Ortadoğu
Aruri suikastı sonrası İsrail, Hizbullah’tan misilleme bekliyor

İsrail, Beyrut’un güney banliyölerinden Hizbullah’ın kalesi Dahiye’de düzenlediği insansız hava aracı saldırısında üst düzey Hamas yetkilisi Salih el-Aruri’yi öldürdü. İsrail hükümeti şimdi Hizbullah’tan gelecek misillemeye hazırlanıyor.
Lübnan devlet haber ajansının bildirdiğine göre insansız hava aracı Hamas’ın bir ofisini vurdu ve altı kişi öldü. Hizbullah sözcüsü, The Washington Post’a yaptığı açıklamada saldırının üç roketle donatılmış bir insansız hava aracıyla gerçekleştirildiğini ve sorumlunun İsrail olduğunu söyledi. İsminin açıklanmasını istemeyen ABD’li bir savunma yetkilisi de saldırıdan IDF’nin sorumlu olduğunu belirtti.
Aruri’nin ölümünü doğrulayan Hamas, bunu İsrail’in düzenlediği “korkakça bir suikast” olarak nitelendirdi ve “Filistin içinde ve dışında Filistinlilere yönelik saldırılar halkımızın iradesini ve kararlılığını kırmayı ya da yiğit direnişinin devamını baltalamayı başaramayacaktır” dedi. Grup, “Bu, düşmanın Gazze Şeridi’ndeki saldırgan hedeflerinden herhangi birine ulaşmadaki başarısızlığını bir kez daha kanıtlıyor” dedi.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, Aruri ile birlikte Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Komutanları Semir Fendi, Azzam el-Akra’nın yanı sıra Hamas mensubu Mahmud Şahin, Muhammed Beşaşe, Muhammed er-Reis ve Ahmed Hammud’un hayatını kaybettiğini belirtti.
Heniyye, “Aruri’nin Lübnan topraklarında öldürülmesi tam anlamıyla bir terör eylemi ve Lübnan’ın egemenliğinin ihlalidir. Halkımıza ve topraklarımıza karşı saldırıların dairesinin genişletilmesidir” dedi. İsrail saldırılarının Hamas’ın gücünü artırdığını söyleyen Heniyye, “Aruri ile Hamas’ın liderleri ve kadrolarının öldürülmesinin yansımalarının sorumluluğu işgalci Siyoniste (İsrail) aittir. Halkımızın direnişini ve kararlılığını kırmayı asla başaramayacaklar” ifadesini kullandı.
İsrail söz konusu saldırıyı üstlenmemesine rağmen, İsrail’de iktidardaki Likud Partisi Üyesi İsrailli Milletvekili Danny Danon, saldırı nedeniyle İsrail güçlerini tebrik etti. Netanyahu’nun danışmanlarından Mark Regev ise Amerikan MSNBC kanalına yaptığı açıklamada İsrail’in bu saldırının sorumluluğunu üstlenmediğini söyledi. Ancak, “Bunu her kim yaptıysa açık olmalı: bu Lübnan devletine yönelik bir saldırı değildi” diye ekledi. “Bunu kim yaptıysa Hamas liderliğine karşı cerrahi bir saldırı yaptı” dedi.
Filistin’deki ulusal ve İslami gruplar, Aruri’nin suikastla öldürülmesi üzerine Batı Şeria’da genel grev ilan etti. Fetih Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen Aksa Şehitleri Tugayları, yayımladığı yazılı mesajında, “Vatanperver lider şehit Salih el-Aruri için büyük bir gurur ve övünçle” başsağlığı dileklerinde bulunurken, “Aruri suikastı bizim direniş ve özgürlüğe karşı ısrarımızı daha fazla artıracak” ifadelerine yer verdi.
Salih el-Aruri kimdir?
Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, 19 Ağustos 1966’da Ramallah’ta doğdu. İzzeddin el-Kassam Tugaylarının kurulmasının öncü ismi olarak kabul edilen Aruri, 15 yıl İsrail hapishanelerinde kaldıktan sonra sınır dışı edildi ve Lübnan’da yaşamaya başladı. Aruri, Hamas’ın İsrail ile 11 Ekim 2011’de yaptığı, bir İsrail askeri karşılığında 1027 Filistinli esirin serbest bırakılması anlaşmasının müzakerecileri arasında yer almıştı.
Son haftalarda grubun sözcülüğünü üstlenen Aruri geçen ay Al Jazeera’ye verdiği demeçte Hamas’ın Gazze’deki savaş sona ermeden elindeki esirlerle ilgili bir takas anlaşmasını görüşmeyeceğini söyledi.
Lübnan, BM’ye şikâyet edecek
Lübnan’ın geçici Başbakanı Necip Mikati Beruit banliyösüne yapılan saldırıyı kınadı ve bunun “yeni bir İsrail suçu” ve Lübnan’ı savaşın içine çekme girişimi olduğunu söyledi. Mikati ayrıca “İsrail’in siyasi üst kademesinin Gazze’deki başarısızlıklarını güney sınırına taşıyarak sahada yeni gerçekler dayatmaya ve angajman kurallarını değiştirmeye çalışmasına” karşı uyarıda bulundu. Mikati ayrıca Lübnan Dışişleri Bakanlığı’na Beyrut’a saldırı düzenleyen İsrail’i Birleşmiş Milletler’e (BM) şikâyet etme talimatı verdi.
Hizbullah: Cezasız kalmayacak
Hizbullah’tan yapılan açıklamada başta Hamas Hareketi olmak üzere tüm Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere Aruri’nin ölümü dolayısıyla başsağlığı dileğinde bulunuldu. Beyrut’ta Aruri’ye yönelik gerçekleştirilen saldırının, İsrail’in Suriye’de 25 Aralık’ta düzenlediği hava saldırısında öldürülen İran Devrim Muhafızları Komutanlarından Seyid Rıza Musevi’ye yönelik suikastin devamı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu suç, cezasız ve karşılıksız kalmayacaktır” denildi.
Açıklamada, ayrıca, Beyrut’un kalbinde işlenen bu suikastın, Lübnan’a, halkına, güvenliğine, egemenliğine yönelik ciddi bir saldırı teşkil ettiği ve tehlikeli siyasi ve güvenlik mesajı niteliğinde olduğu aktarıldı. Son olarak Aruri suikastının İsrail ve Hizbullah Hareketi arasındaki savaşın gidişatında tehlikeli bir gelişme olduğu kaydedildi.
Hizbullah üzerine çalışan analist Amal Saad, Washinton Post’a verdiği demeçte saldırının örgütün misillemesine yol açmasının beklendiğini söyledi. Saad, Hizbullah’ın ülkeyi topyekûn bir savaşa sürüklemeden nasıl karşılık vereceğini belirlemesi gerektiğini söyledi.
İsrail’in İbranice yayın yapan Walla haber sitesinin ismi açıklanmayan bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberinde, İsrail hükümetinin İsrail’e uzun menzilli füzelerin atılması da dahil “Hizbullah’tan gelecek büyük bir misillemeye hazırlandığı” belirtildi.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberinde de “İsrail’in tüm cephelerde Hizbullah’a karşılık vermeye hazırlandığı” belirtildi. Aruri’nin öldürülmesine ilişkin haberde, “İsrail’de suikastın sorumluluğunu üstlenmeden şunu söylüyorlar; üst düzey Hamas yetkilisini kim öldürdüyse, bir tepki olacağını hesaba katmış ve her türlü olasılığa hazırlanmıştır” ifadesi kullanıldı.
Haberde, Gazze’de İsrail saldırılarının ardından nelerin yapılacağının ele alınacağı, güvenlik ve siyasi konuların görüşüleceği kabine toplantısının iptal edildiğine dikkati çekildi. Kabine toplantısı yerine, Netanyahu’nun başkanlığında Tel Aviv’deki İsrail Savunma Bakanlığı merkezinde savaş konseyi toplantısının yapılacağı haberde aktarıldı.
Nasrallah’ın konuşması bekleniyor
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ağustos ayında İsrail’i Lübnan içinde suikast düzenlememesi konusunda uyarmıştı. O dönemde yaptığı bir konuşmada “Lübnan topraklarında Lübnanlı, Filistinli, Suriyeli, İranlı ya da başkalarını hedef alan herhangi bir suikast kesinlikle güçlü bir tepki görecektir” demişti. Lübnan’ın “suikastlara açık bir arena haline gelmeyeceğini ve mevcut angajman kurallarının değiştirilmesini asla kabul etmeyeceğimizi” de sözlerine ekledi.
Nasrallah’ın İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü lideri Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin yıldönümü münasebetiyle bugün bir konuşma yapması bekleniyor.
İsrail Demokrasi Enstitüsü Başkanı Yohanan Plesner, İsrail ile tam teşekküllü bir savaştan kaçınmanın Hizbullah’ın ve destekçisi İran’ın çıkarına olduğunu söyledi. “Bu operasyonun, bu hesaplamayı değiştirdiğini sanmıyorum” dedi ve ekledi: “Ayrıca Hizbullah’a, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah yeteneklerini ve liderliğini değil Hamas liderlerini hedef aldığına dair bir sinyal gönderiyordu. Yani bu Hizbullah’a yönelik bir tırmanış değil, İsrail’in Hamas liderliğine ulaşma niyetinin bir uygulaması.”
Türkiye’de Mossad’la bağlantılı 47 kişiye gözaltı kararı
Öte yandan Türk yetkililer salı günü İsrail adına casusluk yaptıklarından şüphelenilen 34 kişiyi gözaltına aldı ve İsrail’in istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı olduğu iddia edilen 13 kişiyi de aramaya devam ediyor. Ankara bu kişileri yabancı uyruklulara saldırmayı ve kaçırmayı planlamakla suçluyor. İsrail’in yabancı ülkelerde Hamas liderleri hedef alacağını duyurması üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan böyle bir durumun “ciddi sonuçları” olacağı konusunda uyarmıştı.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Ortadoğu
İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.
İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.
Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.
Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.
İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.
İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.
Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.
Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.
Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.
Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.
Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.
Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.
Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.
Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.
Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı
Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.
İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.
Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.
Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.
Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı








