Amerika
Trump’ın “yasadışı göçmen” operasyonlarında ara bilanço – 1: Gözaltı merkezleri kapasitelerini aştı

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında vaat ettiği “yasadışı göçmenleri sınır dışı etme” politikasının nasıl uygulanacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Beyaz Saray, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin duyuruları yayınlar ve sosyal medyada parlatıyor.
Örneğin Beyaz Saray’ın sosyal medya hesapları kelepçelenmiş göçmenlerin askeri uçaklara yüklenirken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor. Baskınlar alışılmadık bir şekilde halka açık şekilde yapılıyor; hatta “Dr. Phil” gibi TV ünlülerinin Chicago’daki bir operasyonu çekmesine bile izin verildi.
Öte yandan POLITICO’nun iddiasına göre, ICE’nin her gün X kanalında duyurduğu günlük tutuklama sayısı, Başkan Barack Obama dönemindeki seviyelerde seyrediyor.
Gözaltına alınanların birçoğunun şiddet içeren bir suç geçmişi yok ve binlercesi de gözaltı kapasitesinin yetersizliği nedeniyle sessizce serbest bırakılıyor.
Bununla birlikte uyuşturucu ve yasadışı göçmenler her gün sınırdan geçmeye devam ediyor.
38 bin yatak kapasiteli şebekede 42 bin gözaltı
CBS’te yer alan bir haberde de, ICE gözaltı merkezlerinde yer kalmaması nedeniyle göçmenlerin serbest bırakıldığı doğrulanıyor.
CBS tarafından elde edilen hükümet içi istatistiklere göre, ICE, Başkan Trump yönetiminde gözaltıların arttığı bir dönemde gözaltı sistemindeki alanın maksimum kapasiteyi aşması nedeniyle, bazı durumlarda günde onlarca olmak üzere bazı göçmen tutukluları serbest bırakıyor.
İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, salı sabahı ICE gözaltı tesislerindeki kapasite %109’du ve kurum, “kâr amacı gütmeyen” hapishaneler ve ilçe hapishaneleri ağında kağıt üzerinde 38.521 yatak kapasitesine sahip olmasına rağmen 42.000’e yakın göçmeni tutuyordu.
Rakamlar, ICE gözetiminde bulunanların yarısından fazlasının başlangıçta güney sınırı boyunca tutuklandığını gösteriyor. Pazartesi günü ICE’nin yaklaşık 160 göçmeni gözaltından serbest bıraktığını gösteren rakamlar, Demokrat ve Cumhuriyetçi başkanları zorlayan göçmenlik uygulamalarına ilişkin aynı operasyonel ve yasal zorluklarla karşı karşıya kalan Trump yönetiminin bazı göçmenleri serbest bırakmak zorunda kaldığının bir göstergesi olarak görülüyor.
Serbest bırakılanlara ICE tarafından hareketlerini takip etmek üzere elektronik izleme cihazları takılabiliyor. CBS’e yaptığı açıklamada ICE, “geliştirilmiş” operasyonlarının “daha fazla gözaltı kapasitesi gerektiren önemli sayıda suçlu yabancı gözaltısı” ile sonuçlandığını kabul etti.
Serbest bırakılanlara elektronik takip cihazı takılıyor
ICE, “ABD Gümrük ve Sınır Koruma Teşkilatı ve eyalet ve yerel kolluk kuvvetleri ortaklarımızla birlikte çalışmak, Kongreden daha fazla fon talep etmek ve Adalet Bakanlığı göçmenlik hakimlerinden infaz edilebilir nihai sınır dışı kararları olan suçlu yabancıları hızla uzaklaştırmak için dava dosyalarını incelemek de dahil olmak üzere her çözümü araştırıyoruz,” dedi.
ICE ayrıca bazı göçmenlik yasalarının belirli göçmenleri serbest bırakmasını gerektirdiğini belirterek, serbest bırakılanların kurumun gözetimi altında kalmaya devam ettiğini kaydetti.
Trump’ın göreve başlamasından bu yana ICE ülke genelinde tutuklama operasyonlarını artırdı ve eski Başkan Joe Biden’ın görevdeki son yılında günlük ortalama 312 olan gözaltı sayısına kıyasla bazı günlerde 1.000’e kadar çıkan gözaltılar kaydetti.
Trump yönetimi, Biden döneminde ICE tutuklamalarına getirilen bazı kısıtlamaları iptal ederek teşkilata, sabıka kaydı olmayan izinsiz göçmenler de dahil olmak üzere ABD’de yasadışı olarak bulunanların çoğunun peşine düşmesi için geniş bir yetki verdi.
Fakat ICE tarafından gözaltına alınanlar, kurumun onları sınır dışı etmek için gerekli tüm evrak ve yasal süreci tamamlamasından önce genellikle günlerce, haftalarca ve bazı durumlarda aylarca gözaltında tutulmak zorunda kalıyor.
Bazen bu göçmenler, kendi ülkeleri onları kabul etmediği için sınır dışı edilemiyor ve Yüce Mahkeme bu gibi durumlarda gözaltı süresini sınırlandırıyor. Diğer durumlarda ise hakimler sınır dışı edilmemelerine karar veriyor.
Göçmenler için yeni gözaltı merkezleri: Guantanamo tekrar devrede
Mevcut tesislerdeki sınırlı alan nedeniyle, ICE, Trump’ın ABD tarihindeki en büyük toplu sınır dışı etme kampanyası olacağına söz verdiği şeyi yerine getirmeye çalışırken gözaltı kapasitesini önemli ölçüde genişletmeyi planlıyor.
Teşkilat bir yandan da kendi gözaltı merkezleri ağını genişletmeye çalışıyor. Geçen ay hükümet tarafından yayınlanan bir iç yazışmada ICE’nin her biri 1.000 kadar tutukluyu barındırabilecek 14 yeni gözaltı merkezinin yanı sıra her biri 10.000 yatak kapasiteli dört büyük tesis planladığı belirtiliyordu.
Bununla birlikte ICE gözaltı kapasitesini arttırmak için başka kurumlara da başvuruyor. Savunma Bakanlığı, ICE’ye Colorado’daki bir Uzay Kuvvetleri üssünde göçmenleri gözaltına alma yetkisi verdi ve Guantanamo Körfezi Deniz Üssü, Trump’ın yetkililere oradaki tesisleri büyük bir göçmen gözaltı merkezine dönüştürme talimatı vermesinin ardından salı günü ilk göçmen tutuklu grubunu aldı.
Reuters’in haberine göre, hafta sonu Trump yönetiminin “sınır çarı” Tom Homan, ilçe şeriflerinden federal göçmenlik memurlarının izinsiz göçmenleri yakalamasına ve gözaltına almasına yardımcı olmalarını istedi.
Operasyonel zorluklar belirmeye başladı
Teklifi bilen iki yetkilinin CBS’e verdiği bilgiye göre, Trump yönetimi ayrıca ICE tutuklularını, göçmen aileleri ve çocukları geçici olarak barındırmak ve işlemek için güney sınırı boyunca Sınır Devriyesi tarafından kurulan ve “yumuşak kenarlı” tesisler olarak bilinen büyük çadır alanlarında tutmayı da düşünüyor.
Bu planın uygulanıp uygulanmayacağı belli değil. Yumuşak kenarlı tesisler kısa süreli işlemler için tasarlandığından ve ICE gözaltı merkezleri kadar güvenli olmadığından, önemli operasyonel ve güvenlik zorluklarıyla karşılaşabilir.
Fakat ICE’nin aksine, Sınır Devriyesi’nin gözaltı alanı kapasitesinin oldukça altında. İç Güvenlik Bakanlığının dahili verilerine göre, salı sabahı Gümrük ve Sınır Korumanın gözetiminde 2.000’den az göçmen vardı ve 21.000 kişilik gözaltı kapasitesinin yaklaşık %9’unu kullanıyordu.
Bunun başlıca nedeni, yasadışı geçişlerin son beş yılın en düşük seviyesine yaklaştığı ABD-Meksika sınırındaki göreceli sakinlik. Ocak ayında Sınır Devriyesi, güney sınırını yasadışı yollardan geçen yaklaşık 30.000 göçmeni işlemden geçirdi; bu rakam, hükümet içi rakamlara göre Mayıs 2020’den bu yana görülen en düşük seviye.
Şeriflerle Beyaz Saray arasında sürtüşme yaşanıyor
Trump ve Homan’ın şeriflere, federal yetkililere yardım çağrısı yapmasının ardından şeriflerin ne tepki vereceği de belirsiz.
Bazı şerifler ICE ajanlarına yardımcı olurken, özellikle Demokrat eyaletlerden birçok şerif işbirliği yapmayı reddediyor.
Örneğin Trump’ın kişisel hukuk ekibinin eski bir üyesi olan ve geçen hafta başsavcı vekili olarak atanan Emil Bove III, New York Kuzey Bölgesi ABD savcısının Demokrat Tompkins İlçesi Şerifi Derek Osborne’un “başarısızlığını” araştırdığını söyledi.
Bove 30 Ocak Perşembe günü yaptığı açıklamada “Dün, arama emrine rağmen, yasal statüsü olmayan ve şiddet geçmişi olan bir sanık toplum içine salındı. Federal ajanlar güvenliklerini riske atarak sanığı güvenli olmayan koşullarda takip ettiler,” dedi.
Bove, “ABD Savcılığının potansiyel kovuşturma için bu koşulları soruşturma taahhüdüne” dikkat çekerek, federal kurumlar ile Tompkins County’nin merkezi olan Ithaca şehri tarafından benimsenen yerel sığınak politikaları arasındaki ülke çapındaki savaşa ışık tuttu.
Fox News‘e açıklama yapan Tompkins County Şerif Ofisi, Bove’un açıklamasını “yanlış ve saldırgan” olarak nitelendirdi. Departman, Osborne’un yerel ve eyalet politikasıyla “tutarlı bir şekilde hareket ettiğini” belirtti.
Şerifin ofisi, “Federal göçmenlik uygulama çabalarına herhangi bir müdahale olmamıştır. Adalet Bakanlığı’nın Tompkins İlçe Şerifinin federal kolluk kuvvetlerini tehlikeye atacak herhangi bir şey yaptığı iddiası yanlış ve saldırgandır. Tüm kolluk kuvvetlerinin güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Aksine, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) söz konusu kişinin ne zaman serbest bırakılacağı konusunda bilgilendirilmiş ve herhangi bir takip ya da başka bir olaya gerek kalmadan söz konusu kişiyi almak üzere hapishaneye gelmek için her türlü fırsata sahip olmuştur,” dedi.
Benzer şekilde, bazı göçmenleri hapseden ilçeler, bu masrafların bir kısmını federal yönetimden almak kaldıyla göçmenlerin kişisel bilgilerini federal hükümete veren bir programa dahildi. Ama Wisconsin’deki Dane İlçe Şerifliği, Trump’ın iktidara gelmesiyle bu programdan ayrılacağını ilan etti.
Ya da New York’un Onondaga ilçesi şerifi göçmenleri ICE için gözaltına almayacağını ilan ederek, “İnsanların haklarını korumak için yemin ettim,” dedi.
“Sığınak şehirlerde” gerilim artıyor
Öte yandan Trump’ın “yasadışı göç” ile mücadelesi, ICE yetkililerinin geçtiğimiz hafta Philadelphia, Boston, Denver ve Washington, D.C. dahil olmak üzere “sığınak” şehirlerde çok sayıda tutuklaması yapmasıyla gerilimi yükseltti.
ICE ajanları Philadelphia’daki bir oto yıkamacıda altısı Meksikalı ve biri Dominik Cumhuriyeti’nden olmak üzere yedi “yasadışı göçmenin” gözaltına alınmasına yol açan bir işyeri uygulama operasyonu gerçekleştirdi.
Operasyon 28 Ocak’ta Kuzey Philadelphia’daki Complete Autowash’ta gerçekleşti. Operasyon, oto yıkamada çalışanların “emek sömürüsüne maruz kaldıkları” yönündeki ihbarlar üzerine başlatıldı.
Gözaltıların ardından Philadelphia ICE Uygulama ve Geri Gönderme Operasyonları saha ofisi direktör vekili Brian McShane, “Bu işyeri uygulama operasyonunun başarıyla yürütülmesi, ulusal güvenlik ve kamu güvenliği konusundaki kararlılığımızın altını çizmektedir,” dedi.
Yerel kolluk kuvvetlerinin ICE ile işbirliğini sınırlayan güçlü sığınak şehir politikalarının uygulandığı Boston bölgesinde de gözaltılar devam etti.
Pazartesi günü Güney Kaliforniya’da ve eyalet genelinde onlarca işyeri kapandı, okullar daha düşük katılım bildirdi ve aileler “Göçmensiz bir gün” için markete gitmeyi erteledi.
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada dolaşmaya başlayan eylem çağrısı, göçmenleri pazartesi günü işe gitmemeye, çocuklarını okuldan almamaya ve alışveriş yapmamaya teşvik etti. ABD’nin dört bir yanındaki işletmeler sosyal medya üzerinden kapanışlarını duyurdu.
Los Angeles Belediye Meclisi de, göçmenleri Başkan Trump’ın planladığı baskılardan korumayı amaçlayan bir dizi öneriyi değerlendirecek. Hugo Soto-Martínez ve diğer Belediye Meclisi üyeleri tarafından salı günü sunulan beş teklif arasında, işletmelerin baskınlar ve denetimler de dahil olmak üzere federal işyeri göçmenlik uygulama eylemlerini şehre bildirmelerini gerektirebilecek bir teklif de yer alıyor.
Tekliflerden biri Los Angeles sakinlerini göçmenlik korumaları hakkında bilgilendirmek için bir “haklarınızı bilin” kampanyası çağrısında bulunurken, üçüncüsü de kâr amacı gütmeyen yasal hizmet sağlayıcılarına, Trump’ın 2017’de uyguladığı ve ikinci döneminde yeniden uygulamaya söz verdiği yasağa benzer şekilde, ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerden gelen ziyaretçilere yönelik bir yasağa hazırlanmaları için Los Angeles Havalimanında (LAX) yer sağlanmasını öngörüyor.
Arizona ve New Mexico’da yerliler de gözaltına alındı
Ocak ayının sonuna doğru Navajo Ulusu yetkilileri, Navajo vatandaşlarının ICE tarafından gözaltına alınmasıyla ilgili endişelerini dile getirmek üzere Arizona ve New Mexico valileriyle temasa geçmişti.
Trump’ın ülkede yasadışı olarak bulunan göçmenlerin sınır dışı edilmesini hedefleyen başkanlık emrine cevaben Navajo Ulusu Başsavcı Vekili Kris Beecher, kabile üyelerine diğer kimlik belgeleriyle birlikte Kızılderili Kan Sertifikalarını da yanlarında taşımalarını tavsiye ediyor.
Sosyal medya, Navajo vatandaşlarının ICE ajanları tarafından gözaltına alındığı ve ABD vatandaşlıklarının sorgulandığına dair paylaşımlarla dolu.
24 Ocak’ta Navajo Ulusu komite toplantısında yapılan tartışma neticesinde, Navajo Ulusu idari yetkilileri New Mexico ve Arizona valilikleriyle temasa geçerek endişelerini dile getirdi.
Eyalet Senatörü Theresa Hatathlie, konseyi dokuz saat boyunca gözaltında tutulan bir Navajo vatandaşı hakkında bilgilendirerek acil durum protokollerine duyulan ihtiyacın altını çizdi ve birçok kabile üyesinin dokümantasyon konusunda zorluklarla karşılaştığını vurguladı.
Navajo Ulus Konseyinin haber bültenine göre, Kızılderili Kan Sertifikaları ve devlet tarafından verilen kimliklere sahip olmalarına rağmen, bu belgeleri vatandaşlığın geçerli kanıtı olarak kabul etmeyen ICE ajanları tarafından birkaç kişinin gözaltına alındı veya sorgulandı.
Ne var ki Navajoların çok azının kabile kimlik kartı taşıdığı belirtiliyor. Navajo kimlik kartı, ABD İç Güvenlik Bakanlığı ile işbirliği yapan eski Navajo Ulus Başkanı Ben Shelly’nin liderliğinde başlatıldı. Yaklaşık 400.000 kayıtlı Navajo üyesinden sadece 8.000’ine 2012’deki ilk çıkışından bu yana kabile kimlik kartı verildi.
Senatör Hatathlie de, özellikle şehirlerde bulunan yerlilerin önemli bir kısmının sokaklarda kimlik kartı olmadan dolaştığından endişe ettiğini söyledi.
Amerika
Temsilci Smith: Trump, İran savaşındaki kayıpları Kongre’den gizliyor

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Adam Smith, Başkan Donald Trump’ın İran savaşındaki can kayıpları ve ekipman zayiatına ilişkin verileri Kongre ile paylaşmadığını söyledi. Smith, Pentagon’un da yeterli şeffaflık göstermediğini belirterek bilgileri farklı kanallardan toplamaya çalıştıklarını ifade etti.
ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Adam Smith, Başkan Donald Trump’ın İran savaşı sırasında yaşanan can kayıplarına ilişkin verileri Kongre ile paylaşmadığını söyledi.
Smith, son bir haftada üç ABD askerinin hayatını kaybetmesinin ardından bu konunun anlaşmazlık yarattığını belirtti.
Washington eyaletini temsil eden Demokrat milletvekili Smith, CNN’de Erin Burnett’in sunduğu “OutFront” programında Trump yönetimi ile Pentagon’un ekipman kayıpları ve can kayıplarının kapsamı konusunda şeffaf davranmadığını öne sürdü.
Smith, Trump için “Bu ülkeyi yöneten bir diktatör” ifadesini kullandı.
Smith, “Hiçbir zaman savaş halinde olduğumuz bir dönemde başkanın bunu kendi savaşı gibi görüp Amerikan halkıyla ya da Kongre’yle bilgi paylaşmak zorunda olmadığını düşündüğü bir durum yaşamadık. Bu gerçekten ürkütücü bir tablo” dedi.
Burnett, Silahlı Hizmetler Komisyonu’ndaki görevi nedeniyle savaşta yaşanan kayıpların kapsamını en iyi bilecek kişilerden birinin Smith olması gerektiğini söyledi.
Smith ise, “Evet ve bunun peşindeyiz. Ekibim Pentagon’daki mümkün olduğunca çok kişiyle sürekli temas halinde. Ancak şeffaf davranmıyorlar. Bilgileri adeta çekip almak ya da farklı yerlerden toplamak zorunda kalıyoruz. Bu şeffaflık eksikliği kesinlikle kaygı verici” ifadelerini kullandı.
Son bir haftada Ürdün’deki hava üslerine düzenlenen saldırılarda iki ABD askerinin, Irak’ta ise bir ABD askerinin hayatını kaybetmesi, Trump’ın çatışmayı tırmandırabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
Son ölümlerle birlikte şubat ayında başlayan çatışmalardan bu yana yaşamını yitiren ABD askerlerinin sayısı 17’ye yükseldi.
Pentagon, 1. Teğmen Tyler Feehan’ın cuma günü, Er Isabella Gonzales’in ise İran’ın Muvaffak Salti Hava Üssü’ne yönelik saldırısı esnasında cumartesi günü öldüğünü açıkladı.
Yetkililer salı günü, Kuzey Carolina eyaletinin Fayetteville kentinden 30 yaşındaki Çavuş Michael Emmanuel Swinton’ın, düşürülen İran’a ait tek yönlü saldırı insansız hava aracından kalan patlamamış mühimmatın “kontrollü imhası” sırasında hayatını kaybeden asker olduğunu duyurdu.
Pentagon ayrıca pazartesi günü, temmuz ayında saldırıların yeniden başlamasından bu yana ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) sorumluluk sahasında görev yapan yaklaşık 100 askerin yaralandığını doğruladı. Açıklamaya göre bu askerlerin yüzde 96’sı yeniden görevine döndü.
Savaş Bakanlığı yetkilileri, The New York Times’ın Pentagon’un onlarca ABD askerinin yaralanmasını gizlediği yönündeki haberinde yer alan iddialara itiraz etti.
Pentagon, ABD askerlerinin yaralanmalarına ilişkin bilgileri kamuoyuna açıklamakla yükümlü olmadığını da belirtti.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, pazartesi günü yayımlanan açıklamasında, “Askeri yaralanmalar, rutin eğitim sırasında yaşanan küçük ayak bileği burkulmalarından muharebe operasyonlarıyla ilgisi olmayan olaylara kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor” dedi.
Parnell, can kaybı ve yaralı sayılarının gizlendiği yönündeki iddiaların “asılsız” ve “kötü niyetli” olduğunu ifade etti.
The New York Times’ı “ham verileri bağlamından kopararak seçmekle” suçlayan Parnell, bunun “kasten yanıltıcı ve eksik bir tablo ortaya koyduğunu” söyledi.
Amerika
Trump, ara seçimlerin İran’a karşı savaş planını etkilemeyeceğini söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, saldırıların tırmanmasının ardından, yaklaşan ara seçimlerin İran’la mücadelesini etkilemeyeceğini ileri sürdü.
Salı günü Oval Ofis’te Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Avn ile birlikte soruları yanıtlayan başkan, İran’ın “muhtemelen” seçim sonuçlarını etkilemeye çalıştığını öne sürdü fakat bunun kendisi üzerinde “hiçbir etkisi olmayacağını” söyledi.
Trump, “Hayır, seçimler… Bunun bu konuyla bir ilgisi olduğunu düşünemiyorum. Bence insanlar çok etkilenmiş durumda,” dedi.
Cumhuriyetçiler, petrol fiyatlarının yeniden yükselmesiyle birlikte topyekûn bir savaşa geri dönülmesinin seçimler üzerinde yaratabileceği etkiler konusunda defalarca endişelerini dile getirdiler.
Washington ile Tahran arasındaki temel ihtilaf noktalarından biri olan ve dünya petrolü için hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği yeniden neredeyse tamamen durma noktasına geldi.
Michigan merkezli Cumhuriyetçi stratejist Jason Roe, Trump’ın bu gerginliğin etkisinde kalmayabileceğini fakat zaten zorlu geçmesi beklenen ara seçimlere giren Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin bu konuda farklı düşünebileceğini belirtti.
Roe şöyle konuştu:
“Bence birçok Cumhuriyetçi, sözde ateşkes konusunda sessiz kaldı çünkü bu durum benzin fiyatlarını düşürmeye başlamıştı. Ayrıca, çoğunluğumuzu korumak istiyorsak, bir dereceye kadar kontrolümüz dahilinde olan ve ele almamız gereken en önemli konunun bu olduğunu düşünüyorum.”
Beyaz Saray, mevcut stratejisinin fiyatları düşüreceğini belirterek sakin bir tavır sergilemeye devam etti.
Beyaz Saray sözcüsü Taylor Rogers, “ABD ordusu, terörist İran rejiminin ticari gemilere saldırma ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerjinin serbest akışını kesintiye uğratma yeteneğini zayıflatırken, petrol ve benzin fiyatları çatışma öncesi seviyelere geri düşecektir. Başkan Trump, Amerikan enerji hakimiyetini ortaya çıkarmaya, maliyetleri düşürmeye ve çalışkan Amerikan ailelerinin cebine daha fazla para girmesini sağlamaya kararlıdır,” dedi.
Yine de, petrol piyasası analistlerinin, Amerikalıların ara seçimlere girerken benzin pompasında yaşadıkları sıkıntıyı artırabileceğini söylediği faktörler birikiyor.
Rusya’yı topraklarından çıkarmaya çalışan Ukrayna’nın, Rus rafinerilerine zarar vermek veya yok etmek amacıyla insansız hava araçları göndermesi nedeniyle, benzin, dizel ve uçak yakıtının küresel arzı şimdiden daralmış durumda.
ABD’deki rafineriler, yakıt ihraç etmek ve Rusya ile Orta Doğu’da tahrip edilen rafinerilerden kaynaklanan kayıpları telafi etmek için tam kapasiteyle çalışıyor.
Fakat enerji danışmanlık firması Rapidan Energy’nin başkanı ve George W. Bush yönetiminin eski enerji danışmanı Bob McNally, talep ve fiyatların yüksek seyrettiği dönemde birçok ABD rafinerisinin faaliyette kalmak için gerekli bakımları ihmal etmiş olabileceğine dair endişeler olduğunu belirtti.
McNally, bunun da fiyatları daha da yukarı çekebilecek bir kesinti olasılığını artırdığını söyledi.
ABD ayrıca kasırga sezonunda bulunuyor; bu dönemde fırtınalar, Körfez Kıyısı çevresinde yoğunlaşan yakıt üreticilerine zarar verebilir.
Ülkedeki rafinerilerin çoğunun bulunduğu Körfez Kıyısı açıklarında, Tropikal Fırtına Bertha şimdiden şiddetini artırıyor.
McNally, “Tüketiciler fiyatların yükselmesine hazırlıklı olmalı. Bir noktada veriler gerçeği ortaya çıkarır ve bence veriler eninde sonunda sözlerden daha önemli hale gelir,” dedi.
Trump, konuşmasında güçlü bir imaj sergilemeye çalıştı; Amerikan saldırılarının İran’a verdiği hasara defalarca atıfta bulundu ve İran’ın savaşmayı bırakmaya hazır olduğuna dair hiçbir işaret olmadığını iddia eden bir muhabirle atıştı:
“Perde arkasında nasıl bir diyalog yürüdüğünü bilmiyorsunuz. Onlar, büyük kayıplar verdikleri için bu durumu sona erdirmek amacıyla umutsuzca görüşmek istiyorlar.”
Trump ayrıca, İsrail istihbaratının İran’ın nükleer santrifüjleri dağa taşıdığını tespit ettiği yönündeki haberlerin ardından, ABD’nin İran’ın Kazma Dağı’na “çok yakında ve çok şiddetli” bir saldırı düzenleyeceğini duyurdu.
Trump salı günü, askerlerin ölümlerinin sorumluluğunu “işinizi başkalarına yaptırdığınızda” ortaya çıkan durumlara yükledi.
Başkan, “Dünyanın en iyi teçhizatına sahibiz, neredeyse her şeyi durdurduk,” dedi. “Ancak işinizi başkalarına yaptırırsanız … bazen işler pek iyi gitmeyebilir fakat Dover’a gidip merhumlara saygılarımızı sunacağız,” dedi.
Amerika
ABD ordusunda İran savaşı kaynaklı bütçe krizi derinleşiyor

Washington Post gazetesinin mevcut ve eski ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre Pentagon, İran ile tırmanan savaşın etkisiyle ciddi bir bütçe açığıyla karşı karşıya kaldı. Deniz ve Hava Kuvvetlerinin Ortadoğu operasyonlarına ayrılan fonların temmuz sonuna kadar tükeneceği belirtilirken, Beyaz Saray Kongre’den 67 milyar dolarlık acil kaynak talep etti.
The Washington Post gazetesinin görevdeki ve eski Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), İran ile yaşanan savaşın tırmanması sebebiyle ciddi bir bütçe kaynağı eksikliğiyle karşı karşıya bulunuyor.
Yetkililer, kritik öneme sahip bazı finansman kalemlerinin önümüzdeki haftalarda tamamen tükenebileceğini kaydetti. Ortadoğu bölgesine savaş gemileri ve hava unsurları sevk eden Deniz Kuvvetleri ile Hava Kuvvetlerinin bu yılki operasyonları için ayrılan bütçenin temmuz ayı sonuna kadar biteceği aktarıldı.
Pentagon, 1 Ekim’de başlayacak 2027 mali yılına kadar oluşacak finansman açığını kapatabilmek amacıyla bütçe kaynaklarını kendi içinde yeniden yönlendiriyor. Bu kapsamda birliklerin savaşa hazırlık seviyesini korumak için yürütülen askeri tatbikat ve eğitimler azaltılıyor veya iptal ediliyor. Ayrıca askeri ekipman ile tesislerin bakım ve onarımı için ayrılan kaynaklar da operasyonel giderlere aktarılıyor.
Savaş Bakanlığı, personelin eğitimi ve silah alımı için başlangıçta tahsis edilen 4,3 milyar dolarlık kaynağın acil ihtiyaçlara kaydırılması amacıyla son haftalarda Kongre’den izin istedi. Ancak söz konusu talebe ilişkin henüz bir karar verilmedi.
Beyaz Saray da askeri harcamaların karşılanması amacıyla Kongre’den 67 milyar dolarlık acil ödenek tahsis edilmesini talep etti. Buna karşın Temsilciler Meclisinin perşembe günü bir aylık tatile çıkmayı planlaması, finansman konusundaki kararın en az birkaç hafta ertelenmesine yol açıyor.
Kuzey Carolina eyaletini temsil eden Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Pat Harrigan, konuya ilişkin değerlendirmesinde “Herkesin bu duruma bakması ve aşırı özgüvenden sıyrılması gerekiyor” ifadesini kullandı.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell ise Savaş Bakanı Pete Hegseth’in silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlık durumunu sürdürmek amacıyla gereken her şeyi yapacağını belirterek savunma finansmanının kritik önem taşıdığını vurguladı.
Savaş Bakanı Hegseth ile Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in, Senato Tahsisat Komisyonu önünde düzenlenecek oturumda fon tahsisinin gerekçelerini sunması planlanıyor. Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Ofisi Direktörü Russell Vought da komisyonda sunum yapacak isimler arasında yer alıyor.
Vought, geçen ay yaptığı açıklamada savaşın maliyetinin yaklaşık 30 milyar doları bulduğunu bildirmişti. Ancak Beyaz Saray tarafından yapılan bu hesaplamaya, Ortadoğu’da İran saldırıları sonucunda zarar gören ABD üslerinin yeniden inşası ve onarım giderleri dahil edilmedi.
Mevcut ve eski yetkililer, Kongre’nin adım atmaması durumunda askeri yönetimin yakın zamanda daha ağır tavizler vermek zorunda kalacağını ifade ediyor.
Pentagon yetkilileri kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerde daha büyük endişelerini dile getiriyor. Yetkililer; Rusya ve Çin gibi unsurları caydırmak için gerekli olan mühimmat stoklarının yeniden doldurulması amacıyla ek finansmana acilen ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
ABD’nin bu yılki savunma bütçesi yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Bu miktarın içinde, gelişmiş silah sistemlerinin tasarlanmasından yerli savunma sanayisinin teşvik edilmesine kadar çeşitli öncelikli hedefler için geçen yıl Kongre tarafından onaylanan 150 milyar dolarlık tek seferlik finansman da yer alıyor. Donald Trump yönetimi ise 2027 yılı için 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talep etti.
NBC tarafından aktarılan bilgilere göre, üslerin onarımı, imha edilen uçakların yenilenmesi ve mühimmat stoklarının takviyesi hesaba katıldığında, Pentagon’un iç değerlendirmeleri İran savaşının toplam maliyetinin 80 ile 100 milyar dolar aralığına yükselebileceğini gösteriyor. Kaynaklar, yalnızca Bahreyn’deki ABD askeri tesislerinin onarım maliyetinin 1 milyar doları bulabileceğini belirtiyor.
Bloomberg’in haberine göre Senatörler; Hegseth’e ateşkesin bozulması, savaş maliyetlerinin artması ve Ürdün’de hayatını kaybeden Amerikalı askerler hakkında sorular yöneltecek.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?








