Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrail’den Abramoviç’e yaptırım muafiyeti

Yayınlanma

İsrail mahkemesi, Rus milyarder Roman Abramoviç’in hesabından ZAKA adlı yardım kuruluşuna bağış yapmasına izin verirken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus milyarderlere yönelik yaptırımları hafifletme yönündeki adımları dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarındaki olası değişiklikler, Rus zenginlerine uygulanan yaptırımların hafifletilmesine yol açabilir.

Rus milyarder Roman Abramoviç, bu yönde küçük bir gevşeme elde etti. Tel Aviv Bölge Mahkemesi Yargıcı Yarden Serossi, Mizrahi Tevahot Bankası’nın Abramoviç’in hesabından 8 milyon şekeli (yaklaşık 2.2 milyon ABD doları) İsrailli insani yardım kuruluşu ZAKA’ya aktarmasına hükmetti.

Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, yargıç bu kararı, bankanın Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere yaptırımları nedeniyle başlangıçta reddetmesine rağmen verdi.

Dava, bankanın ilk reddini haklı bulan İsrail Başsavcısı Gali Baharav-Miar’ın tutumuyla çelişmesi açısından dikkat çekiyor.

Yargıç Serossi, bankayı Abramoviç’i soruşturduğu için eleştirerek, 15 bin şekel tutarındaki yasal masrafları karşılamasına hükmetti. Abramoviç’in avukatı Şmulik Cassuto da “Mahkemeye, Bay Abramoviç’in ZAKA kuruluşuna 8 milyon şekel bağışta bulunmasına izin veren kararı için teşekkür ediyoruz,” dedi.

Cassuto, davanın amacının ZAKA’nın İsrail halkının yararına olan kutsal çalışmalarına devam etmesine izin vermek olduğunu ve paranın asil bir amaca hizmet ettiği için bir istisna yapmaya değer olduğunu belirtti.

Banka daha önce Abramoviç’in hesabının dondurulmuş olarak kalması gerektiğini savunmuştu.

Yargıç ise para transferinin İsrail’deki banka hesapları arasında gerçekleştiğine dikkat çekerek, “Bir bankanın İsrail’de geçerli olmayan Avrupa yaptırımlarını uygulaması makul mü? Özellikle de söz konusu olan İsrail’e zor zamanlarında yardım eden bir hayır kurumuna yapılan bir bağış ise. Bankanın reddi makul değil,” ifadelerini kullandı.

Trump sonrası gevşeme belirtileri

Diğer yandan ABD’de de işler Rus milyarderlerin lehine gelişiyor. Başkan Donald Trump, bu hafta, 2022’de Rus milyarderlerin mal varlıklarını tespit etmek için oluşturulan KleptoCapture Görev Gücü ve Kleptokrat Varlık Kurtarma Girişimi’ni (KARI) kapattı.

Savcıların ve Adalet Bakanlığı’nın değişen öncelikleri nedeniyle kaynaklar, uyuşturucu kartelleri ve uluslararası çetelerle mücadeleye yönlendirilecek.

KleptoCapture görev gücünün dağıtılması, Abramoviç’in yaklaşık 300 milyon dolar değerindeki iki jeti de dahil olmak üzere Rusların yat ve uçaklarına el konulmasıyla ilgili soru işaretleri yarattı.

Ancak ABD’de en fazla ilgi, çeşitli ülkelerde tutuklanıp alıkonulan ve Amerika’ya nakledilen yatlara odaklanmış durumda.

Bunlar arasında milyarder Süleyman Kerimov’a ait yaklaşık 325 milyon dolar değerindeki 106 metre uzunluğundaki Amadea ve Viktor Vekselberg’e ait 77 metrelik Tango yatı da bulunuyor. Crescent ve Madame Gu adlı iki yat daha yabancı limanlardan ayrılamıyor.

ABD, el koyduğu yatlardan hiçbirini henüz açık artırmaya çıkarmadı. Bu durum, yaptırım uygulanan milyarderlerin bu yatları geri alabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.

ABD Adalet Bakanlığı, Rus milyarderlerin peşini bıraktı

Diplomasi

Reuters: Çin, Suudi Arabistan’ın talebiyle İran’dan Husileri dizginlemesini istedi

Yayınlanma

Reuters’a konuşan kaynaklara göre Çin, Suudi Arabistan’ın yardım istemesi üzerine Tahran’dan Yemen’deki Husileri kontrol altına almasını özel olarak talep etti.

Kaynaklara göre Riyad, Husilerin Kızıldeniz kıyısı boyunca ve Bab el-Mendeb Boğazı çevresinde hızla ilerlemesinin ardından Çin’e başvurdu. Bu gelişmeler, Suudi petrol ihracatını ve deniz taşımacılığını daha fazla risk altında bıraktı.

Kaynaklar, Çin’in kamuoyu önünde itidal, diyalog ve güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanması çağrısı yaptığını, ancak özel mesajının bu açıklamaların ötesine geçtiğini iddia etti.

Pekin, İran’ın Husiler üzerindeki etkisini kullanarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in bağımlı olduğu enerji rotalarında çatışmanın daha fazla yayılmasını önlemeye yardımcı olmasını istiyor.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen ve kimliklerinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynaklar, mesajın nasıl iletildiğine veya İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin çarşamba günü Çin’e yaptığı ziyaret sırasında aktarılıp aktarılmadığına ilişkin ayrıntı vermedi.

Kaynaklara göre Tahran’ın yanıtı, bölgedeki istikrar ve barışın ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşının sona ermesine bağlı olduğu yönünde oldu.

Reuters’ın konuyla ilgili yorum talebine yanıt veren Çin Dışişleri Bakanlığı şu açıklamayı yaptı:

“Çin, bölgesel gerilimlerin Yemen ve Kızıldeniz’e daha fazla yayılmasını görmek istemiyor. Bölgesel istikrarsızlığın tırmanması hiçbir tarafın çıkarına değildir.”

Bakanlık ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“Tüm ülkelerin egemenliğine ve güvenliğine saygı gösterilmeli, insanların yaşamı için hayati öneme sahip tesisler hedef alınmamalıdır. Çin, durumu daha karmaşık hale getiren eylemlere son verilmesi çağrısında bulunuyor ve sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesini destekliyor.”

Üç İranlı kaynağa göre Tahran’ın Pekin tarafından dile getirilen kaygılar doğrultusunda hareket edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Ancak kaynaklar, ABD ile süren gerilimler karşısında Çin ile ilişkilerin İran için önemli ekonomik ve stratejik ağırlık taşıdığını belirtti.

Çin, savaş ve yaptırımlar nedeniyle ağır baskı altında olan İran ekonomisini desteklemek ve petrol sektörünün sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli yatırımları yapabilecek mali kapasiteye sahip az sayıdaki ülkeden biri.

Pekin ayrıca diplomatik etkisini de göstermiş durumda. Çin, 2023 yılında İran ile Suudi Arabistan arasında yıllarca süren düşmanlığın ardından ilişkilerin yeniden kurulmasını sağlayan anlaşmaya arabuluculuk etmişti.

Ancak bu etkinin sınırları bulunuyor. İran’daki eleştirmenler, iki ülke arasında 2021 yılında imzalanan 25 yıllık iş birliği anlaşmasına rağmen Çin’in petrol dışı ticaret ve yatırım seviyesinin görece sınırlı kalmasından şikâyet ediyor. Özellikle Çin’in Körfez Arap ülkelerine yönelik artan yatırım taahhütleriyle karşılaştırıldığında bu durum dikkat çekiyor.

İki İranlı kaynak, Pekin’in çıkarlarının İran’ın karar alma sürecindeki birçok unsurdan yalnızca biri olduğunu söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın kararları; stratejik, ekonomik ve siyasi öncelikler arasındaki dengeler tarafından şekilleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada, “light” AB üyeliğini memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Kanada Başbakanı Mark Carney, ülkesinin AB ile “demokrasiler için bir yol gösterici” olarak hareket edecek bir “geleceğin ittifakı” kurmaya hazır olduğunu söyledi.

Dün yaptığı konuşmada Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Kanada’nın bloğun ilk “ortak üyesi” olması için kapıyı açacağını belirtti.

Von der Leyen’in konuşmasının hemen ardından, Kanada’nın AB Büyükelçisi bu terimle arasında mesafe koymuş gibi göründü ve “henüz o noktada olmadıklarını” söyledi.

Fakat bugün (17 Eylül) Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Carney bu fikri destekledi.

Von der Leyen, “Avrupa Güvenlik Konseyi” önerdi

Carney, “Bu hedefi memnuniyetle karşılıyoruz; anketler, Kanadalıların ezici çoğunluğunun çok daha yakın bağları desteklediğini gösteriyor,” dedi ve şöyle devam etti:

“Kanada ve Avrupa coğrafya ile bağlı değil. Bizi birbirimize bağlayan şey bir yakınlıktır; bu, iradi, seçilmiş ve yenilenen bir yakınlıktır ve bu özelliği sayesinde daha da güçlenmektedir.”

Carney, Avrupa ile Kanada’nın ilişkilerini derinleştirmesi gereken alanlar arasında kritik mineraller, savunma sanayi kapasitesi, yapay zeka ve bilgi işlem, enerji güvenliği, uzay ve ödemelerin yer aldığını sıraladı.

Trump’tan AB ve Kanada’ya tehdit

Başbakan, “Cesur ve kararlı olursak, işlev bazında ittifak kurabiliriz,” dedi ve AB ile Kanada arasındaki bir ittifakın “diğer demokrasiler için bir yol gösterici olacağını” ekledi.

Öte yandan gece boyunca, ABD Başkanı Donald Trump bu öneriyle alay etti. Ama fikri reddederken, Ottawa ve Brüksel’e, Washington’a karşı birleşmeleri halinde ticaret gümrük vergileri uygulama tehdidini dile getirdi.

Perşembe günü Carney yanıt verdi. Kanadalı, “Ne önermediğim konusunda net olmak istiyorum. Daha iyi tavırlara sahip bir büyük güç rakibi olmak amacıyla üçüncü bir blok önermiyorum,” dedi ve şöyle devam etti:

“Kimsenin açık pazarlarımızı kontrol edememesi, egemenliğimizi zedeleyememesi, toprak bütünlüğümüzü tehdit edememesi veya özgürlüklerimizi, demokrasilerimizi ve hukukun üstünlüğünü baltalayamaması için dayanıklılık peşindeyiz.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ve Japonya, çip fabrikası kurmak üzere görüşüyor

Yayınlanma

ABD ve Japonya, iki ülke arasındaki gümrük vergisi anlaşması kapsamında ABD’de bir yarı iletken fabrikası inşa etmek üzere görüşüyor.

Müzakerelere aşina olan her iki hükümetten yetkililer Nikkei’ye verdikleri bilgiye göre, projenin toplam değeri 2 trilyon ila 3 trilyon yen (12,8 milyar ila 19,3 milyar dolar) arasında olabilir. Gümrük vergisi anlaşması kapsamında Japonya’nın yatırımları şu ana kadar enerji projeleriyle sınırlı kalmıştı.

Yeni girişim ise teknoloji ve imalat alanlarını da kapsıyor. Bu, Japonya’nın toplamda 550 milyar doları bulan yatırım projelerinden biri.

Kaynaklara göre Washington, bir çip üretim projesinin kurulma olasılığını gündeme getirdi ve iki taraf, diğer konuların yanı sıra yatırımın geri kazanılmasına ilişkin beklentileri de görüşüyor.

Pazartesi ve Salı günleri çalışma düzeyinde görüşmeler yapıldı. Plana göre, ABD merkezli sözleşmeli çip üreticisi GlobalFoundries, mantık yarı iletkenlerinin üretilmesinin beklendiği yeni fabrikayı işletecek.

Taraflar halen müzakere aşamasında ve işletme kuruluşu, yatırım tutarı, üretim teknolojisi ve tesisin yeri gibi önemli ayrıntılar henüz kesinleşmedi.

Japon hükümeti daha önce, 550 milyar dolarlık yatırım çerçevesinin Tayvanlı çip üreticileri de dahil olmak üzere şirketlerin ABD’de tesis kurmalarını desteklemek için kullanılabileceğini belirtmişti.

Fakat münferit projelerin yine de ABD-Japonya ortak danışma mekanizması aracılığıyla incelenmesi ve onaylanması gerekiyor.

Çip fabrikası yatırımı, ABD-Japonya ticaret anlaşmasının bir devamı olarak değerlendiriliyor. 

Japonya, geçen yılın Temmuz ayında ABD ile bir ticaret anlaşması imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Washington, Japon otomobil ithalatına uygulanan gümrük vergilerini %27,5’ten %15’e düşürmeyi kabul ederken, diğer Japon mallarına uygulanan gümrük vergileri de %25’ten %15’e indirildi.

Buna karşılık Japonya, ABD’de toplam 550 milyar dolarlık yatırım taahhüdünde bulundu.

Bu yatırımın kapsamı geniş olup, sadece yarı iletkenleri değil, yapay zeka, enerji, kritik mineraller ve ileri imalat gibi stratejik sektörleri de içeriyor.

Finansman mekanizmaları arasında doğrudan sermaye yatırımları, krediler ve devlet kredi garantileri yer alıyor.

Piyasa analistleri, ABD ve Japonya’nın yeni bir yonga fabrikası kurulması yönündeki ortak çabalarının, tek bir Asya üretim üssüne olan bağımlılığı azaltma konusundaki ortak stratejik hedefi yansıttığını belirtiyor.

ABD açısından bu adım, Trump yönetiminin yerli üretimi genişletme ve ekonomik güvenliği güçlendirme yönündeki politika çizgisiyle de uyumlu.

gelgelelim projenin gerçekten hayata geçirilip geçirilemeyeceği konusunda hâlâ pek çok belirsizlik bulunuyor.

Yatırım getirisi, teknik personel bulma imkânı ve ABD’deki yerli çip fabrikalarının nispeten yüksek işletme maliyetleri, müzakere masasında aşılması gereken engeller.

Ayrıca, Japonya’da büyük ölçekli yurt dışı yatırımların getireceği mali yükle ilgili endişeler, ilerleyen görüşmelerde odak noktası haline gelebilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English