Ortadoğu
Tucker Carlson ile Ted Cruz arasında İran tartışması

ABD’li sunucu Tucker Carlson ve Cumhuriyetçi Teksas Senatörü Ted Cruz, senatörün Başkan Donald Trump’a verdiği destek ve İran ile tırmanan çatışmada İsrail’e yönelik tutumu nedeniyle ateşli bir tartışma yaşadı.
Muhafazakâr medya kişiliği salı günü, bugün (18 Haziran) tam olarak yayınlanacak olan röportajdan bir kesit yayınladı. Bu kesitte Carlson, Cruz’a İran ve demografik yapısı hakkında ayrıntılı sorular sordu. Cruz, Carlson’un aradığı cevapları bilmeyince, sunucu senatörü “devirmek istediğin ülkenin” ayrıntılarını bilmemesi nedeniyle sert bir şekilde eleştirdi.
İkili arasındaki diyalog şöyle gelişti:
Carlson: Bu arada, İran’da kaç kişi yaşıyor?
Cruz: Nüfusunu bilmiyorum.
Carslın: Hiç mi?
Cruz: Hayır, nüfusunu bilmiyorum.
Carlson: Devirmeye çalıştığın ülkenin nüfusunu bilmiyor musun?
Cruz: İran’ın nüfusu kaç?
Carlson: 92 milyon. Bunu nasıl bilmezsin?
Cruz. Nüfus tabloları ezberlemek için oturup zaman harcamam.
Carlson: Hükümetin devrilmesi çağrısı yaptığınız için bu rakamlar bir şekilde önemli.
Cruz: 90 milyon mu, 80 milyon mu, 100 milyon mu, bunun ne önemi var? Neden önemli?
Carlson: İran’ın etnik yapısı nedir?
Cruz: Pers ve ağırlıklı olarak Şii.
Carlson: Yüzde kaç?
İki adam daha sonra birbirlerine bağırmaya başladı.
Ted Cruz, İsrail’in savaşı için ‘biz’ deyince…
Carlson, sözünü keserek “İran hakkında hiçbir şey bilmiyorsun” dediğinde Cruz, “Tamam, bu çok sevimli” dedi ve “Yani, ben İran konusunda Tucker Carlson kadar uzman değilim…” dedi.
Carlson ise cevap olarak, “Sen, bir hükümetin devrilmesini isteyen bir senatörsün ve ülke hakkında hiçbir şey bilmiyorsun,” dedi.
Cruz daha sonra, “Hayır, sen ülke hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Donald Trump’ı öldürmeye çalışmadıklarını iddia eden sensin. General [Kasım] Süleymani’yi öldürmenin iyi bir fikir olup olmadığını anlayamayan sensin ve bunun kötü bir fikir olduğunu söyledin,” diye konuşunca Carlson, Cruz’un ilk iddiasına karşı çıkarak, ”Hayır, ben öyle demiyorum. Ben senin onların Trump’ı öldürmeye çalıştıklarına inanmadığını söylüyorum,” iddiasında bulundu.
Daha sonra Senatör, “Biz bugün askeri saldırılar gerçekleştiriyoruz,” diye karşılık verince, Carlson senatöre “biz” kelimesini kullanması konusunda baskı yaptı.
Cruz ise ABD’nin İsrail’in çabalarını desteklediğini, fakat saldırıları İsrail’in gerçekleştirdiğini savundu.
Carlson, “Az önce ‘biz’ dedin. Bu çok önemli bir konu. Sen bir senatörsün. Eğer ABD hükümetinin şu anda İran’la savaşta olduğunu söylüyorsan, insanlar seni dinliyor,” dedi.
Başkanın uzun süredir destekçisi olan Carlson, İran’da izlenecek en iyi yaklaşım konusunda çelişen görüşleri nedeniyle kendini Trump ile karşı karşıya buldu.
İsrail’in geçen hafta İran’a füze saldırısı düzenlemesinin ardından Carlson, Trump’ı gerginliğin tırmanmasında “suç ortağı” olarak nitelendirdi ve “bundan sonra ne olacağına” bağlı olarak başkanın mirasının tehlikede olduğunu söyledi.
Trump’ın yanıtı gecikmemişti
Carlson, yıllardır Orta Doğu’ya askeri müdahaleyi savunan Cumhuriyetçi liderleri, diplomatları ve diğerlerini eleştiriyor.
Geçen hafta, Fox’taki eski meslektaşları ve Trump’ı gereksiz bir savaşa ittiğini söylediği parti üyeleri de dahil olmak üzere, “savaş çığırtkanlarına” sert çıkıştı.
Carlson geçen hafta sosyal medyada, “Gerçek ayrım, İsrail’i destekleyenlerle İran’ı veya Filistinlileri destekleyenler arasında değil. Gerçek ayrım, şiddeti kayıtsızca teşvik edenlerle bunu önlemeye çalışanlar arasında,” yazmıştı.
Trump ise gazetecilere, “Tucker Carlson’ın ne dediğini bilmiyorum. Gitsin bir televizyon kanalı bulsun ve insanlar dinlesin,” diye karşılık vermişti.
Başkan pazartesi günü bir adım daha ileri giderek, eski prime time sunucusu ve internet yorumcusu Carlson’u “çılgın Carlson” olarak nitelendirdi ve Truth Social hesabında “İRAN ASLA NÜKLEER SİLAH SAHİBİ OLAMAZ” diye yazdı.
Graham de Greene’e sataştı
İran gündemi dolayısıyla Cumhuriyetçiler arasında başlayan tartışma yayılarak sürüyor.
Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Grahamsalı günü verdiği bir röportajda, Cumhuriyetçi Temsilci Marjorie Taylor Greene’in “İran’ın oluşturduğu nükleer tehdidi anlamadığını” ileri sürdü.
Graham, Fox News‘ten John Roberts ile yaptığı röportajda, “Marjorie’yi severim, ama dürüst olmak gerekirse, bana göre o tehdidi anlamıyor,” dedi.
“Dini bir teokrasi olan İran’ın, dinci Nazilerin, tüm Yahudileri öldürmek için nükleer silah kullanacağını anlamıyorsanız, onların söylediklerini dinlemiyorsunuz demektir,“ diye devam eden Graham, İran’ın ABD ve İsrail için tehdit oluşturduğunu ve “bu dini fanatiklere nükleer silah vermenin” dünyanın çıkarına olmadığını söyledi.
Graham’ın sözleri, Greene’in İsrail-İran çatışmasına ABD’nin olası müdahalesine karşı çıkmasına yanıt olarak geldi. Greene’in, ”ABD’nin İsrail-İran savaşına tam olarak müdahil olmasını isteyenler Önce Amerika/MAGA değildir“ önerisine yanıt vermesi istendi.
X’te yayınladığı bir gönderide Temsilci, ”Masum insanların öldürülmesini dilemek iğrençtir. Yabancı savaşlardan bıktık, usandık. Hepsinden,” dedi.
Ne var ki Graham, Cumhuriyetçiler arasındaki bölünme olduğu iddiasını reddederek, partide İsrail’i desteklemeye karşı çıkan çok az kişi olduğunu söyledi.
Graham, “İsrail’e karşı İran’ı desteklemeye karşı çıkan Cumhuriyetçiler, kelimenin tam anlamıyla bir telefon kulübesine sığabilir. Cumhuriyetçilerden endişelenmiyorum. Cumhuriyetçiler İsrail’in yanındadır” diye ekledi.
Ortadoğu
Goldman Sachs’tan petrol fiyatları için kritik öngörü

Bloomberg’in aktardığı Goldman Sachs Group Inc. raporuna göre, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tedarik kesintilerinin sürmesi halinde Brent petrolün varil fiyatı 2026’nın son çeyreğinde 120 doların üzerine çıkabilir. Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımıyla mevcut tahminlerini bu yılın son çeyreği için 80 dolar, gelecek yıl için ise 75 dolar olarak belirleyen analistler, sevkiyat hatlarındaki olası aksamaların fiyatları hızla yukarı taşıyabileceğini öngörüyor.
Goldman Sachs Group Inc. analistleri, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan tedarik süreçlerindeki aksamaların sürmesi ve Kızıldeniz’in Husiler tarafından kapatılması durumunda, Brent petrolün varil fiyatının 2026 yılının dördüncü çeyreğine kadar 120 doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor.
Bloomberg’in aktardığı analizde, Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımı üzerine kurulan mevcut öngörülerin, Brent petrolün varil fiyatını bu yılın son çeyreğinde 80 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar olarak belirlediği kaydedildi.
Analistler, Ortadoğu’daki gerilimin tırmanması ve Basra Körfezi’nden öngörülen tedarik hacminin çatışma öncesi seviyelerin yüzde 45’inin altına gerilemesinin petrol fiyatlarını yeniden yükselişe geçirdiğini ifade etti.
Bu kapsamda, Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye kesintileri ve Kızıldeniz’de yaşanabilecek olası sorunlar nedeniyle fiyatların keskin bir şekilde yükselebileceği uyarısı yapıldı.
Temmuz ayında ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların yeniden başlaması ve Tahran destekli Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’dan yapılan sevkiyatları engelleme tehditleri üzerine Brent petrolün varil fiyatı yeniden 91 doların üzerine çıktı.
Yemen, Riyad yönetiminin yaklaşık 12 yıldır kendilerine uyguladığını belirttikleri kuşatmaya yanıt olarak Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan ettiklerini duyurdu.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda Suudi Arabistan, petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na taşıyarak ablukayı kısmen aşma seçeneğine sahip bulunuyor.
Ancak bu alternatif güzergah, Husilerin kontrol ettiği kıyı şeridinin yakınından geçerek Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan bir diğer dar geçit olan Babülmendep Boğazı’na ulaşıyor.
Arap Yarımadası ile Afrika kıtası arasında stratejik bir geçit konumunda olan Babülmendep Boğazı, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’ini barındırıyor.
Londra ICE borsası verilerine göre, eylül vadeli Brent petrol fütüresinin varil fiyatı şu anda 88,73 dolar seviyesinden işlem görüyor. Brent petrolün fiyatı nisan ayı sonunda 126 doları aşmıştı.
Reuters’ın geçen hafta kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD’nin İran’ın enerji altyapısına saldırması halinde Tahran’ın Husilerden Kızıldeniz’i kapatmalarını talep ettiği öne sürülmüştü.
Habere göre Husiler, Babülmendep Boğazı bölgesine füze ve insansız hava araçları yerleştirerek ticari gemilere saldırmak için talimat bekliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Husilerin Kızıldeniz’deki limanlara veya gemilere düzenleyeceği olası saldırıların, Ortadoğu’dan yapılan iki ana petrol ihracat rotasının aynı anda kesintiye uğramasına yol açacağı belirtiliyor.
Ortadoğu
Husiler Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etti

Yemenli Husiler, pazartesi günü Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulayacaklarını açıkladı. Bu adım, ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşta yeni bir cephenin açılması ihtimalini gündeme getirirken, küresel enerji arzı ve ticaret açısından Körfez’in ötesine uzanan yeni tehditler doğurdu.
Gerilim, savaşta Amerikan askerleri açısından en kanlı dönemlerden birinin ardından tırmandı. Pentagon, pazartesi günü, İran’ın cuma günü Ürdün’deki bir Amerikan üssüne düzenlediği saldırıda ölen iki ABD askerinin kimliğini açıkladı. Yetkililer ayrıca, çatışmada kayıp olduğu bildirilen üçüncü bir askere ait olabileceği değerlendirilen, kimliği henüz belirlenememiş kalıntılara ulaşıldığını bildirdi. Ayrı bir olayda ise dördüncü bir Amerikan askeri, Kuzey Irak’ta düşürülen İran’a ait tek yönlü saldırı insansız hava aracından kalan patlamamış mühimmatın “kontrollü biçimde imha edilmesi” sırasında öldü.
Husilerin abluka ilanının ardından Yemen’deki Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, yaptığı açıklamada bu adıma güç kullanarak karşılık vereceğini bildirdi. Koalisyon ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasının ardından Suudi petrolü için kritik ihracat güzergâhı haline gelen Babülmendep Boğazı’ndan geçen gemilerini korumaya yönelik önlemleri uygulamaya başladığını açıkladı.
Husiler bu açıklamayı, Tahran ile Washington’ın geçen ay imzalanan kırılgan geçici anlaşmanın karşılıklı saldırılarla işlevsiz hale gelmesinden sonra yaptı. Öte yandan taraflar müzakere mesajı da verdi. İran Dışişleri Bakanlığı, arabulucuların Tahran’a bazı “öneriler” sunduğunu belirterek diplomatik temasların sürdüğü mesajını verdi, ancak ayrıntı paylaşmadı.
Petrol fiyatları Husi açıklamasının ardından kısa süreliğine yükseldi, ancak yatırımcıların diplomatik çözüm umudunu korumasıyla daha sonra geriledi. Kızıldeniz’den mal taşımanın sigorta maliyetleri ise ticari gemilere yönelik risklerin artması nedeniyle yükseldi.
İran, ABD’nin İran’daki enerji altyapısına saldırılarını sürdürmesi halinde Husilerin Kızıldeniz’e açılan Babülmendep Boğazı’nı kapatmalarını istemişti.
Boğazın tamamen kapanması, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının büyük bölümünün bölgeden çıkarılamaması nedeniyle küresel petrol arzını yüzde 7 azaltabilir. Bu kesinti, Körfez’deki savaşın petrol sevkiyatlarında yol açtığı ve hâlihazırda küresel arzın yüzde 10’una denk gelen büyük düşüşe eklenecek.
Husilerin silahlı kuvvetleri açıklamalarında, Suudi Arabistan’ın Yemen’e uyguladığı “haksız ve zalim kuşatmaya” karşılık olarak “göze göz ilkesi temelinde, suçlu Suudi düşmanına karşı derhal yürürlüğe girecek bir deniz ambargosu” ilan ettiklerini bildirdi.
Ateşkesi yeniden sağlamak için diplomatik girişim
Üst düzey bir İranlı yetkili pazartesi günü Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın arabuluculardan 10 günlük bir ateşkes önerisi aldığını söyledi. Girişimin, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı kalıcı biçimde sona erdirecek bir anlaşmanın önünü açması hedeflenen geçici mutabakatı kurtarmayı amaçladığı belirtildi.
Ne İran Dışişleri Bakanlığı ne de Reuters’a konuşan yetkili, gündemde olduğu belirtilen ateşkes görüşmelerine ilişkin ayrıntı verdi.
Pakistan hükümetinden iki kaynak ise İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’nin Pakistan’dan çatışmadaki arabuluculuk rolünü yeniden üstlenmesini istediğini söyledi. Mümini daha sonra yeni görüşmeler için İslamabad’a gitti.
Diplomatik girişimler, ABD’nin İran kentlerine yönelik yeni bir gece saldırısının ve İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki Amerikan askerî unsurlarına düzenlediği saldırıların ardından geldi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, pazartesi öğleden sonra ABD saatiyle İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını açıkladı.
Savaşın başlamasından ve İran’ın hayati önemdeki Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasından bu yana yükselen benzin fiyatları nedeniyle ülke içinde artan siyasi baskıyla karşı karşıya kalan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik son saldırıları, son İran saldırılarında ölen Amerikan askerlerinin intikamının alınması olarak savundu.
Trump pazartesi günü Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, “İran ne zaman bir Amerikan askerini öldürürse, bunun bedelini katbekat ödeyecek! Bu talimat Savaş Bakanı Pete Hegseth’e, Genelkurmay Başkanı Daniel Caine’e ve ordudaki tüm komutanlara iletilmiştir” dedi.
İran: Tankerler patladı
İran Devrim Muhafızları Ordusu, iki petrol tankerinin boğazdan “güvenli olmayan” bir güzergâh üzerinden geçmeye çalışırken patladığını açıkladı. Devrim Muhafızları pazar günü, aynı bölgede iki geminin bir “kazaya” karıştığını bildirmişti. İki olayın birbiriyle bağlantılı olup olmadığı ise netleşmedi.
Reuters olayı bağımsız olarak doğrulayamadı. Devrim Muhafızları’nın açıklamasında gemilerin kimliklerine veya can kayıplarına ilişkin ayrıntı verilmedi.
İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu da Hürmüz Boğazı’na bakan Umman açıklarında bir geminin kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdi.
İran’da Tebriz, Çabahar, Konarek, Bender Mahşehr ve Bender İmam Humeyni’de patlamalar meydana geldiği bildirildi. Devlet haber ajansı IRNA’ya göre Tebriz’in güneybatısında bir kişi öldü, birkaç kişi de yaralandı.
Devrim Muhafızları, Ürdün’ün Akabe Havalimanı’ndaki Amerikan uçaklarını balistik füzelerle hedef aldığını açıkladı. Açıklamada ayrıca Kuveyt’teki El-Adiri Kampı ve Ali es-Salim Hava Üssü’ndeki askerî unsurlar ile Suriye’deki bazı mevzilerin de vurulduğu belirtildi.
Bahreyn’de pazartesi boyunca sirenler çaldı. Kuveyt ordusu ise salı sabahının erken saatlerinde hava savunma sistemlerinin İran’a ait insansız hava araçlarını yeniden önlediğini açıkladı.
Ortadoğu
Güney Lübnan’da pilot bölgeler için ilk askeri adım atıldı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan ve İsrail arasındaki Üçlü Çerçeve Anlaşması kapsamında Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını duyurdu. Roma’da geçen hafta yürütülen müzakerelerin ardından Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde başlatılan süreç, tarafların aşamalı olarak sahada konumlanmasını hedefliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan’ın güneyinde yer alan Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını bildirdi.
Yapılan açıklamada sürecin, Lübnan ile İsrail arasında varılan Üçlü Çerçeve Anlaşması doğrultusunda ve Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde yürütüldüğü kaydedildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Bu dönüm noktası, İsrail ve Lübnan arasında geçen hafta Roma’da gerçekleştirilen görüşmelerin doğrudan bir sonucudur” ifadesini kullandı.
Girişimin Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu tarafından yönetildiğini belirten Pigott, “Amerika Birleşik Devletleri, Çerçeve Anlaşması’nın başarıyla tamamlanması amacıyla her iki tarafla yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecektir” dedi.
Sürecin sahaya yansımasına ilişkin Lübnan ordusundan da bir açıklama yapıldı. Askeri birliklerin Froun ve Srifa köyleri dahil olmak üzere Lübnan’ın güneyindeki görevlerini icra etmeyi sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Eş zamanlı olarak, İsrail’in çekilmesinin ardından Zawtar el-Garbiye beldesinde konuşlanma faaliyetlerine başlamak üzere Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu ile koordinasyon yürütülmektedir” denildi.
Lübnan ordusu ayrıca, vatandaşların kendi güvenlikleri için Zawtar el-Garbiye’ye seyahat etmemelerini ve bölgede konuşlu askeri birliklerin direktiflerine uymalarını istedi.
Pilot bölge operasyonlarının başladığına dair bu duyuru, Beyrut ve Tel Aviv yönetimlerinin geçen ay ABD ara buluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşmasına rağmen İsrail güçlerinin Lübnan’daki askeri saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde geldi.
Söz konusu anlaşma, İsrail güçlerinin işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından aşamalı olarak çekilmesini öngörüyor.
Bu sürecin, henüz tam olarak tanımlanmamış iki bölgede pilot uygulama ile başlatılması kararlaştırılmıştı. Belirli bir takvim içermeyen anlaşmada, çekilmenin tamamlanması şartı, Lübnan ordusunun İsrail güçlerince boşaltılan alanlarda güvenlik sorumluluğunu tamamen üstlenmesine ve Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasına bağlanıyor.
Lübnan resmi verilerine göre, 2 Mart tarihinden bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında Lübnan’da 4 bin 328 kişi hayatını kaybetti, 12 bin 227 kişi ise yaralandı.
İsrail, güney Lübnan’da bazılarını on yıllardır kontrol altında tuttuğu, bazılarını ise Ekim 2023 ile Kasım 2024 arasındaki savaşta ele geçirdiği toprakları işgal etmeye devam ediyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?










