenlik çekincelerini artırıyor. JPMorgan analistleri, ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle Çin onayının ciddi engellerle karşılaşabileceğini bildirdi.
Banka analistleri, Tesla’nın Çin operasyonlarını tamamen ayırmasını veya kontrolü yerel bir konsorsiyuma devrederek marka ile otonom sürüş lisans gelirleriyle yetinmesini olası seçenekler arasında gösterdi.
The Wall Street Journal temmuz ayında Tesla’nın Çin birimini satmayı değerlendirdiğini yazmış, ancak Musk bu iddiayı “kesinlikle sahte haber” diyerek yalanlamıştı.
Tesla’ya yakın bir kaynak, birleşmenin Donald Trump’ın 2029’da bitecek başkanlık görev süresinden önce tamamlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek, ama herkesin düşündüğü kadar hızlı değil” dedi.
SpaceX’in halka arzının ardından haziran ayında tarihin ilk trilyoneri unvanını alan Musk, hisselerdeki dalgalanmalar nedeniyle bu eşiğin altına indi. Forbes verilerine göre 13 Ekim’de SpaceX hisselerinin değer kaybetmesiyle serveti 982,9 milyar dolara gerileyen girişimcinin güncel varlığı 925 milyar dolar seviyesinde.
Amerika
ABD’de yolsuzluğu ihbar edene ödül verilecek

ABD Başkanı Donald Trump, kamudaki dolandırıcılıkları ihbar edenlere nakit ödeme sağlayacak 25 milyon dolarlık teşvik programını tanıttı. Mahkûmiyetle sonuçlanan bildirimlere yüzde 1 komisyon vadeden düzenlemede ilk ödeme 10 bin dolarla muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye yapıldı.
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, federal hükümeti dolandıranları ihbar edenlere nakit para ödenmesini öngören 25 milyon dolarlık bir ihbarcı programı açıkladı.
Oval Ofis’te duyurulan Dolandırıcılık İhbar Teşvik Programı kapsamında, mahkûmiyetle sonuçlanan başarılı bildirimlerde bulunanlara yüzde 1 oranında komisyon verilmesi planlanıyor.
Ödüllerin kimlere dağıtılacağı konusundaki tek yetkilinin kendisi olacağını belirten Trump, süreçte son sözü söyleyeceğini dile getirdi.
Trump, Oval Ofis’teki konuşmasında, “Biri birini ihbar ederse yüzde 1 komisyon alacak. Bu harika olacak çünkü bu ülkeden çalınan para trilyonları buluyor” ifadelerini kullandı.
İhbarların “America.gov/fraud” internet sitesi üzerinden toplanacağını aktaran Trump, süreci hızlandırmak adına aynı ödül için birden fazla talep gelmesi durumunda bağlayıcı hakem rolünü bizzat üstleneceğini bildirdi.
Trump, ödemelere ilişkin takdir yetkisini, “Başka bir deyişle o kişinin bunu hak edip etmediğine ben karar vereceğim ve oldukça cömert davranacağım” sözleriyle savundu.
İnternet sitesindeki yönergede, yapılan bildirimin cezai kovuşturmaya yol açması şartıyla ödülün en fazla 30 bin dolara kadar çıkabileceği belirtiliyor.
Öte yandan Trump, Oval Ofis’te yaptığı konuşmada bir kişinin alabileceği tutarda herhangi bir tavan sınır olmadığını iddia etti.
İhbarcıların çok yüksek gelirler elde edebileceğini öne süren Trump, “İnsanlar başkalarını ihbar ederek milyonlarca dolar kazanacak” dedi.
Trump ayrıca ödemelerin ceza davası açılmasına bağlı kalmayacağını, çalınan paranın geri alınması durumunda yapılacağını savundu.
Program kapsamında verilen ilk ödül, Oval Ofis’te Trump ve Vance’in yanında yer alan muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye gitti. Fox News, Shirley’ye bu kapsamda 10 bin dolar ödendiğini aktardı.
Shirley, Minnesota’daki çocuk bakım programlarında yürütülen usulsüzlük iddialarını araştırdığı bir video yayımlamasının ardından geçen yıl sağ çevrelerde tanınmıştı.
Yeni program, Başkan Yardımcısı Vance’in başkanlığını yürüttüğü dolandırıcılıkla mücadele görev gücünün çalışmalarına dayanıyor.
Vance, “Başkan bu durumun durması gerektiğini söyledi. Artık duruyor ve bunu durdurmamıza yardım etmek isterseniz, ABD Başkanı’nın yaptıkları sayesinde siz de bu ödülleri paylaşabilirsiniz” diye konuştu.
Trump, federal hükümet programlarındaki suistimalleri incelemek ve azaltmak amacıyla mart ayında Dolandırıcılığı Ortadan Kaldırma Görev Gücü’nü kurmuş, yapının başına da Vance’i getirmişti.
Amerika
Anthropic halka arz öncesinde 80,7 milyar dolar zarar açıkladı

Yapay zeka devi Anthropic, 2026’nın ilk yarısında 80,7 milyar dolar net zarar açıklarken gelirini 16,3 milyar dolara taşıdı. Şirket, halka arz izahnamesinde modellerin şantaj benzeri davranışlar sergileyebileceği ve felaket boyutundaki risklerin sigortalanamayacağı uyarısını yaptı.
Yapay zeka modeli Claude’un geliştiricisi Anthropic, 30 Haziran’da sona eren 2026’nın ilk altı ayında 80,7 milyar dolar net zarar açıkladı.
The Wall Street Journal gazetesinin şirketin halka arz izahname taslağına dayandırdığı habere göre kaydedilen bu zarar, 2025 yılının tamamında gerçekleşen 42 milyar dolarlık kaybı neredeyse ikiye katladı.
Söz konusu devasa tutarın 72 milyar dolarlık büyük bölümü muhasebe kaynaklı defter değeri düşüşlerinden kaynaklandı.
Buna karşın şirketin gelirlerinde sert bir yükseliş görüldü; yılın ilk yarısındaki ciro, önceki yılın aynı dönemindeki 1,1 milyar dolardan 16,3 milyar dolara ulaştı.
Anthropic bu dönemde işlem gücü ve altyapı ihtiyaçları için yaklaşık 9 milyar dolar harcayarak, 2025’in tamamında yapılan 7,3 milyar dolarlık harcamayı altı ayda geride bıraktı.
Şirketin önümüzdeki 7 ila 10 yıl içinde bulut hizmetleri sözleşmeleri kapsamında yaklaşık 450 milyar dolar ödeme taahhüdü bulunuyor.
Bu yükümlülükler çerçevesinde Google Cloud ile 111 milyar dolar, Amazon Web Services ile 110 milyar dolar ve Microsoft ile 31 milyar dolarlık sözleşmeler planlanıyor.
Anthropic ayrıca yapay zeka odaklı daha küçük bulut sağlayıcıları Nscale ve Lambda üzerinden Nvidia çipleri kiralamak için sırasıyla 2033 ve 2034 yıllarına kadar 86 milyar dolara varan harcama yapacak.
Şirket gelecek yıllarda bilgi işlem kapasitesini artırmak amacıyla 750 milyar dolar daha harcayabilir.
Halka arz izahname taslağının yaklaşık üçte birlik kısmı ise doğrudan risk faktörlerine ayrıldı.
Belgede modellerin gerçek dünyada somut zararlara yol açma olasılığına dikkat çekilirken, yapay zekanın “kendini koruma” eğilimi sergileyebileceği ve “şantajı” andıran yanıtlar üretebileceği kaydedildi.
Anthropic, yapay zeka kaynaklı “felaket boyutundaki bir olayın” yaratacağı hasarın büyüklüğü nedeniyle bu tür riskleri sigortalamanın imkansız hale gelebileceği uyarısında bulundu.
Piyasa beklentilerine göre Anthropic’in halka arzı tarihin en büyük işlemlerinden biri olabilir ve SpaceX’in rekorunu geride bırakabilir.
Borsaya açılmanın ardından şirketin piyasa değerinin 2 trilyon dolara kadar ulaşabileceği öngörülüyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika2 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor










