Avrupa
UniCredit, Commerzbank hisselerinin yüzde 48’ine sahip oldu

İtalyan bankası UniCredit, artık Commerzbank’ın yüzde 47,6 hissesine sahip ve Almanya’nın en büyük ikinci bankasının kontrolünü ele geçirmenin eşiğinde.
UniCredit bugün (8 Temmuz) yaptığı açıklamada, Commerzbank hisselerinin yüzde 17,6’sını temsil eden yatırımcıların, kabul süresi boyunca İtalyan bankasının 44 milyar avroluk devralma teklifini kabul ettiğini ve bu hisselerin, teklifin başlatılmasından önce sahip olduğu yaklaşık yüzde 30’luk hisseye eklendiğini belirtti.
Bankanın CEO’su Andrea Orcel’in mart ayında sadece yüzde 4 primle tamamen hisse bazlı teklifi başlattığı sırada, kabul oranı analistlerin beklentilerinin önemli ölçüde üzerindeydi.
Bu teklif, Alman devralma yasasındaki “yüzde 30 eşiği”ni aşmamak için gerekli ama bankanın kontrolünü ele geçirmek amacıyla tasarlanmamış bir “göstermelik” adım olarak değerlendiriliyordu.
UniCredit, 2024 yılında hisse alımına başlamış ve halihazırda Commerzbank’ın en büyük tek hissedarı konumundaydı.
Öte yandan Commerzbank için bir anlaşmayı tamamlamasına hâlâ önemli bir mesafe var.
UniCredit’in, düzenleyici kurumların onayına tabi olan hisse oranı, yönetim kurulu atamaları, bankanın stratejik yönelimi ve yönetişim üzerinde belirleyici bir etki sağlayacak yüzde 50 eşiğinin altında kalsa da, analistler bu seviyenin altında da etkili bir kontrol uygulayabileceğini belirttiler.
Analistler, oy haklarının yaklaşık yüzde 40-45’lik bir payının, İtalyan bankaya hissedarlar toplantıları üzerinde fiili kontrol sağlaması için muhtemelen yeterli olacağını, çünkü katılımın nadiren yüzde 100’e ulaştığını belirtti.
UniCredit’e yakın bir kaynak, “Kontrol bizde,” dedi.
Fakat UniCredit için son aşama mutlaka kolay olmayacak. Yaklaşık yüzde 13 hisseye sahip Berlin’in ve güçlü sendikaların yatıştırılması gerekecek, ayrıca potansiyel düzenleyici engeller de söz konusu.
Aylar süren teklif sürecinde Commerzbank, UniCredit’in iddia ettiği desteği nasıl elde ettiğini sorguladı ve teklif edilen hisselerin çoğunun, Orcel’in Alman bankası için öngördüğü vizyonu destekleyen kurumlardan ziyade, türev işlemlerdeki karşı taraflardan gelip gelmediğini merak etti.
Commerzbank bugün yaptığı açıklamada, kurumsal ve bireysel yatırımcılar tarafından ihaleye sunulan hisselerin toplam sayısının yüzde 2’nin altında olduğuna inandığını belirtti.
Açıklamada, “Bağımsız hissedarlar arasındaki düşük kabul oranı, teklifin cazibesinin düşük olduğunun açık bir kanıtı,” denildi.
Commerzbank daha önce Almanya’nın finansal denetim kurumu BaFin’i, “olağandışı ihale davranışı” olarak nitelendirdiği durumu soruşturmaya çağırmıştı.
İşçi konseyi ise daha da ileri giderek nadir görülen bir cezai şikayette bulundu ve bu da Frankfurt savcılığını “olası piyasa manipülasyonu konusunda ön soruşturma” yürütmeye sevk etti.
Savcılar, ancak olası bir suistimalin kanıtını bulmaları halinde resmi bir soruşturma açabilirler.
UniCredit, savcılığın işçi konseyinin yaptığı şikayeti takip etmesinin “protokol gereği” olduğunu belirtti.
Almanya, Commerzbank için UniCredit’in teklifini geri çevirdi
Öte yandan teklifin koşulları, ihale süreci boyunca değişti. Son haftalarda UniCredit, Commerzbank’a kıyasla kendi hisse fiyatındaki yükselişten faydalandı; bu durum, teklifin ima edilen primini artırarak yatırımcılar için daha cazip hale getirdi.
UniCredit’in Commerzbank’taki hissesini yüzde 30’un üzerine çıkarmak için hâlâ Avrupa Merkez Bankası’ndan resmi onay alması gerekiyor ama bu süreç büyük ölçüde bir formalite olarak görülüyor.
Analistler, UniCredit’in bu onayı aldıktan sonra, sahip olduğu büyük oy hakkı sayesinde Commerzbank üzerinde fiili kontrol sağlayabileceğini öngörüyor.
Keefe, Bruyette & Woods analisti Hugo Cruz, halka arz teklifinin sonucunun açıklanmasından önce, “UniCredit’in Commerzbank üzerindeki kontrolünün neredeyse kesinleştiğini düşünüyoruz” dedi.
Cruz, UniCredit’in kontrolü ele geçirmek için hemen Commerzbank’ta olağanüstü bir acil toplantı yapılmasını talep etmesinin mantıklı olmayabileceğini belirtti.
Bunun yerine, İtalyan bankası, önümüzdeki Mayıs ayında yapılacak Commerzbank yıllık hissedarlar toplantısı öncesindeki ayları, Almanya’daki siyasetçiler ve çalışanlarla ilişkiler kurmak için kullanabilir.
Orcel daha önce, her halükarda her iki bankanın tam bir yasal birleşme için hazır hale gelmesinin 18-24 ay süreceğini belirtmişti.
Commerzbank yöneticileri, UniCredit’in konumunun gücünü ancak son günlerde fark ettiler ve buna uyum sağlamak zorunda kaldılar.
Commerzbank yönetim kurulu, kamuoyuna yaptığı açıklamada “UniCredit ile yapıcı bir diyaloga açık olduklarını” ve bu tutumlarının “değişmediğini” belirtti.
Commerzbank bugün yaptığı açıklamada, “Birleşmeden kaynaklanan sinerjileri anlamlı bir ölçüde ve makul bir zaman dilimi içinde gerçekleştirmek, ancak bankanın yönetimi, çalışanları ve temsilcilerinin yanı sıra Alman federal hükümetini de içeren uzlaşmaya dayalı bir çözüm yoluyla gerçekçi olabilir,” dedi.
Fakat Commerzbank’a yakın bir kişi bunu “yeni bir sayfanın başlangıcı” olarak nitelendirdi. Bir başkası ise, “Kendimizi bir kuleye hapsedemeyiz,” diye ekledi.
Avrupa
Kral Charles, yapay zeka toplantısına ev sahipliği yapacak

İngiltere Kralı Charles, yapay zeka sektörünün önde gelen isimlerini bu ay gerçekleşecek özel bir etkinliğe davet etti.
Henüz kamuoyuna duyurulmadığı için isimsiz kalmak isteyen ve planlara aşina iki kişiye göre, etkinliğin İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da düzenlenmesi planlanıyor.
Burası, Charles’ın 1990 yılında çevresel ve sosyal konularda hak savunuculuğu yapmak amacıyla kurduğu “The King’s Foundation” adlı hayır kurumunun genel merkezi.
Bu kaynaklardan birine göre, özel toplantının konuk listesinde Nvidia CEO’su Jensen Huang, Google DeepMind’ın İngiliz kurucusu Demis Hassabis ve Vatikan’ın yapay zeka danışmanı Paolo Benanti’nin de yer alması planlanıyor.
Aynı kaynak, yapay zeka sektöründen toplamda yaklaşık 30 tanınmış ismin etkinliğe davet edildiğini belirtti.
Bir Kraliyet yetkilisi POLITICO’ya şunları söyledi:
“Kralın hükümdar ve küresel bir devlet adamı olarak sahip olduğu benzersiz yeteneklerden biri, üst düzey paydaşları bir araya getirme becerisi.”
Yetkili, Kral Charles’ın kendi görüşlerini açıklamayacağını fakat çağın en önemli sorunlarından biri hakkında “toplantı düzenlemek, diyalog kurmak, dinlemek ve tartışmayı teşvik etmek” istediğini vurguladı.
Etkinlik, küresel meseleler üzerine tartışmalar düzenleyen bir hayır kurumu olan Ditchley Vakfı tarafından organize ediliyor ve bakanlar da davet edilecek.
Şu anda DeepMind’ın başkanı olan Hassabis, Temmuz ayında yapay zeka için ABD merkezli bir küresel standartlar kuruluşu kurulması çağrısında bulunmuştu.
Kral Charles da yapay zekanın geliştirilmesi ve düzenlenmesi konusuna ilgi gösteriyor.
Kral, Nisan ayında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında Nvidia’dan Huang ve Apple, Amazon ve Google’dan teknoloji yöneticileriyle bir araya gelmiş; bu ziyaret sırasında ABD ile Birleşik Krallık arasında yapay zeka konusunda işbirliğini vurgulamıştı.
Ayrıca geçen Eylül ayında Başkan Donald Trump’ın Birleşik Krallık’a yaptığı ziyaret sırasında Windsor Kalesi’nde bir ziyafet düzenlemiş ve bu ziyafete Huang ile OpenAI CEO’su Sam Altman dahil olmak üzere teknoloji sektörünün önde gelen isimleri katılmıştı.
Trump’ın ziyareti, ABD’li teknoloji firmalarının Birleşik Krallık’ta yapacağı önemli yatırımların duyurulması ve daha sonra ticari anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınan ABD-Birleşik Krallık Teknoloji Refah Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.
Kasım ayında Huang ve yapay zeka alanındaki diğer öncüler Kral Charles’tan bir ödül aldı.
Nvidia CEO’su, kralın kendisine Yapay Zeka Güvenliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmanın bir kopyasını hediye ettiğini ve konuşmada şu ifadelere yer verildiğini söyledi:
“Yapay zekanın sayısız faydasını gerçekleştirmek istiyorsak, onun önemli riskleriyle mücadelede birlikte çalışmalıyız.”
Avrupa
Macaristan 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı

Macaristan, 10 Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı. Budapeşte yönetimi, diplomatları Viyana Sözleşmesi uyarınca diplomatik statüyle bağdaşmayan faaliyetler yürütmekle suçladı.
Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya’nın Budapeşte Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrıldığını duyurdu.
Orban, büyükelçiliğe mensup 10 diplomatın Macaristan topraklarında diplomatik misyonla uyuşmayan eylemlerde yer aldığının Rus temsilciye iletildiğini aktardı.
Orban, “Macar tarafı bu kişilerin Macaristan’ı terk etmesini istedi. Bu karar Macaristan’ın güvenliğini ve egemenliğini koruyor” dedi. Alınan kararın Rusya ile diplomatik ilişkilerin kesildiği anlamına gelmediğini vurgulayan Dışişleri Bakanı, karşılıklı saygı ve kurallara riayet temelinde gerekli diyaloğu sürdürme niyetinde olduklarını kaydetti.
Telex haber sitesinin aktardığına göre Başbakan Péter Magyar, Dışişleri Bakanı’nın açıklamasını meclis kürsüsünden okudu ve hükümetin ülke egemenliğini koruma kararlılığını dile getirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, sınırdışı kararına Moskova’nın sessiz kalmayacağını belirterek, “Budapeşte’deki Rus düşmanı lobiye verilecek yanıt sert ve acı verici olacak” ifadesini kullandı.
Anita Orban, selefi Péter Szijjártó’ya kıyasla Moskova ile temaslarında daha mesafeli bir çizgi izliyor.
Orban, bakanlık görevine başlamasının ilk günlerinde, 13 Mayıs’ta Ukrayna’nın Zakarpatya bölgesine bir insansız hava aracının düşmesi üzerine Rusya Büyükelçisi Yevgeniy Stanislavov’u makamına çağırmıştı.
Büyükelçi Stanislavov, görüşme sırasında Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasını Orban’a iletmişti. Metinde Ukrayna ordusunun kullandığı tesislere, yabancı savaşçılara ve silahlı birliklerle bağlantılı noktalara yönelik saldırıların ayrıntıları yer alıyordu.
Stanislavov, Rus eylemlerinin gerilimi tırmandırma amacı taşımadığını, Ukrayna güçlerinin Rus topraklarına düzenlediği saldırılara verilmiş bir karşılık olduğunu savunmuştu.
