Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Savaş, deniz taşımacılığı maliyetlerini artırmaya başladı

Yayınlanma

ABD-İsrail saldırısı ve İran’ın misillemeleri ile birlikte, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere, bölgedeki deniz taşımacılığının maliyetleri hızla artıyor.

Bloomberg’de yer alan habere göre, gemi sahipleri ve brokerlar, Atlantik Havzasındaki sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tankerleri için günde 200.000 dolardan fazla talep ediyorlar.

Bu rakam, bir gün öncesine göre yaklaşık iki kat artış anlamına geliyor.

Gemi ücretlerindeki bu artış, İran ile çatışmanın daha geniş bir bölgeye yayılmaya başlamasıyla Katar’ın LNG üretimini durdurmasının ardından geldi.

Bilgi gizli olduğu için kimlikleri açıklanmayan kaynaklar, son teklif fiyatlarından herhangi bir işlem yapılmadığını belirtti.

Bu teklif seviyeleri, nakliye şirketi Spark Commodities’in pazartesi günü erken saatlerde belirlediği 61.500 dolarlık son LNG tanker fiyatının en az üç katıydı.

Precision LNG Consulting danışmanı Richard Pratt, Katar ve Abu Dabi gibi yerlerde üretim kesintileri uzamadıkça, işlem gören nakliye oranlarının (gemileri kiralamak için yapılan gerçek anlaşmalar) yükselmesinin olası olmadığını söyledi.

ABD’den Asya’ya gemileri sevk etmek için gereken ekstra mesafenin de bu konuda rol oynayabileceğini belirtti.

Sigortacılar, savaş riski teminatlarını iptal ediyor

Öte yandan önde gelen deniz sigortacıları, İran ile tırmanan çatışmanın deniz taşımacılığını aksatması ve bazı navlun maliyetlerinin yükselmesine neden olması nedeniyle Körfez’de faaliyet gösteren gemiler için savaş riski teminatını iptal etti.

The Guardian’da yer alan habere göre petrol ve LNG tankerleri de dahil olmak üzere en az 150 gemi Hürmüz Boğazı ve çevresindeki sularda demir attı ve hafta sonu en az üç tanker hasar gördü, bir denizci hayatını kaybetti.

Dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin ve deniz yoluyla taşınan gaz tankerlerinin %20’sinin geçtiği bu hayati deniz yolu fiilen kapatıldı.

Norveç’in Gard ve Skuld, İngiltere’nin NorthStandard ve London P&I Club ile New York merkezli American Club dahil olmak üzere önde gelen birkaç karşılıklı deniz sigortası şirketi, bölgede faaliyet gösteren gemiler için savaş riski teminatını iptal ettiklerini açıkladı.

Bu durum, gemi sahiplerini Körfez’i geçmekten daha da caydıracak gibi görünüyor.

Sigorta şirketleri, genellikle gemi sahiplerini savaş, terörizm ve korsanlık nedeniyle oluşan masraf ve hasarlara karşı koruyan savaş riski sigortasının 5 Mart tarihinden itibaren İran sularında, Körfez ve komşu sularda iptal edileceğini açıkladı.

Önde gelen sigorta brokeri Marsh’ın denizcilik bölümünün küresel başkanı Marcus Baker, Lloyd’s of London dahil olmak üzere diğer birkaç sigorta piyasasının, sigorta şirketlerine Orta Doğu’daki artan riskleri incelemek ve oranlarını değerlendirmek için zaman tanımak amacıyla iptal bildirimleri yayınladığını söyledi.

Sigorta oranlarının, sigortalı varlığın değerinin %0,25’inden %0,5’ine veya %1’ine kadar artabileceğini söyledi. Bu oran, 2022’de Ukrayna savaşının başlamasından sonra Odessa’ya giden gemiler için uygulanan %5’lik oranla karşılaştırılabilir.

Pazartesi günü nakliye rotaları değiştirildi ve petrol fiyatları keskin bir şekilde yükseldi, bu da mal nakliye maliyetlerinin artmasına neden oldu.

Konteyner fiyatları da yükselişte

Trading Economics web sitesi tarafından takip edilen Konteynerli Yük Endeksi %6,5 arttı.

Çevrimiçi nakliye pazarına göre, Freightos’un Şanghay’dan Orta Doğu’nun en büyük limanı olan Dubai’deki Jebel Ali’ye terminal konteyner ücretleri, savaşın başladığı cumartesi günü 40 fitlik bir konteyner için 1.800 dolardan pazartesi günü yaklaşık 3.700 dolara yükseldi.

Dubai merkezli DP World, cumartesi gecesi bir hava müdahalesi sonucu yangın çıkması üzerine hafta sonu Jebel Ali’deki faaliyetlerini askıya aldı, ancak faaliyetler daha sonra yeniden başladı.

Freightos, küresel konteyner hacminin yalnızca yaklaşık %2 ila %3’ünün Hürmüz Boğazından geçtiğini, bu nedenle boğazın fiilen kapatılmasının daha geniş konteyner pazarı üzerinde çok fazla etkisi olmayabileceğini belirtti.

Fakat Kızıldeniz de dahil olmak üzere bölgedeki daha geniş çaplı aksaklıklar göz önüne alındığında, “Orta Doğu’ya mal giriş veya çıkışını gerçekleştirmeye çalışan ithalatçılar veya ihracatçılar için hizmetler önemli ölçüde aksayacak ve taşınabilen malların maliyetleri artacaktır,” diye ekledi.

Taşımacılık devleri Afrika rotasına yöneldi

Savaş nedeniyle Kızıldeniz ve Hürmüz taşımacılık rotaları da değişmeye başladı.

Örneğin Maersk, gemilerin rotasını Afrika çevresinden değiştireceğini duyurdu. Hapag-Lloyd da aynı şeyi yapacağını ve kargo için “savaş riski ek ücreti” uygulayacağını açıkladı.

CMA CGM, bir sonraki duyuruya kadar Süveyş Kanalı geçişini askıya aldı ve gemileri Ümit Burnu üzerinden yeniden yönlendiriyor.

Taşıyıcı ayrıca, birkaç Orta Doğu ülkesine tehlikeli ve soğutmalı kargo rezervasyonlarını durdurdu ve etkilenen kargolar için acil durum çatışma ek ücreti uyguladı.

Pazartesi günü yürürlüğe giren ek ücret, yirmi fitlik konteyner birimi başına 2.000 dolar ve kırk fitlik konteyner birimi başına 3.000 dolar.

Diğer deniz taşımacılığı şirketleri de benzer önlemler alıyor. MSC, güvenlik durumu düzelene kadar Orta Doğu’ya yönelik tüm dünya çapındaki kargo rezervasyonlarını askıya aldı.

Hapag-Lloyd, Yukarı Körfez, Basra Körfezi ve Arap Körfezi’nden gelen kargolar için savaş riski ek ücreti uyguluyor. Bu ücret, standart konteynerler için TEU başına 1.500 dolar, soğutmalı konteynerler ve özel ekipmanlar için konteyner başına 3.500 dolar olarak belirlendi.

Xeneta Baş Analisti Peter Sand, 28 Şubat’ta yaptığı açıklamada, güvenlik durumu netleşene kadar Kızıldeniz’deki konteyner taşımacılığı operasyonlarının yeniden başlatılmasına yönelik tüm planların askıya alınacağını söyledi.

Notre Dame Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Eugene Gholz, küresel nakliye sektörünün maliyetleri ve süreyi en aza indirmek için kargoları en direkt rotadan geçirmeyi tercih ettiğini söyledi.

Gholz, “En kısa rotalar… genellikle, örneğin Asya ile Avrupa arasında… Basra Körfezi’nden geçip Umman Körfezi’nden ve Kızıldeniz’den geçebilir,” dedi.

Deniz taşımacılığı şirketleri, İran sınırında olmasalar da Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den kaçınıyorlar. Bunun nedeni, Yemen direnişini bölgedeki gemilere tekrar saldırı yapma ihtimali.

Morningstar analisti Ben Slupecki, “Orta Doğu’da bir tür çatışma ortaya çıktığında, mürettebatın, yolcuların ve yükün güvenliği için, Ümit Burnu’nun etrafından, Afrika’nın en güneyinden geçerek rotalarını değiştirmek zorundalar,” dedi.

Slupecki, bu tür şirketlerin hava koşulları veya insan kaynaklı çatışmalar gibi işletme koşullarına uyum sağlamak zorunda kalmasının olağandışı bir durum olmadığını söyledi.

Değişken fiyatlandırma ve ek ücretler, işin olağan akışı içinde yer alıyor ve bu ek ücretler şirketlere fayda sağlayabilir.

Slupecki, “Bu şirketlerin çok sık yapmak istediği bir şey değil, ama sonuçta bu onlar için bir tür rüzgar gibi,” dedi.

Slupecki, ücretler ve ek ücretlerin, daha fazla yakıt ve daha uzun yolculuk için mürettebata ödenen ücretler de dahil olmak üzere ek maliyetleri karşılamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Hava taşımacılığı da büyük darbe aldı

FedEx, pazar günü yayınladığı hizmet uyarısında, Bahreyn, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a ve bu ülkelerden yapılan uçuşların askıya alındığını duyurdu.

Taşıyıcı, bölgedeki diğer pazarlara ve bu pazarlardan yapılan gönderilerin transit sürelerinin uzayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Ayrıca, Emirates SkyCargo, salı öğleden sonraya kadar uçuşları askıya aldı ve web sitesinde “önümüzdeki 24 saat boyunca uçuşlarımızda tüm yeni gönderilerin rezervasyonu ve kabulüne geçici kısıtlamalar” getirdiğini duyurdu.

Qatar Airways Cargo da Katar hava sahasının kapatılması nedeniyle uçuş operasyonlarını askıya aldı.

Hava kargo hizmetlerinin askıya alınması, transit sürelerinin uzamasına ve uçuş programlarının düzensizleşmesine neden oluyor.

DSV’nin uyarısına göre, müşteriler “önümüzdeki günlerde ve haftalarda olası gecikmeler, hatta iptaller, yer kısıtlamaları ve kısa süreli ücret ayarlamaları” beklemeli.

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English