Bizi Takip Edin

Avrupa

Merz: Ülkemizin temellerini yenilemek istiyoruz

Yayınlanma

Dün (11 Haziran) Federal Meclis’te bir konuşma yapan Alman Şansölyesi Friedrich Merz, “zaman daralıyor” diyerek milletvekillerine hızlı hareket etme çağrısı yaptı.

Merz perşembe günü Bundestag’da, “Zaman daralıyor. Bu yasama döneminde, ülkemizin temellerini yeniden güçlendirmek istiyoruz ki, uzun yıllar boyunca ayakta kalabilsin,” dedi.

Pazar günü, seçimlerin yapılacağı doğu eyaletlerinden biri olan Mecklenburg-Batı Pomeranya’da Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) meslektaşlarına yaptığı konuşmada Merz, Alman vatandaşlarının yaşamlarını kademeli olarak iyileştiren titiz yasaların seçmenlerin güvenini geri kazanmaya yarayacağını, büyük bir atılım ya da kendi deyimiyle “Büyük Patlama” gibi gerçekçi olmayan vaatlerin ise yaramayacağını söyledi.

Şansölye, “Biz Almanlar, kendimizi sürekli küçümseme gibi son derece Alman bir alışkanlığımızı artık geride bırakmalıyız. Almanya denen bu devam eden proje üzerinde birlikte çalışmaya devam edelim,” dedi.

Merz, kendi “işlerini yapmamalarının”, başka türden bir “Büyük Patlama”ya yol açacağını öne sürdü: Eylül ayında AfD’nin zaferi.

Merz şunları söyledi:

“Sadece bir hükümetin geleceğinden daha fazlası söz konusu. Asıl soru, ülkemizin siyasi merkezinden, bugün karşı karşıya olduğumuz siyasi sorunları ele almak ve çözmek için hala gücümüz, irademiz ve kapasitemiz olup olmadığıdır.”

Merz ve hükümetinin popülaritesinin düşük olması nedeniyle, vaat edilen reformları hayata geçirmek oldukça zor olacak.

AfD, anketlerde sadece Doğu Almanya’da değil, ülke genelinde de Merz’in muhafazakârları karşısında önemli ve giderek artan bir üstünlük elde etmiş durumda.

Bu durum, son on yılların en kapsamlı yasa tasarılarından bazılarını geçirme çabası içindeki hükümeti tarihsel olarak zayıf bir konuma itiyor.

CDU-SPD koalisyonu ilerleyemiyor

POLITICO’ya göre Merz’in sorunu, son dönemdeki hiçbir hükümetin tam anlamıyla ele almaya cesaret edemediği, uzun süredir devam eden sorunlara ilişkin anında sonuç vaat ederek SPD ile koalisyonunu şimdiden başarısızlığa mahkum etmiş olabileceği.

Koalisyon, orta ve düşük gelirli kesimlere yönelik vergi indirimleri ile hızla yaşlanan nüfus nedeniyle giderek daha fazla baskı altında kalan emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerinin istikrara kavuşturulması da dahil olmak üzere, bir dizi çetrefilli ve kapsamlı reform konusunda ilk anlaşmalara varacağını defalarca taahhüt etmişti.

Merz, geçen yıl muhafazakârların başlangıçta “reformların çöküşü” olarak adlandırdığı süreçte birçok reformda önemli adımlar atacağına dair söz vermişti. Fakat bu kapsamlı anlaşmalar hiçbir zaman hayata geçirilemedi.

Tek istisna, nisan ayında sağlık sigortası maliyetlerindeki artışın kısmen yardımların azaltılması yoluyla frenlenmesi amacıyla imzalanan ilk koalisyon anlaşmasıydı.

Koalisyon liderleri, 10 Temmuz’da parlamentonun yaz tatiline girmesine kadar, somut yasa tasarıları olmasa da önemli ilk mutabakatlar sağlanacağına söz verdiler.

SPD işlerin hızlanmasından pek umutlu değil

Ne var ki son günlerde Merz ve diğerleri, bu sürenin aylar sürebileceğini belirterek, bu son tarih konusunda yeniden geri adım atmaya başladılar.

Örneğin Bremen Belediye Başkanı ve SPD üyesi Andreas Bovenschulte, Spiegel dergisine verdiği demeçte şöyle konuştu:

“Federal hükümetin on yıllardır çözülemeyen sorunları ele alması övgüye değer ama tüm bunlar bir anda gerçekleştirilebilir mi? Vergi reformu, sağlık reformu, uzun süreli bakım, emeklilik, işgücü, enerji… en hafif tabirle, yaz tatili öncesinde tüm bunları başarmak biraz zor görünüyor.”

Koalisyon, şu ana kadar emeklilik reformu da dahil olmak üzere siyasi açıdan en hassas konularda kamuoyu önünde çatışmaya girmekten büyük ölçüde kaçındı ve ilk önerileri uzman komisyonlarına havale etti.

Fakat bu ayın sonlarında açıklanacak olan kilit önerilerle birlikte, devletin emeklilik garantilerini savunması muhtemel geleneksel bir işçi partisi olan SPD ile sermaye piyasası yatırımlarına bağlı özel emeklilik sistemlerinin büyük ölçüde genişletilmesinden yana olan CDU arasındaki ideolojik ayrılık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak.

“SPD’ye karşı sabrım tükendi”

Öte yandan koalisyon ortakları arasında sinirlerin gerildiği ve tartışmanın kontrolden çıkabileceği de vurgulanıyor.

Örneğin Rheinische Post’un iddiasına göre, büyük inşaat projelerinin çok daha hızlı hayata geçirilmesini amaçlayan Altyapı Geleceği Yasası konusunda CDU grubunda Merz’in öfkesi patladı.

Habere göre Merz, yasanın neredeyse yarım yıldır Federal Meclis’te beklediğini söyleyerek tepkisini dile getirdi ve engellemelerden SPD’yi sorumlu tuttu.

Katılımcıların aktardığına göre Şansölye, “Ve şimdi şunu söylemeliyim: Sabrım da artık tükendi, Sosyal Demokratlara karşı da sabrım tükendi,” dedi.

Yasanın, Sosyal Demokratlar tarafından Doğa Koruma Alanları İhtiyacı Yasası ile birleştirilmesini “kabul edilemez” olarak nitelendiren Merz, “Burada, gerçekten ancak zorlukla savunulabilecek bir şekilde borçlanıyoruz. Bu parayı inşaat projelerinde gerçekten kullanabilmek için yasal temellerin oluşturulacağını taahhüt etmiştik. Ve şimdi bu yasa neredeyse altı aydır burada duruyor ve kabul edilmiyor,” diye eleştirdi.

İşlerin hızlandırılmasını isteyen Merz, “Bu yasa, Almanya’da inşaatlara gerçekten başlayabilmemiz için parlamentonun yaz tatili öncesinde Federal Resmi Gazete’de yayımlanmalı,” dedi.

Şansölye, “konuyla ilgisiz meselelerle yükün ağırlaştırılmasının” sona ermesini istediğini de sözlerine ekledi.

Ayrıca Merz, sağlık reformunun da yaz tatili öncesinde parlamentodan geçmesi gerektiğini vurguladı.

Şansölye ayrıca, Federal Hükümet ve Federal Meclis’in, sahip olduğu çoğunlukla “bazılarının hoşuna gitmese bile kararlar almak” konusunda hâlâ sorumluluk taşıdığını belirtti.

Almanların yüzde 87’si hükümetten memnun değil

Yine de SPD liderleri, hükümetin etkin bir şekilde işleyebileceğine dair Alman seçmenleri ikna etmek için uzlaşmanın gerekli olduğunu söylüyor.

SPD milletvekili Sebastian Roloff, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “İyi yönetişim güveni artırır. Eğer insanlar başlangıçta, eleştirel tartışmaların ortasında olsa da, politikacıların reformlar üzerinde ciddi bir şekilde çalıştığını hissederlerse ve zamanla bu reformların olumlu sonuçlarını da hisseder ve görürlerse, en azından marjinal grupların mevcut siyasi yapıları itibarsızlaştırması daha zor hale gelecektir,” dedi.

Milletvekilleri ayrıca, diğer alanlardaki reformların yarattığı sıkıntıyı hafifletmek amacıyla seçmenlere vergi indirimleri şeklinde acil bir ödül sunmak istiyor.

SPD’li Çalışma Bakanı Bärbel Bas, hafta sonu yaptığı açıklamada, “cüzdanlarınızda gerçekten daha fazla para kalması” için gelir sahiplerine en az 500 avroluk vergi indirimi sağlanması gerektiğini belirtti.

Fakat bu meblağın, hükümetten memnun olmadığını belirten Almanların yüzde 87’sini yatıştırmaya yetecek kadar yeterli olup olmayacağı hiç de belli değil.

AfD’den karşı atak

Bu arada muhalefetteki AfD, emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerini istikrara kavuşturmak için seçmenlerden istenecek kaçınılmaz fedakarlıklar konusunda hükümete sert eleştiriler yöneltiyor.

Parti, yönetimdeki koalisyonu, kendi vatandaşlarının refahını ikinci plana atıp göçmenlerin refahını öncelikli kılan bir yapı olarak resmediyor.

AfD eşbaşkanı Alice Weidel, perşembe günü göçmenleri “Üçüncü Dünya’nın bakmakla yükümlü olduğu kişiler” olarak nitelendirdi.

Federal Meclis’teki milletvekillerine seslenen Weidel şunları söyledi:

“Alman vergi mükelleflerinden ve sosyal güvenlik prim ödeyenlerden daha yüksek emeklilik primleri ödemeleri ve daha uzun süre çalışmaları bekleniyor. Onlardan, sosyal güvenlik primlerindeki artışları, sosyal yardımlarda yapılacak büyük kesintiler karşılığında kabul etmeleri ve uzun süreli bakıma ihtiyaç duymaları halinde, tüm hayatları boyunca biriktirdikleri tüm varlıklarını ve evlerini bu masrafları karşılamak için ortaya koymaları bekleniyor. Üstelik onlardan, milyonlarca Üçüncü Dünya ülkesinden gelen bakıma muhtaç kişinin ömür boyu tam destek masraflarını da karşılamaları bekleniyor. Bu federal hükümet hakkında bilmeniz gereken her şey budur.”

Avrupa

Alman komutan Rusya’ya karşı savaşa hazır olma çağrısı yaptı

Yayınlanma

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, ülkesinin en geç 2029 yılına kadar Rusya’nın olası bir saldırısına karşı hazır olması gerektiğini söyledi. NATO istihbaratına dayanan bu öngörüye tüm ittifak üyelerinin katıldığını belirten Freuding, askeri tedarik ve üretimin hızlandırılması çağrısında bulundu.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, Berlin’de düzenlenen ILA 2026 Havacılık ve Uzay Fuarı’nda Politico dergisine verdiği demeçte, Almanya’nın en geç 2029 yılına kadar bir Rus saldırısına karşı hazırlıklı olması gerektiğini söyledi.

Freuding, “Hazır olmalıyız, savaşa hazır olmalıyız” ifadelerini kullandı.

Bu hedefin arkasında NATO istihbaratının verileri olduğunu belirten Freuding, 32 NATO ortağının tamamının, Rusya’nın en geç 2029 yılında veya daha erken bir tarihte bir NATO üyesi ülkeye saldırma kapasitesine ulaşabileceği konusunda hemfikir olduğunu kaydetti.

Berlin yönetiminin askeri alımları hızlandırmak ve üretim kapasitelerini artırmak için şimdiden çok şey yaptığını ifade eden Freuding, “Şu anda en önemli şey hız” dedi.

Diğer yandan, Berlin’deki aynı fuarda konuşan NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutan Yardımcısı ve ABD Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich ise Rusya’nın ittifakla bir çatışma arayışında olmadığını dile getirdi.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada, Almanya’nın Rusya ile askeri bir karşı karşıya gelme rotasına girdiğini savunmuştu.

Neçayev, Berlin’in Ukrayna’daki çatışmaya katılmayacağına dair açıklamalarına rağmen silahlanmayı hızlandırdığını, Alman ordusunun (Bundeswehr) mevcudunu artırdığını ve savunma harcamalarını yükselttiğini ifade etmişti.

Almanya Savunma Bakanlığı, nisan ayı sonunda Alman ordusunu Avrupa’nın en güçlü düzenli ordusu yapma hedefini içeren ilk askeri strateji belgesini sunmuştu.

Belgede temel odak noktası, Berlin’in NATO ve Avrupa için bir tehdit olarak tanımladığı Rusya’ya karşı koymak olarak belirlenmişti.

NATO bünyesinde de Rusya ile olası bir çatışmaya ilişkin endişeler sıkça dile getiriliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, üye ülkelere Moskova’dan kaynaklanan tehdit karşısında “saf olmama” çağrısında bulunmuştu.

Rutte daha önce, hükümetlerin savunma harcamalarını artırmaması halinde, Avrupalıların birkaç yıl içinde Rusça öğrenmek zorunda kalabileceğini de iddia etmişti.

Moskova’nın yanıtı

Rus yetkililer ise daha önce yaptıkları açıklamalarda, Rusya’nın Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığını defalarca vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin NATO ülkeleriyle savaşmak için jeopolitik, ekonomik, siyasi ya da askeri hiçbir gerekçesi olmadığını belirtmişti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Tamamen delirdiniz mi? Bu masa gibi aptal mısınız?” ifadelerini kullanmıştı.

Daha sonra yaptığı bir açıklamada ise Putin, “tüm NATO ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğunu” öne sürerek Rus ordusunun bugün dünyanın en savaşçı ve en kabiliyetli ordusu olduğunu savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Starmer kabinesinde bütçe çatlağı iki bakanı istifa ettirdi

Yayınlanma

İngiltere Savunma Bakanı John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakanı Al Carns, savunma politikalarının finansmanına yönelik anlaşmazlıklar nedeniyle görevlerinden istifa etti.

İngiltere hükümeti, Savunma Bakanı John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakanı Al Carns’ın savunma politikalarının finansmanı konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle görevlerinden istifa etmesiyle bir krizle karşı karşıya kaldı.

The Telegraph gazetesinin haberine göre istifalar, kabine içindeki gerilimi su yüzüne çıkardı.

İstifa eden Savunma Bakanı Healey, Başbakan Keir Starmer’a gönderdiği mektupta, Başbakan’ın ülkenin savunması için gerekli kaynakları sağlama konusunda “yetersiz” kaldığını, Maliye Bakanlığının ise bu kaynakları tahsis etmeye “isteksiz” olduğunu belirtti.

Healey, savunma bakanlığı tarafından önerilen askeri yatırım planının “ülkeyi daha az güvenli hale getirebileceğini” ifade etti.

Silahlı Kuvvetler Bakanı Carns ise istifasını açıklarken, hükümetin askeri harcamaların artırılması yönündeki çağrılara kulak tıkadığını ve silahlı kuvvetlere yeterli finansman sağlamadığını dile getirdi.

Mevcut bütçenin “daha sakin zamanlar” için tasarlandığına dikkat çeken Carns, ordunun ise artan tehdit koşulları altında faaliyet gösterdiğini vurguladı.

The Telegraph, Healey ile birlikte iki parlamento özel sekreterinin de görevlerinden ayrıldığını, bu durumun hükümet üzerindeki siyasi baskıyı artırarak kabine içindeki krizi daha da derinleştirdiğini aktardı.

Başbakan Keir Starmer, Healey’nin mektubuna verdiği yanıtta, mevcut savunma planının ordunun ülkenin güvenliğini sağlaması için ihtiyaç duyduğu kaynakları teminat altına alacağını savundu.

Starmer, harcamalardaki artışın adil olması gerektiğini belirterek, aşırı borçlanmanın devlet finansmanını tehlikeye atabileceğini kaydetti.

Gelişmelerin ardından muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch, gazeteye yaptığı açıklamada, “Hükümet şu anda tam bir serbest düşüş içinde ve Başbakan bir topal ördek” ifadelerini kullandı.

Reform UK Partisi temsilcisi Danny Kruger ise Starmer’ı “zombi Başbakan” olarak nitelendirdi.

Kabinedeki bu derin görüş ayrılıkları, müttefiklerin savunma harcamalarını artırmasının ele alınacağı G7 ve NATO zirvelerinin hazırlık sürecinde meydana geldi.

Diğer yandan İngiltere Kültür Bakanı Lisa Nandy, mayıs ayında yaptığı açıklamada, olası istifa söylentilerine rağmen Starmer’ın en azından yaz parlamento tatili başlayana kadar görevinde kalacağını belirtmişti.

Lider değişimi tartışmalarını “ateşli spekülasyonlar” olarak nitelendiren Nandy, İşçi Partisi içinde lider değişimi için resmi bir prosedür bulunduğunu ancak bunun henüz işletilmediğini ifade etmişti.

Bu tür haberlerin önemli bir kısmının “gürültü ve saçmalıktan” ibaret olduğunu savunan Nandy, hükümetin iç çatışmalara değil işine odaklanması gerektiğini söylemiş, ancak siyasi geleceğine ilişkin nihai kararın Starmer’ın kendisine ait olduğunu vurgulamıştı.

Başbakan Starmer da daha önce, İşçi Partisinin yerel seçimlerde aldığı zayıf sonuçların ardından istifa edeceğine yönelik iddiaları reddetmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa savunma sanayisi hisselerinde düşüş başladı

Yayınlanma

Financial Times gazetesi, Avrupalı silah üreticilerinin hisselerinin yıllar süren büyümenin ardından değer kaybetmeye başladığını bildirdi. Yatırımcıların Avrupa Birliği ülkelerinin askeri harcamaları hızla artırma kabiliyetinden şüphe duyması, sektör endeksini yüzde 15’ten fazla geriletti.

Avrupa merkezli silah üreticilerinin hisseleri, yıllar süren yükseliş eğiliminin ardından değer kaybetmeye başladı.

Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre yatırımcılar, Avrupa ülkelerinin askeri harcamalarda öngörülen büyük ölçekli artışları finanse etmek için hızlı kaynak bulamayacağından endişe ediyor.

Yıl başından bu yana, Avrupa’nın en büyük savunma şirketlerini içeren Stoxx Europe Targeted Defence endeksi yüzde 15’ten fazla geriledi. Bu süreçte BAE Systems, Rolls-Royce, Thales, Leonardo ve Rheinmetall gibi önde gelen firmaların hisseleri baskı altında kaldı.

Ukrayna’daki askeri operasyonun başlamasının ardından, hükümetlerin aktif olarak silah satın alacağı ve savunma bütçelerini artıracağı beklentisiyle savunma sanayisi hisseleri hızla yükselmişti. Ancak gelinen noktada yatırımcılar, bu planların tam kapsamıyla hayata geçirilebileceğinden şüphe duyuyor.

Nitekim bazı devletler savunma programlarını uygulamada şimdiden zorluklarla karşılaştı. Almanya, Fransa ile ortak yürüttüğü yaklaşık 100 milyar euro değerindeki savaş uçağı projesinden çekilme kararı alırken, Çekya Başbakanı Andrej Babiš de ülkesinin mevcut yüzde 2’lik NATO savunma harcaması hedefine dahi ulaşamayabileceğini ifade etti.

Analistler, yatırımcıların yalnızca bütçe artırım vaatlerini değil, şirketlerin gerçek sözleşmelerini, siparişlerini ve kâr artışlarını görmek istediğini belirtiyor.

Hisselerdeki düşüşün bir diğer nedeni ise savaş yöntemlerindeki değişim oldu. Yatırımcılar; tanklar ve diğer ağır askeri araçlar yerine giderek daha fazla insansız hava araçları (İHA), füzeler ve askeri teknolojiler üreten şirketlere yöneliyor.

Bu eğilimin bir sonucu olarak, Fransız İHA üreticisi Parrot’nun hisseleri yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 36, askeri bilişim teknolojileri alanında faaliyet gösteren İsveçli MilDef firmasının hisseleri ise yaklaşık yüzde 60 değer kazandı.

Savunma hisselerindeki düşüş geçmiş dönemlerde de görüldü

Avrupa savunma şirketlerinin hisseleri, geçen yılın ağustos ayında ABD, Ukrayna ve AB liderlerinin Beyaz Saray’da yaptığı görüşmenin ardından da sert bir düşüş yaşamıştı.

Kasım ayında ise Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, çatışmanın sonlandırılmasına yönelik ABD planı üzerinde çalışmaya hazır olduğunu belirtmesiyle hisseler, ağustos sonundan bu yana en düşük seviyesine gerilemişti.

Bu dönemde havacılık, uzay ve savunma sanayisi hisseleri endeksi yüzde 3,3 düşüş kaydederek, yüzde 1 değer kaybeden genel Stoxx endeksinden daha kötü bir performans sergilemiş ve en büyük kayıpları Alman şirketleri yaşamıştı.

Bir diğer sert düşüş ise bu yılın nisan ayında, ABD’nin İran’a yönelik düzenlediği saldırıların ardından gerçekleşti. Devam eden çatışmalara rağmen, üretimdeki gecikmeler ve askeri bütçelerle ilgili belirsizlikler yatırımcıları tedirgin etmeye başladı.

Avrupa Komisyonu savunma bütçesini artırmaya hazırlanıyor

Buna karşın, nisan ayında Avrupa Komisyonu, Avrupa’nın temel savunma kabiliyetlerini destekleyen 57 savunma projesine 1,07 milyar euro yatırım yapacağını duyurmuştu.

Bu kaynağın 675 milyon eurosu savunma yeteneklerini geliştirmeye yönelik 32 girişime, 332 mlyon eurosu ise 25 araştırma projesine ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, söz konusu yatırımların AB’nin 2030 yılına kadar olan savunmaya hazırlık yol haritasındaki hedefleri destekleyeceğini ve dört temel öncü girişime kritik finansman sağlayacağını bildirdi.

Aynı dönemde Avrupa Komisyonu’nun, 2028-2034 yıllarını kapsayan yeni yedi yıllık bütçede savunma harcamalarını en az 131 milyar euroya çıkaracağı bilgisi paylaşıldı.

AB’nin Savunma ve Uzaydan Sorumlu Komiseri Andrius Kubilius, bu tutarın revize edilemez bir “mutlak minimum” olduğunu kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English