Eski Başbakan Viktor Orbán döneminde Macaristan yalnızca tek bir Rus diplomatı sınırdışı etmişti. 2018 yılında eski askeri istihbarat (GRU) albayı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın İngiltere’de zehirlenmesi üzerine Budapeşte, Londra ile dayanışma göstermek amacıyla diğer bazı Batılı ülkeler gibi bir Rus temsilciyi ülkeden göndermişti. Moskova yönetimi ise Skripal vakasındaki tüm suçlamaları reddetmişti.
Nisan ayında gerçekleşen hükümet değişiminde, Rusya ile yakın ilişkileri savunan Viktor Orbán başbakanlıktan ayrılmış, görevi Péter Magyar devralmıştı. Budapeşte bu değişimin ardından yeni bir dış politika rotası çizerek Moskova’yı “tehdit” olarak tanımladı.
Alman Der Spiegel dergisi, Magyar hükümetinin önceki kabinenin yaklaşımından uzaklaştığını yazdı. Orbán yönetimi görev süresi boyunca AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını hafifletmeye çalışmış ve Ukrayna’ya sağlanacak destek paketlerini engellemişti.
Başbakan Magyar seçim öncesinde Moskova ile pragmatik bir işbirliği kurmaktan yana olduğunu, koşullar gerektirdiğinde Vladimir Putin ile masaya oturabileceğini dile getirmişti.
İki ülkenin coğrafi konumunun değişmeyeceğini ve Macaristan’ın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığının bir müddet daha süreceğini belirten Magyar, Budapeşte’nin Rusya ile “dost” olmayacağını da vurgulamıştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise NATO ve AB ülkelerinin “radikal militarizasyon” hamlelerini meşrulaştırmak adına “sözde Rus askeri tehdidi” iddialarına sarıldığını öne sürmüştü.
Putin, Batı’nın artık açıkça Rusya ile savaşa hazırlandığını söylediğini ve savunma bütçelerini şişirdiğini ifade etmişti.
Avrupa
İktisatçı Pettifor: Kemer sıkma ve kuralsızlaşma halkı faşizme sürüklüyor

İngiliz iktisatçı Ann Pettifor, merkez siyasetçilerin kemer sıkma politikaları ve finansal kuralsızlaştırma adımlarıyla toplumları aşırı sağın kollarına ittiğini belirtti. Silikon Vadisi milyarderlerinin ekonomik çöküşü gizlemek adına faşist hareketleri finanse ettiğini kaydeden Pettifor, İngiliz hükümetine merkez bankası ve hazine üzerindeki kontrolü ele alma çağrısı yaptı.
Progressive Economy Forum ve Goldsmiths College Siyasal İktisat Araştırma Merkezi bünyesinde çalışmalar yürüten İngiliz iktisatçı Ann Pettifor, System Change adlı Substack bülteninde yayımladığı makalede, aşırı sağın yükselişi ile küresel finans sistemi arasındaki doğrudan bağı ele aldı.
Pettifor, merkez siyasetçilerin benimsediği kemer sıkma politikalarının halkı aşırı sağın kollarına ittiğini vurguladı.
“Silikon Vadisi kapitalistleri tarafından finanse ediliyorlar”
Dover limanında göçmenleri hedef alan aşırı sağcı sokak hareketlerine değinen Pettifor, bu yapıların zekaları sayesinde güç kazanmadığına dikkat çekti. Makalede şu ifadelere yer verildi:
“Dover’da göçmenlere saldıran faşist, şiddet yanlısı Tommy Robinson ve aşırı sağcı arkadaşları, zeki oldukları için finansman, ilgi ve güç elde etmedi. Aşırı zenginliğin tepeye, ‘azınlığa’ aktarılması gerçeğinden dikkati başka yöne çekmek isteyen Silikon Vadisi kapitalistleri tarafından alaycı bir biçimde finanse edildikleri ve kullanıldıkları için güç ve nüfuz kazandılar.”
Pettifor, kemer sıkma politikalarıyla ellerinden güvenliği, umudu ve fırsatları alınan İngiliz gençlerinin yönlendirildiğini belirtti:
“Aşırı sağcı liderlerin arkasından yürüyen, kemer sıkma politikalarının güvenlikten, umuttan ve fırsatlardan mahrum bıraktığı, insanca barınma ve iş hakkı tanınmayan İngiltere’nin siyah giyimli genç erkekleri; göçmenlere saldırarak, düzenleme ve servet vergisi yönündeki demokratik talepleri baltalayarak Silikon Vadisi’nin ‘Büyük Parasının’ sermaye kazançlarını korumaya ikna ediliyor.”
İktisatçı, aşırı sağın hamilerini “dünyanın en güçlü alacaklıları ve tekno-milyarderleri olan suçlu adamlar” şeklinde niteledi.
İngiltere sokaklarında Nazi benzeri siyah üniformalarla yürüyen kişilerin Dover liman kasabasını iki kez işgal ettiğini ve siyasetçiler ile ana akım medyanın söylemlerini tekrarlayarak “Botları durdurun” sloganları attığını aktaran Pettifor, aynı hafta sonunda Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerde aşırı sağcıların ezici zafer kazanmasının beklendiğini hatırlattı.
“Halkı aşırı sağcı faşistlerin kollarına itiyorlar”
Makalede, İşçi Partisi hükümetinin Maliye Bakanı John Healey’nin finans sektöründe kuralsızlaştırmayı savunurken bütçe disiplini adı altında kemer sıkmayı dayatması eleştirildi.
Healey’nin Financial Times gazetesine verdiği mülakatta risk odaklı düzenlemeleri “takıntı” olarak nitelemesine değinen Pettifor, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Finans sektörünün önünde diz çökerken çoğunluğa istikrar ve güvenlik sunamayan İngiltere, ABD ve özellikle Avrupa’daki diğer merkez siyasetçiler gibi, İngiltere Maliye Bakanı da kendi ülke halklarını aşırı sağcı faşistlerin kollarına itmekten suçlu olan siyasetçilerden biri olma riski taşıyor.”
İktisatçı Karl Polanyi’nin 1929 krizi sonrasındaki gözlemlerine atıfta bulunan Pettifor, faşizmin küresel serbest piyasa ve finansal kuralsızlaşmanın çöküşünden beslendiğini belirtti.
Makalede, Peter Thiel ve Elon Musk gibi milyarderlerin ekonomik çöküşün asıl sorumlusu olan küresel finans düzenini perdelemek için ırkçılığı ve göçmen karşıtı şiddeti finanse ettikleri ifade edildi.
“Siyasetçiler çaresizmiş gibi davranmayı bırakmalı”
Başbakan Andy Burnham’ın yeni bir siyasi ve ekonomik model vadetmesine rağmen piyasalar, tahvil sahipleri, İngiltere Merkez Bankası ve Hazine karşısında çaresiz bir tutum sergilediğini savunan Pettifor, “Para yok” iddiasının gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Pettifor, kendisinin de yer aldığı “99%” adlı düşünce kuruluşunun hazırladığı ve yakında yayımlanacak “Hazine Kaynaklı Gerilemeye Son Vermek: Ekonomik Gücün Kaldıraçlarını Seçilmişlerin Eline İade Etmek” başlıklı rapordaki stratejileri sıraladı:
“İngiliz siyasetçiler, merkez bankası ve hazine üzerindeki güçlerini kavramalı; bu yetkiyi İngiltere Merkez Bankası, Hazine ve Bütçe Sorumluluk Ofisi’ndeki (OBR) memurlara devretmeyi bırakmalıdır. Çaresizmiş gibi davranmaktan vazgeçmelidirler.”
Hükümetlerin kamu borcu, servet vergisi ve para basma konusundaki yerleşik itirazlarının dayanaksız olduğunu belirten iktisatçı, 2009’dan bu yana üretilen 895 milyar sterlinin enflasyonun temel kaynağı olmadığını, asıl sorunun Covid sonrası tedarik sıkıntıları ile İran Savaşı’ndan kaynaklandığını kaydetti.
Pettifor, kilit kurumların dönüştürülmesi için şu üç adımın hızla atılmasını önerdi:
“İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon hedefleme yetkisi gözden geçirilmeli, Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin 50 yıl sonrasının kamu borcu yerine bugünkü yoksulluk ve çöken altyapı risklerini dikkate alması sağlanmalı ve Hazine’nin Merkez Bankası karşısındaki borç mekanizması ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.”
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Rusya2 hafta önceRusya’da İHA üreticisi TulaDron’un yöneticisi Grigoryev tutuklandı












