Ortadoğu
Gazze İnsani Yardım Vakfı tartışma yarattı

ABD ve İsrail’in desteğiyle kurulan Gazze İnsani Yardım Vakfı yardım dağıtımını devralmaya hazırlanıyor. Ancak şeffaf olmayan yapısı, yabancı paralı asker desteği ve dağıtım noktalarının konumu nedeniyle ciddi eleştirilerle karşı karşıya.
Financial Times’da (FT) yer alan habere göre ABD’nin desteklediği tartışmalı insani yardım planı kapsamında, İsrail’e onlarca yabancı paralı asker getirildi. Plan, Gazze’deki insani yardımın kontrolünü Birleşmiş Milletler’den (BM) alarak, neredeyse hiç tanınmayan İsviçre merkezli Gazze İnsani Yardım Vakfı’na (GHF) devretmeyi amaçlıyor.
İsrail, yaklaşık üç aydır süren ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun da halkı açlığa sürüklediğini kabul ettiği ablukanın ardından, bu hafta uluslararası tepkiler üzerine Gazze’ye 90’dan fazla yardım tırının girişine izin verdi. Ancak İsrail, bu yardımları yalnızca geçici bir “köprü çözüm” olarak tanımlıyor ve ABD yönetimi tarafından savunulan yeni sistemin ay sonuna kadar devreye girmesini hedefliyor.
Gazze İnsani Yardım Vakfı BM kurumlarının yerini alabilecek mi
Habere göre, yeni sistem yardımların, İsrail ordusu ve özel güvenlik şirketleri tarafından korunan merkezlerden Gazze İnsani Yardım Vakfı tarafından dağıtılmasını öngörüyor. Yardım ulaştırmak isteyen BM ve diğer kuruluşların bu merkezleri kullanmak zorunda kalacağı belirtiliyor. Bu durum, özellikle Gazze’nin güneyinde yoğunlaşan merkezlere erişmek isteyen sivillerin uzun mesafeler kat etmesini gerektiriyor.
Planın ortaya atıldığı mayıs ayından bu yana, uygulamaya dair birçok teknik ve etik sorun gündeme geldi. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de gayriresmî danışmanlık yaptığı öne sürülen projeye yakın kaynaklar, sistemin şu an 2 milyondan fazla Filistinlinin ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğunu dile getiriyor.
BM, uzun süredir Gazze’de başlıca yardım sağlayıcısı konumunda. Kurum, GHF modelini “zorla yerinden etmenin üzerini örten kılıf” olarak nitelendirerek sert biçimde eleştirdi.
Vakfın belgelerinde adı geçen bazı “yönetim kurulu üyelerinin” ise bu görevleri kabul etmedikleri ortaya çıktı.
Yapı şeffaf değil, finansman belirsiz
GHF, ilk 90 gün içinde 300 milyon öğün yemek dağıtmayı planladığını açıkladı. Bu dağıtımın maliyetinin — yabancı paralı askerlerin güvenlik masrafları dahil — öğün başına 1,30 dolar olduğu bildiriliyor. Ancak vakfın nasıl finanse edildiği hâlâ bilinmiyor.
Konuya yakın üç kaynağa göre, geçen haftaya kadar hiçbir uluslararası bağışçı Vakfa katkıda bulunmadı. Bir diğer kaynak, en az 100 milyon dolarlık bağış taahhüdü olduğunu iddia etti, fakat bu kişilerin isimlerini açıklamadı.
Tony Blair devreye girdi
Projenin başından bu yana, yardım dünyasının önemli isimleri plana dahil edilmeye çalışıldı. Üç kaynağa göre Tony Blair, eski BM Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley ile görüşerek planı değerlendirmesini istedi. Beasley’nin ismi GHF belgelerinde potansiyel yönetim kurulu üyesi olarak geçiyor, ancak kendisi yorum taleplerine dönüş yapmadı.
Yine taslak belgelerde, World Central Kitchen’ın eski CEO’su Nate Mook’un da “vazgeçilmez bir yönetim kurulu üyesi” olarak gösterildiği görüldü. Ancak Mook, FT’ye yaptığı açıklamada, “Yönetimde yer almıyorum” dedi.
Yabancı paralı askerler dikkat çekiyor
GHF’nin karmaşık ve şeffaf olmayan yapısı dikkat çekiyor. Vakfın Şubat 2025’te İsviçre’de bir Ermeni vatandaş tarafından kurulduğu, ABD’de ise adı açıklanmayan ikinci bir kolunun bulunduğu ifade ediliyor. Vakfın mali yapısına ilişkin detaylar ise büyük ölçüde gizli.
İsrail basını, son günlerde üniformalı yabancı özel güvenlik görevlilerinin ülkeye iniş görüntülerini paylaştı. Bu kişilerin yardım konvoyları ve dağıtım merkezlerinde görev alacağı bildiriliyor.
Projede yer alan ABD’li iki güvenlik şirketi — Safe Reach Solutions ve UG Solutions — kısa süreli ateşkes sırasında Gazze’de küçük ölçekli bir kontrol noktası sistemi işletmişti. Her iki firma da yorum taleplerine yanıt vermedi.
GHF’nin yöneticisi, eski ABD deniz piyadesi Jake Wood, projenin eksiklerine rağmen İsrail’in onayladığı tek model olduğunu söyledi. Wood, “Yardımı askerîleştirmeden, insani yollarla ulaştırmaya kararlıyız. Dağıtımı tamamen sivil ekipler yönetecek” açıklamasında bulundu.
GHF’ye BM ve yardım kuruluşlarından destek yok
BM ve diğer uluslararası insani yardım kuruluşları, Gazze İnsani Yardım Vakfı modeline şu ana kadar destek vermedi. Yardım merkezlerinin çoğunlukla Gazze’nin güneyinde konumlanması, Filistinlilerin Mısır sınırına yakın bölgelere gitmek zorunda bırakılacağı endişesini doğuruyor.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, dün yaptığı açıklamada Gazze’de yürütülen askeri operasyonun nihai hedefinin Gazze halkını tamamen bölgeden çıkarmak olduğunu söylemişti.
BM’nin insani yardım şefi Tom Fletcher da bu plana karşı çıkarak, sistemin “yardımı siyasî ve askerî amaçlara bağladığını” belirtti. Fletcher, “Açlık, artık bir pazarlık kozu haline getiriliyor” dedi.
Modelde değişiklik önerileri gündemde
GHF, uluslararası tepkiler üzerine bazı düzenlemelere gitmeyi planladığını duyurdu. Vakıf, İsrail hükümetine gönderdiği bir yazıda, Gazze’nin kuzeyinde de yardım dağıtım merkezleri kurulmasını talep ettiğini ve yardım alan kişilerin kişisel verilerinin paylaşılmayacağını belirtti. Ayrıca gıda dışı tıbbi ve evsel malzemelerin geçişi için de kolaylık sağlamayı vadetti. Ancak İsrail’in bu talepleri kabul edip etmeyeceği henüz net değil.
Batı’nın Gazze eleştirisi üzerine, Trump’ın planını hatırlattı
Plan, özellikle özel güvenlik şirketlerinin Gazze’deki büyük kalabalıkları ve muhtemel Hamas saldırılarını nasıl yöneteceği konusundaki belirsizliklere rağmen ABD yönetiminin tam desteğini almış durumda. Her dağıtım merkezinin yaklaşık 300 bin kişiye hizmet vermesi planlanıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Başkan Trump, Gazze halkına hayat kurtarıcı yardımı ulaştırırken barışı sağlamak, İsrail’i korumak ve Hamas’ı dışlamak için yaratıcı çözümler çağrısı yaptı” dedi: “Onun vizyoner liderliği sayesinde büyük bir kazanımın eşiğindeyiz.”
Ortadoğu
İsrailliler, ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasından endişeli

İsrailliler, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer anlaşmanın Orta Doğu’da silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe ediyor.
ABD ile Suudi Arabistan arasında, krallığın Amerikan teknolojisiyle nükleer reaktörler kurmasına ve uranyum zenginleştirmesine izin veren anlaşma, İsrail’de Orta Doğu’da bir silahlanma yarışının başlayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
Çarşamba günü açıklanan ve hâlâ Kongre’nin onayını gerektiren anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın sivil bir nükleer program geliştirmesine imkân sağlaması amaçlanıyor.
Başbakan Binyamin Netanyahu ile savunma ve dışişleri bakanları, eleştirmenlerin İsrail’in uzun vadeli güvenlik çıkarlarını tehlikeye attığını söylediği anlaşma hakkında şu ana kadar herhangi bir açıklama yapmadı.
27 Ekim’de yapılacak seçimlerde Netanyahu’yu koltuğundan etmeyi hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, “İsrail’in başının üzerinden Suudi Arabistan’la şekillenen nükleer anlaşma, güvenliğimizi tehlikeye atan ciddi bir stratejik başarısızlıktır” dedi.
Bennett, “Suudi topraklarında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede nükleer bir yarışa ve kontrolün tehlikeli biçimde kaybedilmesine yol açabilir” ifadelerini kullandı.
Eski Savunma Bakanı Avigdor Lieberman ise “Suudi Arabistan’daki sivil nükleer programın sonu nükleer silah olacaktır ve bu, bütün Orta Doğu’da çılgınca bir silahlanma yarışına yol açacaktır” dedi.
Bölgede nükleer silah cephaneliğine sahip tek ülke olan İsrail’in anlaşmaya karşı çıkması ve Kongre nezdinde anlaşmanın durdurulması için lobi faaliyeti yürütmesi gerektiğini söyledi.
Suudi Arabistan’la nükleer anlaşma, hem Başkan Donald Trump’ın ilk yönetimi hem de eski Başkan Joe Biden döneminde yıllardır müzakere ediliyordu.
Ancak nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanında çalışan kuruluşların, anlaşmanın Suudi Arabistan’a nükleer silah geliştirme yolu açabileceği yönündeki uyarıları nedeniyle bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı.
İsrailliler ayrıca, Biden yönetiminin planında öngörüldüğü gibi, herhangi bir nükleer anlaşmanın İsrail ile Suudi Arabistan arasında uzun süredir hedeflenen normalleşme anlaşmasının bir parçası olmasını umuyordu.
Eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz, “Sivil nükleer kapasitenin Suudi Arabistan’a kazandırılmasının, ılımlı bir bölgesel ittifakın kurulması sürecine entegre edilmeden gerçekleştirilmesinin İsrail’in güvenliği açısından olumlu bir adım olduğunu söyleyecek hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur” dedi.
Ortadoğu
ABD’de Cumhuriyetçilerden İran savaşı için net strateji talebi

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran savaşı için talep ettiği ek bütçeyi desteklemeye hazır olsa da, yönetimin çatışmayı nasıl sona erdireceğine dair net bir plan sunmamasından rahatsızlık duyuyor. Parti içinde artan ABD kayıpları, İran’daki sivil ölümler, yükselen akaryakıt fiyatları ve savaşın uzamasının ara seçimlere etkisi konusunda kaygılar dile getiriliyor.
ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, İran’la yürüyen askeri çatışmanın nasıl sona ereceğine ilişkin yönetimin net bir yol haritası ortaya koymadığını savunarak kaygılarını artırdı.
Parti içindeki birçok isim, artan ABD kayıplarıyla birlikte yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının ara seçimlerde Cumhuriyetçilere siyasi bedel çıkaracağı görüşünü dile getiriyor.
Bu rahatsızlık, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in salı günü Senato Ödenekler Komisyonu’nda verdiği ifadenin ardından daha görünür hale geldi.
Hegseth, İran savaşı için istenen 80 milyar dolarlık ilave acil kaynak talebini savundu. Cumhuriyetçiler, Pentagon’un mühimmat stoklarını yenilemesi için ek finansmana destek vermek istese de, 28 Şubat’tan bu yana süren çatışmanın nasıl sonlandırılacağına ilişkin daha açık bir plan görmek istiyor.
Batı Virginia Senatörü Jim Justice, “Bir çıkış yolu olmak zorunda, söyleyeceğim tek şey bu” dedi.
Justice, son günlerde yaşamını yitiren üç ABD askerine atıf yaparak, “Doğal olarak hepimiz endişeliyiz çünkü son günlerde üç harika askerimizi kaybettik” ifadelerini kullandı.
İran’da hayatını kaybeden sivillerin sayısının 1.700 ile 3 binden fazla arasında tahmin edildiğini hatırlatan Justice, “Hepimiz sivil kayıplar konusunda son derece endişeliyiz. Her şeyden önce bu korkunç. İkinci olarak da dünyada pek karşılık gören bir durum değil” diye konuştu.
Justice, mevcut aşamada iki seçenek kaldığını savunarak, “Ya çekilip çıkacağız, işi şansa bırakacağız ve en iyisini umacağız ya da kazanacağız. Kazanmak da tek anlama geliyor: İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak” dedi.
ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesi halinde köprüler ve enerji santralleri gibi sivil altyapı tesislerini vurmakla tehdit etti.
Trump, Truth Social hesabındaki paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir gemiye füze, roket, insansız hava aracı ya da başka herhangi bir silahla ateş açarsa, ABD Tahran’ın başkent bölgesindekiler dahil BİR KÖPRÜYÜ VEYA ELEKTRİK SANTRALİNİ bombalayacak ve yok edecek” ifadelerini kullandı.
Justice ise Trump’ın sivil hedef seçerken ihtiyatlı davranması gerektiğini söyledi. “İkmal hatlarını kesme gereği doğarsa, köprü olur, yol olur, bunları yapmak zorunda kalabiliriz. Ama sadece sivil bir noktayı, örneğin hastaneyi hedef alacağını sanmıyorum” dedi.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir Cumhuriyetçi senatör, çatışmanın akaryakıt fiyatlarına etkisinin kasımdaki seçimler öncesinde parti adayları açısından ciddi siyasi sorun oluşturduğunu söyledi.
Senatör, “İnsanlar bundan kaygı duyuyor. Aksi halde tezahürat yaparlardı. Kimse eleştirel görünmek istemiyor” dedi ve “Akaryakıt fiyatları yüksek. Asıl büyük kaygı bu” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın çatışmayı sona erdirecek anlaşmaya varma konusunda ciddi davranmadığını söylemesinin ardından petrol fiyatları çarşamba günü yüzde 3 daha yükseldi.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da salı günü yönetimin savaşı kısa sürede sona erdirecek çözüm üretmesi gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi isimler gibi Trump’ın İran’ın silah sınıfı uranyum üretimini durdurma hedefini “çok önemli bir amaç” olarak nitelendiren Johnson, çatışmanın artık sona ermesi gerektiğini belirterek, “Bunu bitirmeliyiz” dedi.
Demokratlar ise Trump’ın İran’ın nükleer ve silah programlarını etkisiz hale getiremediğini ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açamadığını savunarak Cumhuriyetçilere yönelik eleştirilerini sürdürüyor.
Senato Demokrat Grup Lideri Chuck Schumer, Senato Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Trump’ın insanların savaş yönetiminden “çok etkilendiği” yönündeki sözlerine karşı çıkarak, “Amerikalılar Trump’ın bu savaşı başından itibaren kötü yönettiğinden etkilenmiş değil” dedi.
Bazı Cumhuriyetçiler de bölgedeki güvenlik ortamının, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun şubat ayında başlattığı saldırılar öncesine kıyasla daha kötü olduğu görüşünü paylaşıyor.
Kentucky Senatörü Rand Paul, “İran savaşı başarılı olmadı. Başından beri bu savaşa karşı çıktım. Nesnel ölçütlerle bakıldığında savaştan önceye göre daha kötü durumdayız” dedi.
Paul, “Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine bakın, daha önce böyle bir durum yaşanmadı. Boğazı yeniden askerden arındırmanın kolay yolu yok. Bu açıdan daha kötü durumdayız” değerlendirmesini yaptı.
Buna karşılık bazı Cumhuriyetçiler, İran’ı kalıcı barış anlaşmasına zorlamak için Trump’ın askeri baskıyı artırmasını istiyor.
Teksas Senatörü John Cornyn, “İran saldırıyor, biz karşılık veriyoruz şeklindeki kısasa kısas yaklaşımı sonuç vermeyecek. Belirleyici askeri üstünlüğümüzü göstermeli ve Hürmüz Boğazı’nı açmalıyız. Bunu yapabilecek ülke varsa o da ABD. Kolay olacağını söylemiyorum ama bana göre savaşın hedefi bu” dedi.
Hegseth’in Senato Ödenekler Komisyonu’ndaki ifadesi sonrasında Cumhuriyetçi senatörler yönetimin planına ilişkin daha fazla bilgi talep etmeyi sürdürdü.
Maine Senatörü Susan Collins, yalnızca savaşın stratejisi ve nasıl sona ereceğiyle değil, eğitim faaliyetleri ile mühimmatın finanse edilmemesinin görev yapan askerler üzerindeki olası etkileriyle de ilgilendiğini söyledi.
Yönetimin savaşı bitirmeye dönük net planı olup olmadığı sorusuna Collins, kendisinin ve diğer önemli senatörlerin çatışmanın kapsamı ile süresini daha iyi değerlendirebilmeleri için henüz gizli oturumda bilgilendirilmediğini hatırlattı.
“Dünkü duruşma bir ölçüde yararlıydı ama hâlâ yanıt bekleyen sorular var” dedi.
Louisiana Senatörü John Kennedy ise yönetimin senatörlere kapalı oturumda daha kapsamlı bilgi vermesi gerektiğini söyledi.
Kennedy, “Gizli oturumda bilgilendirilmeye ihtiyacımız var. Sorularımıza yanıt vermeleri gerekiyor. Cevap beklediğimiz konular var” ifadelerini kullandı.
Pentagon’un kaynaklarının giderek tükenmesinden endişe duyduğunu belirten Kennedy, “Beni kaygılandıran nokta paralarının tükeniyor olması” dedi.
Bu değerlendirme, savaş uzadıkça Pentagon’un mali durumuna ilişkin kaygı taşıyan diğer birçok Cumhuriyetçi senatörün görüşüyle de örtüştü.
Ortadoğu
Trump’ın vurmakla tehdit ettiği “Kazma Dağı” neresi ve önemi ne?

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te yaptığı açıklamada İran’ın “Kazma Dağı” olarak bilinen yer altı nükleer tesisini yakında çok şiddetli şekilde vurabileceklerini söyledi. İran’da Kuh-i Kolang Gaz La adıyla tanınan kompleks, Natanz zenginleştirme sahasının güneyinde ve dağın yaklaşık 328 fit altında kuruldu. Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS) değerlendirmelerine göre henüz faal olmayan tesis, uranyum zenginleştirme programlarına ev sahipliği yapacak büyüklükte.
ABD yönetimi İran’a yönelik olası askeri adımları değerlendirirken, Başkan Donald Trump’ın “Kazma Dağı” olarak adlandırılan yer altı nükleer tesisini bombalama tehdidi dikkatleri yeniden bu bölgeye çevirdi.
Trump, salı günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada ilgili sahadaki hedeflere değindi. Bu bölgeyi yakında ve çok şiddetli vurabileceklerini dile getiren Trump, şu ifadeleri kullandı:
“O bölgeyi büyük ihtimalle çok yakında vuracağız. Bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Normalde bunu söylemezdim. Bir şey yapabileceklerini düşünseydim bunu asla dile getirmezdim. Ancak o bölgeyi çok yakında ve son derece şiddetli şekilde vuracağız.”
Dağın 328 fit altında inşa edilen tesis
İran’da Kuh-i Kolang Gaz La adıyla bilinen Kazma Dağı, ülkenin Natanz nükleer zenginleştirme sahasının güneyinde yer alıyor.
Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsünün (ISIS) verilerine göre yer altı kompleksi, deniz seviyesinden 5 bin fitten fazla yükseklikteki dağın yaklaşık 328 fit altında yer alıyor.
İran, Natanz’daki yer üstü santrifüj tesisinin 2020 yılında meydana gelen bir patlamada tahrip olmasının ardından aynı yıl bu sahada kazı çalışmalarına başladı.
Söz konusu kompleks, ABD ordusunun 2025 yılında Natanz, Fordo ve İsfahan’daki ana nükleer tesisleri hedef alan Gece Yarısı Balyozu Harekâtı (Operation Midnight Hammer) sırasında vurulmadı.
Saldırının ardından inşaat çalışmaları devam etti ve hız kazandı. Bu durum Kazma Dağı’nı, askeri harekâtın ardından büyük ölçüde zarar görmeden kalan az sayıdaki ana yer altı nükleer sahadan biri haline getirdi.
Tesisin kapasitesi
Tesisin henüz faal duruma geçmediği değerlendiriliyor. Bununla birlikte ISIS tarafından yapılan uydu görüntüsü analizleri, Tahran yönetiminin karar alması halinde yer altı kompleksinin uranyum zenginleştirme ve nükleer silah programlarına ev sahipliği yapabilecek genişlikte olduğunu gösteriyor.
Enstitü, mevcut durumda tesiste bu tür faaliyetlerin yürütüldüğüne dair bir kanıt bulunmadığını kaydediyor.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Senato Tahsisat Komisyonu’nda düzenlenen oturumda milletvekillerinin tesise ilişkin sorularını yanıtladı.
ABD ordusunun derine gömülü hedefleri vurma kabiliyetine sahip olduğunu vurgulayan Hegseth, şu değerlendirmede bulundu:
“Kabiliyetlerimizin birçoğu gizli tutuluyor. Ancak bu dünyada Tanrı’nın yeşil yeryüzündeki herhangi bir noktaya ulaşabilecek bir güç varsa o da dünyanın en güçlü ordusu olan ABD ordusudur. Her şey seçenekler ve tercihlerle ilgilidir.”
Wall Street Journal’ın haberine göre İsrail istihbaratı, İran’ın geçen yıl Kazma Dağı’nın derinliklerindeki tünellere uranyum zenginleştirme santrifüjleri taşıdığına dair kanıtları ABD’li yetkililere sundu.
İsrail makamları bu tespitleri, 2025 yılının haziran ayında gerçekleşen ve İran’ın üç ana nükleer sahasının hedef alındığı 12 gün süren ortak ABD-İsrail saldırılarının bir parçası olan Gece Yarısı Balyozu Harekâtı sonrasında elde ettiğini iletti.
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Avrupa1 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Ortadoğu1 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Görüş1 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Rusya1 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Avrupa2 hafta önceAvrupa’da “NATO olmayan NATO” tartışmaları












