Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da SpaceX paniği

Yayınlanma

Bugün gerçekleşecek olan ABD’li SpaceX şirketinin halka arzı, Almanya ile Avrupa’nın ABD uzay endüstrisi arasındaki giderek artan uçurumu gözler önüne seriyor.

German Foreign Policy’de yer alan habere göre bir süredir, Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü (SWP) gibi düşünce kuruluşları, Almanya’nın uzay sektöründe “ABD’ye aşırı derecede bağımlı” olduğu konusunda uyarıda bulunuyor.

Siyasetçiler ve uzmanlar, ABD hükümetinin özellikle de Başkan Donald Trump yönetiminde bu bağımlılıkları kendi çıkarları için acımasızca kullanabileceği konusunda uyarıyor.

AB, bağımlılığını azaltmak için ilk adımları attı. Geçen yıl, parçalanmış ulusal düzenlemeleri uyumlaştırarak uzay için bir AB tek pazarı oluşturmayı amaçlayan yeni bir Uzay Yasasını duyurdu.

ABD, endüstri devlerinin dezavantajlı duruma düşmesinden korkuyor ve Uzay Yasasına şiddetle karşı çıkıyor.

Alman hükümeti de 2030 yılına kadar, diğer şeylerin yanı sıra bir “Alman Starlink” kurmak için 35 milyar avroluk devasa bir yatırım yapmayı planlıyor.

Fakat uzayda tamamen Alman liderliği hedefliyor ve Fransız şirketlerini dışlıyor.

SpaceX’in halka arzı Avrupa’dan sermaye kaçışına neden olabilir

ABD’ye uzayda bağımlılık Almanya’da yeni gündem

Almanya’da, SpaceX’i örnek alarak ülkenin kendi uzay faaliyetlerini kararlılıkla ilerletmesi yönünde çağrılar yeniden yükseliyor.

Bavyera Dijital Bakanı Fabian Mehring, şirketin halka arzının Avrupa için bir “uyarı” işlevi görmesi gerektiğini açıklıyor.

Teknolojik üstünlüğün doğrudan dış politika gücüne yol açtığını savunan Mehring, “Geleceği kendileri şekillendirmeyenler, bunu yapanlara bağımlı hale gelecektir,” diyor.

AB’nin uzay endüstrisindeki geriliğine ilişkin endişeler bir süredir tekrar tekrar tartışılıyor. Örneğin Ekim 2025’te, Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü’nün (SWP) Güvenlik Politikası Çalışma Grubu’ndan uzman Juliana Süß, AB’nin uzay sektöründe “ABD’ye aşırı derecede bağımlı” olduğunu belirtti.

Süß, bu bağımlılığın, Almanya’nın Taurus seyir füzeleri için ABD’nin GPS navigasyon sistemi gibi yeri doldurulamaz unsurları içerdiğini ve “keşif, iletişim ve navigasyon” ile “erken füze tespiti” alanlarına kadar uzandığını özellikle belirtti.

Avrupa’nın, diğer şeylerin yanı sıra Musk’ın Starlink’ine de bağımlı olduğu gerçeği, şirketin yaklaşık 50.000 terminal kurarak ülkenin savaş açısından kritik internet bağlantısını sağladığı Ukrayna örneğinde açıkça görülüyor.

Berlin ve Brüksel’de, ABD hükümetinin, özellikle de Başkan Donald Trump yönetimindeki mevcut yönetimin bu bağımlılıkları istismar edebileceğine dair endişeler uzun süredir yaygın.

Starlink, Avrupalı şirketlerin pazar payını geriletiyor

SpaceX ve uydu iştiraki Starlink’in yükselişi, Almanya ve AB ekonomileri için ciddi sorunlar yaratma tehdidi oluşturuyor.

Musk, Starlink ile şu ana kadar 10.000’den fazla iletişim uydusunu alçak Dünya yörüngesine yerleştirmeyi başardı.

Gelecekte şirket, Deutsche Telekom gibi karasal ağ operatörleriyle ülke çapında rekabet edebilir.

