Amerika
Yüksek Mahkeme’den Trump’a bir iyi, bir kötü haber

Pazartesi günü ABD’de Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump için hem olumlu hem de olumsuz kararlar aldı.
Yargıçlar, bağımsız kurum başkanlarının görevden alınabileceğine hükmederek başkanın yürütme yetkisi üzerindeki kontrolünü güçlendirirken, posta yoluyla oy kullanmayı kısıtlamayı amaçlayan Trump’ın siyasi gündeminin önemli bir ayağını reddettiler.
Mahkeme ayrıca Federal Rezerv üyesi Cook’un görevden alınabilmesi için ona adil yargılama hakkı tanınması gerektiğine hükmettiler ve bir hukuk davasında başkanın temyiz başvurusunu reddettiler.
Başkanlık yetkisinde büyük genişleme
6’ya 3 oyla alınan karar, Trump’ın Federal Ticaret Komisyonu (FTC) üyesi Rebecca Slaughter’ı görevden almasına izin vererek, başkanın görevden alma yetkisinde önemli bir genişlemeyi tetikledi.
Bu karar, belirli kurumlara Beyaz Saray’dan bir dereceye kadar bağımsızlık sağlayan 91 yıllık içtihat geleneğini bir kenara bırakarak, muhafazakâr hukukçuların uzun süredir peşinde olduğu hedefi gerçekleştiriyor.
Trump, bunu bir asırdır başkanlık yetkilerinde görülen “en büyük artış” olarak nitelendirdi.
Muhafazakâr çoğunluk, bu kararı başkanlığı olması gereken şekline geri döndürmek olarak değerlendirdi.
Başyargıç John Roberts, Trump’ın genişletilmiş görevden alma yetkisinin sistemin doğasında olduğunu söyledi:
“Yetki iyi kullanıldığında halk kime teşekkür edeceğini bilir; yetki kötü kullanıldığında ise kimi suçlayacağını ve kimi görevden alacağını bilir . İşte bu, hükümet sistemimizin temel dayanağıdır.”
Karar, başkanın FTC’nin ötesinde çok sayıda kurumdaki yetkilileri görevden almasına olanak tanıyor.
Yürütme kolu genelinde bir düzineden fazla başka kurum da benzer korumalardan yararlanıyor.
Bu kurumlar nükleer enerjiyi, uçak kazalarını, ürün geri çağırmalarını, kredi birliklerini ve daha fazlasını denetliyor.
Liberal yargıçlar, bu kararın Trump’a “İngiliz Krallığı’nın bile bilmediği” bir yetki verdiğini savunuyorlar.
Yargıç Sonia Sotomayor, “Bugün Mahkeme, çoğunluğun tekelci ve mutlak yürütme kontrolü teorisine uydurmak için hükümetin yapısını çarpıtan bir rejim lehine bu demokratik rejimi bir kenara atıyor. Sonuç, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir yetkiyle ortaya çıkan bir başkan,” diye yazdı.
Yargıç Neil Gorsuch’un ifadesine göre ise Kongre bunu düzeltebilir:
“Yeni düzenleyici suçlar tanımlama yetkisi hâlâ var ama artık kalem nihai olarak başkanın elinde. Anlaşmazlıkları kurum [house] içinde yargılama yeteneği devam ediyor fakat artık o saray [house] artık beyaz.”
Bunun başkanlık gücünü yoğunlaştırdığını kabul eden Gorsuch, çözümün, yasama organının kurumların Amerikan yaşamını düzenleme konusundaki kapsamlı yetkilerini kaldırarak onları daha az güçlü hale getirmesi olduğunu söyledi.
Roberts, 1 gün içinde hem Trump lehine hem de aleyhine karar verdi
Roberts, muhafazakar yargıç arkadaşlarını, başkanın belirli bağımsız kurum başkanlarını sebepsiz yere görevden alma yetkisine yeşil ışık yakmaya yönlendirirken, mahkeme henüz aynı yetkiyi başkanın Federal Rezerv’e ilişkin olarak genişletmedi.
Yine başyargıç tarafından kaleme alınan 5’e 4’lük bir kararda, çoğunluk, Trump’ın Federal Rezerv yönetim kurulu üyesi Lisa Cook’u ipotek dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle görevden almaya çalışmadan önce ona yeterli hukuki süreç sağlamadığını tespit etti.
Roberts, bu adımı göz ardı etmenin, başkanın bir Federal Rezerv yönetim kurulu üyesini “herhangi bir zamanda, herhangi bir nedenle, önceden herhangi bir bildirimde bulunmaksızın ve sonrasında herhangi bir yargı denetimi olmaksızın” görevden almasına olanak tanıyacağını savundu.
Bu karar, Roberts’ın merkezinde yer aldığı, Trump’ın yetkileriyle ilgili çelişkili bir günün yaşanmasına neden oldu.
Roberts, mahkemeyi siyasi çekişmelerin dışında tutmaya çalışmasıyla tanınıyor.
Fakat mahkemeye yönelik kamuoyu desteği rekor düzeyde düşük seviyelere gerilerken, Trump’ın gündemi yargıçları yoğun bir şekilde meşgul etmeye devam etti.
Roberts, Fed davasında Trump aleyhine karar verirken, kararın dar kapsamlı olduğunu özellikle vurguladı.
Kararın, Cook’un görevden alınıp alınamayacağına dair nihai soruyu çözmediğini vurguladı.
Bu karar, Trump’ın hâlâ kendinden emin görünmesine neden oldu. Kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra Cook’un görevden alınması için baskı yapan Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, kararın yalnızca “tamamen usule dayalı” olduğunu özellikle belirtti.
Trump, posta yoluyla gönderilen oy pusulalarında da yenilgiye uğradı
Trump’a vurulan bir diğer büyük darbe, seçim gününden sonraki beş gün içinde ulaşan posta yoluyla gönderilen oy pusulalarının sayılmasına izin veren Mississippi yasasını onayan Yüksek Mahkeme’nin 5’e 4’lük kararı oldu.
Yargıç Amy Coney Barrett, çoğunluk adına yazdığı kararda Mississippi yasasının federal seçim yasasıyla çelişmediğini belirterek, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin Seçim Günü sonrası oy sayım uygulamasını durdurma girişimini boşa çıkardı.
Barrett, ABD’nin kurucu babalarının yazdığı Federalist Makaleler’den alıntı yaparak şunları söyledi:
“Anayasa’yı hazırlayanlar, ‘ülkenin durumundaki her olası değişikliğe uygulanabilir’ seçim yasaları hazırlamanın zorluğunun farkındaydı. Bu nedenle, seçim yasasını anayasal hale getirmek yerine, ‘seçimler üzerinde takdir yetkisi’nin ‘bir yere’ verilmesi gerektiğine karar verdiler. Şunu söylemek yeterlidir ki, bu yetki bu mahkemeye verilmemiştir.”
Yargıç Samuel Alito, mahkemenin diğer üç muhafazakâr yargıcıyla birlikte muhalefet görüşünü yönetti.
Alito, “Günümüzde, tüm oylamalar Seçim Günü’nde şahsen gerçekleşmiyor. Hem posta yoluyla oylama hem de erken oylama yaygınlaşmıştır ve davalılar bu modern uygulamaların yasallığını tartışmamaktadır. Ben de tartışmıyorum. Fakat bu uygulamaların kabul edilmesi, federal yasa uyarınca seçmenlerin toplu tercihinin hâlâ Seçim Günü’nde yetkili bir şekilde ifade edilmesi gerektiği gerçeğini değiştiremez,” diye yazdı.
Trump, yenilgiye tepki olarak bir kez daha baskı yaparak “Amerikalı Seçmen Uygunluk Koruma Yasası”nın Kongre’den geçmesini sağlamaya çalıştı.
Birkaç saat sonra, tasarının kabul edilme ihtimalinin düşük olduğunu kabul etti: “Çünkü dört, belki de beş Cumhuriyetçi senatörümüz var ve bunlar tasarıya kesinlikle oy vermeyecek. Bu çılgınlık.”
Trump’ın atadığı yargıçlar belirleyici oylar verdi
Trump tarafından atanan muhafazakar yargıçlardan ikisi, ayrı davalarda ona karşı belirleyici oylar kullandı; bu kararlar, Yargıçlar Brett Kavanaugh ve Barrett’ı Trump’ın eleştirilerine açık hale getirebilir.
Trump, ikinci döneminde hoşuna gitmeyen Yüksek Mahkeme kararlarına yönelik memnuniyetsizliğini ifade etmekten çekinmedi; özellikle de bu kararlara, kendisinin mahkemeye atadığı yargıçların da dahil olması durumunda.
En kıdemsiz muhafazakar yargıç olan Barrett, posta yoluyla oy kullanma konusundaki görüşü kaleme aldı. Barrett ve Roberts, üç liberal yargıçla birleşerek çoğunluğu oluştururken, mahkemenin diğer dört muhafazakâr yargıcı muhalefet şerhi koydu.
Karar, Başkan’ın destekleyici kanıt olmamasına rağmen yaygın sahtekarlığa katkıda bulunduğunu defalarca iddia ettiği bu oy kullanma uygulamasına karşı Trump yönetiminin baskı kurma çabalarına bir darbe niteliğinde.
Bu arada Kavanaugh, Fed davasında Trump’a karşı çıkan 5-4’lük çoğunluğa katıldı. Kavanaugh, Roberts ve üç liberal yargıçla birlikte oy kullandı.
Kısa bir mutabakat görüşünde, merkez bankasının benzersiz konumuna özellikle dikkat çekti ve mahkemeyi, bankanın bağımsızlığını resmen korumaya çağırdı.
Kavanaugh, “Federal Rezerv’in statüsüyle ilgili geçici bir belirsizlik bile, başkanın birden fazla yönetim kurulu üyesini istediği zaman derhal görevden alıp alamayacağına dair kafa karışıklığı da dahil olmak üzere siyasi kargaşaya yol açabilir; ayrıca ABD ve dünya ekonomilerinde de çalkantıya neden olabilir. Ben o yola girmezdim,” diye yazdı.
Amerika
Trump yönetimine 25 eyaletten Medicaid davası

ABD’de 25 eyalet ve Columbia Bölgesi, Trump yönetiminin dar gelirli kesimlere sağlık sigortası sağlayan Medicaid programındaki çalışma muafiyetlerine getirdiği yeni kısıtlamalara karşı dava açtı. Massachusetts’teki federal bölge mahkemesinde açılan davada, hükümetin “tıbben kırılgan” statüsündeki en savunmasız bireyleri koruyan yasal güvenceleri ihlal ettiği belirtiliyor.
ABD’de 25 eyalet ve Columbia Bölgesi’nden oluşan koalisyon, Trump yönetiminin dar gelirli kesimlere yönelik sağlık sigortası programı Medicaid kapsamında, tıbben kırılgan durumdaki kişilere sağlanan çalışma zorunluluğu muafiyetlerini kısıtlayan yeni düzenlemesine karşı ortak dava açtı.
Massachusetts’teki federal bölge mahkemesinde pazartesi günü açılan davanın dilekçesinde, Federal Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezinin (CMS), yeni çalışma gerekliliklerinden kimlerin muaf tutulacağına ilişkin yayımladığı geçici nihai kural ile Kongre tarafından belirlenen yasal korumaları ihlal ettiği belirtildi.
Eyaletlerin ortak dava dilekçesinde, Trump yönetiminin kabul ettiği bu yeni kural ile “Medicaid programının en savunmasız üyelerinden bazıları için Kongre tarafından yasal olarak güvence altına alınan çalışma muafiyeti sınırlarını çarpıcı biçimde daralttığı” ifade edildi.
Eyaletler, söz konusu düzenlemenin halihazırda çalışan veya muafiyet hakkı bulunan çok sayıda kişinin sağlık sigortasını kaybetmesine ya da bu hizmetten mahrum kalmasına yol açacağını savunuyor.
Dava dilekçesinde yeni kurala ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Bu düzenleme, tıbbi açıdan kırılgan durumları nedeniyle muaf tutulması gereken kişileri sınırlandıran yeni kurallar getirmekte; sağlık hizmetine ihtiyaç duyan bu hassas durumdaki bireyleri, hayati önem taşıyan sağlık güvencelerini elde etmek ve korumak için gereksiz bürokratik engelleri aşmaya zorlamaktadır.”
Bu ayın başlarında yayımlanan kural, “One Big Beautiful Bill Act” adlı yasa ile hayata geçirilen çalışma kurallarının 42 eyalet ve Columbia Bölgesi’nde nasıl uygulanacağına dair bir kılavuz niteliği taşıyor.
Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve hükümet yetkilileri, bu politikayı Medicaid programındaki israf, dolandırıcılık ve suistimallerle mücadelenin bir yöntemi olarak nitelendiriyor.
Ocak ayında yürürlüğe girmesi planlanan yeni kurallara göre, genişletilmiş Medicaid programı kapsamında yer alan hak sahiplerinin sigorta haklarını koruyabilmeleri için ayda en az 80 saat çalışması, gönüllü faaliyetlerde bulunması, yarı zamanlı da olsa bir eğitim kurumuna devam etmesi veya mesleki eğitim programlarına katılması gerekiyor.
Yasa metninde, belirli hassas gruplar için çeşitli istisnalar tanımlanmış ve “tıbben kırılgan” durumdaki kişiler bu zorunluluktan muaf tutulmuştu.
Ancak ilgili yasada bu ifadenin net bir tanımına yer verilmemişti.
Hükümetin yürürlüğe koyduğu yeni kurallar ise tıbbi kırılganlık tanımını dolaylı olarak kişinin çalışma kapasitesine bağlıyor.
Yeni düzenlemeye göre bir kişinin muafiyet hakkı kazanabilmesi için mevcut sağlık durumunun çalışmasına kesin olarak engel teşkil ettiğini kanıtlaması gerekiyor.
Eyalet yönetimleri, düzenleme yayımlanmadan önce aylarca CMS ile uygulama planları üzerinde görüştüklerini ancak yasa metninde yer almayan bu son derece katı tanım karşısında hazırlıksız yakalandıklarını belirtiyor.
Eyalet yetkilileri, yasal olarak korunması gereken kişilerin, muafiyet durumlarını kanıtlamak için önlerine konulan bürokratik engelleri aşamamaları sebebiyle sağlık güvencelerini kaybedebileceğini vurguluyor.
Dilekçede kurumun karar alma mekanizmasına yönelik şu ifadelere yer verildi:
“Bu değişiklikler, kurumun karar alma sürecinde göz önünde bulundurması gereken ya da halihazırda önünde bulunan somut kanıtları açıkça göz ardı etmektedir. Makul alternatifler veya olası büyük olumsuz sonuçlar yeterince değerlendirilmediği gibi davacı eyaletlerden tam olarak ne talep edildiği de netleştirilmemiştir.”
Davacı eyaletler, Kongrenin yasayı kaleme alırken kapsamı bilinçli olarak geniş tuttuğuna dikkat çekiyor.
Yasanın geniş tutulan muafiyet alanlarının haklı gerekçelere dayandığı belirtilen dava dilekçesinde, “Engelli bireyler, kanser tedavisi gören hastalar ya da ciddi ve karmaşık sağlık sorunlarıyla mücadele eden kişilerin, sağlıklarını korumalarına yardımcı olan bu hayati bakımı kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılmaması gerekir” ifadesi kullanıldı.
Amerika
ABD’de çocukların dijital güvenliğini hedefleyen paket onaylandı

ABD Temsilciler Meclisi, çocukların dijital güvenliğini artırmayı amaçlayan ve uzun süredir üzerinde tartışılan kapsamlı yasa paketini onaylayarak Senato’ya gönderdi. Çocukların Çevrimiçi Güvenliği Yasası (KOSA) hükümlerini de içeren paket, Temsilciler Meclisi’nden ilk kez geçerken, Senato’da yapılacak müzakerelerde değişiklikler nedeniyle zorlu bir sürecin yaşanması bekleniyor.
ABD Temsilciler Meclisi, çocukların çevrimiçi güvenliğini sağlamaya yönelik kapsamlı yasa paketini pazartesi gecesi onayladı.
Bu oylamayla birlikte, dönüm noktası niteliğindeki Çocukların Çevrimiçi Güvenliği Yasası’nın (KOSA) bir versiyonu ilk kez kongrenin alt kanadından geçmiş oldu.
Kısa adı KIDS olan Çocukların İnternet ve Dijital Güvenliği Yasası, Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada 117 hayır oyuna karşı 267 evet oyuyla kabul edilirken, 47 üye oylamaya katılmadı.
Dijital güvenlik odaklı 14 farklı yasa tasarısının belirli bölümlerinden derlenen paket, pazartesi günü kuralların askıya alınması olarak bilinen ve kabulü için üçte iki çoğunluk desteği gerektiren hızlı bir süreç kapsamında genel kurula getirildi.
Temsilciler Meclisi’nde yapılan değişiklikler ve diğer bazı hükümler nedeniyle Senato’da zorlu bir süreçle karşı karşıya kalması beklenen paket; yaş doğrulama, yapay zeka destekli sohbet robotları (chatbot), veri koruması ve sosyal medyada uyuşturucu satışına dair farkındalığı artırmaya yönelik düzenlemeleri içeriyor.
Paketin kabulü, Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Brett Guthrie’nin, aylar önce iki parti arasında tıkanan müzakerelerin ardından komisyonun kıdemli Demokrat üyesi Frank Pallone’un pakete yeni destek sağladığını duyurmasından bir hafta sonra gerçekleşti.
İki partinin uzlaşmasıyla hazırlanan taslak, KOSA’nın platformlara reşit olmayanlara yönelik zararları önlemek adına “makul özeni gösterme” yasal yükümlülüğü getiren “özen gösterme sorumluluğu” hükmünü dışarıda bıraktı.
Söz konusu zararlar arasında yeme bozuklukları, intihar, madde bağımlılığı bozuklukları ve cinsel istismar yer alıyordu.
Teknoloji alanındaki denetçi kuruluşlar ve ebeveyn savunucu grupları ile KOSA’nın Senato’daki ortak yazarları Demokrat Richard Blumenthal ve Cumhuriyetçi Marsha Blackburn, özen gösterme yükümlülüğünün yasanın en kritik parçası olduğunu vurguluyor.
Senatör Blumenthal, geçen hafta yaptığı açıklamada, Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen KOSA versiyonunun “Senato’da ölü doğduğunu” ifade etti.
Buna karşılık, Senato Ticaret, Bilim ve Ulaşım Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Ted Cruz, alt kanatla müzakerelere açık olduğunu belirtti.
Bu gelişme, Temsilciler Meclisi ile Senato arasında KOSA veya özen gösterme yükümlülüğü konusundaki ilk görüş ayrılığı değil.
Milletvekilleri KOSA’yı dört yıl içinde dört kez gündeme getirdi. Tasarı 2024 yılında Senato’dan kolaylıkla geçmiş olsa da, Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçilerin sansür ve ifade özgürlüğüne yönelik çekinceleri nedeniyle genel kurula sunulamamıştı.
Yeni paket ayrıca sosyal medyanın bağımlılık yapıcı özelliklerini sınırlandırmayı, ebeveynlere çocuklarının internet deneyimlerini denetleme araçları sunmayı, yapay zeka sohbet robotları için yeni koruyucu mekanizmalar oluşturmayı, sosyal medyadaki doğrudan mesajlaşmayı düzenlemeyi ve yetişkin içerikli web siteleri için yaş doğrulamayı zorunlu kılmayı hedefleyen hükümler barındırıyor.
Düzenleme, veri simsarlarının çocukların verilerini işlemesine yönelik yeni yükümlülükler getirmenin yanı sıra, yürürlükteki Çocukların Çevrimiçi Gizliliğini Koruma Yasası’nı güncelleyerek gizlilik korumalarını genişletiyor.
Pazartesi günü Temsilciler Meclisi genel kurulunda konuşan Brett Guthrie, komisyonun “uygulanabilir bir uzlaşmaya varmak adına yoğun çaba sarf ettiğini” belirtti.
Guthrie, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Hiçbir yasa tasarısı ailelerin internette karşılaştığı her zorluğu tek başına çözemez ancak bu yasal düzenleme, anlamlı koruma mekanizmaları oluşturma yolunda uzun süredir beklenen önemli bir adımı temsil ediyor. Çocuklarımızı internette daha iyi koruma ve kötü niyetli aktörlerden hesap sorma çabalarımızda bu bir varış noktası değil, önemli bir dönüm noktasıdır.”
Kongrenin üst kanadı Senato’da ise Blackburn, KOSA’nın Senato versiyonunu da içerebilecek bir anlaşma üzerinde Beyaz Saray ile ayrı müzakereler yürütüyor.
Görüşmelere vakıf iki kaynağın aktardığına göre Beyaz Saray, bu ayın başlarında bazı teknoloji ve politika kuruluşlarına, paketin Temsilciler Meclisi’nin Uygulama Mağazası Sorumluluk Yasası versiyonunu ve bazı eyalet yasalarının geçersiz kılınmasına dair hükümleri de içerebileceğini bildirdi.
Müzakerelere yakın bir başka kaynak ise sanatçıları yapay zeka taklitlerinden korumayı amaçlayan ve Blackburn tarafından sunulan NO FAKES Yasası’nın da bu pakete dahil edilmesinin beklendiğini ifade etti.
Amerika
Gallup: Amerikalıların ‘ulusal gururu’ tarihi dipte

Kamuoyu araştırma şirketi Gallup’un yayımladığı yeni anket, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü öncesinde Amerikalıların ulusal gurur seviyesinin son 25 yılın en düşük oranına gerilediğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, kendisini “son derece gururlu” olarak tanımlayan ABD’li yetişkinlerin oranı yüzde 33 seviyesinde kaldı.
Kamuoyu araştırma şirketi Gallup tarafından gerçekleştirilen yeni anket çalışması, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümünün kutlanacağı tarihi dönemeçten hemen önce, ülkede ulusal gurur hissinin son 25 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koydu.
Araştırma verilerine göre, ABD genelindeki yetişkinlerin yalnızca yüzde 33’ü Amerikalı olmaktan “son derece gurur duyduğunu” ifade ederken, yüzde 20’si ise “çok gururlu” olduğunu belirtti.
Katılımcıların yüzde 22’si kendisini “orta derecede gururlu”, yüzde 15’i “yalnızca biraz gururlu” ve yüzde 9’u “hiç gururlu değil” şeklinde tanımladı.
Gallup’un ABD genelindeki yetişkin nüfusun ulusal gurur düzeyini ilk kez ölçmeye başladığı 2001 yılında, Amerikalı olmaktan “son derece gururlu” olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 55 seviyesinde yer alıyordu.
Geçen yıl yapılan araştırmada ise bu oran yüzde 41 olarak kayıtlara geçmişti.
Araştırma, ulusal gurur algısının siyasi parti destekçileri arasında keskin biçimde bölündüğünü gösteriyor.
Gallup verileri, Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 70’inin Amerikalı olmaktan “son derece gurur duyduğunu” ortaya koyarken, bu oran bağımsız seçmenlerde yüzde 28, Demokrat seçmenlerde ise yüzde 14 seviyesine kadar geriliyor.
Cinsiyetler arası dağılımda da benzer bir farklılık göze çarpıyor.
Erkeklerin genel olarak kadınlara kıyasla ülkeleriyle daha fazla gurur duyduğu gözlenirken, erkek katılımcıların yüzde 42’si “son derece gururlu” olduğunu belirtiyor. Kadın katılımcılarda ise bu oran yüzde 26’da kalıyor.
Ülke genelinde 250. yıl dönümü kutlamalarına yönelik hazırlıklar devam ederken, federal başkent Washington DC, turistlerin 50 eyaletin tamamına ait kültürel unsurları deneyimlemesine ve tarihi alanlara özel erişim sağlamasına olanak tanıyan yoğun bir etkinlik programına ev sahipliği yapıyor.
Bu kapsamda, Donald Trump yönetimi ve Freedom 250 adlı organizasyon ortaklığında, eyaletlerin 1776 yılına kadar uzanan gelenek ve göreneklerini ön plana çıkaran “Büyük Amerikan Eyalet Panayırı” (The Great American State Fair) düzenleniyor.
Gallup’un Amerikan gururuna ilişkin kamuoyu araştırması, 1-15 Haziran tarihleri arasında, hata payı artı eksi 4 yüzdelik puan olan 1001 ABD’li yetişkinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa6 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Asya2 hafta önceÇin yeni beyaz kitap yayımladı: ‘Daha adil ve hakkaniyetli küresel yönetişim’











