Diplomasi
Çinli akademisyen İsrail-İran savaşını Harici’ye değerlendirdi: İran, Çin için stratejik öneme sahip

Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü Doç. Dr. Yang Chen, Pekin’in İsrail-İran savaşına dair tutumunu, Çin akademisinin bakışını ve gelişmelerin Çin’in Orta Doğu politikasına etkisini Harici’ye değerlendirdi.
İsrail’in saldırıları sonrası Pekin ilk tepki olarak, “ciddi endişelerini” dile getirdi ve tüm tarafları daha fazla tırmanmayı önlemeye çağırdı.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lin Jian, cuma günü yaptığı açıklamada, Çin’in İran’ın egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü ihlale ve “gerginliği tırmandıran” eylemlere kararlılıkla karşı olduğunu söyledi.
Lin, “Bölgedeki ani gerginlik artışı kimseye fayda sağlamaz” dedi. “Çin, tüm tarafları, durumun daha da kötüleşmesini önlerken, bölgesel barış ve istikrarı teşvik edecek önlemler almaya çağırıyor” diye ekledi.
Sözcü, Çin’in krizi yatıştırmada “yapıcı bir rol” oynamaya hazır olduğunu da vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar ile telefon görüşmeleri yaptı. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınayan Wang Yi, uluslararası toplumun İran nükleer meselesinin siyasi yollardan çözülmesi için çaba gösterdiği bir dönemde, bu saldırının “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu söyledi. “Sorunların çözümü için diplomatik kanallara dönülmesi” çağrısı yaptı.
Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü, Doç. Dr. Yang Chen, Pekin’in İsrail-İran savaşına dair tutumunu, Çin akademisinin bakışını ve gelişmelerin Çin’in Orta Doğu politikasına etkisini Harici’ye değerlendirdi.
‘Pekin yapıcı rol oynamaya istekli’
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lin Jian’ın açıklamalarını hatırlatan Yang Chen, Çin’in İsrail’in İran’a saldırısından derin endişe duyduğunu ve bu tür eylemlerin doğurabileceği ciddi sonuçlardan dolayı son derece kaygılı olduğunu belirtti. Çin’in, İran’ın egemenliğinin, güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlal edilmesine karşı olduğunu söyleyen Yang, ayrıca çatışmaların tırmanmasına ve gerilimin artmasına da karşı olduğunu ifade etti.
Çin’in, ilgili tüm tarafları, bölgesel barış ve istikrarı teşvik etmeye yönelik daha fazla çaba göstermeye ve gerilimi daha fazla artırmaktan kaçınmaya çağırdığını ve durumun hafifletilmesini teşvik etmek için yapıcı bir rol oynamaya istekli olduğunu kaydetti.
‘İran renkli devrim tehdidiyle karşı karşıya’
Çinli akademisyenlerin bakış açısından ise, Orta Doğu’daki temel çelişkinin artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki önceki çatışmadan İsrail ile İran arasındaki çatışmaya kaydığını ifade etti.
Trump’ın göreve başlamasından sonra, İsrail ile İran’ın liderlik ettiği “direniş ekseni”ni arasındaki kuşatma ve karşı-kuşatma mücadelesinin tırmanmaya devam ettiğini belirten Yang, “İsrail karşıtı birlik cephesi ile İran karşıtı birlik cephesi arasındaki mücadele şiddetlenecek” değerlendirmesini yaptı.
İran’ın büyük bir “renkli devrim” tehdidiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Yang Chen, “Bu saldırıda, İran’ın sertlik yanlıları hedef alınıp ortadan kaldırıldı ve bu durum İran’ın etkisine ağır bir darbe vurdu. Eğer İran, İsrail saldırısına karşı kararlı bir şekilde misilleme yapmazsa, gelecekte daha tehlikeli bir durumla karşı karşıya kalmasından ve bölgesel etkisinin ciddi şekilde zayıflamasından, hatta rejimin istikrarının bile tehlikeye girmesinden endişe edilmektedir” ifadelerini kullandı.
‘Çin İran’da istikrardan yana’
Çin’in Orta Doğu politikasının her zaman istikrar ve sürekliliğini koruduğunu ve dramatik değişikliklere rağmen temelden değişmeyeceğini söyleyen Yang, İran’ın Pekin için önemini ise şöyle anlattı: “İran, Çin için stratejik öneme sahip bir ülkedir. İran, Avrasya’nın merkezindedir, Kuşak ve Yol Girişimi’nin önemli bir merkezidir, Çin’in enerji kaynaklarının önemli bir kaynağıdır ve Orta Asya’daki istikrarın korunması ve Sincan’ın güvenliğinin sağlanması için önemli bir güvencedir”.
Bu sebeple Pekin’in, İran’ın istikrarlı kalmasını istediğini belirten Yang, “Çin, İran’ın ABD ve Batı tarafından baskı altına alınmasını istemez, ayrıca İran’ın ABD ve Batı’ya yönelmesini de istemez” değerlendirmesini yaptı.
İran’ın iç ve dış meselelerde büyük zorluklarla karşı karşıya olduğuna da dikkat çeken Yang, bu zorlukları şöyle sıraladı:
- Ekonomik durgunluk
“İlk olarak, İran’da ekonomik gelişme durgundur. 2024 yılında İran’ın gayri safi yurtiçi hasılası 434,2 milyar dolardı (bu rakam Çin’in Şensi Eyaleti’nin ekonomik büyüklüğüne eşdeğerdir); bu rakam 2008’den 2017’ye kadar olan on yıllık dönemdeki seviyesine hâlâ ulaşmamış ve 2011’deki zirve değeri olan 625,4 milyar dolardan oldukça uzaktadır. Kişi başına düşen GSYİH yaklaşık 4500 dolardır (İsrail’in kişi başı GSYİH’sı olan 52.261 doların sadece 1/12’si kadardır); bu durum İran halkının memnuniyetsizliğine neden olmuştur. Ekonomik durgunluk, İran’ın “direniş ekseni”ne güçlü destek sağlamasını da engellemektedir.”
- Nükleer pazarlık
“İkinci olarak, İran’da siyasi değişimler yaşanmıştır ve ılımlı bir cumhurbaşkanı göreve gelmiştir. 30 Temmuz 2024’te İran’ın yeni cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan yemin ederek göreve başladı. Ilımlı bir cumhurbaşkanı olan Pezeşkiyan, 2024 Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılımı sırasında, ülkesinin uluslararası ilişkilerinde “yapıcı” bir sayfa açma umudunu dile getirdi ve İran’ın “nükleer programı konusunda Batı ile diyaloğa hazır olduğunu” vurguladı. Bu durum da İran’ın Batı ile müzakereye ve “İran nükleer anlaşması”nı yeniden müzakere etmeye niyetli olduğunu göstermektedir. Ancak “direniş ekseni”nin zayıflamasıyla birlikte İran’ın Batı’dan yaptırım muafiyeti elde etme konusundaki pazarlık gücü azalmıştır.”
- Ulusal güvenlik
“Üçüncü olarak, İran’daki iç güvenlik durumu endişe vericidir. Son yıllarda İsrail, İran’da art arda suikastlar düzenlemiştir; bu suikastlara İran’ın kıdemli nükleer fizikçisi Muhsin Fahrizade, İran Devrim Muhafızları lideri Kasım Süleymani ve İran Devrim Muhafızları İstihbarat Yetkilisi Muhammed Akiki dahildir. Mayıs 2024’te İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Temmuz 2024’te Hamas lideri İsmail Haniye, İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğradı ve daha sonra bu olaydan İsrail resmi olarak sorumlu olduğunu kabul etti. Bu durum, İsrail ve ABD istihbarat teşkilatlarının İran’ın ulusal güvenlik sistemine tamamen sızdığını ve İran’da diledikleri gibi hareket edebildiklerini, istedikleri kişilere suikast düzenleyebildiklerini göstermektedir. İran’ın ulusal güvenliği, kendi cumhurbaşkanının, üst düzey askeri komutanlarının, önemli bilim insanlarının, üst düzey istihbarat yetkililerinin ve yabancı misafirlerin hayatlarını koruyamamıştır.”
İran’ın şu anda büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Yang Chen, ancak buna rağmen Tahran’ın ayakta kalabilmesi için “büyük güçlerden ve zorluklardan korkmayan” bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtti.
Yang’a göre İran, bölgesel etkisini kanıtlayabilirse ve kararlı şekilde Amerikan ve İsrail karşıtı tutumunu gösterebilirse, daha fazla dış destek elde edebilir.
Diplomasi
Ukrayna, İngiliz L119 obüslerini lisansla üretecek

Ukrayna ile Birleşik Krallık, L119 obüslerinin Ukrayna’da lisans altında üretilmesi konusunda anlaşmaya vardı. The Wall Street Journal’a göre proje, ülkenin Patriot sistemlerine ait füzeler gibi daha karmaşık Batı silahlarını üretme kabiliyetini de ortaya koyabilir. Üretim süreci test modeliyle başlayacak; namlu, sürgü mekanizması ve hidrolik sistemler gibi parçaların önemli bölümü Ukrayna’da imal edilecek.
Ukrayna, Birleşik Krallık ile L119 tipi hafif obüslerin ülke içinde üretilmesi konusunda anlaşma sağladı.
The Wall Street Journal haberinde, bu projenin Ukrayna sanayisinin Patriot sistemlerine ait füzeler dahil olmak üzere daha karmaşık Batı silahlarını üretmeye hazır olup olmadığını ortaya koyacağını belirtti.
İngiliz savunma şirketi BAE Systems lisansı altında gerçekleştirilecek üretim Ukraynalı bir işletme tarafından yürütülecek.
BAE Systems Temsilcisi Giles Ambrose, üretim sürecini denetlemek ve düzene koymak amacıyla fabrikanın öncelikle obüsün test modelini imal edeceğini bildirdi.
L119, nakliyesi çekici araçlar ya da helikopterlerle sağlanan hafif bir obüs modeli olarak öne çıkıyor. Yaklaşık 17 kilometre mesafedeki hedefleri vurabilen sistemin M119 adını taşıyan benzer bir versiyonu ABD ordusu tarafından da kullanılıyor.
The Wall Street Journal haberinde obüs imalatının insansız hava araçlarına kıyasla daha karmaşık bir süreç gerektirdiğine dikkat çekildi. Bu üretim için namlu, kama mekanizması, hidrolik sistemler ve diğer metal parçaların imalatı gerekiyor.
Ukraynalı işletme bu bileşenlerin birçoğunu kendi imkanlarıyla üretecek. BAE Systems Temsilcisi Ambrose konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu durum malzemeler, parçaların imalatı ve mekanik işleme süreçleriyle ilgili ciddi zorluklar barındırıyor” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile BAE Systems temsilcileri obüslerin üretimini ilk olarak Ağustos 2023’te ele aldı ve taraflar bir anlaşma imzaladı. Bir ay sonra şirketin Kiev yönetimine obüs yedek parçalarının üretimini kurmayı teklif ettiği açıklandı.
O dönemde İngiliz savunma şirketinin planlarını değerlendiren Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna topraklarında silah üretim tesislerinin kurulmasının çatışmaların gidişatını esasta değiştirmeyeceğini beyan etti. Peskov, Moskova’nın bir ofis açılmasını olumsuz karşılayacağını ve bu yapının ordunun hedefi haline geleceğini dile getirdi.
Ayrıca bu yılın ilkbahar döneminde Ukraynalı yetkililer Patriot füzelerinde kritik bir eksiklik yaşandığını duyurdu.
Bu gelişmenin ardından Zelenski, ABD’den bu füzelerin üretimi için lisans verilmesini talep etti. Temmuz ayı başında ABD Başkanı Donald Trump, Washington’ın Ukrayna’ya söz konusu lisansı sağlayacağını açıkladı.
Diplomasi
Hürmüz Boğazı krizinin ardından doğalgazda dört ayın zirvesi

Savaş ve lojistik kaygılar nedeniyle Avrupa’da gösterge doğalgaz fiyatları megavatsaat başına 60 avroyu aşarak son dört ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Analistler ve sektör uzmanları, azalan Avrupa rezervleri ile Asya’daki yüksek sıcaklıkların yanı sıra jeopolitik risklerin enerji piyasalarında kalıcı bir unsur haline geldiğine dikkat çekiyor.
Hürmüz Boğazı’nda yeniden tırmanan şiddet olayları, dünyanın en kritik enerji geçiş noktasından sevkiyat yapılabilirliğine dair endişeleri tetikledi.
Bu gelişmelerin ardından Avrupa’da doğalgaz fiyatları son dört ayın en yüksek seviyesine çıktı.
Politico’nun haberine göre Dutch TTF olarak bilinen gösterge niteliğindeki Avrupa doğalgaz fiyatı, pazartesi günü kısa süreliğine megavatsaat başına 60 avro eşiğini aşarak mart ortasından bu yana kaydedilen en yüksek seviyeyi gördü.
ABD’nin İran’a yönelik üst üste 10’uncu gecesinde de düzenlediği hava saldırılarına Tahran yönetiminin bölgedeki ABD müttefiklerini ve Basra Körfezi’ndeki tankerleri hedef alarak yanıt vermesinin ardından fiyatlar salı günü megavatsaat başına 59 avro seviyesinde dengelendi.
Haziran ayında sağlanan ateşkesten önce doğalgaz fiyatları megavatsaat başına 50 avronun altında seyrediyordu. Öngörülmesi imkânsız hale gelen bir savaş sürecinde piyasa aktörleri büyük riskler almaktan kaçınıyordu.
Salı günü kaydedilen rakamlar, bir önceki aya kıyasla yüzde 50’lik bir artışa işaret ediyor.
Bu tablo aynı zamanda, tükenen Avrupa rezervleri ile Asya’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların birleşmesi sonucu doğalgaz arzının daha da daralacağı yönündeki kaygıları yansıtıyor.
Analistler, Asya’daki yüksek sıcaklıkların klima kullanımını artırarak talebi yukarı çekeceğini öngörüyor.
Son fiyat sıçramaları, Ortadoğu’daki huzursuzluğun enerji piyasalarında kalıcı bir unsur olarak fiyatlandırılacağı yönündeki endişeleri artırdı.
Bu durum, Washington ve Tahran’ın deniz trafiğine geçiş ücreti veya “hizmet bedeli” uygulama tehditlerinin yanı sıra Yemen’deki Ensarullah’ın bölgedeki bir diğer kritik su yolu olan Babilmendep Boğazı’nı ambargo altına alacağını duyurmasıyla daha da pekişti.
Montel Energy kıdemli analisti Tobias Federico sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Hürmüz Boğazı’nın sürekli olarak rastgele biçimde trafiğe açılıp kapanması, buranın artık dünya LNG sevkiyatı için güvenilir bir teslimat rotası olmadığını gösteriyor” dedi.
Madrid merkezli enerji şirketi Moeve’nin Ticaret ve Ticari Entegrasyondan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Alice Acuña ise “TTF’de son dönemde yaşanan yükseliş, jeopolitik riskin enerji piyasaları için yapısal bir gerçeklik haline geldiğini kanıtlıyor” ifadesini kullandı.
Diplomasi
Britanya Başbakanı Burnham, ABD’ye üs izni verdi

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın İran’a karşı “savunma amaçlı saldırılar” olarak adlandırdığı operasyonlar için ABD’nin İngiliz askeri üslerini kullanmasına onay verdi.
Bir önceki Başbakan Keir Starmer, ABD operasyonlarının yeniden başlamasının ardından ve çatışmanın tırmanacağına dair endişeler sürerken, Birleşik Krallık’ın izleyeceği politikayı görüşmek üzere geçen cuma günü bir toplantısıya başkanlık etti.
Bloomberg’e bilgi veren kaynaklara göre, toplantıya katılan bakanlar, Diego Garcia ve RAF Fairford’daki üslerin İran’ın füze tehdidine karşı koyan ABD uçakları tarafından kullanılabileceği ve bu tesislerin Hürmüz Boğazı’nı hedef almak için kullanılabileceği yönündeki mevcut politikayı sürdürme kararı aldı.
Kaynaklara göre, pazartesi günü başbakan olan Burnham, görüşme hakkında bilgilendirildi ve alınan karara onay verdi.
Kaynaklar, “savunma amaçlı” ABD saldırıları için Birleşik Krallık üslerinin kullanımına izin verme konusunda önceki hükümetin politikasını sürdüreceğini belirtiyor.
Bu, İngiliz üslerinin şu anki ABD operasyonlarının bir kısmında kullanılması muhtemel olduğu anlamına geliyor.
Karar, ABD’nin yeniden başlattığı operasyonların 10. gününün ardından ortaya çıktı. ABD Merkez Komutanlığı, gece boyunca İran’ın askeri komuta merkezlerini, füze fırlatma üslerini ve hava savunma sistemlerini hedef aldığını açıkladı.
Bununla birlikte, İngiliz yetkililer, Trump’ın köprüleri ve elektrik santrallerini vurma tehditlerinden endişe duyuyor.
ABD Başkanı Donald Trump salı günü, diplomatik bir çözüme ulaşılamaması halinde Kazma Dağı’ndaki İran nükleer tesisinin hedef haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Bu durum, üslerin kullanılmasının Birleşik Krallık’ı savaş suçlarına ortak yaptığını savunan sol kanattaki İşçi Partisi milletvekilleri, Yeşil Parti ve Liberal Demokratlar’dan eleştiri alması muhtemel.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?