Starlink, internet bağlantısı pazarında Avrupa şirketlerinin pazar payını şimdiden elinden aldı. Son yıllarda, Airbus ve Thales Alenia Space (TAS) gibi şirketler, kâr getirmeyen uzay sözleşmeleri nedeniyle binlerce kişiyi işten çıkarmak zorunda kaldı.

Bu arada AB, Avrupa uzay endüstrisini daha iyi korumak ve desteklemek için çaba sarf ediyor. Örneğin, geçen yılın haziran ayında, parçalanmış ulusal düzenlemeleri uyumlaştırarak uzay için bir AB tek pazarı oluşturmayı amaçlayan yeni bir AB Uzay Yasası önerdi.

1 Ocak 2030’dan önce yürürlüğe girmesi beklenmeyen yasa tasarısı, rekabeti engellediği bahanesiyle ABD tarafından eleştirildi.

Bunun nedeni ise yasa, AB’de faaliyet göstermek isteyen ABD uzay şirketlerine ek maliyetler getirmesi çünkü bu şirketler AB’nin teknik, siber güvenlik ve çevre standartlarına uymak zorunda kalacaklar.

Almanya’nın iddialı planları

Almanya da uzay kapasitesini güçlendirmek için adımlar attı. Örneğin geçen yıl, Federal Almanya Cumhuriyeti, yalnızca Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Bakanlar Konseyi toplantısında değil, Almanya’nın ESA’nın genel bütçesine yaptığı katkıyı beş milyar avroya çıkarma kararını da duyurdu.

Fakat her şeyden önce, Alman hükümeti Kasım 2025’te ilk uzay güvenlik stratejisini sunarken, 2030 yılına kadar uzay projelerine 35 milyar avro ayıracağını açıkladı.

Ayrıca Berlin, çeşitli iddialı uzay projeleri yürütüyor. Örneğin, Alman Silahlı Kuvvetleri, Starlink ile doğrudan rekabet edecek bir uydu sistemi planlıyor.

“Alman Starlink” olarak adlandırılan proje, 200 ila 2.000 kilometre arasında değişen alçak yörüngelerde Dünya’nın yörüngesinde dönecek yoğun bir iletişim uyduları ağından oluşan bir takımyıldızı öngörüyor.

İlk aşamada, 100 ila 200 uydu ile Alman birlikleri ve askeri teçhizatın birbirine bağlanması hedefleniyor.

Ayrıca, geçen Aralık ayında Alman hükümeti, Rheinmetall ile Fin girişim ICEYE arasındaki bir ortak girişime 1,7 milyar avroluk bir sözleşme verdi. Hedef, on yılın sonuna kadar uzaya 40 adet SAR (Sentetik Açıklıklı Radar) uydusu yerleştirmek.

SAR uyduları, her türlü hava koşulunda yerdeki faaliyetlerin yüksek çözünürlüklü görüntülerini sağlayabilir.

Bu iki proje, Bundeswehr’i iletişim ve keşif uyduları konusunda ABD’den bağımsız hale getirmeyi amaçlıyor.

Berlin uzayda Paris’i dışlıyor

Ne var ki Almanya’nın özerklik arayışı, Fransa ile sürekli anlaşmazlıklarla bezenmiş durumda. 

Örneğin, Bundeswehr içinde resmi olarak SATCOMBw Level 4 adını taşıyan ve “Alman Starlink” olarak bilinen projede, Airbus Defence and Space başlangıçta en güçlü adaylar arasındaydı. 

Şirket halihazırda mevcut SATCOMBw iletişim sistemlerini işletiyor ve bu da onu Bremen merkezli OHB gibi rakiplerine kıyasla daha avantajlı bir konuma getiriyor. 

Fakat Airbus, uydularını esas olarak Fransa’daki tesislerinde üretiyor; Berlin ise uydu ağı üzerinde sıkı bir ulusal kontrol sağlamaya çalışıyor.

Bundeswehr bünyesindeki uzay projelerinin planlama ve uygulamasından sorumlu Tümgeneral Armin Fleischmann, uydu sistemi oluşturma gibi “bu tür sözleşmelerin yurtdışına yaptırılması” gibi bir niyetin olmadığını doğruladı.

Fleischmann, belirli bileşenlerin “Fransa” da dahil olmak üzere “Batı ortaklarından” satın alınması gerektiğini kabul ediyor ama federal hükümet, bu payı mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışıyor.

Bu arada, Rheinmetall ile Bremen merkezli OHB arasındaki ortak girişim, artık “Alman Starlink” için kesinleşmiş bir anlaşma olarak görülüyor.

Perşembe günü bildirildiği üzere, bu ortaklık kuruldu. Airbus’ın da bu projeye dahil olmasının mümkün olduğu söyleniyor ama sadece ikincil bir rolde.

Avrupa

Merz: Ülkemizin temellerini yenilemek istiyoruz

Yayınlanma

Dün (11 Haziran) Federal Meclis’te bir konuşma yapan Alman Şansölyesi Friedrich Merz, “zaman daralıyor” diyerek milletvekillerine hızlı hareket etme çağrısı yaptı.

Merz perşembe günü Bundestag’da, “Zaman daralıyor. Bu yasama döneminde, ülkemizin temellerini yeniden güçlendirmek istiyoruz ki, uzun yıllar boyunca ayakta kalabilsin,” dedi.

Pazar günü, seçimlerin yapılacağı doğu eyaletlerinden biri olan Mecklenburg-Batı Pomeranya’da Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) meslektaşlarına yaptığı konuşmada Merz, Alman vatandaşlarının yaşamlarını kademeli olarak iyileştiren titiz yasaların seçmenlerin güvenini geri kazanmaya yarayacağını, büyük bir atılım ya da kendi deyimiyle “Büyük Patlama” gibi gerçekçi olmayan vaatlerin ise yaramayacağını söyledi.

Şansölye, “Biz Almanlar, kendimizi sürekli küçümseme gibi son derece Alman bir alışkanlığımızı artık geride bırakmalıyız. Almanya denen bu devam eden proje üzerinde birlikte çalışmaya devam edelim,” dedi.

Merz, kendi “işlerini yapmamalarının”, başka türden bir “Büyük Patlama”ya yol açacağını öne sürdü: Eylül ayında AfD’nin zaferi.

Merz şunları söyledi:

“Sadece bir hükümetin geleceğinden daha fazlası söz konusu. Asıl soru, ülkemizin siyasi merkezinden, bugün karşı karşıya olduğumuz siyasi sorunları ele almak ve çözmek için hala gücümüz, irademiz ve kapasitemiz olup olmadığıdır.”

Merz ve hükümetinin popülaritesinin düşük olması nedeniyle, vaat edilen reformları hayata geçirmek oldukça zor olacak.

AfD, anketlerde sadece Doğu Almanya’da değil, ülke genelinde de Merz’in muhafazakârları karşısında önemli ve giderek artan bir üstünlük elde etmiş durumda.

Bu durum, son on yılların en kapsamlı yasa tasarılarından bazılarını geçirme çabası içindeki hükümeti tarihsel olarak zayıf bir konuma itiyor.

CDU-SPD koalisyonu ilerleyemiyor

POLITICO’ya göre Merz’in sorunu, son dönemdeki hiçbir hükümetin tam anlamıyla ele almaya cesaret edemediği, uzun süredir devam eden sorunlara ilişkin anında sonuç vaat ederek SPD ile koalisyonunu şimdiden başarısızlığa mahkum etmiş olabileceği.

Koalisyon, orta ve düşük gelirli kesimlere yönelik vergi indirimleri ile hızla yaşlanan nüfus nedeniyle giderek daha fazla baskı altında kalan emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerinin istikrara kavuşturulması da dahil olmak üzere, bir dizi çetrefilli ve kapsamlı reform konusunda ilk anlaşmalara varacağını defalarca taahhüt etmişti.

Merz, geçen yıl muhafazakârların başlangıçta “reformların çöküşü” olarak adlandırdığı süreçte birçok reformda önemli adımlar atacağına dair söz vermişti. Fakat bu kapsamlı anlaşmalar hiçbir zaman hayata geçirilemedi.

Tek istisna, nisan ayında sağlık sigortası maliyetlerindeki artışın kısmen yardımların azaltılması yoluyla frenlenmesi amacıyla imzalanan ilk koalisyon anlaşmasıydı.

Koalisyon liderleri, 10 Temmuz’da parlamentonun yaz tatiline girmesine kadar, somut yasa tasarıları olmasa da önemli ilk mutabakatlar sağlanacağına söz verdiler.

SPD işlerin hızlanmasından pek umutlu değil

Ne var ki son günlerde Merz ve diğerleri, bu sürenin aylar sürebileceğini belirterek, bu son tarih konusunda yeniden geri adım atmaya başladılar.

Örneğin Bremen Belediye Başkanı ve SPD üyesi Andreas Bovenschulte, Spiegel dergisine verdiği demeçte şöyle konuştu:

“Federal hükümetin on yıllardır çözülemeyen sorunları ele alması övgüye değer ama tüm bunlar bir anda gerçekleştirilebilir mi? Vergi reformu, sağlık reformu, uzun süreli bakım, emeklilik, işgücü, enerji… en hafif tabirle, yaz tatili öncesinde tüm bunları başarmak biraz zor görünüyor.”

Koalisyon, şu ana kadar emeklilik reformu da dahil olmak üzere siyasi açıdan en hassas konularda kamuoyu önünde çatışmaya girmekten büyük ölçüde kaçındı ve ilk önerileri uzman komisyonlarına havale etti.

Fakat bu ayın sonlarında açıklanacak olan kilit önerilerle birlikte, devletin emeklilik garantilerini savunması muhtemel geleneksel bir işçi partisi olan SPD ile sermaye piyasası yatırımlarına bağlı özel emeklilik sistemlerinin büyük ölçüde genişletilmesinden yana olan CDU arasındaki ideolojik ayrılık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak.

“SPD’ye karşı sabrım tükendi”

Öte yandan koalisyon ortakları arasında sinirlerin gerildiği ve tartışmanın kontrolden çıkabileceği de vurgulanıyor.

Örneğin Rheinische Post’un iddiasına göre, büyük inşaat projelerinin çok daha hızlı hayata geçirilmesini amaçlayan Altyapı Geleceği Yasası konusunda CDU grubunda Merz’in öfkesi patladı.

Habere göre Merz, yasanın neredeyse yarım yıldır Federal Meclis’te beklediğini söyleyerek tepkisini dile getirdi ve engellemelerden SPD’yi sorumlu tuttu.

Katılımcıların aktardığına göre Şansölye, “Ve şimdi şunu söylemeliyim: Sabrım da artık tükendi, Sosyal Demokratlara karşı da sabrım tükendi,” dedi.

Yasanın, Sosyal Demokratlar tarafından Doğa Koruma Alanları İhtiyacı Yasası ile birleştirilmesini “kabul edilemez” olarak nitelendiren Merz, “Burada, gerçekten ancak zorlukla savunulabilecek bir şekilde borçlanıyoruz. Bu parayı inşaat projelerinde gerçekten kullanabilmek için yasal temellerin oluşturulacağını taahhüt etmiştik. Ve şimdi bu yasa neredeyse altı aydır burada duruyor ve kabul edilmiyor,” diye eleştirdi.

İşlerin hızlandırılmasını isteyen Merz, “Bu yasa, Almanya’da inşaatlara gerçekten başlayabilmemiz için parlamentonun yaz tatili öncesinde Federal Resmi Gazete’de yayımlanmalı,” dedi.

Şansölye, “konuyla ilgisiz meselelerle yükün ağırlaştırılmasının” sona ermesini istediğini de sözlerine ekledi.

Ayrıca Merz, sağlık reformunun da yaz tatili öncesinde parlamentodan geçmesi gerektiğini vurguladı.

Şansölye ayrıca, Federal Hükümet ve Federal Meclis’in, sahip olduğu çoğunlukla “bazılarının hoşuna gitmese bile kararlar almak” konusunda hâlâ sorumluluk taşıdığını belirtti.

Almanların yüzde 87’si hükümetten memnun değil

Yine de SPD liderleri, hükümetin etkin bir şekilde işleyebileceğine dair Alman seçmenleri ikna etmek için uzlaşmanın gerekli olduğunu söylüyor.

SPD milletvekili Sebastian Roloff, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “İyi yönetişim güveni artırır. Eğer insanlar başlangıçta, eleştirel tartışmaların ortasında olsa da, politikacıların reformlar üzerinde ciddi bir şekilde çalıştığını hissederlerse ve zamanla bu reformların olumlu sonuçlarını da hisseder ve görürlerse, en azından marjinal grupların mevcut siyasi yapıları itibarsızlaştırması daha zor hale gelecektir,” dedi.

Milletvekilleri ayrıca, diğer alanlardaki reformların yarattığı sıkıntıyı hafifletmek amacıyla seçmenlere vergi indirimleri şeklinde acil bir ödül sunmak istiyor.

SPD’li Çalışma Bakanı Bärbel Bas, hafta sonu yaptığı açıklamada, “cüzdanlarınızda gerçekten daha fazla para kalması” için gelir sahiplerine en az 500 avroluk vergi indirimi sağlanması gerektiğini belirtti.

Fakat bu meblağın, hükümetten memnun olmadığını belirten Almanların yüzde 87’sini yatıştırmaya yetecek kadar yeterli olup olmayacağı hiç de belli değil.

AfD’den karşı atak

Bu arada muhalefetteki AfD, emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerini istikrara kavuşturmak için seçmenlerden istenecek kaçınılmaz fedakarlıklar konusunda hükümete sert eleştiriler yöneltiyor.

Parti, yönetimdeki koalisyonu, kendi vatandaşlarının refahını ikinci plana atıp göçmenlerin refahını öncelikli kılan bir yapı olarak resmediyor.

AfD eşbaşkanı Alice Weidel, perşembe günü göçmenleri “Üçüncü Dünya’nın bakmakla yükümlü olduğu kişiler” olarak nitelendirdi.

Federal Meclis’teki milletvekillerine seslenen Weidel şunları söyledi:

“Alman vergi mükelleflerinden ve sosyal güvenlik prim ödeyenlerden daha yüksek emeklilik primleri ödemeleri ve daha uzun süre çalışmaları bekleniyor. Onlardan, sosyal güvenlik primlerindeki artışları, sosyal yardımlarda yapılacak büyük kesintiler karşılığında kabul etmeleri ve uzun süreli bakıma ihtiyaç duymaları halinde, tüm hayatları boyunca biriktirdikleri tüm varlıklarını ve evlerini bu masrafları karşılamak için ortaya koymaları bekleniyor. Üstelik onlardan, milyonlarca Üçüncü Dünya ülkesinden gelen bakıma muhtaç kişinin ömür boyu tam destek masraflarını da karşılamaları bekleniyor. Bu federal hükümet hakkında bilmeniz gereken her şey budur.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’dan Ukrayna’nın AB üyeliği için yeni şartlar

Yayınlanma

Polonya Meclisi Başkanvekili Krzysztof Bosak, Varşova’nın Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliğini değerlendirmeye başlaması için Kiev’in bir dizi ön koşulu yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bosak, azınlık haklarından ekonomik çıkarlara kadar çeşitli alanlarda talepler dile getirdi.

Polonya Meclisi Başkanvekili ve Ulusal Hareket Partisi lideri Krzysztof Bosak, Varşova’nın Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne üyeliğini desteklemeyi değerlendirmeye başlaması için Kiev’in bir dizi ön koşulu yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Bosak, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Ukrayna’nın “Banderacılıktan vazgeçmesi”, ülkedeki Polonya azınlığının haklarına saygı göstermesi, Polonya’nın tarım, ulaştırma ve sanayi sektörlerinin çıkarlarını dikkate alması gerektiğini belirtti.

Ayrıca Polonyalı şirketlerin Ukrayna’nın yeniden inşasına katılımına ilişkin güvenceler verilmesini talep etti.

Bosak, “Bunlar Ukrayna’nın AB’ye katılımına onay vermemiz için öne sürülen şartlar olmamalı. Bunlar, Polonya’nın bu konuyu değerlendirmeye başlaması için gerekli ön koşullar olmalı” ifadelerini kullandı.

Açıklama, Avrupa Birliği’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos’un Polonya’nın Ukrayna’nın üyelik sürecindeki ilerlemesine yönelik itirazlarının “çalışma düzeyinde çözüldüğünü” söylemesinin ardından geldi.

