Asya
Xi, Hanoi’nin ‘ABD kampına kaymasını önleme’ hedefiyle Vietnam’a gidiyor

Çin, Devlet Başkanı Xi Jinping, bu hafta yapacağı resmi ziyareti sırasında Vietnam ile siyasi güveni ve ekonomik işbirliğini artırmaya çalışacak.
Hem Pekin hem de Hanoi Xi’nin Vietnam’a yapacağı devlet ziyaretini teyit etti. Vietnam Komünist Partisi’nden yapılan açıklamada, salı gününden itibaren iki gün sürecek ziyarette Xi’ye eşi Peng Liyuan’ın da eşlik edeceği belirtildi.
Gözlemciler ABD’nin etkisini artırma girişimlerine karşın Pekin’in Vietnam ile daha yakın bağlar kurmaya çalıştığını söylüyor.
ABD ve Japonya Vietnam’a art arda hamleler yaparak ilişkilerini Çin’le aynı seviyeye yükseltti. Bu ziyaretlerin arkasında tedarik zincirini değiştirme ve Çin’e olan bağımlılığı azaltma hedefi yatıyor. Pekin rahatsızlığını açıkça dile getirdi.
Ancak gözlemcilere göre, ABD ile Çin arasındaki rekabetten kazançlı çıkmayı uman Hanoi’nin denge politikasını sürdürmesi muhtemel. Gözlemciler Vietnam’ın Çin ile daha fazla ekonomik işbirliği arayışına girerken, deniz anlaşmazlıklarında Pekin’e karşı koymak için ABD’ye yaklaşmasını bekliyor.
Hükümete bağlı Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nden (CASS) adının açıklanmaması kaydıyla South China Morning Post’a konuşan bir araştırmacı “Çin ve Vietnam’ın birbirlerine karşı tutumları karışık” dedi ve ekledi:
“Siyasi olarak [ülke içinde istikrarı korumak için] birbirlerine ihtiyaç duysalar da, güvenlikle ilgili konularda, özellikle de Güney Çin Denizi ihtilafları konusunda derinleşen farklılıkları en önemli engel olmaya devam ediyor.”
Xi’nin ziyareti, geçen ay San Francisco’da ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı ve iki liderin ilişkileri istikrara kavuşturma konusunda anlaştığı zirveden kısa bir süre sonra gerçekleştiği için bölgesel bir öneme de sahip.
Buna rağmen araştırmacı, “ABD Çin’i kontrol altına almaya kararlı olduğu için iki tarafın Hint-Pasifik’teki durumu tamamen kontrol altına alması zor olmaya devam ediyor” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Xi’nin Hanoi’de Vietnam’ın üst düzey liderleriyle bir araya gelmesi ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunu ele alması bekleniyor.
Bakanlık sözcüsü Wang Wenbin geçen perşembe günü yaptığı açıklamada iki liderin siyasi güvenlik, denizcilik ve çok taraflı konuların yanı sıra stratejik ve pratik işbirliğinin derinleştirilmesi konularını da ele alacaklarını söyledi.
“Dünya, istikrarsızlık ve belirsizliklerin arttığı yeni bir düzensizlik ve dönüşüm döneminde” diyen Sözcü, “Çin ve Vietnam her ikisi de sosyalist ülkelerdir… daha fazla dayanışma, daha yakın dostluk ve daha derin karşılıklı yarar sağlayan işbirliği her iki tarafın da ortak çıkarına olup, bölgenin ve daha geniş anlamda dünyanın barış, istikrar ve refahına yardımcı olacaktır” açıklamasını yaptı.
‘Vietnam’ın Çin’in dış politikasındaki önemine işaret ediyor’
Xi’nin ziyareti, Vietnam Komünist Parti Başkanı Nguyen Phu Trong’un geçen yıl ve Devlet Başkanı Vo Van Thuong’un ekim ayında Pekin’e yaptığı ziyaretleri takip ediyor. Trong, Çin liderinin emsal teşkil eden üçüncü dönemini tamamlamasının ardından Xi ile Pekin’de bir araya gelen ilk yabancı lider oldu. Xi ve Trong, “yoldaş ve kardeş” ilişkilerini yeni bir düzeye taşıma sözü vermişti.
Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü’nde Vietnam çalışmaları programında misafir araştırmacı olarak görev yapan Nguyen Khac Giang, South China Morning Post’a verdiği demeçte, Xi’nin gezisinin Vietnam’ın Çin’in dış politikasındaki öneminin altını çizdiğini ve Pekin’in Hanoi’nin ABD ve Japonya ile son dönemde yaşadığı diplomatik gelişmelerden duyduğu endişeyi yansıttığını söyledi.
Araştırmacı, “Xi, Vietnam yönetiminden Pekin’e bağlılığı ve Çin’e karşı güçlerle aynı safta yer almayacağı konusunda güvence isteyecek” dedi ve ekledi: “Ayrıca Pekin, özellikle ‘ortak kader topluluğu’ ve Küresel Güvenlik/Kalkınma Girişimleri gibi son girişimler aracılığıyla Vietnam’ı kendi etki alanına çekmeyi hedefleyebilir.”
ABD ve Japonya ile kapsamlı stratejik ortaklık
ABD Başkanı Biden eylül ayında Hanoi’yi ziyaret ettiğinde, iki taraf ilişkileri Vietnam’ın diplomatik hiyerarşisindeki en yüksek seviye olan ve ABD’yi Çin, Rusya, Hindistan ve Güney Kore ile aynı seviyeye getiren “kapsamlı stratejik ortaklık” seviyesine yükseltme konusunda anlaştı.
Vietnam ayrıca Thuong’un Tokyo’yu ziyaret ettiği geçen ay Japonya ile ilişkilerini de bu seviyeye yükseltti.
Guangzhou’daki Jinan Üniversitesi’nde bölgesel ilişkiler uzmanı olan Zhang Mingliang’a göre Xi’nin ziyareti Pekin’in komşusuyla bağlarını güçlendirme ihtiyacı hissettiğini gösteriyor.
Vietnam başbakanı ve diğer üst düzey yetkililerin bu yıl Çin’i ziyaret ettiğine dikkat çeken Mingliang, “Ziyaret aynı zamanda iki sosyalist ülke arasında ilişkilerin normalleşmesinden bu yana [1991’de] gerçekleşen üst düzey değişim geleneğiyle de uyumlu” dedi.
Zhang, Pekin’in Güney Çin Denizi’nde hak iddia eden rakip ülkelerle -özellikle Vietnam ve Filipinler- ilişkilerini de ABD stratejisinin bir parçası olarak görme eğiliminde olduğunu söyledi.
“Çin için bunlar, Güneydoğu Asya ülkeleriyle tamamen ikili ilişkiler yerine ABD ile olan meselenin bir parçasıdır” dedi ve ekledi: “Çin, Vietnam ve diğerleri üzerindeki Amerikan etkisini ölçecek ve kendisini nasıl daha avantajlı bir konuma getirebileceğini ya da daha dezavantajlı bir konuma düşmekten nasıl kaçınabileceğini görecektir.”
‘Vietnam bölgeye açılan bir kapı’
ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü Vietnam çalışmaları programı koordinatörü Le Hong Hiep’e göre ise Çin, Vietnam’ı sadece Güneydoğu Asya’daki en büyük ticaret ortağı olarak değil, aynı zamanda bölgeye açılan bir kapı olarak görüyor.
Le, “Pekin’in öncelikli hedefi Hanoi’nin kendi yörüngesinden ABD kampına doğru fazla uzaklaşmamasını sağlamak,” dedi.
Le’ye göre, “Güney Çin Denizi’ndeki tarihi güvensizliğe ve süregelen gerginliklere rağmen Vietnam, Çin ile çalışmanın önemini kabul ediyor. Vietnam’daki en katı Çin karşıtı milliyetçiler bile Çin’in ülkenin güvenliği ve refahında oynadığı önemli rolü inkâr edemez.”
Xi’nin ziyaretinin iki ülke arasında bir “ortak kader topluluğu” deklarasyonuna sahne olabileceğini söyledi.
Pekin bu fikri en azından 2015’ten beri savunuyor. 1 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Wang Yi, Trong, Thuong ve mevkidaşı Bui Thanh Son ile Hanoi’de yaptığı görüşmelerde iki sosyalist ülkenin “aynı arzuyu ve kaderi paylaştığını” söylemişti.
Görüşmede ayrıca Çin’in güneybatısındaki Yunnan eyaletinde bulunan Kunming’i Vietnam’ın kuzeyindeki liman kenti Haiphong’a bağlayan demiryolunun uzun süredir ertelenen iyileştirme çalışmaları da ele alınmıştı.
Vietnam Başbakanı Pham Minh Chinh geçen ay konuyu gündeme getirirken Çinli uzmanlar Hanoi’nin projeye ve Pekin’in genişleyen ekonomik ve jeopolitik etkisine şüpheyle yaklaştığını söylüyor.
Hanoi’nin denge politikası
The Post’a konuşan CASS araştırmacısı “Vietnam tarafı çok istekli değil. Vietnam son on yılda Çin’e olan bağımlılığını azaltmaya ve Çin’in ekonomik gündemine çok yakından bağlı olmaktan kaçınmaya çalışarak yabancı yatırımlarda çeşitlendirme politikası benimsedi. Diğer pek çok ülke gibi onlar da ekonomik meselelere güvenlik merceğinden bakma eğilimindeler” dedi.
Araştırmacı ayrıca, diğer bazı Güneydoğu Asya ülkeleri Çin’in “ortak kader” fikrini kabul ederken, iki ülkenin uzun süredir devam eden toprak anlaşmazlıklarına dikkat çekerek, “Vietnam’ın bunu tam olarak benimsemekte hala zorluk çektiğini” söyledi.
Zhang, Pekin’in Hanoi’nin Washington’a yönelmesinden endişe duyarken, Vietnam’ın da Çin’in tepkisi konusunda hassas olduğuna dikkat çekti.
Vietnam’ın Komünist Parti şefi son aylarda Çinli yetkililerle yaptığı görüşmelerde Pekin’e güven vermeye çalıştı. Ağustos ayında, Biden’ın ziyareti öncesinde Trong, Hanoi’nin “Çin partisi, devleti ve halkıyla iyi ilişkiler kurmaya ve geliştirmeye öncelik verdiği” mesajını vermek için Çin-Vietnam sınırına nadir bir gezi düzenledi.
Zhang, “Vietnam, ABD ve Japonya ile ısınan bağları nedeniyle Çin tarafından gelebilecek olası yanlış anlama, memnuniyetsizlik ve hatta cezalandırmadan endişe duyuyor” dedi.
Ancak Zhang, Vietnam’ın da bir fırsatı olduğunu ve her iki ülke için de önemi göz önüne alındığında ABD-Çin çekişmesinden kazançlı çıkacağını söyledi.
Uzmanlara göre, “Vietnam mevcut jeopolitik avantajının farkında ve Çin ve ABD arasında denge kurmaya devam edecek.”
Asya
Tayvan Ulusal Güvenlik Şefi: Çin tehdidine karşı ABD vazgeçilmezdir

Tayvan Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) Genel Sekreteri Joseph Wu, Nikkei Asia’ya verdiği röportajda Çin’i tüm bölge için “tehdit” olarak nitelendirdi.
Wu, Japonya ve Okinawa adalarından başlayarak Tayvan üzerinden Filipinler’e uzanan takımadalar zincirini kastederek, “Tehdit, Birinci Ada Zinciri’nin tamamını kapsıyor,” ifadelerini kullandı.
Wu, “İstihbarat, gözetleme ve keşif haritalarında gördüğümüz kadarıyla Çin donanması ile sahil güvenliğinin Doğu Çin Denizi’nde, Tayvan Boğazı genelinde, Batı Pasifik’te ve Güney Çin Denizi’nde konuşlandırılmasında muazzam bir artış var,” dedi.
