Diplomasi
YDAM panelinde uzmanlar İran savaşının diplomatik ve askeri boyutlarını inceledi

Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi (YDAM) tarafından Ankara’da düzenlenen “İran Savaşı ve Sonuçları” başlıklı panelde, devam eden askeri çatışmanın küresel güç dengelerine, bölgesel ittifaklara ve küresel ekonomiye etkileri detaylı biçimde değerlendirildi. Akademisyenler, emekli askerler ve gazetecilerin katıldığı oturumda, ABD’nin Körfez’deki askeri hegemonyasının zayıfladığı, savaşın çok kutuplu yeni bir uluslararası düzenin inşasını hızlandırdığı ve Türkiye’nin süreçte bölgesel ekonomik entegrasyon projelerine öncülük etmesi gerektiği ifade edildi.
Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi (YDAM) tarafından Türkiye-Çin Dostluk Vakfı ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen “İran Savaşı ve Sonuçları” başlıklı panelde, devam eden çatışmaların uluslararası sisteme etkileri masaya yatırıldı.
Oturum Başkanlığını Diplomatik Club Başkanı Ahmet Doğan’ın üstlendiği panele, Prof. Dr. Şükrü S. Gürel, Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, Gazeteci/Yazar Alptekin Dursunoğlu ve Prof. Dr. Hasan Ünal konuşmacı olarak katıldı.
Oturum Başkanı Ahmet Doğan, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, askeri ve siyasi boyutların ötesinde savaşın ortaya çıkardığı ekonomik tablonun ciddiyetine dikkat çekti. Geçen yıldan bu yana ortaya çıkan ekonomik sıkıntıların altını çizen Doğan, “Bu savaşın etkilerinin ne olacağıyla ilgili bir araya geldik. Ekonomik sıkıntılar sigorta primlerinin artışından, akaryakıt ücretlerinin artışından, banka finans maliyetlerinin ve faizin artışından gıda maliyetlerine kadar birçok ekonomik sebebi barındırıyor ve dünyayı nereye kadar taşıyabileceğini sorgulamak lazım” ifadelerini kullandı.
“Çevreleme politikası çökecektir”
Panelin ilk konuşmacısı olan Prof. Dr. Şükrü S. Gürel, meselenin ekonomik boyutlarına değinerek, 1974 yılında petrol fiyatlarının dört kat arttığı dönemi hatırlattı. Bu artışın Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) zorlamasıyla gerçekleştiğini belirten Gürel, “Petrol fiyatlarının dört kat artması Amerika Birleşik Devletleri’nin Japonya ve Avrupa ile petrol fiyatlarını eşitlemesi anlamına geliyordu. Kendi içinde petrol üretimi maliyetli olduğu için, petrol ithal eden ülkelere karşı endüstriyel üretimde daha pahalı bir girdi yaratıldı” şeklinde konuştu.
ABD’nin günümüzde Avrupa’ya kaya petrolü (shale oil) satma hedefinde olduğunu belirten Gürel, “ABD Başkanı Donald Trump’ın hesaplarından bir tanesinin bu olabileceğini göz ardı etmemek lazım. Ancak asıl mesele daha büyük. İşin başında İran’da rejim değişikliği hedeflendi. Ancak hesaplar tutmadı; çünkü İran’da Türkleri ve Kürtleri harekete geçirebilecek bir imkan bulamadılar. Türkleri harekete geçirme düşüncesi son derece akıldışıydı; zira Türkler İran’ı uzun yıllar yöneten asli bir gruptur. Kendi vatanlarına karşı harekete geçmeleri gayet saçma bir beklentiydi” değerlendirmesinde bulundu.
İran halkının dayanma gücünün İsrail ile kıyaslanamayacağını vurgulayan Gürel, savaşın küresel sistemde bir dönemin kapanmasına yol açacağını kaydetti. Yaşanan süreci 1919-1939 yılları arasındaki İki Savaş Arası döneme benzeten Gürel, Milletler Cemiyeti’nin başarısızlığı ile günümüzde Birleşmiş Milletler’in çöküşü arasında paralellik kurdu. Gürel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok kutuplu bir düzene geçiş var ve bu kaçınılmaz bir şekilde oluyor. Batı ittifakının temel taşları çöküyor. ABD’nin Kore Savaşı’ndan beri dünyanın her yerinde üsler oluşturarak giriştiği çevreleme politikası iflas etmek durumunda. Bugün artık Amerika Birleşik Devletleri, Körfez’deki devletlere güvenlik sunamıyor; tam tersine onları tehlikeye sevk eden bir merkeze dönüştü. Dolayısıyla çevreleme politikası çökecektir. Ukrayna Savaşı ile beraber İran Savaşı, Amerikan üstünlüğünün sona erdiği ve petrodolara dayanan finans sisteminin ortadan kalktığı yeni bir dönemin açılışını getiriyor. Türkiye’nin bu dönemi ıskalamaması, ulusal çıkarlarına önem vermesi ve artık ümmet değil, millet çıkarları doğrultusunda bir dış politika yürütmesi gerekiyor”

Şükrü Sina Gürel
Oturum Başkanı Ahmet Doğan, Gürel’in ardından söz alarak, savaşın deniz ve ekonomi boyutlarına dikkat çekti. Trump’ın abluka açıklamalarına ve karar alma süreçlerindeki tutarsızlıklara işaret eden Doğan, “Gece üç buçukta kalkıyor bir tweet atıyor, medeniyeti ortadan kaldırıyor. Sabah kalkıyor, müzakere edeceğiz diyor. Hatta Christiane Amanpour programında artık ABD Başkanı’nın akıl sağlığının idareciliğe uygun olmadığı konuşuluyor” ifadelerini kullanarak sözü Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk’a bıraktı.
“Amerika de facto Körfez dışına ulaştı”
Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, savaşın gidişatını analiz ettiği konuşmasında, haziran ayında yaşanan 12 günlük savaş dönemine atıfta bulundu. Bu sürecin son dört gününde İran’ın İsrail üzerinde ezici bir üstünlük sağladığını belirten Kutluk, “İsrail Amerika’ya yalvardı, Amerika da İran’a ricacı oldu. Aslında bu yaşananlar, bugünkü savaşın çıkmamasını gerektiren şartları ortaya koymuştu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, şahsi ikbalini savaşçı ve gerilimci bir ortamda koruyabiliyor. Dört tane yolsuzluk davası var ve mahkemeyi erteletebilmek için başkomutan vasfıyla gerilimi sürdürüyor” dedi.
Finans kapital dünyasının bölgedeki doğal kaynaklara el koyma iştahına da değinen Kutluk, İran’ın 2.40 trilyon dolarlık doğal kaynaklarının hedef alındığını belirtti. ABD’nin küresel itibarının büyük yara aldığını vurgulayan Kutluk, şu verileri paylaştı:
“İran, Birleşmiş Milletler rejiminin usullerine göre ABD ile müzakere ararken iki kez Amerikan-İsrail saldırısına maruz kaldı ve meşru müdafaa hakkını kullandı. Rejim değişikliği safsatasıyla başlatılan bu harekat hiçbir sonuç vermezken, İran’da yeni seçilen liderler gidenlerden daha az uzlaşmacı. Bir Amerikan kara harekatı intihar olacaktır. Büyük ölçüde askerlerin öldürüleceğini veya esir alınacağını tüm uzmanlar belirtiyor. Hava harekatında ise İran asimetrik bir teknoloji ile karşı koydu. 40 gün devam eden çatışma, ABD’nin öncülük ettiği 10 maddelik bir uzlaşmayla masaya taşındı. Ancak saldırıya uğrayan İran, ABD’nin 20-30 yıldır Basra Körfezi’ne yığdığı 17 askeri üssün 15’ini vurarak ABD’yi bölgede askeri hareket yapamaz hale getirdi. Amerika de facto Körfez dışına ulaştı. Hukuksal olarak da bir daha bu bölgeye geri gelemeyecektir.”
ABD’nin İsfahan’daki uranyum stoklarını ele geçirmek amacıyla düzenlediği özel kuvvet harekatının başarısızlıkla sonuçlandığını belirten Kutluk, “Ağır askeri araç kayıpları oluştu, 6-7 hava vasıtası kaybedildi ve sansürlense de 17 ile 30 arasında can kaybı yaşandığı tahmin ediliyor” bilgisini aktardı. Savaşın sivil bilançosuna da dikkat çeken Kutluk, ABD Hava Kuvvetleri’nin 13 bin saldırı gerçekleştirdiğini, 16 bin binanın isabet aldığını, İran tarafında 2 bin can kaybı ve 26 bin yaralı olduğunu; buna mukabil İsrail’de de 8 bine yakın yaralı bulunduğunu ve kritik askeri tesislerin füze yağmuru altında kaldığını kaydetti.
İran’ın hipersonik füzelerinin savaşın oyun değiştiricisi olduğunu ifade eden Kutluk, Hürmüz Boğazı’nın durumuna ilişkin olarak, “Hürmüz Boğazı dosta açık, düşmana kapalı ve tarafsızlara ücretli konumda İran tarafından işletiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde askeri güç kullanımını içeren karar tasarısı Rusya ve Çin tarafından veto edildi. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi müttefikler ABD’ye destek vermedi. İran’ın savaştaki kayıplarını artan petrol gelirleriyle telafi edebileceği görülüyor” değerlendirmesini yaptı. Kutluk ayrıca, MIT Profesörü Theodore Postol’un analizlerine atıf yaparak, konvansiyonel İran ile nükleer İsrail arasında bir dehşet dengesi kurulduğunu ve nükleer eşiğin aşılabileceği riskini vurguladı.

Deniz Kutluk
Oturum Başkanı Ahmet Doğan’ın bölge uzmanlığına vurgu yaparak söz verdiği Gazeteci/Yazar Alptekin Dursunoğlu ise İran’ın 1979 devriminden bu yana süregelen tarihsel direniş serüvenini anlattı.
“İsrail işgal ettiği bir Arap toprağından direnişle çekildi”
Dursunoğlu, 11 Şubat 1979 tarihinin bölge için büyük bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “İsraillilerin tabiriyle, İsrail dünyadaki en büyük konsolosluğunu kaybetti ve o bina Filistin direnişine verildi” dedi. Devrimin hemen ardından 22 Eylül 1980’de Saddam Hüseyin’in İran topraklarını işgal ettiğini hatırlatan Dursunoğlu, o dönemde İran ordusunun zayıf olduğunu ve rejimin düşme ihtimalinin yüksek görüldüğünü aktardı.
Saddam Hüseyin’in Batı ve Arap rejimlerinden sınırsız destek aldığını, buna karşın İran’ın ağır bir silah ambargosu altında kendi imkanlarıyla direndiğini belirten Dursunoğlu, “İran, bu süreci 8 senelik bir yıpratma savaşına yaydı. İsraillilerin tabiriyle bir Sisyfos metaforuna dönüşmüştü; İran mücadele ediyor, ancak Saddam sürekli yeni silahlarla donatılıyordu. Sonunda İran, 598 sayılı BM ateşkes kararını kabul etti” ifadelerini kullandı.
1990’lı yıllardan itibaren ABD’nin Körfez’de yeni bir düzen kurma, İran’ın ise buna karşı stratejik derinlik sağlayan bir direniş cephesi oluşturma çabasına girdiğini belirten Dursunoğlu, İsrail’in Arap dünyasında kabullenilmesi sürecine dikkat çekti. Dursunoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“1978’de Camp David, 1993’te Oslo Anlaşması ile İsrail’in bölgede meşruiyet kazanma süreci ilerledi. Buna karşı Hizbullah, İran ve Suriye’nin stratejik ilişkilerinin bir meyvesi olarak 1986’dan itibaren varlık göstermeye başladı. 2000 yılında ise İsrailliler Lübnan’ı terk etmek zorunda kaldı. İsrail işgal ettiği bir Arap toprağından direnişle çekildi. 2003 yılında ABD’nin Irak işgali, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi şekillendirme hedefi taşıyordu. Ancak General Kasım Süleymani’nin askeri ve diplomatik hamleleriyle ABD büyük bir fiyasko yaşadı. Amerika’nın kurmak istediği Şii-Irak model devleti kurulamadı; tam tersine 2005 yılından itibaren Arap rejimleri ABD’den ‘işgalci güçler’ olarak bahsetmeye başladı. Bunun üzerine Ürdün Kralı Hüseyin’in ağzından ‘Şii Hilali’ kavramı dolaşıma sokuldu.”
2011 Arap Baharı ile birlikte direnişin kalesi olarak görülen Suriye’nin hedef alındığını belirten Dursunoğlu, “8 Aralık 2024’te Suriye’nin düşmesinden sonra artık mutlak bir İsrail liderliğinde bölge düzeni kurulmak istendi. 7 Ekim süreciyle başlayan denklemde İsrail, Gazze’de soykırım yaptı, Lübnan’ı bitirdi. Geriye İran kaldı. Biz şu an bu sürecin finalini, tabiri caizse Armageddon’u yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Alptekin Dursunoğlu
Oturum Başkanı Ahmet Doğan’ın İsrail’in Türkiye’yi de hedef tahtasına koyduğuna dair uyarısının ardından panelin son konuşmacısı Prof. Dr. Hasan Ünal söz aldı.
“Çok kutupluluk durdurulamaz hale gelmekle kalmadı, inanılmaz bir derecede de hızlandı”
Prof. Dr. Hasan Ünal, savaşın dünya siyasi tarihindeki belirleyici rolüne değinerek, “Bu savaş, tarihi bir savaş olmanın ötesinde tarihi yapan bir savaştır. İleride tarihçiler, ABD’nin askeri zaaflarının ortaya çıktığı bu savaşa özel bir önem atfedecekler” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatının tek kutuplu dünya düzenine karşı bir itiraz başlattığını, ancak İran savaşının bu süreci nihai bir noktaya taşıdığını belirten Ünal, “Füze teknolojisinin, bilhassa hipersonik füzelerin yaygınlaşması savaş tarihini değiştirdi. ABD’nin devasa uçak gemilerinin ve savaş gruplarının insansız araçlar ve hipersonik füzeler karşısında etkisiz kaldığını ilk defa bu savaşta gördük. Amerikalılar bu insansız deniz araçlarına öfkeden dolayı ‘sivrisinek filoları’ diyorlar” dedi.
Bu gelişmelerin ardından hiçbir devletin ABD’ye güvenerek savaşa girmeyeceğini belirten Ünal, Tayvan örneğini vererek, “Çok kutupluluk durdurulamaz hale gelmekle kalmadı, inanılmaz bir derecede de hızlandı. Üstelik bu, Batılı olmayan bir çok kutupluluk sistemidir” ifadelerini kullandı.
ABD’nin Orta Doğu’daki gücünün zayıfladığını ve İsrail lobisinin dahi İsrail’e yönelik tepkilerden çekinerek tutum değiştirmeye başladığını kaydeden Ünal, “MAGA hareketinin içindeki önde gelen isimler, ‘Bu başkanı bu işe kim zorladı, kim şantaj yaptı?’ diye soruyor ve oklar İsrail lobisine dönüyor. Tucker Carlson gibi isimler İsrail aleyhine şiddetli yayınlar yapıyor” bilgisini aktardı.

Hasan Ünal
Türkiye’nin bu süreçte bölgesel bir ekonomik entegrasyon projesi başlatması gerektiğini vurgulayan Ünal, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye’nin inisiyatifiyle, Avrupa Birliği’nin ilk yıllarındaki gibi çok ciddi bir ekonomik entegrasyon, sanayileşme ve tarım yatırımları projesi hazırlanmalıdır. Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan buna öncülük etmelidir. Bölgede muazzam bir finansman, nitelikli iş gücü ve tüketici nüfus var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dengeli dış politikası başarılıdır; ancak savaşın başında İran’a insani ve tıbbi yardım gönderilmemesi bir eksiklikti, neyse ki birkaç gün önce bu adım atıldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın savaşın dördüncü günündeki istihbarat ve teknoloji odaklı açıklamaları ile Riyad’daki bildiriye imza atılması ise doğru adımlar değildi. Türkiye’nin, Körfez ülkelerini de kapsayacak biçimde savunma sanayii işbirliklerini de içeren, İran’a karşı değil, bütünleştirici bir bölgesel kalkınma ve güvenlik projesine odaklanmasının tam zamanıdır.”
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceYandex veri merkezine saldırı Rusya’da dijital hizmetleri vurdu