Mayıs ayında Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Ukrayna’ya Avrupa Birliği’ne tam üyelik öncesinde ara bir adım olarak “ortak üye” statüsü verilmesini önermişti.

Merz, bu girişimin Ukrayna’nın tam üyelik elde etmeden Birliğe entegrasyonunu ilerletmesine imkan sağlayacağını savunmuştu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise öneriyi “adil değil” sözleriyle eleştirmiş, Kiev’in Avrupa’yı “yarım önlemlerle değil, bütünüyle” savunduğunu belirtmişti.

Ukrayna, Haziran 2022’den bu yana Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsüne sahip. Polonya ise çeşitli dönemlerde Ukrayna’nın Birliğe üyeliğine ilişkin çekincelerini dile getiriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Zengin AB ülkeleri bütçede daha fazla kesinti istiyor

Yayınlanma

Kuzey Avrupa’daki bir grup zengin ülke, 2 trilyon avroluk AB bütçesinde sadece asgari düzeyde kesinti öngören bir öneriye karşı çıkıyor.

Güney Kıbrıs hükümeti tarafından AB Konseyi’nin altı aylık başkanlığı sırasında ortaya konulan, Avrupa Komisyonu’nun 2028-2034 dönemi için yaptığı öneride yüzde 2’lik (32,8 milyar avro) bir kesinti öngören plan, Almanya ve Hollanda dahil olmak üzere “mali açıdan muhafazakâr” ülkelerin taleplerini karşılamıyor.

Hollanda Maliye Bakanı Eelco Heinen, ‘negobox’ olarak bilinen Kıbrıs’ın müzakere belgesinin yayınlanmasının ardından Perşembe günü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bu plan karşılanamaz, dengesiz ve yanlış odaklanıyor. Avrupa genelinde mali alanın sınırlı olduğu ve zorlu seçimlerin kaçınılmaz olduğu bir dönemde, toplam hacim hâlâ çok yüksek. Hollanda için bu, kabul edilemez bir durumdur.”

AB’nin 27 ülkesi, Nisan 2027’de yapılacak Fransa seçimlerinin herhangi bir anlaşmayı bozmak isteyebilecek aşırı sağcı bir cumhurbaşkanını iktidara getirmesi ihtimaline karşı, aralık ayına kadar kendi aralarında bir bütçe anlaşmasını sonuçlandırmak için yarışıyor.

Çok yıllık mali çerçeve olarak bilinen bütçe, tarım sübvansiyonlarından yol yapımına ve kültürel projelere kadar bloğun merkezi harcamalarını düzenliyor.

Güney Kıbrıs’ın Avrupa işlerinden sorumlu bakan yardımcısı Marilena Raouna, “Bunlar masaya konulan ilk rakamlar; bunun ne anlama geldiği konusunda çok pragmatik ve gerçekçi davrandık, fakat bu bir müzakere temeli oluşturuyor,” dedi.

Lafkoşa’nın değişiklik önerileri, çok daha küçük bir bütçe havuzunu destekleyen bir grup Kuzey Avrupa ülkesinin muhalefet kampanyasını tetikledi.

Öte yandan İtalya, İspanya ve Polonya’nın önderlik ettiği, daha büyük bir bütçeyi destekleyen güney ve doğu ülkelerinden oluşan rakip blok, Lefkoşa’nın değişikliklerini, özellikle de çiftçi sübvansiyonlarının ve bölgesel ödemelerin kesintilerden korunmasını, genel olarak memnuniyetle karşıladı.

Bu durum, bütçenin büyüklüğüne odaklanacak olan önümüzdeki cuma günü yapılacak AB liderleri zirvesi öncesinde gerginlik yaratıyor.

Güney Kıbrıs’ın önerisi müzakerelerin bir sonraki aşamasına yön verecek olsa da, kritik ülkelerin planı revize etmek için hâlâ bolca zamanı var.

İrlanda, temmuz ayından yıl sonuna kadar başkanlığı devralacak ve AB’nin 27 ülkesini bir uzlaşma noktasına yaklaştırmakla görevlendirilecek.

Komisyon’un önerisi, müzakere kutusunda değiştirilmemiş olan Covid dönemi borç geri ödemeleri dahil olmak üzere yaklaşık 2 trilyon avro değerinde.

AB ülkeleri arasındaki görüşmeleri yöneten ve değişiklik taslaklarını hazırlayan Kıbrıs Konsey başkanlığı, tarım ve bölgesel ödemeler için daha fazla para isteyen on altı ülkeden oluşan koalisyonu ile radikal kesintiler talep eden rakip kampı memnun etmek için ince bir çizgide yürüdü.

Lefkoşa’nın AB Büyükelçisi Christina Rafti, bu hafta 26 meslektaşıyla ikili görüşmeler yaparak müzakere paketi için siyasi destek aradı.

Fakat bu, Almanya ve tutumlu müttefiklerinin öfkesini dindirmek için yeterli olmadı. Bir AB diplomatı, “Çok uzağız. Yüzde 20’lik bir kesinti istiyorduk, ancak yüzde 2 aldık,” dedi.

Bir başka aksilik olarak, Kıbrıs en büyük kesintilerini (yüzde 3,9) yenilikçi firmaları finanse eden 410 milyar avroluk bir fon olan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonu ile kalkınma yardımlarını yönlendiren Küresel Avrupa Fonu’na uyguladı.

Bu durum, geleneksel olarak en önemli görülen politika alanlarından savunma ve endüstriyel rekabet gücü gibi yeni zorluklara doğru kaynak aktarılmasını destekleyen Kuzey ülkeleri arasında tepki yarattı.

Hollanda’dan Heinen yaptığı açıklamada, “Teklif, yarının zorlukları pahasına dünün önceliklerini finanse ediyor. Bu, tam olarak nasıl ilerlemememiz gerektiğini gösteriyor,” diye yazdı.

Çoğunlukla güney ve doğu ülkelerine fayda sağlayan ve toplam bütçenin yarısından biraz azını oluşturan çiftçi sübvansiyonları ve bölgesel ödemeler kesintilerden muaf tutuldu.

Kıbrıs önerisinin destekçileri, bu politika alanlarının Komisyon’un önerisinde zaten küçültülmüş olduğu için kesintiye uğratılmaya istek olmadığını iddia ediyor.

Tarım ve bölgesel ödemelerin toplam payı, 2021-2027 mevcut bütçesindeki yüzde 60’tan, revize müzakere metninde yüzde 41,4’e geriledi.

Raouna, “Bazı üye devletlerin bütçede kapsamlı bir kesinti istediklerini çok net bir şekilde ifade ettikleri doğru [fakat] bu seviyenin korunmasını veya bazı noktalarda [bütçenin] artırılmasını savunan başka üye devlet grupları da vardı,” diye ekledi.

Değişikliklerin savunucuları ayrıca, AB ödemeleri ile kuzey ülkelerin temel talebi olan demokratik reformlar arasında daha güçlü bir bağlantı olacağını savunuyor.

Fakat bu açıklama tutumlu ülkeleri ikna etmedi. Bir başka AB diplomatı, “Tüm değişiklikler tek bir yöne gidiyor. Odadaki dinamik açısından endişe verici olan da bu,” dedi.

Güney ve doğu bloğu için bir başka zafer olarak, Güney Kıbrıs başkanlığı, Yunanistan, Portekiz ve Baltık ülkeleri dahil olmak üzere, gayri safi milli geliri AB ortalamasının yüzde 90’ının altında olan 15 ülkeye yapılacak ödemeleri 5 milyar avro artırdı.

Bu ek fonu finanse etmek için Lefkoşa, AB’nin önceliklerine yatırım yapmak ve krizleri yönetmek için Komisyon tarafından yönetilen bir fon olan AB mekanizmasını kesmeyi önerdi.

Bu değişiklik, esnekliği feda ederek AB ödemelerini fiilen artırıyor; esneklik ise kuzey bloğunun bir başka önceliği.

Üçüncü bir AB diplomatı, “Böyle bir öneri, herhangi bir uzlaşma noktasından çok uzak. Miktar hâlâ çok fazla,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English