Tayvan, yalnızca Pekin değil, Birleşmiş Milletler ve bağlı ülkeler tarafından da Çin’in bir parçası olarak kabul ediliyor. ABD dahil pek çok ülke Tayvan’ın Çin’e bağlı olduğunu vurgulayan ‘tek Çin’ politikasını kabul ediyor. Ancak buna rağmen Washington Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanmaya ve adayı silahlandırarak ayrılıkçı hareketleri desteklemeye devam ediyor.
Bu manevralar, Çin ile Tayvan lideri Lai Ching-te yönetimi arasında halihazırda yüksek olan gerilimi daha da artırdı. Pekin, Lai’nin ABD desteğine dayanarak Tayvan’ın bağımsızlığı konusundaki ısrarına tepki gösteriyor.
Taipei’deki Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin röportaj veren Joseph Wu, “Çinliler bizi ‘Tayvan’ın bağımsızlığını’ savunmakla ve kışkırtıcı davranışlarda bulunmakla suçluyor, istikrarsızlığın kaynağının biz olduğumuzu öne sürüyor. Ancak gerçek şu ki Çin, Tayvan’ı tehdit ediyor ve tehditlerinin seviyesini sürekli yükseltiyor,” dedi.
Japonya, Filipinler, Tayvan ittifakı
Wu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çin bu bölgedeki komşularını sindirmeye çalışırken mağdurları, yani Japonya, Tayvan ve Filipinler’i suçluyor. Biz yalnızca sahip olduğumuz özgürlüğü ve egemenliği korumaya çalışırken, Tayvan’ı kışkırtıcı davranmakla itham ediyorlar.”
Japonya, Başbakan Sanae Takaichi’nin geçen yıl olası bir Tayvan krizinde askeri olarak duruma müdahale ederek Tayvan’ın yanında yer alacaklarını açıklaması sonrası Çin’le ilişkileri gerildi. Filipinler ise bölgede 9 ABD üssüne ev sahipliği yaparken Güney Çin Denizi’nde sık sık Çin’le karşı karşıya geliyor.
Japonya ve Filipinler ABD’nin bölgedeki yakın müttefikleri konumunda ve ABD savunma stratejisi doğrultusunda Washington’ın Çin’i çevreleme ve baskılama planlarına müdahil durumdalar.
Bu gerilimler Tokyo ile Manila’yı birbirine yakınlaştırırken, Japonya’yı İkinci Dünya Savaşından beri sürdürdüğü savunma doktrinini değiştirerek saldırı hazırlıklarına yöneltti. Wu, bu gelişmeleri memnuniyetle karşıladı.
Wu, “Japonya ile Filipinler arasındaki ilişkilerin ısınması, Çin’in yayılmacılığına verilen doğal bir tepkidir,” dedi.
Wu’ya göre komşularının Çin’in askeri tehdidini geçmişe kıyasla çok daha ciddi biçimde ele aldığını görmek Tayvan açısından “cesaret verici”.
Tayvan’ın küresel önemi, gelişmiş çip üretiminin çok ötesine uzanıyor. Dünyanın en yoğun ticari deniz yollarından biri olan Tayvan Boğazı’nda gerçekleşecek askeri bir çatışma dünya ekonomisi, uluslararası ticaret ve yüksek teknoloji tedarik zinciri üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Tayvan, yarı iletkenler ve yapay zekâyla bağlantılı ürünlerde büyük bir ihracat kapasitesine sahip.
Wu, İngiltere’nin yeni dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Blaise Metreweli’nin geçen yılın sonlarında dile getirdiği, İngiltere’nin “artık barış ile savaş arasındaki bir alanda faaliyet gösterdiği” ve “cephenin her yerde olduğu” yönündeki görüşünü yineledi.
Taipei’deki politika yapıcılar, Çin’in hibrit manevralarını Tayvan’ın güvenliğini ve hazırlık düzeyini zayıflatmaya yönelik girişimler olarak değerlendiriyor.
Wu, bu girişimlere karşı koymak için uluslararası işbirliğinin “son derece gerekli” olduğunu söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın mayıs ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan meselesini görüşmesinin ardından Washington’ın Tayvan’a bağlılığına ilişkin soru işaretleri artsa da Wu, ABD’nin Taipei’nin en önemli güvenlik ortağı olmaya devam ettiğini kesin bir dille ifade etti.
Wu, Çin’in Asya’daki hızla artan askeri gücü karşısında ABD’nin “vazgeçilmez” olduğunu söyledi.
Sert siyasi söylemlerin ötesinde veriler, Trump yönetiminin Tayvan’la son yılların en güçlü ticaret, yatırım ve silah anlaşmalarını yürüttüğünü gösteriyor.
Muhalefetten tepki: Adayı hedef haline getiriyorsunuz
Öte yandan ana muhalefetteki Kuomintang (KMT), adanın silahlandırılmasına karşı çıkıyor ve bu durumun Tayvan’ı hedef haline getirdiğini söylüyor. Bu yüzden ana muhalefetin çoğunluğundaki meclisten savunma harcamalarının ABD’nin talebi doğrultusunda artırılmasını öngören 2026 bütçesi geçmedi.
Muhalefet ayrıca özel savunma bütçesinden yerli insansız hava araçlarına ayrılan harcamaları çıkardı ve şu anda bu araçları finanse etmeyi amaçlayan ayrı bir bütçe paketini de engelliyor.
Wu, 2026 bütçesindeki gecikmenin “hükümetin tamamını son derece zor bir duruma soktuğunu” savundu.
Wu aynı şekilde, ABD ile yakın istişare içinde hazırlanan ve silah alımlarının yanı sıra yerli insansız hava aracı sistemlerini de kapsaması planlanan özel savunma bütçesindeki kesintilerden yakındı.
Wu, “Ukrayna ya da İran’daki savaşa bakan herkes, günümüz savaşlarının insansız hava araçları olmadan yürütülemeyeceği sonucuna hızla varabilir,” dedi.
Wu, “İnsansız hava araçlarını üretme ve kullanma kapasitesi, Tayvan’ın Çin saldırganlığına karşı caydırıcılığını güçlendiriyor,” diye savundu.
Wu, donanımın yanı sıra Tayvan’ın sistemleri kullanacak personelin eğitilmesi ve keşif ile saldırı araçlarından hizmet amaçlı dronlara kadar farklı türdeki insansız hava araçlarının birbirleriyle entegre edilmesi gibi “çok uzun bir reform listesine” ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Bu arada Taipei’nin çevre sulardaki Çin gemilerinin oluşturduğu tehditle daha iyi mücadele edebilmek için adımlar attığını söyledi.
Wu, “Tayvan, Çin’in denizlerdeki yayılmacılığına karşı koymak için hükümet kurumlarını kapsayan bir mekanizma oluşturdu,” açıklamasında bulundu.
Wu, deneyimlerin daha fazla ülkeyle paylaşılmasının ve karşılaştırılmasının amaçlandığını, böylece “daha birleşik eylemler geliştirilebileceğini” söyledi.
Asya
Politbüro toplantısı, Çin ekonomisine ilişkin temkinli güven mesajı verdi

Yıl ortasında düzenlenen Çin Komünist Partisi (ÇKP) Politbüro toplantısı, uzun süredir Pekin açısından kritik bir değerlendirme noktası işlevi görüyor. Toplantı, merkezi hükümete yılın ilk yarısındaki gelişmeleri yeniden gözden geçirme ve ülkeyi önündeki aylarda daha gerçekçi bir ekonomik rotaya yönlendirme fırsatı sunuyor.
Üst düzey liderliğin son açıklaması, temkinli bir güvene işaret ediyor. Açıklamadan, politika yapıcıların önceki yıllara damga vuran geniş kapsamlı teşvik önlemleri yerine istikrarlı ve hedef odaklı bir yaklaşımı tercih ettiği anlaşılıyor. Çin, dönüşüm sürecindeki ekonomisini yönetirken Covid-19 sonrasındaki agresif harcama döneminin geride kaldığı açıkça görülüyor. Bunun yerini, kısa vadeli sermaye enjeksiyonları yerine dayanıklılık ve istikrara öncelik veren stratejik ve yapısal bir yaklaşım alıyor.
Politbüro toplantısı sonuçlarına göre, politika yönelimi belirli sektörleri hedef almaya devam edecek. Mali destek, emlak sektörü yerine yapay zekâ ve yarı iletkenler gibi yüksek teknolojiye dayalı yeni sektörlere yönlendirilecek. Emlak sektöründe ise amaç, piyasa güvenini istikrara kavuşturmak ve borç risklerini kontrol altında tutmak olacak.
Altyapı yatırımları da “yeni altyapı” anlayışı doğrultusunda yeniden şekillendiriliyor. Artık mesele yalnızca beton ve fiziki yapılardan ibaret değil; elektrik şebekeleri, bilişim altyapıları ve veri ağları ön plana çıkıyor.
Bu yaklaşım, ekonominin daha durağan sektörlerine yalnızca sermaye pompalamak yerine gelecekteki rekabet gücüne yatırım yapılması anlamına geliyor. Büyümenin yeni itici gücü olan dijital altyapı, kısa vadede iç talebi desteklerken uzun vadede teknolojik rekabet gücünü güvence altına almak gibi ikili bir amaca hizmet ediyor.
Son olarak Pekin, uluslararası ticarette daha uzlaşmacı bir tutumun sinyalini veriyor. Çin yönetimi, Avrupa Birliği gibi ticaret ortaklarının dile getirdiği ve “Çin şoku 2.0” olarak adlandırılan kaygıları azaltmak amacıyla daha dengeli bir ticaret yapısı oluşturmayı hedefliyor.
Gelecek yıl yapılacak kritik liderlik değişikliklerine hazırlanan yönetimin öncelikli odağı, hem ekonomik hem de toplumsal alanlarda istikrar olacak.
Çin, gerçekçi büyüme hedefleriyle sistemsel yeniden yapılandırma arasında denge kurmayı sürdürmeye çalışıyor ve muhtemel dış şoklarla başa çıkmak için politika alanını elinde tutuyor. Pekin’in ekonomi stratejisi, hem iç hem de uluslararası zorluklara ilişkin pragmatik bir değerlendirmeyi yansıtıyor.
Zayıf taleple mücadele eden iç ekonomi, henüz büyümenin yükünü devralabilecek durumda değil. Büyüme büyük ölçüde rekor seviyedeki ticaret fazlası ile yüksek teknoloji ve temiz enerji sektörlerinin etkileyici ihracat performansıyla desteklenmeye devam ediyor. Ancak bu durum bazı ticaret ortaklarının tepkisini çekiyor.
Pekin, iç ekonomik faaliyetleri canlandırmak ve ticari gerilimleri hafifletmek amacıyla tüketime yönelik ilk bağımsız beş yıllık planını açıkladı. Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu ile Ticaret Bakanlığı tarafından temmuz ayında açıklanan plan, perakende satışların 2030 yılına kadar 60 trilyon yuana, yani yaklaşık 8,9 trilyon dolara çıkarılmasını hedefliyor. Bu, 2025 seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 20’lik bir artış anlamına geliyor.
Düzenleyici kurumlar, küçük işletmelerin kâr marjlarını iyileştirmek amacıyla platform tekellerini sınırlandırarak ve yıkıcı fiyat savaşlarını önleyerek “içe doğru aşırı rekabet” olarak tanımlanan “involution” sorunuyla mücadele ediyor. Bu yapısal düzenlemelerin sonuç vermesi daha uzun sürebilecek olsa da doğrudan nakit yardımlarına kıyasla daha sürdürülebilir ve etkili bir alternatif sunduğu düşünülüyor.
Asya
Japonya ve ABD, yen alımı için ortak müdahaleyi doğruladı; yeni adımların sinyalini verdi

Japonya Maliye Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, Japonya ile ABD’nin koordineli biçimde yen alım müdahalesinde bulunduğunu ve yeni adımlar atmaktan çekinmeyeceğini bildirdi. Böylece, yenin 40 yılın en düşük seviyelerine gerilemesini durdurmayı amaçlayan nadir bir ikili müdahale resmen doğrulanmış oldu.
Analistlere göre bu hamle, yen ve Japon devlet tahvillerindeki satış dalgasının küresel piyasalara yayılmasını, özellikle de halihazırda yükselen ABD Hazine tahvili getirileri üzerindeki yukarı yönlü baskıyı artırmasını önlemek üzere yapıldı.
Bu ortak müdahale, 2011 yılında Japonya’nın doğusunda meydana gelen yıkıcı depremin ardından yeni zayıflatmak amacıyla gerçekleştirilen koordineli müdahaleden bu yana ilk kez yapıldı.
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin dostluğun bir göstergesi olarak ve dünya ekonomisine yardımcı olmak amacıyla Japonya’nın yeni desteklemesine yardım ettiğini söyledi.
Analistlere göre müdahale, ABD’nin Asya’daki stratejik müttefiki Japonya’ya destek sağlamasının yanı sıra, yenin olağanüstü ölçüde zayıflamasına ilişkin Washington’ın kaygılarını da giderebilir. Zira yenin değer kaybı, Trump’ın gümrük tarifelerinin sağladığı etkiyi azaltıyor.
Japonya Maliye Bakanlığı açıklamasında, cuma günü ABD Hazine Bakanlığı ile birlikte gerçekleştirilen yen alım müdahalesinin, “son aylarda Japon yeninde görülen aşırı oynaklığa ve düzensiz hareketlere karşı” yapıldığı belirtildi.
Japonya Maliye Bakanı Satsuki Katayama pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yeni koordineli müdahalelerde bulunmaktan çekinmeyeceğiz,” dedi.
Açıklamanın ardından yen yüzde 1’den fazla değer kazanarak dolar karşısında 155,20 seviyesine yükseldi. Bu, mayıs ayı başından bu yana görülen en güçlü seviye olurken, geçen ay kaydedilen dolar başına yaklaşık 164 yenlik 40 yılın en düşük seviyesinden de belirgin biçimde uzaklaşıldı. Yatırımcılar yeni bir müdahale ihtimaline karşı teyakkuzda kalmayı sürdürdü.
Katayama, yetkililerin pazartesi günü de piyasaya müdahale edip etmediğine ilişkin soruları yanıtlamadı.
Gözler Japonya Merkez Bankası’nda
Japonya’nın döviz politikasından sorumlu en üst düzey yetkilisi Atsushi Mimura pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ortak müdahale, Japonya’nın ABD ile ittifakının bir sonucudur,” dedi.
Mimura, “Döviz politikasını Japonya Merkez Bankası’nın para politikasıyla uyumlu hale getirmeyi sürdüreceğiz,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, hükümetin yenin değer kaybını durdurmak için merkez bankasıyla yakın işbirliği içinde hareket edeceğine işaret etti.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de cuma günü gerçekleştirilen müdahaleyi doğruladı ve Washington’ın “gelecekteki ortak müdahalelere katılmaktan çekinmeyeceğini” söyledi.
Bessent, X platformunda yayımladığı ayrı bir açıklamada, “Yenin ciddi ölçüde düşük değerlenmesini düzeltmek amacıyla Japonya’nın attığı kararlı piyasa ve para politikası adımlarını güçlü biçimde destekliyoruz,” dedi. Bessent ayrıca Japonya Merkez Bankası’na faizleri daha da artırma çağrısını yineledi.
Bu açıklamalar, geçen hafta faizleri değiştirmeyen ancak eylül ayındaki bir sonraki politika toplantısında faiz artırımı yapılabileceği sinyalini veren Japonya Merkez Bankası’nı yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Securities’in baş tahvil stratejisti Naomi Muguruma, “Mimura ve Bessent’in açıklamaları, Japonya Merkez Bankası içindeki şahinlerin kulağına müzik gibi gelmiş olmalı,” dedi.
Muguruma, “Eylül ayında faiz artırımının artık kesinleştiğini düşünüyorum. Japonya Merkez Bankası’nın ekim ayına kadar bekleyerek yeni bir yen satış dalgasına yol açması mantıklı olmaz,” değerlendirmesinde bulundu.
Kısa vadeli para politikası adımlarına en duyarlı gösterge olan iki yıllık Japon devlet tahvili getirisi, piyasaların erken faiz artırımı ihtimalini fiyatlamasıyla pazartesi günü kısa süreliğine yüzde 1,545’e çıktı. Bu, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye oldu.
Fed’in likidite imkânı devrede
Japonya, ithalat fiyatlarını yükselten, genel enflasyonu körükleyen, hanehalkı bütçelerini zorlayan ve Başbakan Sanae Takaichi’nin kamuoyu desteğini olumsuz etkileyen yenin kesintisiz değer kaybını durdurmakta zorlanıyor.
Tokyo’nun nisan sonu ile mayıs başı arasında tek taraflı olarak gerçekleştirdiği müdahale, yende yalnızca kısa süreli bir toparlanma sağlamıştı. Japonya Merkez Bankası’nın haziran ayında politika faizini 31 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 1’e çıkarması da zor durumdaki para birimine kalıcı bir destek veremedi.
Japonya Merkez Bankası verilerine göre Japonya, cuma günü ABD ile birlikte yapıldığı doğrulanan müdahaleden önce, perşembe günü New York piyasalarında yen satın almak amacıyla 58,97 milyar dolara kadar döviz satmış olabilir.
Japonya ile ABD arasındaki koordinasyonun daha da güçlendiğine işaret eden bir başka gelişmede Bessent, geçici dolar likiditesi sağlayan ABD Merkez Bankası’nın repo imkânının büyüklüğünün önümüzdeki aylarda artırılmasının değerlendirileceğini söyledi ve bu aracı “önemli bir güvence mekanizması” olarak nitelendirdi.
Bu açıklama, Japonya Maliye Bakanlığı’nın cumartesi günü X platformunda nadir görülen bir paylaşım yaparak, piyasalardaki likidite ihtiyaçlarını karşılamak için Fed’in geçici dolar likiditesi sağlayan repo imkânına erişim de dahil olmak üzere “geniş bir araç yelpazesine” sahip olduğunu belirtmesinin ardından geldi.
Covid-19 salgını sırasında piyasaları istikrara kavuşturmak amacıyla 2020 yılında devreye alınan Fed imkânı, Japonya’nın ABD Hazine tahvillerini doğrudan satmadan dolar likiditesi sağlamasına olanak tanıyor. Bu da Tokyo’nun döviz müdahaleleri için ihtiyaç duyduğu finansman üzerindeki baskıyı hafifletebilir.
Bununla birlikte bazı analistler, son müdahale dalgasının yenin değer kaybına yol açan yapısal unsurları tersine çevirip çeviremeyeceğinden kuşku duyuyor. Bu unsurlar arasında Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle artan yakıt maliyetleri ve Japonya ile ABD arasındaki faiz farkının hâlâ geniş olması yer alıyor.
NLI Research Institute kıdemli ekonomisti Tsuyoshi Ueno, “Ortak müdahalenin açıklanmasının yarattığı etki, Japonya’nın tek taraflı müdahalesinden çok daha büyük,” dedi.
Ueno, “Ancak yenin zayıflamasına yol açan temel dinamikler değişmedi. Bu nedenle müdahalenin ardından yende tek yönlü ve sürekli bir değerlenme görmemiz muhtemel değil,” değerlendirmesinde bulundu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











