Diplomasi
YDAM panelinde uzmanlar İran savaşının diplomatik ve askeri boyutlarını inceledi

Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi (YDAM) tarafından Ankara’da düzenlenen “İran Savaşı ve Sonuçları” başlıklı panelde, devam eden askeri çatışmanın küresel güç dengelerine, bölgesel ittifaklara ve küresel ekonomiye etkileri detaylı biçimde değerlendirildi. Akademisyenler, emekli askerler ve gazetecilerin katıldığı oturumda, ABD’nin Körfez’deki askeri hegemonyasının zayıfladığı, savaşın çok kutuplu yeni bir uluslararası düzenin inşasını hızlandırdığı ve Türkiye’nin süreçte bölgesel ekonomik entegrasyon projelerine öncülük etmesi gerektiği ifade edildi.
Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi (YDAM) tarafından Türkiye-Çin Dostluk Vakfı ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen “İran Savaşı ve Sonuçları” başlıklı panelde, devam eden çatışmaların uluslararası sisteme etkileri masaya yatırıldı.
Oturum Başkanlığını Diplomatik Club Başkanı Ahmet Doğan’ın üstlendiği panele, Prof. Dr. Şükrü S. Gürel, Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, Gazeteci/Yazar Alptekin Dursunoğlu ve Prof. Dr. Hasan Ünal konuşmacı olarak katıldı.
Oturum Başkanı Ahmet Doğan, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, askeri ve siyasi boyutların ötesinde savaşın ortaya çıkardığı ekonomik tablonun ciddiyetine dikkat çekti. Geçen yıldan bu yana ortaya çıkan ekonomik sıkıntıların altını çizen Doğan, “Bu savaşın etkilerinin ne olacağıyla ilgili bir araya geldik. Ekonomik sıkıntılar sigorta primlerinin artışından, akaryakıt ücretlerinin artışından, banka finans maliyetlerinin ve faizin artışından gıda maliyetlerine kadar birçok ekonomik sebebi barındırıyor ve dünyayı nereye kadar taşıyabileceğini sorgulamak lazım” ifadelerini kullandı.
“Çevreleme politikası çökecektir”
Panelin ilk konuşmacısı olan Prof. Dr. Şükrü S. Gürel, meselenin ekonomik boyutlarına değinerek, 1974 yılında petrol fiyatlarının dört kat arttığı dönemi hatırlattı. Bu artışın Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) zorlamasıyla gerçekleştiğini belirten Gürel, “Petrol fiyatlarının dört kat artması Amerika Birleşik Devletleri’nin Japonya ve Avrupa ile petrol fiyatlarını eşitlemesi anlamına geliyordu. Kendi içinde petrol üretimi maliyetli olduğu için, petrol ithal eden ülkelere karşı endüstriyel üretimde daha pahalı bir girdi yaratıldı” şeklinde konuştu.
ABD’nin günümüzde Avrupa’ya kaya petrolü (shale oil) satma hedefinde olduğunu belirten Gürel, “ABD Başkanı Donald Trump’ın hesaplarından bir tanesinin bu olabileceğini göz ardı etmemek lazım. Ancak asıl mesele daha büyük. İşin başında İran’da rejim değişikliği hedeflendi. Ancak hesaplar tutmadı; çünkü İran’da Türkleri ve Kürtleri harekete geçirebilecek bir imkan bulamadılar. Türkleri harekete geçirme düşüncesi son derece akıldışıydı; zira Türkler İran’ı uzun yıllar yöneten asli bir gruptur. Kendi vatanlarına karşı harekete geçmeleri gayet saçma bir beklentiydi” değerlendirmesinde bulundu.
İran halkının dayanma gücünün İsrail ile kıyaslanamayacağını vurgulayan Gürel, savaşın küresel sistemde bir dönemin kapanmasına yol açacağını kaydetti. Yaşanan süreci 1919-1939 yılları arasındaki İki Savaş Arası döneme benzeten Gürel, Milletler Cemiyeti’nin başarısızlığı ile günümüzde Birleşmiş Milletler’in çöküşü arasında paralellik kurdu. Gürel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok kutuplu bir düzene geçiş var ve bu kaçınılmaz bir şekilde oluyor. Batı ittifakının temel taşları çöküyor. ABD’nin Kore Savaşı’ndan beri dünyanın her yerinde üsler oluşturarak giriştiği çevreleme politikası iflas etmek durumunda. Bugün artık Amerika Birleşik Devletleri, Körfez’deki devletlere güvenlik sunamıyor; tam tersine onları tehlikeye sevk eden bir merkeze dönüştü. Dolayısıyla çevreleme politikası çökecektir. Ukrayna Savaşı ile beraber İran Savaşı, Amerikan üstünlüğünün sona erdiği ve petrodolara dayanan finans sisteminin ortadan kalktığı yeni bir dönemin açılışını getiriyor. Türkiye’nin bu dönemi ıskalamaması, ulusal çıkarlarına önem vermesi ve artık ümmet değil, millet çıkarları doğrultusunda bir dış politika yürütmesi gerekiyor”

Şükrü Sina Gürel
Oturum Başkanı Ahmet Doğan, Gürel’in ardından söz alarak, savaşın deniz ve ekonomi boyutlarına dikkat çekti. Trump’ın abluka açıklamalarına ve karar alma süreçlerindeki tutarsızlıklara işaret eden Doğan, “Gece üç buçukta kalkıyor bir tweet atıyor, medeniyeti ortadan kaldırıyor. Sabah kalkıyor, müzakere edeceğiz diyor. Hatta Christiane Amanpour programında artık ABD Başkanı’nın akıl sağlığının idareciliğe uygun olmadığı konuşuluyor” ifadelerini kullanarak sözü Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk’a bıraktı.
“Amerika de facto Körfez dışına ulaştı”
Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, savaşın gidişatını analiz ettiği konuşmasında, haziran ayında yaşanan 12 günlük savaş dönemine atıfta bulundu. Bu sürecin son dört gününde İran’ın İsrail üzerinde ezici bir üstünlük sağladığını belirten Kutluk, “İsrail Amerika’ya yalvardı, Amerika da İran’a ricacı oldu. Aslında bu yaşananlar, bugünkü savaşın çıkmamasını gerektiren şartları ortaya koymuştu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, şahsi ikbalini savaşçı ve gerilimci bir ortamda koruyabiliyor. Dört tane yolsuzluk davası var ve mahkemeyi erteletebilmek için başkomutan vasfıyla gerilimi sürdürüyor” dedi.
Finans kapital dünyasının bölgedeki doğal kaynaklara el koyma iştahına da değinen Kutluk, İran’ın 2.40 trilyon dolarlık doğal kaynaklarının hedef alındığını belirtti. ABD’nin küresel itibarının büyük yara aldığını vurgulayan Kutluk, şu verileri paylaştı:
“İran, Birleşmiş Milletler rejiminin usullerine göre ABD ile müzakere ararken iki kez Amerikan-İsrail saldırısına maruz kaldı ve meşru müdafaa hakkını kullandı. Rejim değişikliği safsatasıyla başlatılan bu harekat hiçbir sonuç vermezken, İran’da yeni seçilen liderler gidenlerden daha az uzlaşmacı. Bir Amerikan kara harekatı intihar olacaktır. Büyük ölçüde askerlerin öldürüleceğini veya esir alınacağını tüm uzmanlar belirtiyor. Hava harekatında ise İran asimetrik bir teknoloji ile karşı koydu. 40 gün devam eden çatışma, ABD’nin öncülük ettiği 10 maddelik bir uzlaşmayla masaya taşındı. Ancak saldırıya uğrayan İran, ABD’nin 20-30 yıldır Basra Körfezi’ne yığdığı 17 askeri üssün 15’ini vurarak ABD’yi bölgede askeri hareket yapamaz hale getirdi. Amerika de facto Körfez dışına ulaştı. Hukuksal olarak da bir daha bu bölgeye geri gelemeyecektir.”
ABD’nin İsfahan’daki uranyum stoklarını ele geçirmek amacıyla düzenlediği özel kuvvet harekatının başarısızlıkla sonuçlandığını belirten Kutluk, “Ağır askeri araç kayıpları oluştu, 6-7 hava vasıtası kaybedildi ve sansürlense de 17 ile 30 arasında can kaybı yaşandığı tahmin ediliyor” bilgisini aktardı. Savaşın sivil bilançosuna da dikkat çeken Kutluk, ABD Hava Kuvvetleri’nin 13 bin saldırı gerçekleştirdiğini, 16 bin binanın isabet aldığını, İran tarafında 2 bin can kaybı ve 26 bin yaralı olduğunu; buna mukabil İsrail’de de 8 bine yakın yaralı bulunduğunu ve kritik askeri tesislerin füze yağmuru altında kaldığını kaydetti.
İran’ın hipersonik füzelerinin savaşın oyun değiştiricisi olduğunu ifade eden Kutluk, Hürmüz Boğazı’nın durumuna ilişkin olarak, “Hürmüz Boğazı dosta açık, düşmana kapalı ve tarafsızlara ücretli konumda İran tarafından işletiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde askeri güç kullanımını içeren karar tasarısı Rusya ve Çin tarafından veto edildi. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi müttefikler ABD’ye destek vermedi. İran’ın savaştaki kayıplarını artan petrol gelirleriyle telafi edebileceği görülüyor” değerlendirmesini yaptı. Kutluk ayrıca, MIT Profesörü Theodore Postol’un analizlerine atıf yaparak, konvansiyonel İran ile nükleer İsrail arasında bir dehşet dengesi kurulduğunu ve nükleer eşiğin aşılabileceği riskini vurguladı.

Deniz Kutluk
Oturum Başkanı Ahmet Doğan’ın bölge uzmanlığına vurgu yaparak söz verdiği Gazeteci/Yazar Alptekin Dursunoğlu ise İran’ın 1979 devriminden bu yana süregelen tarihsel direniş serüvenini anlattı.
“İsrail işgal ettiği bir Arap toprağından direnişle çekildi”
Dursunoğlu, 11 Şubat 1979 tarihinin bölge için büyük bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “İsraillilerin tabiriyle, İsrail dünyadaki en büyük konsolosluğunu kaybetti ve o bina Filistin direnişine verildi” dedi. Devrimin hemen ardından 22 Eylül 1980’de Saddam Hüseyin’in İran topraklarını işgal ettiğini hatırlatan Dursunoğlu, o dönemde İran ordusunun zayıf olduğunu ve rejimin düşme ihtimalinin yüksek görüldüğünü aktardı.
Saddam Hüseyin’in Batı ve Arap rejimlerinden sınırsız destek aldığını, buna karşın İran’ın ağır bir silah ambargosu altında kendi imkanlarıyla direndiğini belirten Dursunoğlu, “İran, bu süreci 8 senelik bir yıpratma savaşına yaydı. İsraillilerin tabiriyle bir Sisyfos metaforuna dönüşmüştü; İran mücadele ediyor, ancak Saddam sürekli yeni silahlarla donatılıyordu. Sonunda İran, 598 sayılı BM ateşkes kararını kabul etti” ifadelerini kullandı.
1990’lı yıllardan itibaren ABD’nin Körfez’de yeni bir düzen kurma, İran’ın ise buna karşı stratejik derinlik sağlayan bir direniş cephesi oluşturma çabasına girdiğini belirten Dursunoğlu, İsrail’in Arap dünyasında kabullenilmesi sürecine dikkat çekti. Dursunoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“1978’de Camp David, 1993’te Oslo Anlaşması ile İsrail’in bölgede meşruiyet kazanma süreci ilerledi. Buna karşı Hizbullah, İran ve Suriye’nin stratejik ilişkilerinin bir meyvesi olarak 1986’dan itibaren varlık göstermeye başladı. 2000 yılında ise İsrailliler Lübnan’ı terk etmek zorunda kaldı. İsrail işgal ettiği bir Arap toprağından direnişle çekildi. 2003 yılında ABD’nin Irak işgali, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi şekillendirme hedefi taşıyordu. Ancak General Kasım Süleymani’nin askeri ve diplomatik hamleleriyle ABD büyük bir fiyasko yaşadı. Amerika’nın kurmak istediği Şii-Irak model devleti kurulamadı; tam tersine 2005 yılından itibaren Arap rejimleri ABD’den ‘işgalci güçler’ olarak bahsetmeye başladı. Bunun üzerine Ürdün Kralı Hüseyin’in ağzından ‘Şii Hilali’ kavramı dolaşıma sokuldu.”
2011 Arap Baharı ile birlikte direnişin kalesi olarak görülen Suriye’nin hedef alındığını belirten Dursunoğlu, “8 Aralık 2024’te Suriye’nin düşmesinden sonra artık mutlak bir İsrail liderliğinde bölge düzeni kurulmak istendi. 7 Ekim süreciyle başlayan denklemde İsrail, Gazze’de soykırım yaptı, Lübnan’ı bitirdi. Geriye İran kaldı. Biz şu an bu sürecin finalini, tabiri caizse Armageddon’u yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Alptekin Dursunoğlu
Oturum Başkanı Ahmet Doğan’ın İsrail’in Türkiye’yi de hedef tahtasına koyduğuna dair uyarısının ardından panelin son konuşmacısı Prof. Dr. Hasan Ünal söz aldı.
“Çok kutupluluk durdurulamaz hale gelmekle kalmadı, inanılmaz bir derecede de hızlandı”
Prof. Dr. Hasan Ünal, savaşın dünya siyasi tarihindeki belirleyici rolüne değinerek, “Bu savaş, tarihi bir savaş olmanın ötesinde tarihi yapan bir savaştır. İleride tarihçiler, ABD’nin askeri zaaflarının ortaya çıktığı bu savaşa özel bir önem atfedecekler” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatının tek kutuplu dünya düzenine karşı bir itiraz başlattığını, ancak İran savaşının bu süreci nihai bir noktaya taşıdığını belirten Ünal, “Füze teknolojisinin, bilhassa hipersonik füzelerin yaygınlaşması savaş tarihini değiştirdi. ABD’nin devasa uçak gemilerinin ve savaş gruplarının insansız araçlar ve hipersonik füzeler karşısında etkisiz kaldığını ilk defa bu savaşta gördük. Amerikalılar bu insansız deniz araçlarına öfkeden dolayı ‘sivrisinek filoları’ diyorlar” dedi.
Bu gelişmelerin ardından hiçbir devletin ABD’ye güvenerek savaşa girmeyeceğini belirten Ünal, Tayvan örneğini vererek, “Çok kutupluluk durdurulamaz hale gelmekle kalmadı, inanılmaz bir derecede de hızlandı. Üstelik bu, Batılı olmayan bir çok kutupluluk sistemidir” ifadelerini kullandı.
ABD’nin Orta Doğu’daki gücünün zayıfladığını ve İsrail lobisinin dahi İsrail’e yönelik tepkilerden çekinerek tutum değiştirmeye başladığını kaydeden Ünal, “MAGA hareketinin içindeki önde gelen isimler, ‘Bu başkanı bu işe kim zorladı, kim şantaj yaptı?’ diye soruyor ve oklar İsrail lobisine dönüyor. Tucker Carlson gibi isimler İsrail aleyhine şiddetli yayınlar yapıyor” bilgisini aktardı.

Hasan Ünal
Türkiye’nin bu süreçte bölgesel bir ekonomik entegrasyon projesi başlatması gerektiğini vurgulayan Ünal, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye’nin inisiyatifiyle, Avrupa Birliği’nin ilk yıllarındaki gibi çok ciddi bir ekonomik entegrasyon, sanayileşme ve tarım yatırımları projesi hazırlanmalıdır. Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan buna öncülük etmelidir. Bölgede muazzam bir finansman, nitelikli iş gücü ve tüketici nüfus var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dengeli dış politikası başarılıdır; ancak savaşın başında İran’a insani ve tıbbi yardım gönderilmemesi bir eksiklikti, neyse ki birkaç gün önce bu adım atıldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın savaşın dördüncü günündeki istihbarat ve teknoloji odaklı açıklamaları ile Riyad’daki bildiriye imza atılması ise doğru adımlar değildi. Türkiye’nin, Körfez ülkelerini de kapsayacak biçimde savunma sanayii işbirliklerini de içeren, İran’a karşı değil, bütünleştirici bir bölgesel kalkınma ve güvenlik projesine odaklanmasının tam zamanıdır.”
Diplomasi
Almanya, Rusya ile Ukrayna diyaloğu için fırsat görüyor

Almanya hükümeti yetkilileri, Rusya ile Avrupa arasında Ukrayna çatışmasına ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için kademeli olarak bir diyalog penceresinin açıldığını belirtiyor. Reuters’a konuşan Berlin kaynakları sürecin haftalar değil aylar alacağını öngörüyor.
Almanya hükümetinden ismi açıklanmayan bir yetkili, Rusya ile Avrupa arasında Ukrayna çatışmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlaması için kademeli olarak bir diyalog penceresinin açıldığını gördüklerini belirtti.
Reuters haber ajansının aktardığına göre, Alman hükümet temsilcisi gazetecilere yaptığı açıklamada, bu müzakerelerin muhtemelen haftalar değil, aylar alacak bir mesele haline geleceğini ifade etti.
Hazırlık sürecinin karmaşık olacağını dile getiren yetkili, Avrupa’nın temel görevinin tüm taraflarca kabul edilecek ve tanınacak etkili bir diplomatik mekanizma oluşturmak olduğunu kaydetti.
Şu an için sürece kimin liderlik edeceği sorusunun açıkta kaldığını belirten kaynak, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa’dan oluşan üçlünün bu konuda önemli bir rol oynamaya devam etmesinin muhtemel olduğunu aktardı.
Kaynak ayrıca, Berlin’in Washington ile rekabet etmek yerine koordinasyon içinde hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdiğini belirtti.
Reuters, söz konusu kaynağın açıklamalar yaptığı brifing sırasında potansiyel arabulucular konusunun da ele alındığını yazdı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Aralık 2025’te yaptığı açıklamada, Moskova’nın daha önceki önerileri temelinde çatışmayı barışçıl yollarla sonlandırmaya hazır olduğunu ifade etmişti.
Bu öneriler arasında Ukrayna birliklerinin Donetsk Halk Cumhuriyeti, Lugansk Halk Cumhuriyeti, Herson ve Zaporojye bölgelerinin idari sınırlarından çekilmesi de yer alıyordu. Putin, çatışmanın ancak temel nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla barışçıl yollarla çözülebileceğini söylemişti.
Mayıs ayında Putin, Avrupa tarafında tercih edilen müzakerecinin eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder olduğunu ifade etmişti.
Alman hükümet kaynaklarına dayandırılan Der Spiegel, Süddeutsche Zeitung, ARD-aktuell ve Tagesspiegel haberlerine göre Berlin bu fikre şüpheyle yaklaştı.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ise Schröder’in müzakerelere katılımı olasılığını reddetti. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eski şansölyenin böyle bir durumda masanın her iki tarafında da oturmuş olacağını dile getirdi.
Rusya cephesinde ise Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna çatışmasına ilişkin müzakerelerin askıda kalmaya devam ettiğini bildirdi.
Peskov, buna karşın Moskova’nın Washington ile mevcut kanallar üzerinden temaslarını sürdürdüğünü ve tarafların düzenli olarak iletişim kurduğunu açıkladı.
Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de benzer bir duruma işaret ederek, belirli temasların korunduğunu gizlemeyeceğini ancak halihazırda doğrudan müzakerelerin yürütülmediğini ifade etmişti.
Diplomasi
“Beş Göz” istihbarat servislerinden Çin ve LinkedIn uyarısı

“Beş Göz” uluslararası istihbarat ittifakına üye teşkilatlar, Çinli casusların ABD ve müttefiklerine karşı taktiksel bir avantaj elde etmek amacıyla hükümet ve askeri personeli kendi saflarına çekmeye ve güvenlerini sarsmaya çalıştıkları konusunda uyarıda bulundu.
ABD, Avustralya, Birleşik Krallık, Kanada ve Yeni Zelanda istihbarat teşkilatları, nadir görülen bir ortak bildiride, Çin’in gizli bilgilere erişim sağlamak için LinkedIn ve Indeed gibi profesyonel ağ sitelerini ve iş platformlarını giderek daha fazla kullandığını ileri sürdü.
Bildiride, Beş Göz teşkilatlarının hassas bilgileri teslim eden kişilerin vakalarını ortaya çıkardığı ve bunun cezai kovuşturmalara yol açtığı belirtildi.
Çinli istihbarat görevlileri ve suç ortakları, danışman, insan kaynakları uzmanı veya düşünce kuruluşu personeli gibi davranarak, dış politika ve savunma analisti gibi pozisyonlar için çevrimiçi iş ilanları yayınlıyor.
Ortak açıklamada, Çinli casusların “nihai olarak Çin’e Beş Göz üzerinde stratejik ve taktiksel bir avantaj sağlayabilecek ayrıcalıklı askeri, siyasi ve ekonomik istihbarat elde etmeyi amaçladıkları” belirtildi.
Açıklamaya göre, Batılı istihbarat birimleri, hedef alınanlar arasında en üst düzey güvenlik iznine sahip kişiler ve Hint-Pasifik bölgesinde görevli olanlar da dahil olmak üzere askeri personelin bulunduğunu değerlendirdi.
Buna göre Çin devletinin hedefleme çabaları, akademisyenlere, gazetecilere ve serbest yazarlara da uzanıyor.
Beş Göz ajansları, Çin, savunma ve Hint-Pasifik ile ilgili hassas bilgilere dayalı raporların hazırlatılmasını da içeren, işe alım operasyonları için beş aşamalı bir plan belgeledi.
Çin’in rapor başına birkaç yüz ila birkaç bin dolar arasında ödeme yapmaya hazır olduğu belirtildi.
Açıklama, “Bazı veri türleri, cephedeki askeri veya diğer personelin hayatını tehlikeye atabilir, iktisadi refahımızı zayıflatabilir ve demokratik süreçlerimize müdahaleye olanak sağlayabilir” dedi ve gizli olmayan bilgilerin bile, istihbarat kurumlarının halihazırda elde ettiği diğer bilgilerle birleştirildiğinde Çin devleti için faydalı olabileceğini ekledi.
Bülten ayrıca, bilgi sızdıran kişilerin casusluk yasaları kapsamında cezai kovuşturmaya maruz kalabileceğini de belirtti.
Bu uyarı, geçen yıl Çinli ajanların LinkedIn’i kullanarak İngiliz milletvekillerini hedef aldığına dair önceki MI5 uyarısının ardından geldi.
Birleşik Krallık Güvenlik Bakanı Dan Jarvis yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın “Çin dahil çeşitli devletlerin düşmanca eylemleriyle mücadele etmeye devam edeceğini” söyledi.
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) de büyük şirketlere erişim sağlamak için sahte uzaktan çalışan BT çalışanları kullandığı ileri sürüldü.
Google’ın Tehdit İstihbarat Grubu tarafından kısmen ortaya çıkarılan bu ülkenin metodolojisinin, devlet hedeflerini yerine getirme ve kişisel mali kazanç elde etme gibi “çift motivasyonu” beslediği ve bu durumun onları özellikle tehlikeli kıldığı belirtildi.
Jarvis, yeni uyarıya rağmen Birleşik Krallık’ın Çin ile diplomatik ilişkilerini sürdüreceğini belirtti:
“Çin ile ilişkiler kurmanın ulusal çıkarlarımıza uygun olduğu konusunda netiz; en azından bu, MI5 ve ortaklarımız tarafından ortaya çıkarılan bu faaliyet gibi hoş görmeyeceğimiz davranışlara doğrudan karşı çıkmamızı sağlarken, Birleşik Krallık için açık faydalar sağlayan alanlarda işbirliği yapmamızı mümkün kılıyor.”
Diplomasi
AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.
Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.
Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.
Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.
Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.
Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.
Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.
Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.
Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.
Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.
Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:
“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”
Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı.
Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.
Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı.
Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.
Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.
Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı.
Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.
Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor












