Avrupa
AfD ve Almanya: Avrupa İhracatçılar Federasyonu mu?

Anketlerde ikinci sırada görünen ve federal düzeyde yüzde 20’yi geçen Almanya için Alternatif’in (AfD) 2017 federal seçim programında, Alman ekonomisinin en önemli unsurlarından biri olarak görülen Mittelstand, yani bizdeki ‘KOBİ’ler için ‘nitelikli işgücü’ ve ‘bürokrasi ile mücadele’ vaat ediliyordu.
Bürokrasi ile mücadele, hantal devlet… Soğuk Savaş sonrası Avrupa’da, anti-komünizmi ile maruf Yeni Sağ’ın en önemli siyaset kaynaklarından biri, Soğuk Savaş’ta egemen sınıflar bloğunun içinde yer alırken, yüksek faiz-ortak pazar-tek para birimi uygulaması ile birlikte marjlara itilen kimi küçük ve orta ölçekli sermaye grupları oldu. Bu siyaset seti, örneğin İtalya’nın kuzeyinde Avusturya-İsviçre sınırına yakın, ihracata bağımlı sermaye gruplarının Lega gibi partiyi can-ı gönülden desteklemesine neden oluyordu. Devletin küçülmesi talebi ve bürokratik hantallığa yönelik salvolar, Soğuk Savaş’taki refah devleti modeline düşmanlık, düşük faiz politikalarına yönelik güçlü istek, kurumlar vergisinin düşürülmesi gibi bazen dile getirilen, bazen getirilmeyen arzular, özellikle Avro Bölgesi krizinden sonra yeniden güçlendi.
Mittelstand nedir?
Almanca Mittelstand’ın ‘küçük ve orta büyüklükteki işletme (KOBİ)’ olarak Türkçeleştirilmesi ne kadar doğru?
Almancada KOBİ’lere ‘kleine und mittlere Unternehmen’ deniyor. Bu, hususi bir istatistik kaleme dahil ediliyor; belirli bir gelir ve belirli işçi sayısı.
Öte yandan, Mittelstand hem KOBİ’lere, hem de bir ‘ethos’a işaret ediyor. ‘Alman ekonomik mucizesi’nin kaynağı, bir görüşe göre ‘aile işletmesi’ gibi davranan bu şirketlerdi.
1992 yılında Harvard Business Review’da yayımlanan bir değerlendirme, Mittelstand’ın Alman ekonomisine katkısını göz kamaştırıcı bir şekilde aktarıyordu: Bu şirketler ‘küçük boyutlarına ve düşük profillerine’ rağmen ihracat konusunda yetenekli ve pazarlarına hakimdir; hiçbiri bir Bayer, Mercedes-Benz veya Siemens değildir ama dünya pazar payı bir şirketin uluslararası gücünün en önemli kriteri olarak kabul edilirse, ‘birçok Mittelstand şirketi gerçek birer süper yıldızdır.’ Bu şirketlerin dünya pazar payları 1992 yılında %70 ila %90 arasında değişiyordu ve bir araya geldiklerinde Almanya’nın ‘hatırı sayılır ticaret fazlasının’ büyük bir kısmını oluşturuyorlardı. Almanya 1986, 1987, 1988 ve 1990 yıllarında dünyanın en büyük ihracatçısı olmuştu.
Aynı şirketler, 2020 yılında Almanya’daki istihdamın %57,6’sını ve ulusal gelirin %34,4’ünü oluşturdu. Bu firmalar 2018 yılında Almanya’daki şirketlerin %99,5’i demekti. Alman KOBİ’lerinin ihracat cirosu 2020 yılında yaklaşık 207,4 milyar avro olarak gerçekleşti ve toplam Alman ihracat cirosunun %16,8’ini oluşturdu.
Bu şirketlerin dünyadaki pazar payları söz konusu olduğunda açık ara hâlâ önde oldukları görülüyor. Örneğin Poeschl Tabak GmbH, enfiye alanında dünya pazarının %50’sine sahip; Flexi ise geri çekilebilir köpek ipi pazarının %70’ine sahip. Herrenknecht tünel delgi makinelerinde, Scio Automation ise otomasyon ve robotik uzmanlığında, Wafios ise tel, boru veya zincirleri istenilen şekillerde büken makinelerin üretilmesinde dünya markaları arasında. Bunlar önemsiz gibi görülebilir ama yaygın kullanım alanları olduğu akılda tutulmalıdır ve özellikle Çin ile rekabet/bağımlılık ilişkilerinin ve Rusya’nın Avrupa’dan kopuşunun bu şirketlerin en önemli sorunlarından olduğunun altı çizilmelidir. Bloomberg’in aktardığına göre, 2015’ten 2020’ye kadar Almanya’nın bu ‘gizli şampiyonlarının’ sayısı beşte bir oranında arttı ve bunların çoğu ortalama 70 yıldır varlığını sürdüren aile şirketleri.
AfD ve refah devleti
AfD’nin bazı başka Avrupalı sağcı partilerin aksine, refah devleti yanlısı bir pozisyona asla bulaşmadığını vurgulamak gerekiyor. AfD’nin ‘popülizmi’, hiçbir zaman en aşağıdaki seçmenleri cezbetmek için refah yanlısı veya zenginliğin yeniden dağıtılması gibi politikalar ya da söylemler benimsemedi.
Üstelik Intereconomics tarafından yapılan bir araştırmaya inanacak olursak, ‘daha az varlıklı’ AfD destekçileri bile, ‘daha varlıklı’ AfD destekçisi olmayanlara kıyasla yeniden bölüşüme daha soğuk bakıyor. Bunun, tekelleşme eğiliminin kuvvetlendiği bir dönemde, Mittelstand’ın ‘muhafazakârlığını’ yansıttığı söylenebilir; zira ‘yeniden bölüşüm’, Mittelstand için zarar anlamına gelebilir.
AfD ve KOBİ’ler
AfD parlamento grubu, geçen Şubat ayında Federal Meclis’te görüşülen bir önergede, Mittelstand üzerindeki yükün hafifletilmesini ve ekonomi ve regülasyon politikalarının buna göre önceliklendirilmesini talep etti. Önergenin ruhu, KOBİ’lerin önündeki ‘bürokratik engeller’in kaldırılmasıydı.
Bundestag’daki AfD parlamento grubunun ekonomi politikaları sözcüsü Leif-Erik Holm, yakın zamanda yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: “KOBİ sektöründeki hava son derece kötü. Bu hiç de şaşırtıcı değil, çünkü trafik ışıklarının [SPD-FDP-Yeşiller koalisyon hükümeti] tamamen başarısız ekonomi politikası nedeniyle yerli şirketler için çerçeve koşulları giderek zorlaşıyor. Yüksek vergi ve katkı payı yükü, aşırı bürokrasi, planlama güvenliğinin olmaması, harap bir altyapı ve aşırı yüksek enerji maliyetleri girişimcilik ruhunu boğuyor. Her dört işletmeden biri şimdiden vazgeçmeyi ya da taşınmayı düşünüyorsa, bu dramatik bir alarm sinyalidir.”
Peki Holm ne öneriyor? AfD’li siyasetçi devam ediyor: “Şu anda ihtiyacımız olan şey küçük ve orta ölçekli işletmeler için bir uyum programı: daha düşük vergi ve harçlar, nihayetinde daha az bürokrasi ve işletmeler için daha fazla özgürlük. Habeck’in ısı pompaları gibi maliyetli ideolojik projeler yerine altyapı ve dijitalleşme yatırımları. Ve hepsinden önemlisi, uzun zamandır başarısız olan bir enerji geçişi için en yüksek fiyatlarda çırpınan elektrik ve milyarlarca batık sübvansiyon yerine uygun fiyatlı ve güvenilir enerjiye ihtiyaç var.”
En net açıklama ise AfD Eş Başkanı Tino Chrupalla’dan geldi. CDU’lu Saksonya Başbakanı Michael Kretschmer’in Chemnitz’de düzenlenen bir toplantıda büyük şirketlerin yararına verilen federal fonları övmesi üzerine, AfD lideri Almanya’yı Mittelstand’ın şekillendirdiğini öne sürerek, “Onlar için sağlam yapılar oluşturmalıyız ki tüm nüfus için refah üretmeye devam etsinler. Gelecek yıl doğuda hükümet olduğumuzda, küçük ve orta ölçekli işletmelerin çıkarlarını temsil edeceğiz,” dedi.
‘Alman Mittelstand’ının haykırışı’
‘KOBİ öfkesi’nin AfD’nin ötesinde yankı bulduğu da görülüyor. Haziran ayında 13.000 kişi Erding’de federal hükümetin ısıtma yasasına karşı gösteri yaptı.
CDU lideri Friedrich Merz’e göre bu, ‘Alman Mittelstand’ının bir haykırışı’ idi. Yine Merz’e göre göstericiler ‘karşıt görüşlüler, sağcılar, AfD’liler ve benzerleri’ denilerek bir köşeye itilmemeliydi. Mitingde CSU lideri Markus Söder ile Özgür Seçmenler (Freie Wähler) lideri Hubert Aiwanger’in de konuşma yapması Bavyera’daki Yeşiller ve SPD’nin bu isimlerin istifasını istemesine neden olmuştu.
İlginç noktalardan biri, özellikle Hür Demokratların (FDP) KOBİ’lere ‘yeşil dönüşüm’den kazanç vaadinin başını çekmesi. Örneğin FDP’nin iklim sözcüsü Olaf in der Breek, “Esnaf, zamanımızın iklim koruyucularıdır,” diyerek büyük tartışmalara neden olan ısı pompaları meselesinde, hanelere bu cihazların tedarikinde Mittelstand’ın büyük rolü olacağını öne sürdü.
CDU/CSU’nun da Mittelstand meselesini daha fazla ciddiye aldığı görülüyor. Düşük ve normal gelirliler için fazla mesaiye vergi muafiyeti hazırlığı yapan CDU/CSU, vergi ve prim indirimleri aracılığıyla KOBİ’lere yönelik bir ‘yardım seferberliği’ başlatmayı umuyor.
Almanya-Avusturya-Macaristan ekseni?
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, hükümetinin Rusya ile savaşa karşı çıkışını, Maar ekonomisinin ihracat yönelimli ve bu nedenle ‘doğu köprüsü’nden vazgeçemeyecek olmalarına bağlıyordu.
AfD Eş Başkanı Chrupalla bu ay içinde EURACTIV’e verdiği demeçte, “Ulus devletlerin potansiyelini kullanabilmek ve doğuya giden köprüyü yeniden inşa edebilmek için Avrupa’nın yeniden yapılandırılmasını talep ediyoruz,” diyerek bu siyasetin Macaristan’dan ibaret olmadığını teyit ediyordu. AfD’nin AB yerine ‘yeni bir Avrupa ekonomik ve çıkar temelli topluluğu, bir Avrupa ulusları ligini’ önermesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Bu kapsamda, AfD liderinin Avusturya ve Macaristan’da ‘müttefiklerinin’ (FPÖ ile Fidesz) olduğunu söylemesi, ‘Küresel eğilimin lehimize olduğunu’ söylemesi ve açıkça “Macaristan ve Avusturya ile Orta Avrupa işbirliği Almanya için merkezi bir önem taşıyor,” demesi ortada bir ‘ihracatçılar birliği’ hedefi olduğuna işaret ediyor.
Bu iddianın, okyanusun öte yakasındaki ‘yeni merkantilizm’ eğilimleri ile de uyumlu olduğuna işaret etmemiz gerekiyor. Yıllar önce İngiliz tarihçi Edward Hallett Carr, Alman burjuvazisi içinde her zaman ‘doğucu’ bir hizbin olduğunu hatırlatmıştı. AfD’nin bu haftasonu gerçekleşecek kongresinin bu eğilimi kuvvetlendirmesini beklemek doğru olur. AfD kongresinin yankıları ve partinin dış siyasetinin nasıl şekilleneceği bir sonraki yazının konusu.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek












