Diplomasi
Schiller Enstitüsü konferansında yeni küresel paradigma çağrısı

Schiller Enstitüsü Uluslararası Konferansı, 24-25 Mayıs 2025 tarihlerinde, “Büyük Çalkantı Zamanlarında İnsanlık İçin Güzel Vizyon” konusunu tartışmak üzere çeşitli uluslararası konuşmacıyı bir araya getirdi. Schiller Enstitüsü’nden Dennis Speed’in moderatörlüğünü yaptığı etkinlik, dünyanın dört bir yanından uzmanlar arasında yoğun bir tartışma ve yeniden değerlendirme ortamı oluşturmayı amaçlayarak, mevcut çalkantılı jeopolitik ortamda yol almak için yeni bir güvenlik ve kalkınma mimarisi önerdi.
Konferans, müzikal bir girişin ardından Schiller Enstitüsü’nün kurucu ortağı merhum Lyndon LaRouche’un 1982 tarihli konuşmasından bir bölümle başladı. LaRouche’un tarihsel analizi, Amerikan cumhuriyetinin temel ilkelerini ve küresel ilerlemeyi teşvik etmedeki amaçlanan rolünü vurguladı; bu tema, sonraki tartışmalar boyunca yankı buldu.
‘İnsan yaratıcılığının çözemeyeceği sorun yoktur’
Schiller Enstitüsü’nün kurucusu Helga Zepp-LaRouche, açılış konuşmasında insan potansiyeline dair iyimser görüşünü dile getirdi. Helga Zepp-LaRouche, “Biz yaratıcı türüz,” diyerek, “yaratıcı aklımızın her zaman daha üst düzeyde herhangi bir soruna çözüm bulma yeteneğine sahip olduğunu” vurguladı. Zepp-LaRouche, jeopolitik çatışmaların ötesine geçen, uluslararası ilişkilerde yeni bir paradigma çağrısında bulundu.
Mevcut küresel kargaşayı eleştiren Helga Zepp-LaRouche, Gazze ve Ukrayna’daki savaş gibi çatışmalarda görülen barbarlığa gerilemeye dikkat çekti. Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve “yeşil ideoloji” kaynaklı olarak Avrupa’da kendi kendine yaratılan ekonomik krizlere işaret eden Zepp-LaRouche, bu durumu Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanmasıyla karşılaştırdı. Helga Zepp-LaRouche, “Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren moloz yığınları arasından inşa edilen her şey şimdi sökülüyor,” diye hayıflandı.
Helga Zepp-LaRouche, mevcut gerilimlerin Soğuk Savaş sonrası döneme dayandığını belirterek, “Almanya’nın birleşmesiyle ortaya çıkan tarihi fırsatın, neoconların jeopolitik manevralarıyla sabote edildiğini” savundu. NATO genişlemesi ile ilgili tutulmayan sözlere atıfta bulunan Zepp-LaRouche, gizliliği kaldırılmış belgelere ve eski Almanya Dışişleri Bakanı Genscher’in Gorbaçov’a NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceğine dair güvence veren Tutzing formülüne değindi. Helga Zepp-LaRouche, George Kennan’ın 1997’de NATO genişlemesini “trajik hata” olarak eleştirmesine atıfta bulunarak, “Bu, Soğuk Savaş sonrası düzenin ilk günahıydı,” diye ilan etti.
Batı’nın yaklaşımını, milyonlarca insanı yoksulluktan kurtaran Çin’in ekonomik başarısı ve Çin Kuşak ve Yol Girişimi ile karşılaştıran Helga Zepp-LaRouche, “Eğer ABD ve AB, Çin’i sistemik rakip ilan ederse, kolektif Batı bu yarışı zaten kaybetmiştir,” dedi. Jeopolitik çatışmadan işbirliğine geçilmesi çağrısında bulunan Zepp-LaRouche, Nicolaus Cusanus’un her bir ulusun çıkarının diğer tüm ulusların gelişimini içerdiği uyumlu kalkınma kavramına atıfta bulundu. Helga Zepp-LaRouche, “Öyleyse seferber olalım ve insanlık tarihinde yeni bir döneme barışçıl dönüşüm için tutkulu bir çağrı yapalım,” diyerek, füzyon enerjisi, uzay araştırmaları ve Dünya Kara Köprüsü (World Land Bridge) ile Vaha Planı (Oasis Plan) gibi küresel kalkınma girişimleri aracılığıyla gelecekteki ilerleme vizyonunu özetledi.
‘Dünya bugün uçurumun kenarında’
Güney Afrika eski Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı H.E. Naledi Pandor, mevcut “zehirli jeopolitik ortamın” insanlığın ilerlemesini olumsuz etkilediğini belirtti. Sağ popülizmin ve şovenist milliyetçiliğin yükselişine dikkat çeken Pandor, “Bu gerilemeler, kırk yıllık genel anlamda barış içinde bir arada yaşamamızı tehdit ediyor,” dedi. Pandor, ilerici örgütleri birleşmeye ve yoksulluk, azgelişmişlik ve iklim değişikliği gibi küresel zorluklara odaklanarak çok kutupluluğu yeniden tesis etmeye çağırdı. Güney Afrika’nın Filistin krizini Uluslararası Adalet Divanı’na taşıma çabalarını övdü. Pandor, “Filistin halkının 18 aydan fazla süredir katledilmesine izin vermemiz trajik,” diyerek, aklıselimi yeniden tesis etmek ve daha güvenli bir dünya yaratmak için güçlü adımlar atılması çağrısında bulundu. Pandor, BRICS ülkelerinin dünya düzenini değiştirmede ve insanlığa odaklanmada artan önemini vurguladı.
‘Bu çok kutuplu dünya düzeni henüz gelmedi’
Çin Fudan Üniversitesi’nden Profesör Zhang Weiwei, dünyanın GSYİH açısından (BRICS’in G7’yi geçmesiyle) zaten çok kutuplu olmasına rağmen, “çok kutuplu dünya düzeninin henüz gelmediğini,” gözlemledi. Rusya’yı tek kutuplu düzeni baltalamaya çalışan “devrimci” güç, Çin’i mevcut sistemi iyileştirmeyi amaçlayan “reformcu” ve Trump yönetimindeki ABD’yi ise geriye bakan “terk eden” olarak nitelendirdi. Profesör Zhang, Asya’dan üç olumlu vaka çalışması sundu: Çin ve ASEAN’ın “kazan-kazan” kalkınma modeli, Çin’in “birlikte müzakere etme, birlikte inşa etme, birlikte faydalanma” esasına dayanan Çin Kuşak ve Yol Girişimi ve Vaha Planı gibi girişimler için model sunan Taklamakan Çölü Projesi de dahil olmak üzere Çin’in başarılı Yeşil Anlaşması.
‘Tüm insanlığın küresel çıkarları, herhangi bir ülkenin ulusal çıkarından daha önemlidir’
Guyana eski Devlet Başkanı H.E. Donald Ramotar, özellikle “soykırım” olarak adlandırdığı Gazze çatışmasında belirginleşen “uluslararası sosyoekonomik sistemin insanlık dışılığını” kınadı. Küresel krizlerin temelinde emperyalist devletlerin egemenliklerini ve sömürülerini sürdürme girişimlerinin yattığını savundu. Ramotar, Küresel Güney’in kalkınmasını engelleyen ulusların üzerindeki felç edici borç yüküne ve ulusötesi şirketlerin sömürücü uygulamalarına dikkat çekti. BRICS’i, karşılıklı faydaya dayalı uluslararası ilişkileri teşvik eden alternatif yol olarak gösterdi. Nükleer silahsızlanma için yenilenmiş kampanya ve demokratik, barışsever güçler arasında daha fazla örgütlenme çağrısında bulundu.
ABD’nin eski Sovyetler Birliği Büyükelçisi Jack Matlock ise, Soğuk Savaş’ın sona ermesini değerlendirirken, bunun zaferle değil, müzakereyle başarıldığını vurguladı. Doğu Avrupa ülkelerinin talepleriyle yönlendirilen ancak nihayetinde savunma ittifakını potansiyel saldırı ittifakına dönüştüren NATO genişlemesini eleştirdi. Matlock, “Asıl hassas olan NATO’nun genişlemesi değildi… Asıl hassas olan, bu ülkelere yabancı askeri üsler kurulmasıydı,” dedi. Ukrayna’daki savaşı “olmak zorunda olmayan” “trajedi” olarak nitelendiren Matlock, istikrarın, Rusya ile yabancı üsleri tehdit etmeden barış içinde yaşamaya istekli Ukrayna hükümeti gerektirdiğini belirtti.
‘Barış, savaş sonrası statükonun kısıtlı hoşgörüsüdür’
Eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Chas Freeman, Batı’nın “sonsuz savaşlarını” ve “hayal ürünü dış politikasını” eleştirdi. Ukrayna barışının sağlanamadığı savaşı kastederek, Ukrayna savaşının Rusya’yı zayıflatmadan Ukrayna’yı harap ettiğini ve Batı’nın uygulanabilir barış planından yoksun olduğunu savundu. Freeman, “Boyun eğmemiş düşman, tahmin edilebileceği gibi kendi çıkarlarına hizmet eden şartlarda ısrar edecektir,” diyerek, Batı’yı Avrupa’da barışı sağlamak için Rusya’nın uzun süredir devam eden güvenlik endişelerini gidermeye çağırdı.
Bunun yanı sıra eski ABD Deniz Piyadeleri İstihbarat subayı ve BM Silah Denetçisi Scott Ritter, tutkulu bir diyalog çağrısı yaptı. Silahların kontrolü ve denetimleriyle ilgili deneyimlerini anlatarak, “Çözüm diyalogdu,” dedi. Gazze ile ilgili olarak Ritter, kışkırtıcı bir şekilde, “Hamas’ın yaptığını alkışlayan bizler, bombaları sağlayanlar kadar soykırımdan sorumluyuz, zira buna zemin hazırlıyoruz,” ifadesini kullandı. Hayat kurtarmak için hasımlarla bile ortak zemin bulmaya çağıran Ritter, “Cevap diyalogdur,” diye vurguladı.
Eski CIA analisti Ray McGovern, Piskopos Desmond Tutu’dan alıntı yaparak, “Tarafsız kalmak, zalimin yanında yer almaktır,” diye konuştu. Gazze’deki soykırımı kınayan McGovern, Alman teolog Albrecht Haushofer’in kötülüğe karşı daha erken ses çıkarmadığı için yaptığı dokunaklı özeleştirisine atıfta bulunarak eylem çağrısında bulundu.
Rusya Federasyonu BM Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Dmitriy Çumakov da, “sağduyulu insanları” duymaktan mutluluk duyduğunu ifade etti. Ekonomik çalkantıya ve zengin ülkelerin yoksul uluslara yardım etmeyi reddetmesine dikkat çeken Çumakov, çok kutuplu dünya ve “vahşi kapitalizmin” sona ermesi çağrısında bulundu. BRICS ülkelerinin şu anda dünya GSYİH’sinin %37’sini temsil ederek G7’nin yüzde 29’unu geçtiğini belirtti.
Konferansta ayrıca Çağdaş Çin ve Dünya Çalışmaları Akademisi’nden Doçent Araştırmac Ju Juti’nin video mesajı da yer aldı. Ju Juti, barış açığı, kalkınma açığı, güvenlik açığı ve yönetişim açığı olmak üzere dört büyük stratejik zorluğu sıralayarak çok taraflılık ve küresel yönetişimin reformu çağrısında bulundu.
Panel, Helga Zepp-LaRouche’un yeni bir küresel güvenlik ve ekonomik kalkınma mimarisine duyulan ihtiyacı yinelemesiyle sona erdi. Zepp-LaRouche, Dünya Kara Köprüsü gibi somut projeleri ve gelişmekte olan ülkelerde 3 milyar yeni üretken iş yaratılmasını barış ve istikrara giden yollar olarak vurguladı.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Diplomasi
Ukrayna, 2022’den bu yana en zorlu kışına hazırlanıyor

CNBC kanalına konuşan Ukraynalı yetkililer, hava savunma sistemlerindeki eksiklikler ve enerji altyapısına yönelik artan tehditler nedeniyle ülkenin 2022’den bu yana en zorlu kış sezonuna hazırlandığını bildirdi. Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında enerji tesislerine yönelik saldırılarını artırmasını beklerken füze mühimmatı temininde ve yerli savunma teknolojilerinde ciddi güçlüklerle karşılaşıyor.
Ukraynalı yetkililer, insansız hava aracı üreticileri ve güvenlik uzmanları, yaklaşan kış mevsiminin çatışmaların başladığı 2022 yılından bu yana ülke için en ağır dönem olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.
CNBC’nin haberine göre Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırmasını bekliyor.
Ülkede hava savunma araçlarının, özellikle de ABD yapımı Patriot sistemleri için kullanılan önleme füzelerinin yetersizliği endişe yaratıyor.
Ukraynalı insansız hava aracı üreticisi Fire Point şirketinin başkanı Irina Tereh, CNBC’ye yaptığı açıklamada Ukrayna’nın tehdidin boyutunu gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirtti.
Tereh, Ukraynalı şirketlerin kendi füze savunma teknolojilerini geliştirmek için çalışmaları hızlandırdığını, ancak bu tür sistemlerin oluşturulmasının genellikle onlarca yıl aldığını ifade etti.
Tereh, bu nedenle söz konusu görevin ısıtma sezonu başlamadan tamamlanmasının imkansız olduğunu vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, ABD’ye karşı kullanılma endişesi gerekçesiyle Kiev’e Patriot lisansı verme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.
ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Mike Turner ise ABD ile Ukrayna’nın şu anda Kiev’e teknoloji transferi konusunda görüşmeler yürüttüğünü kaydetti.
CNBC’nin aktardığına göre Ukraynalı yetkililer bir yandan enerji tesislerinin korumasını artırırken, diğer yandan yakıt ile ekipman stoku oluşturuyor.
Kiev yönetimi aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) 90 milyar euroluk finansal destek programından aktarılacak kaynaklar da dahil olmak üzere Avrupalı ortaklarından ek finansman temin etmeyi hesaplıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, temmuz ayı sonunda vatandaşlara “çok zorlu bir kışa” hazırlanma çağrısında bulunarak, sürecin sonucunun hem Kiev’in adımlarına hem de Batılı müttefiklerin desteğine bağlı olacağını vurguladı.
Zelenski, Serhiy Koretskiy’nin başbakan olarak atanmasını, yeni hükümet başkanının enerji konularına hakim olması ve ülkenin soğuk hava şartlarına hazırlanmasını sağlaması gerekliliğiyle açıkladı.
Gelecek kışın öncekilerden daha ağır geçebileceği yönündeki değerlendirmeler daha önce Başbakan Koretskiy, Enerji Bakanı Denıs Şmıhal ve Çernihiv Bölgesel Yönetimi Başkanı Vyaçeslav Çaus tarafından da dile getirildi.
Yetkililerin açıklamalarına göre Ukrayna’nın 10 gigavattan fazla üretim kapasitesini restore etmesi, yaklaşık 3 gigavatlık yeni merkezsiz üretim tesisi kurması, enerji altyapısının korunmasını güçlendirmesi ve yeraltı depolarındaki gaz stokunu yaklaşık 14,6 milyar metreküpe çıkarması gerekiyor.
Geçen kış Ukrayna’da elektrik ve ısıtma sunumunda kesintiler yaşandı. Bazı bölgelerde elektrik kesintileri günde 12 ila 16 saat sürerken, bazı yerleşim yerleri günlerce ısıtmasız kaldı.
Zelenski, ocak ayında yaptığı açıklamada Ukrayna enerji sisteminin ülkenin ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 60 kadarlık bölümünü karşılayabildiğini, gerekli olan 18 gigavatlık üretim kapasitesine karşılık sistemin yaklaşık 11 gigavat üretebildiğini bildirmişti.
Diplomasi
Bloomberg uyardı: Dünyayı yeni gıda krizi dalgası vurabilir

Dünya, küresel çatışmalar ve aşırı hava koşullarının kıskacında yeni bir gıda fiyatı artışı dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Karadeniz’deki savaş ve İran gerilimi tedarik zincirini vururken, Avrupa’dan Avustralya’ya kadar uzanan aşırı sıcaklar rekolteyi tehdit ediyor. Asya’da ise El Nino iklim olayı ve eksik muson yağmurları pirinç üretimini krizin eşiğine getirdi.
Dünya küresel boyutta yeni bir gıda fiyatı artışı dalgası tehdidiyle karşı karşıya. Bloomberg’in haberine göre, silahlı çatışmalar ve zorlu hava koşulları dünyanın en kritik tarım bölgelerini kıskaca almış durumda.
Savaşın sürdüğü Karadeniz bölgesinde Ukrayna’dan yapılan sevkiyatlar büyük aksamalarla karşılaşıyor.
Dünya buğday pazarının dörte birinden fazlasını, ayçiçeği yağı ihracatının yaklaşık üçte ikisini ve mısır tedarikinin onda birini tek başına Rusya ve Ukrayna karşılıyor. Buğday fiyatları temmuz ayında yüzde 10’dan fazla artış gösterdi.
Bu da 2024 yılından bu yana görülen en büyük aylık sıçrama olarak kayıtlara geçebilir.
Odessa limanlarında sevkiyat kilitlendi
The Economist dergisi bu hafta yayımladığı haberde, Rusya’nın Odessa bölgesindeki liman altyapısına düzenlediği saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın tarım ihracatının felç olabileceğini yazdı.
Ukrayna’nın tahıl ve yağlı tohum ihracatının yüzde 90’ı bu bölgeden geçiyor. Ülke bu yıl 81 milyon tonluk rekor bir tahıl ve yağlı tohum rekoltesi bekliyor. Aksamalar nedeniyle Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, gemilerinin tahliye noktasını Çornomorsk’tan Romanya’nın Köstence Limanı’na kaydırdığını duyurdu.
Odessa merkezli Trident Maritime şirketinin direktörü Oleksiy Smolyar ise dev denizcilik şirketlerinin Ukrayna limanlarına uğramayı durdurduğunu açıkladı.
Ukrayna Tahıl Konfederasyonu (UAK) temmuz ayında yaptığı açıklamada sevk rakamlarını paylaştı. Kremlin’in 2023 yazında Türkiye ve BM arabuluculuğunda kurulan tahıl koridoru anlaşmasından Rusya ile ilgili şartların yerine getirilmediği gerekçesiyle çekilmesinin ardından kapasitenin düştüğü kaydedildi.
Anlaşma yürürlükteyken Odessa, Çornomorsk ve Pivdennıy limanlarından ayda 6 milyon tona kadar ürün gönderilebilirken, günümüzde aylık sevkiyat ortalama 4 milyon metrik tona geriledi.
Financial Times’ın haberine göre Ukraynalı tüccarlar, Odessa limanlarındaki kesintiler nedeniyle tahıl ihracatının bir kısmını Tuna Nehri ve Romanya üzerinden alternatif rotalara kaydırmayı planlıyor.
Rusya Savunma Bakanlığı ise Ukrayna limanlarındaki hedeflere yönelik saldırılar düzenlediğini defalarca rapor etti.
Bakanlık son olarak 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Odessa Limanı’nda Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için hazırlanan yakıt ve yağ depolarının vurulduğunu, Mıkolayiv’de ise insansız deniz araçları kullanmak üzere dönüştürülen bir römorkörün hedef alındığını bildirdi.
Aşırı sıcaklar rekolteyi vuruyor
Tahıl üreten diğer ana bölgeler de aşırı hava koşullarıyla boğuşuyor. Çiftçiler, İran etrafındaki gerilim sebebiyle fırlayan akaryakıt ve gübre fiyatlarının baskısı altında üretim yapmaya çalışıyor.
Aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangınlarıyla boğuşan Avrupa, son on yılların en büyük tahıl rekoltesi düşüşüne hazırlanıyor. Kurak havanın Avustralya’daki buğday rekoltesini de düşürmesi bekleniyor.
Pirinç üretimi yapılan Vietnam’dan Filipinler’e kadar uzanan coğrafyada da Pasifik Okyanusu’ndaki su sıcaklıklarını artıran El Nino iklim olayı nedeniyle kriz derinleşiyor.
Dünyanın en büyük pirinç üreticisi ve ihracatçısı konumundaki Hindistan ise mevsimlik muson yağmurlarının yetersiz kalması sebebiyle kuraklık tehlikesi yaşıyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












