Amerika
Zohran Mamdani: Canavarın ininde bir ‘nepo bebek’

Türkiye bağlantılı rüşvet iddiaları nedeniyle soruşturulan mevcut New York Belediye Başkanı Eric Adams’a göre, kentin yöneticisini belirleyecek bir sonraki seçimler, “mavi yakalı” bir aday ile “takım elbiseli ve gümüş kaşıklı” başka bir aday arasında geçecekti.
Adams’ın “mavi yakalı” adayı elbette kendisiydi. Ağzında gümüş kaşıkla doğan aday ise (sürpriz!) Zohran Mamdani idi.
Kimin aklına gelirdi… Demokratların New York belediye başkan adayı olmaya en yakın isim, Hindistan kökenli, ataları “12 İmam Şiiliği” mensubu, “demokratik sosyalist” Zohran Mamdani.
Bedava toplu taşıma, konut krizine çözüm ve “İsrail’i telin” gibi bir programla öne çıkan Mamdani’nin adı, Aralık 2022’deki bir New York Magazine sayısı ile ABD’nin gündemine –Hollywood yıldızları vesilesiyle– giren “nepo baby” (nepo bebek) terimiyle duyulmuştu.
Neydi nepo bebek? “Anası kadir gecesinde doğurmuş” desek yetmez. Aileden şanslı, ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, anne-baba-atasının mesleğinde yükselmiş, görece zengin/kalburüstü ünlüler için kullanılan bir terim.
City&State New York, Batı Yakası için yapılan nepo bebek listesini kıskanmış olacak ki, bir de Doğu Yakası (New York) listesi hazırlamış. Tarih, 20 Aralık 2022. Listede eski Vali Andrew Cuomo (babası da eski vali) da var, Trump’ın avukatı olarak bilinen Andrew Giuliani (onun babası da eski vali) de.
İşte Mamdani, ta 2022 sonunda bu listeye girmiş. Şöyle tanıtılıyor:
“Annesi, Oscar adayı yönetmen Mira Nair’dir. Mamdani’nin siyasete girmesine doğrudan yardım etmemiş olabilir ama kısa süren rap kariyerinde bir miktar etkisi olmuş olabilir.”
Mamdani’nin annesi Mira Nair, “Salaam Bombay!”, “Mississippi Masala” ve “Monsoon Wedding” gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış. Baba Mahmood Mamdani ise uluslararası ilişkiler ve antropoloji alanında tanınmış bir profesör.
Nair, 2013 yılında İsrail’de düzenlenen bir film festivaline davet edilmiş ama sosyal medyada “apartheid sona erene kadar” bu ülkeye gitmeyeceğini açıklamış.
Mahmood Mamdani ise, geçen yıl Gazze’deki işgali protesto etmek için Columbia’da kurulan çadırlarda bilgilendirme toplantıları düzenlemiş ve üniversitenin protestolara verdiği tepkiyi eleştirmiş.
Mahmood Mamdani, Columbia’da postkolonyalizm alanında önemli bir isim. Akademik çalışmaları, Afrika’da sömürgeciliğin mirası gibi konuları ele alıyor. Batıda yaygın “postkolonyal” çalışmalar, bu konuda mükemmel bir eleştiriye imza atmış Aijaz Ahmad’ın deyişiyle, sömürge dünyadaki egemen sınıfların mensuplarının veya çocuklarının Batıda, özellikle de Batı akademisinde kendilerine yer edinmesi için altın bir fırsat sunuyor.
Nair’in kariyeri de tuhaf. Zohran’ın da doğduğu Uganda’da tanışıyorlar Mahmood ile. Yönetmen, “Mississippi Masala” filmi için araştırma yapıyor. Ama, New York Times’a söylediğine göre, filminde “beyaz bir kahraman” olmasını isteyen yapımcılar para vermek istemiyor.
Ama her nasılsa Nair, nihayetinde “birkaç milyon dolar” buluyor ve filmin çekimlerine Uganda’da, ünlü aktör Denzel Washington’ın başrolü ile başlıyor.
Nair’in konumunu küçümsemeyin: Warner Bros, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı yönetmesi için yönetmenimize teklif götürmüş ama Nair, Jhumpa Lahiri’nin aynı adlı çok satan romanından uyarlanan The Namesake’i çektiği için teklifi geri çevirmiş.
***
Aile her şey değil, ama aile önemli. Eski Büyük Britanya İmparatorluğu sömürgelerinden gelme “renkli” mülk sahipleri, Batılı egemen sınıf aristokrasisine katılmakta hiçbir sorun yaşamıyorlar.
Hindistan’ın çalışkan marksisti Prabhat Patnaik, emperyalist ülkelerdeki bu “Üçüncü Dünyalı” yöneticilerin öne çıkması olgusunu “uluslararası orta sınıfın oluşum eğilimi” olarak analiz ediyor. Uzun bir alıntı yapıyorum:
“Bu olgu [Üçüncü Dünya’dan gelen siyasetçilerin veya işadamlarının öne çıkması – eç] sadece bahsi geçen büyüdükleri ülkelerin ne kadar ‘adil’ olduğunu vurgulama fırsatı yaratmakla kalmaz, aynı zamanda Üçüncü Dünya ülkelerindeki orta sınıftan insanların bu şehirlerde ‘eşit muamele’ göreceğine ve bunun sonucu olarak da dünyanın ‘adil’ bir düzene sahip olduğuna ve başarılı olmak için hangi ülkede doğduğunun önemsiz olduğuna ikna edilmesini de sağlar. Sömürgelerdeki orta sınıftan insanların eskiden yaşadığı sorunlarından biri de, sömürge idaresi altında kendi ülkelerinde ayrımcılığa maruz kalmaları ve resmi mevkilerde hiçbir zaman belli bir noktadan sonra yükselememeleriydi. Bu tecrübe orta sınıfa sömürgeci boyunduruğu devirmeleri gerektiğini hissettirmiştir. Buna karşın, mevcut Üçüncü Dünya orta sınıfının güncel tecrübeleri, onları artık böyle bir ayrımcılığın olmadığına ve dolayısıyla emperyalizm olgusunun da artık bir geçerliliğinin kalmadığına ikna ediyor.”
Bu da bizi, Nietzsche’ci bir “birbirine karışmış, milli sınırları takmayan bir (aristokratik) egemen sınıf” idealine yakınlaştırıyor. Buna, Homi Kharas gibi, olumlayarak “küresel orta sınıf” diyenler de var. Bu “küresel orta sınıfın” bir ideolojik paketi var ve bu paket gezegenimizi kurtaracak: Küresel ısınma ile mücadele edecek; küresel sermaye piyasalarını ve şirketleri “sürdürülebilirliğe” yönlendirecek…
Onun da ötesinde, Patnaik’in tezini doğrulayacak şekilde, emperyalizme de “inanmıyorlar.” Mamdani’nin eşi, Şamlı sanatçı Rama Duwaji’nin “Suriyeli” olduğunun altı sürekli çiziliyor. Duwaji’nin biyografisinde New Yorker, Washington Post, Apple, Spotify, VICE, BBC ve Tate Modern ile çalıştığını görüyoruz. İran ve Hizbullah’a yakın ABD’li bir kampanya hesabı, Duwaji’nin Beşar Esad hükümetine karşı dış destekli isyana destek verdiğini ve mamdani’nin “kontrollü muhalefet” olduğunu yazıyor. Tablo tamamlanıyor.
***
Ağzında gümüş kaşıkla doğdu diye bir insan “sınıfını” sahiplenmek zorunda değil. Tarihte örneği çok.
Ama Mamdani bunlar arasında değil.
Öyle olmamış olacak ki, New York’ta kimlerden oy aldığına yönelik bir New York Times araştırması, tir tir titrediği söylenen Wall Street’in yüreğine su serpecek cinsten.
NYT, Mamdani’nin gentrifikasyonun (soylulaşma) yaşandığı mahallelerde artan katılım ve Asya ve Hispanik toplulukların güçlü desteği sayesinde öne geçtiğini yazıyor.
“Demokratik sosyalist” Mamdani, Brooklyn’in zengin “brownstone” evleriyle çevrili mahallelerinde, Yukarı Manhattan’ın çeşitli mahallelerinde ve Queens’te Güney Asya kökenli nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yüksek oy oranları elde etti.
New York’taki brownstone evlerinin pahalı olduğunu hatırlatmak isterim: Bu evlerin bu kadar pahalı olmasının ana nedenlerinden biri, basitçe nadir olmaları. Bu evlerin sayısı sınırlıdır ve daha fazlasını inşa etmek mümkün değil.
Yine NYT araştırmasından aktarıyorum: New York’taki ekonomik krizi çözmeyi vaat eden Mamdani, çoğunluğu üniversite mezunu olan bölgelerde ve orta ve yüksek gelirli mahallelerde rakiplerinden daha iyi bir performans gösterdi. Asya kökenli nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerin çoğunda kazanan Mamdani, Hispanik nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde ise başlıca takibi Cuomo’yu az farkla geride bıraktı.
İlginç bir veri: Cuomo, siyahi nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde ve düşük gelirli nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde daha fazla destek aldı. Mamdani ise, Manhattan’ın Upper West ve East Side bölgesinde, önemli bir kısmı Yahudi seçmenlerden oluşan yaşlı ve varlıklı seçmenleri kazanmakta zorlandı.
NYT araştırmasından olduğu gibi aktarıyorum:
“Şehrin ilk Müslüman ve Güney Asyalı belediye başkanı olacak Mamdani, Queens’teki Ridgewood ve Brooklyn’deki Greenpoint gibi genç, sol eğilimli seçmenlerin yaşadığı gentrifikasyon [soylulaşma] geçiren mahallelerde en yüksek oy oranını aldı. Güney Asyalı nüfusun yoğun olarak yaşadığı Queens mahallesi Jamaica Hills’teki seçmenler de Mamdani’yi büyük bir farkla tercih etti.”
Araştırma, Mamdani’yi yüksek ve orta gelirli New York ahalisinin ekseriyetle oy verdiğini gösteriyor. Düşük gelirli ahalinin neredeyse yarısı ise Cuomo’ya oy vermiş.
***
Joe Biden’ın ortadan kayboluşu ve Kamala Harris’in yenilgisi sonrasında Demokratlar içinde bir yeniden yapılanma arayışı olduğu biliniyor.
Mamdani’nin en önemli destekçilerinden New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez’in eski danışmanı Saikat Chakrabarti, San Fransisco’da Nancy Pelosi’yi koltuğundan etmek için kolları sıvadı.
Teksas doğumlu ve Hindistan asıllı Silikon Vadisi gediklisi Chakrabarti, tam da “nepo bebek” sınıfından. Yazılım mühendisi bu aktivist, “Yeşil Mutabakat” ve “Yeni New Deal” hedefiyle biliniyor. “Amerika için Misyon” başlıklı manifestosunda, nükleer enerji karşısındaki bürokrasiden yakınıyor ve nükleerin yeniden kamuoyunda normalleşmesi için orduyu göreve çağırıyor, Nazilere sempatisiyle bilinen Hindu milliyetçisi Subhas Chandra Bose’nin fotoğrafının yer aldığı bir tişört giyiyor, “Adalet için Demokratlar” isimli “ilerici” grupta yer alıyordu.
Chakrabarti AOC kampanyasından atıldı, ama programı olduğu gibi sahipleniliyor. Nisan ayında NPR’da yer alan habere bakılırsa, aralarında Silikon Vadisi gediklisinin de yer aldığı genç bir kuşak, “yeni AOC’ler” olmaya adaydı. Trump’a karşı daha “agresif” olmayı savunan bu genç kuşak, eski Demokratlardan hiç memnun değildi.
Mamdani’nin de buraya oynadığını görmek güç değil. İlk başarının ardından, Mamdani’nin kampanya ekibi “genele” seslenmenin yolları arıyor. Bir ara polise fonların kesilmesini savunan Mamdani, şimdi bu pozisyonundan geri adım atmış görünüyor.
Şirketlerin Mamdani’yi alt etmek için 20 milyar doları gözden çıkardığı ileri sürülüyor. Mamdani’nin kampanyası ise ilk etapta 8 milyar dolarıi hızla toplayabileceklerine inanıyor. Mamdani yanlısı süper PAC’ler, ne kadar para toplayabilecekleri konusunda herhangi bir sınırlama ile karşı karşıya değil ve “New Yorkers for Lower Costs” [Düşük Fiyatlar için New Yorklular] grubu, ön seçimlerde 1,5 milyon dolar topladı.
Wall Street Journal (WSJ) ise daha fazlasını yazıyor. Mamdani’ye verilen geniş desteğin, Wall Street’in son yıllarda nasıl değiştiğini ortaya koyduğunu öne sürüyor ve şöyle diyor:
“Bağışçıların işverenlerini listelediği şehir seçim kampanyası finans kayıtlarına göre, Mamdani’ye büyük bankalardan Cuomo’ya yapılan bağışlardan daha fazla bireysel bağış yapıldı. Fakat bunların çoğu, giderek büyüyen teknoloji personeli ve diğer finans dışı çalışanlar arasındaydı. Örneğin, üç Goldman Sachs yazılım mühendisi Mamdani’ye doğrudan bağış yaptığı belirtildi. Kayıtlara göre, Goldman’da sadece bir finansçı Cuomo’ya doğrudan bağış yaptı.”
Dahası, yine WSJ, Mamdani’yi sessizce destekleyen diğer bankacıların “kayıt altına alınacak şekilde” konuşmak istemediğini, hatta birinin “sahte isim” kullanmaya çalıştığını aktarıyor.
POLITICO’ya göre, ön seçim zaferinin ardından Mamdani, Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer ve Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ile özel olarak görüştü. Her ikisi de “müesses nizam” New York Demokratları.
İki lider, Mamdani’ye hemen tam destek vermedi ama sosyal medya sitesi X’te onun hakkında olumlu yorumlar yaptı ve yakında kendisiyle yüz yüze görüşmeyi planladıklarını söyledi.
Mamdani’ye yakın ve isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir kişi, bu açıklamaları “olumlu yeşil ışık” olarak nitelendirdi ve ekibinin ön seçimlerden sonraki kısa sürede yaptıklarından “çok, çok umutlu” olduğunu söyledi.
Yine Mamdani, salı gecesi New York Başsavcısı Letitia James tarafından sahneye çağrıldı. James, Başkan Donald Trump ile girdiği hukuki mücadelelerle tanınan, eyaletin en sevilen ve en etkili Demokratlarından biri.
Bu hamle de, Mamdani’ye federal düzeyde Demokratların gözünde bir miktar meşruiyet kazandırmayı amaçlıyor gibi görünüyor. Eyaletin kongre heyetinin başkanı ve liberal Yahudi siyasi çevrelerin en saygın isimlerinden biri olan Temsilci Jerry Nadler, ön seçimlerde Mamdani’nin rakiplerinden birini destekledikten sonra çarşamba günü Mamdani’yi desteklediğini açıkladı.
***
Peki İsrail karşıtlığı? Filistin dostluğu?
Yahudi Kamu İşleri Konseyi (Jewish Council for Public Affairs) genel müdürü Amy Spitalnick, NYT’ye konuşuyor. Spitalnick, kendini “liberal Siyonist” olarak tanımlıyor. Siz bundan, “İsrail’in kendini savunma hakkı var ama iki devletli çözüm de belki olur” diyen türde Siyonistleri anlayın:
“Antisemitizmle ilgili meşru endişeler, hem belediye başkanlığı seçimlerinde hem de daha geniş anlamda üniversiteler ve demokrasi hakkındaki tartışmalarda, toplulukları birbirine düşürmek için istismar ediliyor.”
Bu türden bir “Filistin dostluğu” Batıda hayli yaygın. Amerikan Demokratları, her zaman “islamcı dostu” Britanya, kısmen Soros Vakfı bu şebekenin arkasında. Netanyahu’nun “beni devirmek isteyenlerin arkasında Soros var” demesi boşuna değil. Ortadoğu’da yeni bir “emperyalist mimari”nin İsrail merkezli mi, yoksa İsrail’in de yer aldığı daha geniş bir (Müslüman) ülkeler koalisyonu ile mi şekilleneceğine ilişkin bir kavga bu. Demokratlar ve ABD’deki “ilerici Demokratlar” ikincisine yakın. Zohran’ı, nihayetinde bir “liberal Siyonist” saymak mümkün.
***
Mamdani’nin babası, NYT’ye verdiği demeçte, Cape Town’da bir öğretmenin Zohran’ı, renginin ne olduğu sorusuna verdiği şaşırtıcı cevap nedeniyle şikayet ettiğini hatırlıyor. Sınıftaki diğer çocuklar beyaz, siyah veya renkli (Güney Afrika’da karışık ırktan insanlar için kullanılan bir terim) derken, Zohran “hardal” (mustard) cevabını vermişti. “Çok duygulandım,” diye hatırlıyordu Mahmood.
Aijaz Ahmad’a dönüyorum. Ahmad, Batıda “Üçüncü Dünya Edebiyatı” kategorisinin ortaya çıkışını incelerken, 1960’lı yıllarda Asyalı göçmenlerin küçük burjuva ve profesyonel (beyaz yakalı?) kesim içinde yerini almasına işaret ediyor. Ahmad, özellikle beşeri ve sosyal bilimler alanında, “postkolonyal” çalışmaların da yükselişi ile birlikte, Batılı üniversitelere giren göçmenlerin ekseriyetle kendi ülkelerinin üst sınıf ailelerine mensup olduklarına işaret eder. Bunlar eziliyorlardı; ama ezilmişliklerine kanıt olarak “sınıf”ı sunmaları mümkün değildi: işçi sınıfından değillerdi ve yerleştikleri yeni Batı ülkesinde de işçi sınıfından olmaya niyetleri yoktu. Bu yeni profesyonel takımı, sömürgecilikten faydalanan ailelerden geliyorlardı. Ahmad, bu nedenle yeni göçmen profesyoneller arasında marksizmin tukaka ilan edilip Edward Said’den mülhem oryantalizmin alıcı bulmasını manidar buluyordu. Batılı “beyaz” antikomünistler, sömürge dünyasından müthiş bir müttefik bulmuşlardı.
Mamdani, işte bu postkolonyal küresel entelijansiyanın meşru çocuğu olarak tarih sahnesine çıkıyor.
Amerika
Florida Valisi DeSantis ara seçim kaybı sonrası Vance ve Trump’ı hedef aldı

ABD’de ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçi Parti İran savaşı kaynaklı oy kaybıyla yüzleşirken Florida Valisi Ron DeSantis 2028 başkan adaylığı yarışında öne çıkmaya çalışıyor. DeSantis’in Polymarket üzerindeki adaylık ihtimali yüzde 4’ten yüzde 12,7’ye yükselirken Başkan Yardımcısı JD Vance yönetim sicilini savunma baskısıyla karşı karşıya kaldı.
ABD’de salı günü yapılan ara seçimlerin ardından Washington’daki Cumhuriyetçiler ağır bir yenilginin faturasıyla yüzleşirken, Florida Valisi Ron DeSantis ortaya çıkan tabloyu avantaja dönüştürüyor.
Cumhuriyetçi seçmenin yüksek benzin, dizel ve gıda fiyatlarından sorumlu tuttuğu İran savaşının damga vurduğu seçim sonuçları, Başkan Yardımcısı JD Vance gibi 2028 başkanlık yarışındaki olası rakipleri zora sokarken, görev süresi kısıtlaması nedeniyle son dönemini geçiren DeSantis ise oluşan bu alanı kendi hanesine yazmaya odaklanıyor.
DeSantis, seçim sonrasında Polymarket platformundaki 2028 Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığı ihtimallerinde de yukarı yönlü bir ivme yakaladı.
Sonuçlar açıklanmadan önce yaklaşık yüzde 4 seviyesinde seyreden kazanma şansı, perşembe akşamı itibarıyla yüzde 12,7’ye çıktı.
Seçim gecesi oranı kısa süreliğine yüzde 30’un altına gerileyen Vance ise perşembe günü yüzde 37,8 seviyesine toparlanarak seçim öncesindeki oranının bir yüzde puan gerisinde kaldı.
Söz konusu boşluğu kendi icraatlarını savunmak için bir fırsata çeviren DeSantis, eyaletinin göç konusundaki uygulamalarını öne çıkarırken Florida’nın seçim gecesinde Cumhuriyetçilerin mevzilerini koruduğu tek yer olduğuna işaret etti.
Çarşamba günü düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan DeSantis, “Bunu bir ‘dalga’ olarak nitelendirmenin tam olarak doğru olacağını düşünmüyorum. Bu, ABD genelinde mavi eyaletler, kırmızı eyaletler ve aradaki her yeri kapsayacak şekilde meydana gelmiş bir meteor çarpmasının siyasi karşılığıdır” dedi.
Florida Valisi, partisinin eyalette “mevzileri korumayı” başardığını ve Cumhuriyetçi Parti denetimini sürdürdüğünü iddia etti.
Öte yandan eyaletin yeni seçilen valisi olan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Byron Donalds, DeSantis’in 2022 yılındaki 19,4 puanlık farkının oldukça gerisinde kalarak yarışı yalnızca 1,3 yüzde puan farkla önde tamamladı.
Bunun yanı sıra Cumhuriyetçilerin lehine olacak şekilde yeniden çizilen seçim bölgelerine rağmen Demokratlar Florida’da Temsilciler Meclisindeki birkaç sandalyeyi kazandı.
DeSantis değerlendirmelerine, “Bu Birliğin en büyük 10 eyaleti arasında yalnızca bir tanesinde yönetim Cumhuriyetçilerin elinde olacak, o da Florida eyaletidir” sözleriyle devam etti.
DeSantis, 2024 yılındaki Cumhuriyetçi Parti başkanlık ön seçimindeki eski rakibi ve Vance’in müttefiki olan Vivek Ramaswamy’yi de hedef aldı.
Salı günü Ohio Valiliği yarışında Demokrat Amy Acton’ın “Vivek’i bozguna uğrattığını” savunan DeSantis, Trump’ın ekibinin Ramaswamy’yi neden yarışa soktuğunu sorguladı.
Çarşamba günü Sage Steele’in podcast programına katılan DeSantis, “Bilirsiniz, Vivek teknoloji dünyasından bir isim gibi; şu Alzheimer ilacını yaptı ve ülkeye vizeli yabancı işçiler getirmek istiyor. Bu, seçmene karşılık bulacak bir profil türü değil” diye konuştu.
DeSantis, salı günü sandıklar kapanmadan önce de İran savaşının Cumhuriyetçilere zarar verdiğine dair uyarılarda bulunmuş ve çatışmanın, Başkan Donald Trump’ın yeni savaşlardan uzak durma vaadiyle çeliştiğini dile getirmişti.
Bu hafta CNN televizyonuna verdiği mülakatta DeSantis, “Trump sahneye çıktığından bu yana Cumhuriyetçilerin benimsediği temel ilke, bu tür ucu açık çatışmalara girmemekti ve gelinen nokta tam da bu oldu. Kuşkusuz Irak’tan biraz farklı ama insanların cüzdanlarını doğrudan etkilediği için çok önemliydi” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyetçilerin yüksek fiyatların faturasını savaşa değil de eski Başkan Joe Biden’a kesme çabalarını da eleştiren DeSantis, “İnsanları gerçekleri çarpıtarak yanılttığınızda, diğer hiçbir konuda size güven duymazlar” dedi.
2024 yılındaki çekişmeli ön seçimde Trump’a rakip olan DeSantis, Washington’da alınan ve kamuoyunda tepki çeken kararlardan uzakta kalarak Florida’yı Trump’ın ikinci döneminin neredeyse iki yılı boyunca yönettiği için yönetimi eleştirme konusunda 2028 için adı geçen diğer başkan adaylarına kıyasla daha geniş bir hareket alanına sahip.
Buna karşın Başkan Yardımcısı Vance çok daha zorlu bir denge arayışıyla karşı karşıya bulunuyor.
Vance, Cumhuriyetçi Parti’nin seçim kayıplarını İran savaşına bağlayıp harcamaların maliyetini sorgulasa da doğrudan savaşa girme kararını eleştirmekten kaçındı.
Vance, 2028’de başkanlığa aday olma kararı verirse, 2024’te Trump’ı iktidara taşıyan koalisyonu bir arada tutmaya çabalarken aynı zamanda mevcut yönetimin sicilinin hesabını vermek durumunda kalacak ve bu denklem her zamankinden daha güç görünüyor.
The Hill gazetesinden Amie Parnes’ın analizine göre, 2028 Cumhuriyetçi Parti ön seçim yarışı yeni bir şekil alıyor.
Trump’ın halefi olma yarışında uzun süredir önde giden Vance’i Dışişleri Bakanı Marco Rubio hemen arkasından takip ederken, Parnes’ın aktardığına göre Cumhuriyetçiler artık doğrudan mevcut yönetimle bağı bulunmayan bir adayın daha güçlü bir seçenek olup olmayacağını tartışıyor.
Amerika
Mavi dalga, Demokratik Sosyalizm veya laciverdin tonları

Grup [Amerikan Demokratik Sosyalistleri -eç] onu desteklemiş olsa da, 2018’deki ön seçim başarısında ikincil bir rol oynadığı düşünülüyordu. O dönem verdiği mülakatlarda Ocasio-Cortez, kendini bir kalıba sokmaktan kaçınıyordu. Demokratik sosyalizmi [bir yandan] ‘kimliğimin bir parçası’ olarak nitelendirirken [diğer yandan] ‘kimliğimin tamamı değil’ diyor ve (geleceği öngörürcesine) ‘pek çok sosyalist benim sosyalist olmadığımı söylerdi’ diye ekliyordu.
O Temmuz ayında Hot 97’ye verdiği mülakatta ‘Bir kitap okuyup sonra ne olduğuma karar vermiyorum’ diyen Ocasio-Cortez, siyasi etiketlerden çok ‘Herkes için Medicare’ ve ücretsiz üniversite eğitimi gibi politikaları önemsediğini ifade etmişti: ‘Eğer bu beni bir sosyalist yapıyorsa, peki, o zaman sanırım ben bir sosyalistim. Sanırım ben bir demokratik sosyalistim.’”
“Woke 1.0”ın poster çocuğu, Amerikan solunun Rüstem Batum’u Hasan Piker’in 2028 seçimlerindeki Demokrat başkan adayı Alexandria Ocasio-Cortez (AOC) üzerine yazılmış sitayiş dolu New York Times haberinden aktardım. Ara seçimlerden hemen önce yayınlanan bu habere geri döneceğiz; fakat “ABD’de bu kadarı bile solculuk sayılır”dan “Senato’da sosyalist inkılap yaşandı” sayıklamalarına kadar uzanan yorumlar yayılırken, Amerikan siyasetindeki zarfın mazruftan daha önemli oluşu ile popülizmin tipik “kitapsızlık” vaazının nasıl iç içe geçebildiğine dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’nin yeni, kolejli ve her nasılsa kamuoyuna “yurtdışılı sosyalist” satmaya başlayan Yunus Emre Erdölen gibi cep yakan temiz yüzlü Amerikan siyaseti yorumcularının pek grift olduğuna inandıkları bu siyaset yapma biçimi, AOC tipi “ilericilerin” alamet-i farikası. Tezgahta her meşrebe göre malın bulunması karmaşıklık işareti sayılıyor.
Bu bakımdan, mavi dalgaya tutunarak Kongre’ye kapağı atan Demokratların önemli bir kısmının yalan söylediğini, “samimi” olanların da vaatlerinin tam tersini yapmak zorunda kalacağını şimdiden söyleyebiliriz. Teksas’ın yeni “solcu vaizi” James Talarico, gümrük vergilerini düşürerek ve rekabeti artırarak market fiyatlarını düşürmeyi vaat ediyormuş; Kuzey Carolina’dan Roy Cooper, “ürünlerin fiyatlarını düşürmeyi” taahhüt ederken, Güney Carolina’da göreve başlayacak olan Annie Andrews ise federal benzin vergisinin askıya alınmasını öneriyormuş… Hem federal düzeyde, hem eyalet düzeyinde borç meselesi en önemli gündemken, üstelik iktisadi büyüme neredeyse tamamen AI balonuna yaslanıyorken, en hafif tabirle olmayacak duaya amin demekten, daha ağırından ise hayal satıcılığından bahsediyoruz.
Ama belki de bu sol gösterip sağ vurma konusundaki en bariz örneği, Electronic Intifada’nın emektarlarından Ali Abunimah verdi: Bir yandan Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendiren El-Sayed, diğer yandan Amerikan emperyalizminin en sinsi katillerinden Barack Obama¹ ile çoktan tarihin çöplüğüne gitmesi gereken Kamala Harris’in şefaatçiliğine soyunabiliyordu. “Bu sözde ilerici adayların, bu savaş suçlusu canavarları aklamaya çalıştığını görüyoruz,” diyordu Abunimah: “Buna ilerleme demek ya da bunu olumlu karşılamak benim için çok zor.”
Yahut, DSA üyesi Zohran Mamdani’nin “en önemli Yahudi müttefiklerinden” biri olarak gösterilen Brad Lander’ı ele alalım. Cumhuriyetçi rakibini rahatça yenerek Temsilci seçilen Lander da Gazze’de bir soykırım olduğunu söylüyor ve Batı Şeria’da İsrail’in etnik temizlik yaptığını düşünüyor. Hatta geçen ay, Batı Şeria’da Filistinli çiftçiler ve “İnsan Hakları için Hahamlar” adlı insan hakları örgütüyle birlikte zeytin hasadına katılırken işgal güçleri tarafından kısa süreliğine gözaltına alındı. Üstelik Yair Lapid ile X’te tartışmaya girecek kadar da ilkeli görünüyor. Fakat o da nesi? Lander kendisini liberal siyonist olarak tanımlıyor. İsrail soykırım yapıyor ama bu devlet bir şekilde “demokratik” ve “insan haklarına saygılı” olabilir! Aynı Lander, Demokratların çoğunluğu ele aldığı Temsilciler Meclisi başkanlığı yarışında, pankart taşıyan cinsten İsrail yanlısı Hakeem Jeffries’i destekleyeceğini de söyledi.
Şu İsrail meselesi: Soykırım demesi bedava
ABD’de her iki partide de İsrail konusunda yeni bir arayış olduğuna şüphe yok. Ama bu arayışın, Leopar’daki ünlü replikte olduğu gibi, “Eğer her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, bazı şeylerin değişmesi gerekecek” düşüncesi ile ilgisi var.
Hillary Clinton bile Netanyahu’dan nefret ediyor. Obama döneminde Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmış azılı siyonist Rahm Emanuel, Tel Aviv’de İsraillilerin yüzüne baka baka değişmeleri gerektiğini söylüyor. Daha acayibi de var: Britanya’dan yayın yapan solcu ve Filistin dostu bir yayınevi, Sabri Jiryis’in siyonizmin kökeni hakkındaki mitleri parçaladığı Foundations of Zionism [Siyonizmin Temelleri] kitabını basıyor. Yazarın kızı da olan ve kitabı Arapçadan İngilizceye çeviren Fida Jiryis, “Çevirmenin notu”nda çeviri projesinin Açık Toplum Vakfı ve Rockefeller Brothers Fund’dan fonlandığını yazabiliyor!
Bu nasıl olabiliyor? İsrail’de, özellikle kurucu önderlerin bağlı bulunduğu İşçi Siyonizmi’nin böyle bir “güleryüzlü” tarafı hep vardır. Bugün de, Netanyahu hükümetini Amerikan ve Avrupa kamuoyu ile İsrail’in arasını bozduğu için eleştirenler bolca mevcut. Batı Şeria’daki yerleşimci terörünü durdurmak, Gazze’den mümkünse çekilmek, Suriye’nin yeni kayyumu ile “güvenlik” anlaşmasına varmak bu programın bazı unsurları arasında. Lander’ın bağlı bulunduğu liberal siyonist akım da bunun içine yerleşiyor. Likud ve etrafındaki çerçöp onlar için Trump ve Avrupa sağı ile eşit. Üstelik tersten bakınca da öyle: Netanyahu çetesi, Batıdaki kendilerine karşı çıkanları Demokrat Parti çevresi ile, Soros ile, “Batı medeniyetini çökertmek isteyen woke-solcu-islamcı” ittifakı ile eşitliyor. ABD’nin bölgeden çekilme ihtimali bir kez daha gündemdeyken, boşluğun Likudlaşmış İsrail tarafından mı, yoksa Demokratların (ve Katar parasının) on yıllardır yatırım yaptığı “ılımlılaştırılmış Sünni ekseni” tarafından mı yönetileceğine dair bir kavga bu. Yeni “Demokratik Sosyalistlere” Suriye’nin yeni hükümeti veya Katar hakkında ne düşündüklerini bir sorun bakalım!
Burada Britanya’dan Vatikan’a kadar uzanan bir ittifaktan bahsediyorum. İngilizlerin, Trump yönetiminin gözaltına alması üzerine “Yahu bu bizim adamımız!” diye feryat ettiği “Filistin dostu, Esad düşmanı” Mahmud Halil, Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada “İsrail’in var olma hakkını” teyit edebiliyordu mesela. Aynı Halil, “ilerici” Demokratların da gözdelerinden. Öyle ki, Hasan Piker, Mahmud Halil ve Mehdi Hasan’ı Mamdani’nin zafer partisinde yan yana görebilirdiniz. Papa Leo da JD Vance ve Donald Trump’a karşı ilan ettiği seferde başarılı olmuş görünüyor. Papa’nın medyadaki “ilerici” yüzü Christian Hale, seçimlerden sonra manidar bir başlık attığı haberinde (“Trump ve Vance, Papa XIV. Leo’ya saldırdı. Seçmenler yanıt verdi”) açıkça yazıyordu: “Bir Metodist papaz, bir Presbiteryen ilahiyat öğrencisi, bir Müslüman doktor ve Katolik bir Ojibwe kadını Senato’ya giriyor. Demokratlar artık alçakgönüllülükle yönetmek zorundalar ve biz de onların bu ilkeye sadık kalmalarını sağlamalıyız.”
Zaten burada İran öcüsü partiler üstü konumda. El-Sayed’in, Ali Hamaney’in katli hakkında söyledikleri buna işaret ediyor. Önce, sızan bir ses kaydında, Michigan’daki seçmenlerin “üzgün” olduğu için bu meseleye değinmeyeceğini, hatta bunun konuşmaya değer bir mesele bile olmadığını söyleyen yeni senatör, daha sonra Hamaney’in “kötü bir adam” olduğunu ve “İran rejimini savunmayacağını” söyleyecek ama elbette bunun “uluslararası hukuku delmeye neden olmadığı” kaydını da ekleyecekti.
İsrail’in Likudlaşıp nativistleşmesi ile evrenselleşmesinin paralel ilerlediğini, bunun çelişki gibi görünse de günümüzde etno-milliyetçiliğinin evrenselleşmesinin maddi zemininin bulunduğuna daha önce işaret etmiştim. Madalyonun diğer yüzünde ise, İsrail’in varlığının sorgulanması ile siyonizmin normalleşmesi yer alıyor.
Dahası, bu anti-İsrail tutum, özellikle New York gibi şehirlerde ne yazık ki gitgide orta-üst sınıfın sinyallemesi haline geliyor. Örneğin Mamdani’nin desteklediği ve “en radikal” solcu olarak görülen yeni temsilci Darializa Avila Chevalier, Manhattan-Bronx’ta en yüksek desteği elde ederken, düşük gelirlilerinin yaşadığı bölgelerde aynı başarıyı gösteremedi. Bu da bizi diğer meseleye getiriyor.
Sınıfın zengin çocukları
Avila Chevalier ile Haziran ayında yapılan Demokratik ön seçimlerde yendiği Adriano Espaillat arasındaki fark bize çok şey anlatıyor. Her ikisi de kentteki Dominik göçmenlerini temsil ediyor. Espaillat, daha çocukken bu kente gelen ve uzun yıllar yasal bir statüsü bile olmadan yaşayan tipik bir göçmen evladıydı. Onun Kongre’ye kadar yükselişi, Amerikan rüyasının hâlâ işler göründüğü bir döneme işaret ediyor: Sıfırdan en tepeye kadar çıkan bir yabancının öyküsü bu. Nitekim ön seçimlerde Espaillat, düşük gelirli mahallelerde yüzde 40 oyla rakibini epey geride bırakıyordu.
Chevalier ise Espaillat’nın temsil ettiği değerlerin tam zıddı gibi görünüyor. Dominikli bir ailenin çocuğu olarak Florida’da doğup büyüyen bu genç, daha sonra Columbia Üniversitesi’nde okumak üzere Upper Manhattan’a taşındı ve orada kaldı.
2010 ile 2020 yılları arasında bu bölge, şehirde nüfus kaybı yaşayan sadece iki mahalleden biriydi. 17.000’den fazla Hispanik sakin bölgeyi terk etti ve bunların yerini çoğunluğu beyaz olan birkaç bin yeni gelen aldı. 2010’ların ortasına gelindiğinde, CUNY’nin yaptığı bir araştırmaya göre, bölgedeki beyaz hane halklarının medyan geliri yıllık 80.000 dolara yaklaşırken, Dominikli hane halklarının medyan geliri ise yaklaşık 31.000 dolardı. İşçi sınıfından birçok Dominikli, soylulaştırılan bu bölgedeki yüksek konut fiyatları nedeniyle ayrılmak zorunda kaldı.
The Free Press için manidar bir yazı yazan (“Sosyalizmi yoksullar değil, zenginler alevlendiriyor”) ve kendisi de Dominik kökenli olan Rafael A. Mangual bu konuda şunları söylüyor:
“Bu durum bana tamamen yabancı değil. Dominikli bir göçmenin oğlu olarak, Chicago’daki hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra eşimle birlikte East Harlem’deki bir daireye taşındım. Ben bu şehirde doğup büyüdüm; hem ben hem de eşim Latin Amerika’dan gelen göçmenlerin çocuklarıyız; fakat her ikimiz de yüksek lisans derecesine sahip, gelecek vaat eden profesyoneller olarak, birçok açıdan bu mahalleyi on yıllardır evleri olarak gören sakinlerden çok, mahalleyi soylulaştıranlara benziyorduk. Ve bu konuda yalnız değildik.”
Yazara göre, DSA’de bile “radikal” bulunan Chevalier’nin “anti-Amerikan” politikası, uzun süredir bu bölgenin sakinleri olan göçmenlerden ziyade, üniversite eğitimi almış ve “soylulaştırıcı” beyaz yeni sakinler arasında daha fazla yankı buldu.
Benzer bir eğilimin Zohran Mamdani için de geçerli olduğunu daha önce yazmıştım (bakınız ve bakınız). AOC de “solculuğu” paraya dönüştürme yeteneği gösterdiği için önemli: babası memur, annesi öğretmen, kendisi garsonluktan tuvalet temizlemeye kadar çeşitli işler yaptığını söyleyen genç temsilci, zamanla yorumculuk, konuşmacılık ve yazarlık dünyasında “ilerici” değerlerin satışını yapmayı öğrendi. Seçim kampanyasından daha sonra kovduğu Silikon Vadisi’nin “ilerici Demokrat” çocuğu Saikat Chakrabarti’nin şirketlerine aktarılan paralar şimdi unutulmuş durumda. 2021’de, “ilerici” örgüt (onun da kurucusu Chakrabarti) Brand New Congress’ten aldığı yüklü paralar gündem olmuştu.
El-Sayed: Arap Obama ve çoban köpekleri
Yakıştırma bana ait değil. Black Agenda Report’tan Margaret Kimberley, El-Sayed geçen yaz Demokratik rakibini ön seçimlerde yendikten sonra “El-Sayed, Arap Obama’dır” başlıklı bir yazı yazmıştı.
Kimberley önemli bir şey söylüyor:
“Bu ülkede siyaset son 50 yıldır sağa doğru kayıyor ve söylem o kadar daralmış durumda ki, şüphe duyulması gereken durumlarda haksız bir mutluluk yaşanıyor.”
Bunu, El-Sayed’in dikkatle tartarak yaptığı İsrail karşıtı açıklamalara istinaden söylüyor. Türkiye’deki Amerikan solcularından sık sık duyduğumuz “Hiç mi sevinmeyelim?” serzenişine cevap veriyor sanki. Şüphe duymaya hakkımız vardır diyor, üstelik “Demokratik Sosyalist dalga” ezip geçmeye başlamışken.
Kimberley, yazının başında Amerikan siyasetinde görünen ile altta yatan arasındaki farka değindiğimiz bölümle uyumlu bir şekilde yazıyor:
“Bu sözleriyle [Filistin’i kastediyor – eç] seçmenlerin duygularını tam isabetle ölçmüştü; fakat daha yakından bakıldığında, El-Sayed’in seçim kampanyasında tanıtıldığı gibi ilerici bir savaşçı olmadığı ortaya çıkıyor. El-Sayed, diğer dış politika konularında Demokrat Parti oligarşisiyle tam bir uyum içindedir. Şu anda 195 milyar dolar tutarındaki Ukrayna’ya, daha doğrusu askeri-sanayi kompleksine yönelik yardımın sürdürülmesinden yanadır. Bu konuda diğer diğer tüm müesses nizam Demokratları gibi konuşuyor.”
Kimberley, ironik bir şekilde, “Rusya’ya karşı yürütülen tehlikeli bir vekalet savaşı için harcanan kamu kaynaklarının dipsiz kuyusu”nun, El-Sayed’in desteklediğini söylediği “Herkes İçin Medicare” programının masraflarını karşılayabileceğine işaret ediyor.
Aynı siyasetçi, Amerikan ordusunun kaçırdığı Nicolas Maduro için de, “uluslararası hukuka aykırılık” türü beylik lafları ettikten sonra, “halkını ezip geçen korkunç bir diktatör” demekten sıkılmıyordu.
Kimberley, kendisini sosyalist değil, kapitalist olarak nitelendiren El-Sayed’in Kamala Harris’e destek verdiğini, hatta onun İsrail politikası hakkında da alenen yalan söylediğini hatırlatıyor: El-Sayed’e göre Joe Biden Netanyahu’yu kucaklarken, Harris boykot etmişti! Yalan ve El-Sayed’in büyük bir mutlulukla sahip çıktığı Amerikan tipi ikili siyaset yapma biçimi şuydu: Harris, Netanyahu’nun Kongre’de yaptığı konuşmaya gerçekten katılmamıştı; fakat konuşmasından sonra Beyaz Saray’da onunla gizli bir görüşme yapmıştı!
Obama ve diğer Demokratik müesses nizamın desteğini saymıyorum bile. Kimberley partideki durumu özetliyor:
“Demokratlar ve onların oligarkları aptal değiller. Mesajlarını yeniden ayarlamaları gerektiğini biliyorlar. Hâlâ neoliberal ve hâlâ emperyalistler; fakat seçmenlerinin öyle olmadığını da biliyorlar. El-Sayed, farklı bir siyaset değil, anlatıdaki bir rota değişikliğini zorluyor.”
Bir başka Black Agenda Report yazarı Bruce Dixon, El-Sayed’i destekleyen Bernie Sanders için “çoban köpeği” diyor. Neden? Cevabı alıntılıyorum:
“Çoban köpekleri sürüyü güder; çoban köpeği adayı ise, aksi takdirde sola kayarak Demokrat Parti’nin dışına çıkabilecek, ya oy kullanmayabilecek ya da iki partili sistemin dışında bir şey inşa etmeye çalışabilecek aktivistleri ve seçmenleri yeniden Demokrat Parti’nin çatısı altına toplamakla görevlidir.”
Çoban köpeklerinin önde gelen adayı AOC, geçen ay Detroit’te El-Sayed’in destekçilerine, “Bu ülkede milyarderlerden daha fazla çalışan insan var,” derken de sürüsünü gütmek için kolları sıvamıştı. Florida’da, taze DSA’li Angie Nixon ile birlikte yaptığı mitingde, “İyi okullar komünizm değildir. Devlet tarafından finanse edilen hastaneler komünizm değildir,” deyip
“halkın taleplerine duyarlı” bir hükümetin “ne aşırı, ne tuhaf, ne de aşırı sol” olduğunu sözlerine eklerken de aynı bilinçle hareket ediyordu.
Sosyalizmin başı bir kez daha dertte
Nitekim DSA ile AOC arasındaki gönüllü ittifakın işe yaradığı görülüyor. Senato’ya bu kış komünizmin geldiği masalını sıkılmadan okuyan Cihan Tuğal gibi ayran gönüllülerin sandığının aksine “radikal” isim sayısı “ılımlılardan” hayli az olsa da, bir “demokratik sosyalizm” rüzgarı estiği kesin.
En baştaki New York Times haberine bakacak olursak AOC, özel görüşmelerde, “Gazze’deki savaş gibi konularda kendisinin bile bazen onların saflık odaklı turnusol testlerini geçemediğinin farkında olarak”, demokratik sosyalist arkadaşlarını “kucaklayıcı bir kültür” oluşturmaya çağırıyormuş. Hem Bernie Sanders tipi bir “popülizm”e, hem de Barack Obama tipi bir birleştiriciliğe oynuyormuş.
DSA’de karşılık bulduğu anlaşılıyor. Bu “solcu” gevşek koalisyonun küresel beyin öğütücü yayınlarından Jacobin için podcast yapan Daniel Denvir, “AOC’nin önündeki imkânların ve zorlukların”, daha geniş kapsamlı sosyalist hareketin durumunu “gerçekten de somut bir şekilde yansıttığını” savunuyor. Ona göre AOC’nin hem “sosyalist soldaki” desteğini canlandırıp pekiştirmesi, hem de daha geniş bir “liberal” seçmen kitlesine hitap etmesi gerekiyordu. Denvir, solda “hiçbir gerekçe olmaksızın” AOC’yi “satılmış” ilan edenlere de çatıyordu.
Ocasio-Cortez’in hâlâ yakın ilişkide olduğu, NYT’nin “Washington’daki ilk akıl hocalarından biri” saydığı New York’lu temsilci Nydia Velázquez, “O artık olgunlaştı. DSA’in de ondan bir şeyler öğrenmesi gerekiyor,” diyor. “Woke 1.0 çılgınlıktı” diyerek olgunlaşan AOC, DSA’i de kanatları altına alıyorsa, DSA neden karşılık vermesin?
AOC’nin Biden ve Harris’e desteği DSA’de kaşların kalkmasını sebep olabilir. Harris’in Gazze konusundaki tutumunu tıpkı El-Sayed gibi yalanlarla örtüyor olabilir. DSA’in “çelik çekirdek” federal merkezi AOC’den memnuniyetsizlik duyuyor olabilir. Ama New York’ta, çevrimiçi bir destek toplantısında, Filistin bayraklı emojiler eşliğinde, gevşek örgütün aynı gevşeklikteki üyelerinden “kendisine güvenmelerini ve yoldaşları gibi görmelerini” istemesine engel değil. Esnek ile geniş, demokratik sosyalizmi iktidara taşıyacak!
El-Sayed DSA’li değil, Mamdani DSA’li, AOC ise yıllardır aidatlarını ödemiyor. Ama NYT’ye göre AOC’den daha solcu olan Mamdani, Michael Bloomberg gibi zenginlerle al takke ver külah görüşebiliyor.
Bu yaz, kendisini “Marksist-Leninist-Maoist” olarak tanımlayan bir DSA grubu, Ocasio-Cortez’in bir sosyalist değil, “herhangi bir ilkeye sahip olmayan oportünist bir amatör” olduğunu söylemişti. DSA sözcüsü Cara Tobe hemen devreye girdi ve “Onlar örgüt içinde çok küçük bir grup ve ulusal ve yerel liderlik adına karar alma yetkisi neredeyse hiç yok,” dedi.
Dahası, bu pek demokratik sosyalizmde, yukarıda El-Sayed örneğinde gördüğümüz gibi, Ukrayna gevşekliği de demokrasinin gereği. Koalisyonun 2022’de savaş başladıktan sonraki açıklamalarını biraz arkeolojiyle ancak bulabilirsiniz. Rusya’yı da ABD’nin NATO genişlemesini de kınayan beylik bir açıklama. Sonra derin bir sessizlik. Üstelik, gevşek koalisyonun içinde bazı “sert” troçkistlerden “Rusya’yı az kınadık” yollu itirazlar bile görebilirsiniz. Örneğin Netanyahu’yu tutuklayamayan Mamdani, Putin’i de UCM kararları doğrultusunda tutuklayacağını söylüyordu.
Geçim sıkıntısına çözüm: Para dağıtmak
ABD’de “sanayi politikaları”nın devlet düzeyinde dönüşü Obama döneminde oldu. Bugün unutuluyor ama “jeopolitik” mülahazaların iktisadi bağlama oturması da aynı dönemde Çin’e karşı yeni arayışlarla birlikte gündeme geldi. “Yeşil Mutabakat” ve temiz enerji dönüşümü de bunun ürünüdür. AOC, DSA ve Chakrabarti, hatta Elon Musk gibi kurumlar ve figürler, açılan bu kapıdan girdiler.
Dolayısıyla bu endişeden geri dönüş mümkün değil. Joe Biden’ın, kendinden önceki Trump döneminde atılan Çin karşıtı adımları aynen devam ettirmesi bu yüzdendi. Çin’e karşı rekabet edemedikçe esnek çalışma modellerinin, “gig” ekonomisinin, otomasyonun yaygınlaşmasında da Obama-Biden döneminin damgası var. Öyle ki, “barışın başkanı” Obama, askeri faaliyetleri hızlı insansızlaştırmış ve kendi dönemini İHA-SİHA’ların en çok insan öldürdüğü yıllar olarak bitirmişti.
Her neyse… Artık nüfusa ne yapılacağı meselesi, yapay zeka ve veri merkezleri üzerinden dönen kavganın da temellerinden biri. Buradan da geri dönüş yok. Silikon Vadisi peygamberleri, yeni otomasyon tekniklerinin artık nüfusu gereksizleştireceğini ileri sürerken, istihdam korkusu yaşayan ve Demokratların kitlesini kemikleştirenler “temel vatandaşlık geliri”ne daha yatkın görünüyor.
Mesela Teksas’a vali seçilen Demokrat Gina Hinojosa, Teksaslılara tek seferlik olmak üzere 1.500 dolarlık bir geri ödeme çeki göndermek istediğini söylüyor (Aynı Hinojosa, 2023’te veri merkezlerine vergi istisnası tanımayı desteklerken, şimdi tam tersi bir pozisyonda!). Üstelik her nasıl oluyorsa, federal düzeyde emek üretkenliğinin arttığı ve bunun yapay zeka uygulamaları ile ilgisinin de pek az olduğu bir dönemde bunlar öneriliyor. Bu üretkenlik trendinde sıfır noktasının pandemi dönemi olduğunu da hatırlatalım. Sert kapanmaları ve hanelere para dağıtımını hararetle savunan Demokratlar, emeğin ulusal gelirden aldığı payı, üretkenlik artarken azaltmaya katkıda bulunmuş gibi görünüyor. Hanelere çek dağıtmak da aynı siyasetin bir uzantısı.
Michael Roberts aktarıyor: Biden ve Trump dönemlerinde, en zengin %10’luk hane halkı grubunun medyan net serveti, 2022’den 2025’e kadar 2,8 milyon dolardan 3,67 milyon dolara sıçradı; bu, yaklaşık 872 bin dolarlık ya da %30’luk bir artışa tekabül ediyor. Gelir açısından en alt %40’lık kesim ise geriledi.
Nitekim hiçbir Demokrat, “odadaki fil”i, yani AI balonu dışında büyüyemeyen Amerikan ekonomisini açıklamaya çalışmıyor. Bu, “sıfır toplamlı oyun” anlamına geliyor. Bu durumda Demokratik ve Cumhuriyetçi ittifaklar, seçimden seçime salıncak gibi sallanacak ara katmanların, büyümeyen pastadan pay kapmaya çalışırken sergiledikleri kaprislerle belirlenecek. Dolayısıyla, “Woke 1.0 çılgınlıktı” diyen AOC’yi de, bir anda “kimlik-kültür-cinsiyet siyaseti”nin kötülüğü ile “sınıf siyaseti”nin iyiliğini keşfeden kimi solcuları da ciddiye almak mümkün değil.
Zaten yine Roberts, Demokratların korkunç “savunma” harcamalarını kısmaya yönelik hiçbir önerisinin olmadığına işaret ederken, “Görünüşe göre Demokratlar, hızlanan enflasyonu nasıl kontrol edecekleri konusunda hiçbir fikir sahibi değiller; tek çare olarak Federal Rezerv’in faiz oranlarını yükseltmesine güvenmekten başka bir yol bulamıyorlar ki bu politika, resesyon olasılığını yalnızca artıracaktır. Ayrıca, hızlanan eşitsizliği tersine çevirecek hiçbir öneri de bulunmuyor,” deme ihtiyacı hissediyor.
Görünen o ki, yapay zeka balonu patlayana kadar, Demokratlar gemiyi yüzdürmek istiyor. İşin ironik yanı, balonu patlatacak olan da aynı Demokrat politikalar olabilir. Kapitalist “yarıtıcı yıkım”dan kaçarken yıkılan yapı: Tam da Janus yüzlü Amerikan siyasetine uygun bir Demokrat son değil mi?
¹ Black Agenda Report‘tan Ajamu Baraka önemli bir noktayı hatırlatıyor:
“Yurt içinde Obama, rekor düzeyde sınır dışı işlemlerine öncülük etti ve ulusal güvenlik devletinin siyasi muhalifleri gözetleme, yargılama ve cezalandırma kapasitesini genişletti. Yönetimi, modern ABD tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir sıklıkta, Casusluk Yasası kapsamında ihbarcıları yargıladı. Ayrıca, insansız hava aracı savaşları yoluyla hedefli suikastları kurumsallaştırdı; buna, 2011 yılında Yemen’de en az üç ABD vatandaşının yargısız infaz edilmesi de dahil.”
Obama’nın siciline, Minnesota ve New York’ta ICE eliyle yapan barbarlıklara “ilerici” Demokratların ne kadar karşı koyduğu eklenince gelecek için pek de umutlu olmaya hacet yok.
Amerika
Tesla, Teksas’ta Cybertruck üretimini 2027 ortasında sonlandıracak

Tesla, Teksas fabrikasındaki Cybertruck üretimini robotaksi modeli Cybercab’e kapasite açmak amacıyla 2027 yılı ortasında sonlandırma kararı aldı. Şirketin “Diğer modeller” kategorisindeki teslimatları 2026’nın üçüncü çeyreğinde 8 bin 295 adede geriledi.
Elektrikli araç üreticisi Tesla, Teksas’taki Gigafactory fabrikasında Cybertruck model pikapların üretimini 2027 yılının ortalarında sonlandırmayı planlıyor.
Reuters’ın aktardığına göre şirketin CEO’su Elon Musk, üretim bantlarının kapatılma kararını, robotaksi ve otonom ulaşım ağı planlarının kilit modeli olarak konumlandırılan insansız Cybercab üretimini artırma gereksinimiyle açıkladı.
Modelin üretiminin başka bir tesise taşınıp taşınmayacağı yoksa tamamen mi durdurulacağı henüz bilinmiyor.
Teksas’taki fabrika, Cybertruck parçalarını üretmeye yarayan donanıma sahip olduğu bilinen tek Tesla tesisi olma özelliğini koruyor.
Musk, Cybertruck üretiminin durmasıyla boşa çıkacak kapasitenin, yakın zamanda tanıtılan sürücüsüz Cybercab modelinin üretimine aktarılacağını ifade etti.
Pikap modelinin başmühendisi Wes Morrill, X platformunda paylaştığı mesajda, “Cybertruck teknolojilerin geliştirilmesi için inanılmaz bir platformdu ve varlığını Cybercab sayesinde sürdürüyor” değerlendirmesini yaptı.
Tesla’nın geleneksel General Motors ve Ford pikaplarına fütüristik bir alternatif iddiasıyla 2023 yılında piyasaya sürdüğü Cybertruck, beklenen satış başarısını yakalayamadı.
Aracın paslanmaz çelikten üretilen köşeli gövdesi, modelin ABD dışındaki pazar potansiyelini kısıtladı.
Bazı Avrupa ülkelerinde aracın satışı için resmi izinlerin alınması zorlu bir sürece dönüştü.
Model çok sayıda geri çağırma kararıyla gündeme gelirken şirket de kalite kontrol sorunlarıyla karşılaştı ve fiyatları defalarca revize etti.
Cybertruck satışlarını bilançoda bağımsız bir kalem olarak paylaşmayan Tesla, bu teslimatları “Diğer modeller” kategorisi altında raporluyor.
Şirket verilerine göre “Diğer modeller” sınıfında 2026’nın ikinci çeyreğinde 12 bin 364 olan teslimat sayısı, üçüncü çeyrekte 8 bin 295 seviyesine geriledi.
Tesla, daha önce uçma kabiliyetine sahip yeni Roadster modelini de tanıtmıştı.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını1 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz










