Rusya
Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesine verdiği mülakatta İkinci Dünya Savaşı derslerinin unutulmasının Avrupa’yı yeni bir felakete sürüklediğini belirtti. Ukrayna’daki çatışmalardan Rusya’nın denizcilik stratejisine ve istihbarat geçmişine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Patruşev, ülkesinin küresel deniz gücü konumunu güçlendireceğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesinden İvan Yegorov’a verdiği mülakatta, Avrupa siyasetçilerinin unuttuğu İkinci Dünya Savaşı derslerinden Rusya’nın küresel deniz gücü vizyonuna kadar stratejik konularda açıklamalarda bulundu.
Patruşev mülakatta ayrıca, Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörlüğü yaptığı döneme ait gizli kalmış operasyonel süreçleri ve ailesinin savaş yıllarındaki kişisel hatıralarını ilk kez paylaştı.
Büyük Anayurt Savaşı’nın başlangıcının 85. yıl dönümü öncesinde konuşan Patruşev, gelecek nesillerin savaş hafızasını koruma sorumluluğuna dikkati çekti.
Patruşev, “Büyük Anayurt Savaşı, ulusal tarihsel hafızamızın köşe taşı ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’da hangi milletten olursa olsun, savaşın anısını kutsal saymayan normal bir vatandaş düşünmek imkansızdır. Bu hafızayı korumak için tavizsiz bir şekilde mücadele etmek herkesin görevidir. Bu, bugün yeryüzünde çıkarılmaya çalışılan yeni savaşlara karşı en etkili panzehirdir” dedi.
Batı toplumlarının tarih bilgisizliğini eleştiren Patruşev, “Eğer Batı’da insanlar İkinci Dünya Savaşı tarihini yeterince derinlemesine bilselerdi ve Hitlerizmin vahşeti hakkındaki tüm gerçekleri öğrenselerdi, bugün neonazizmi destekleyen hükümetlerinden dehşet içinde uzaklaşırlardı” ifadelerini kullandı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da Nazilerle işbirliği yapanların oranının direnişçilerden kat kat fazla olduğunu belirten Patruşev, bunun tarihsel bir gerçek olduğunu söyledi.
Patruşev, “Bu bir iddia değil, Avrupalı tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. 40 milyonluk Fransa’da yaklaşık 3,5 milyon kişi işgalcilere hizmet etti. Altını çiziyorum; sadece sempati duymadılar, doğrudan aktif olarak hizmet ettiler. Buna karşılık Fransız direnişine katılanların sayısı ise yaklaşık 250 bin civarındaydı. Bu rakamlar karşılaştırılamaz bile. Nitekim Reichstag’ın son savunucuları Fransız SS askerleriydi” diye konuştu.
Fransa’nın savaşı kazanan devletler arasında yer almasını değerlendiren Patruşev, “Yine de Fransa, müttefiklerin anti-faşist hareketi ve bizzat Stalin’in General de Gaulle’e duyduğu kişisel saygı sayesinde savaşı kazanan devletler arasına girdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde koltuk elde etti” dedi.
“Leningrad kuşatmasına katılanların torunları şimdi Kiev’e yardım ediyor”
İngilizlere ait Manş Denizi’ndeki Normandiya Adaları’nın Alman işgali dönemine değinen Patruşev, “Orada İngilizler ile Almanlar arasında öyle bir mutabakat sağlandı ki, İngiliz polisleri Alman askerleriyle birlikte devriye gezdi. Ancak adaların birçok sıradan sakini, İngiliz makamlarından daha cesur davranarak, Almanların zorunlu çalıştırma için getirdiği Sovyet esirlerini evlerinde sakladı” bilgisini verdi.
Tüm Avrupa’nın bilinçli olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığını vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:
“SS tümenlerinin neredeyse yarısı İtalya, Romanya, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Fransa, Hırvatistan, İspanya, Danimarka, Hollanda ve diğer ülkelerden gelen unsurlarla oluşturulmuştu. Benim memleketim olan Leningrad’ın kuşatmasında 11 devlet yer aldı. Almanlar ve Finlandiyalılarla birlikte İtalyanlar, Norveçliler, İspanyollar, Rumenler, Belçikalılar, Hollandalılar ve Baltık ülkelerinden gelenler Leningrad halkını yok etmeye çalıştı. Şimdi ise onların torunları, Kiev’in St. Petersburg’a insansız hava araçlarıyla saldırmasına ikiyüzlü bir şekilde yardım ediyor.”
Avrupa’daki tarafsız devletlerin statüsünü “sadece biçimsel” olarak nitelendiren Patruşev, “İsveçliler Almanlara stratejik hammadde ve sanayi ürünleri sağladı, Portekizliler tungsten sattı. İsviçre’nin tarafsızlığı ise bambaşka bir konudur. Toplama kamplarında öldürülen mahkumların ziynet eşyalarından ve altın dişlerinden eritilen altın külçeleri hala İsviçre bankalarının mahzenlerinde saklanıyor. İrlanda Başbakanı Eamon de Valera ise Mayıs 1945’te Alman büyükelçiliğine giderek Hitler’in ölümü nedeniyle taziyelerini sundu” dedi.
Finlandiya lideri Mannerheim ve Romanya Kralı Mihai’nin savaştan çekilme kararlarının tamamen zorunlu pragmatik adımlar olduğunu kaydeden Patruşev, “Mannerheim ve Mihai, Sovyet birlikleri ülkelerinin sınırlarına ulaştığında Sovyetler Birliği’nin safına geçmek için zorunlu kararlar aldılar. Finlandiyalılar bizim topraklarımızda Almanlardan daha kana susamış davrandılar. Buna rağmen Sovyetler Birliği büyüklük gösterdi; Finlandiya’daki siyasi rejim korundu, Romanya Kralı ise Sovyetler Birliği’nin en yüksek askeri nişanı olan Zafer Nişanı ile ödüllendirildi. Elbette bu liderlerin adımları samimi bir pişmanlık değildi, pragmatik kararlardı. Ancak yine de ülkelerini tamamen yıkımdan kurtarma yolunu seçtiklerini kabul etmek gerekir. Bugünün Avrupalılarının onlardan en azından sağduyu öğrenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Nükleer pençeli kedinin bıyıklarını çekiştiren Baltık ülkelerini izliyorum”
Avrupa’da benzer sağduyulu liderlerin çıkıp çıkmayacağına yönelik soruya Patruşev, “Ya bu liderler bulunacak ya da Avrupa bir felakete sürüklenecek. Şimdilik olaylar ikinci senaryoya göre gelişiyor ve bazı Avrupa ülkeleri adeta yerinde duramıyor. Biraz kaba bir ifade olacak ama Baltık ülkelerindeki farelerin, nükleer pençeleri olan bir kedinin bıyıklarını çekiştirmesini izlediğimde tam olarak bu izlenime kapılıyorum” yanıtını verdi.
Litvanya yönetiminin Kaliningrad’a yönelik saldırgan açıklamalarını “patolojik olarak sorunlu insanların” işi olarak niteleyen Patruşev, “Litvanyalı politikacıların bu maceraya tüm Avrupa’yı sürüklemek istedikleri açık. Ancak bir saldırı durumunda, öncelikle Litvanya’nın barışçıl, tasasız yaşamının ve egemenliğinin sona ereceğini anlamıyor olamazlar. Yine de Vilnius yönetimi bile bile ateşe körükle gidiyor” uyarısında bulundu.
Litvanya’da çocukluk yıllarından kalan birçok arkadaşı olduğunu ve onlarla iletişimini sürdürdüğünü belirten Patruşev, “Arkadaşlarımla görüşüyoruz ve hepsi tek bir ağızdan, kendi hükümetlerinin ulusal çıkarları temsil etmediğini, aksine ülkeyi hızla Brüksel’in bir sömürgesi haline getirdiğini söylüyor” dedi.
Sıradan Avrupalıların Rusya’ya nefret beslemediğini ifade eden Patruşev, Baltık halklarına tarihi öğrenmeleri çağrısında bulundu.
Patruşev, “Avrupalılar, özellikle de İngilizler, ırkçılığın kurucularıdır. İlk ırkçılar, Baltık halklarını insan yerine koymayarak onlara karşı nefret uygulamaları yaptılar. Bugün bir şeylerin değiştiğini mi sanıyorsunuz? İngiltere’deki Eton Koleji mezunu biri, bir Eston veya Letonu asla kendisiyle eşit görmeyecektir” diye konuştu.
“Ukrayna’da neonazi işgali altındaki kardeşlerimizi kurtarıyoruz”
Avrupa’nın bugün de Ukraynalı neonaziler aracılığıyla Slav nüfusunu yok etme sürecine katıldığını belirten Patruşev, “Aslında Avrupalı neonaziler, Avrupa Birliği’nden bir nevi Dördüncü Reich yaratmak için her türlü çabayı gösteriyor” dedi.
Ukrayna’da Nazi işbirlikçilerinin elindeki çocukların hayatını kaybetmesinin Avrupalı destekçilerinin vicdanında bir leke olduğunu ifade etti.
Ukrayna halkının durumunun kritik bir sınırda olduğunu belirten Patruşev, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özel askeri harekat kapsamında aynı zamanda Ukrayna halkının geleceği için de mücadele ediyoruz. Ukrayna nüfusu kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma sınırına getirilmiştir. Ülkenin yarısı devasa bir kışlaya, diğer yarısı ise toplama kampına dönüştü. Nüfus 52 milyondan 22 milyona düştü. Ukraynalıların çoğunluğu savaşmak istemiyor ve Rusya’yı düşman olarak görmüyor ancak seslerini duyurma hakları yok. Londra ve Brüksel tarafından desteklenen neo-Nazi gruplar halkı korku içinde tutuyor ve Zelenskiy’i tamamen kontrol ediyor. Bugün Ukrayna’da neo-Nazi işgali altına giren kardeşlerimizi kurtarma misyonunu yerine getiriyoruz. Tabii ki Goebbels’in mirasçıları alışkanlık gereği her şeyi tersyüz ediyor ve Moskova’nın güya Ukrayna’yı işgal ettiğine dair masallar anlatıyor.”
Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı işgal ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Patruşev, SSCB’nin bölgeye barış ve istikrar getirdiğini, sosyalist bloktaki birçok ülkenin Sovyetler Birliği’nden daha yüksek refah seviyesinde yaşadığını ve Sovyet desteğiyle modern sanayilerini inşa ettiklerini belirtti.
Batı’nın Macaristan ve Çekoslovakya olaylarını hatırlatması üzerine Patruşev, “Sovyetler Birliği güce yalnızca teröre yanıt olarak başvurdu. Macaristan’da öfkeli kalabalıklar kendi vatandaşlarını sokaklarda parçalıyordu. Çekoslovakya’da ise sivil nüfus arasında herhangi bir can kaybının önüne geçildi. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın birleşmesine kan dökmeden ve hiçbir tazminat talep etmeden gönüllü olarak izin vermesi nedeniyle Batı’dan tek bir teşekkür bile işitmedim” dedi.
“NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız”
Rusya’nın çok kutuplu dünyadaki konumunu değerlendiren Patruşev, “Dünyada, büyük deniz gücü sayısı kadar kutup olacaktır. Eğer Rusya’nın büyük bir güç olarak kalmasını ve gerçek bir güç merkezi olmasını istiyorsak, denizlerdeki konumumuzu güçlendirmeliyiz. Son yılların deneyimi, deniz ticaretinin ve deniz sınırlarımızın güvenliğinin ülkemizin refahı ve istikrarı için öncelikli şart olduğunu gösteriyor. Rusya’nın her zaman büyük bir deniz gücü olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.
Rusya’nın benzersiz coğrafi avantajlarına değinen Patruşev, “Rusya yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Ancak bu devasa toprakları denizlerde güçlü konumlar edinmeden, uzak deniz rotalarını geliştirmeden, güçlü kabotaj ve iç su yolu taşımacılığı sağlamadan geliştiremeyiz ve koruyamayız. Rusya aynı anda hem Atlantik’e hem Kuzey Kutbu’na hem de Pasifik Okyanusu’na bakıyor. Hazar Denizi ve bugün geliştirilmekte olan Kuzey-Güney koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na da açılıyoruz. Bu benzersiz coğrafyaya dünyada başka hiçbir ülke sahip değil. Bu nedenle dört okyanus arasındaki deniz ticaretinde bir köprü olabiliriz ve olmalıyız” dedi.
Tarih boyunca denizlerin kontrolünün önemine değinen Patruşev, İkinci Dünya Savaşı sırasında Baltık ve Karadeniz filolarının abluka altına alındığını ancak denizcilerin fedakarlıkları sayesinde stratejik bir yenilgi yaşanmadığını hatırlattı.
Bugün Baltık Filosu’nun benzer bir tuzağa düşmesini engellemek için aktif bir strateji izlenmesi gerektiğini vurgulayan Patruşev, “Batılı stratejistler dünya savaşlarının deneyimini iyi analiz ettiler ve filomuzu yeniden üslerine sıkıştırmayı, onu abluka altına alarak kayıplarla bu ablukayı yarmaya zorlamayı umuyorlar. Bunun tekrarlanmasına izin verilemez. Baltık ve Karadeniz, deniz ticaretimizin ana hacmini sırtlıyor. Batı’nın sadece abluka değil, üslere yönelik önleyici saldırı senaryoları üzerinde de çalıştığına dair duyumlar alıyoruz. Bu yüzden donanmanın savaşa hazır olması, mayınlar, insansız araçlar ve siber saldırılar gibi tehditlerle mücadele edebilmesi son derece önemlidir. Limanlarımıza gelen bazı ticaret gemilerinin altına yerleştirilen mıknatıslı mayınları tespit edip etkisiz hale getiriyoruz. Bu mayınların Avrupa limanlarında takıldığına dair şüphelerimiz var” diye konuştu.
Kararlı bir denizcilik stratejisinin önemine işaret eden Patruşev, “Donanmamız eğitimi ve kararlılığı sayesinde inisiyatifi ele geçirmeli, iradesini karşı kıyılarda rakiplerine dayatmalıdır. Amiral Uşakov’un ünlü vasiyetini hatırlayın: ‘Düşmana yakın mesafe en iyi taktik yöntemdir.’ NATO gemilerinin, uçaklarının ve insansız araçlarının sınırlarımıza gelmesini beklememeliyiz. Aksine, kendimiz olası düşmanın burnunun dibinde bulunmalıyız. Donanmamızın Manş Denizi’nde, İngiltere kıyılarında ticaret gemilerine refakat etmesi buna iyi bir örnektir. O esnada hiçbir İngiliz gemisi veya uçağı konvoyumuzu engellemeye cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.
Denizcilik alanındaki tarihi araştırmalara değinen Patruşev, Rusya’nın okyanuslardaki medeniyet misyonunu dünyaya anlatmak için çalışmalar yürüttüklerini, Devlet Başkanı’nın kararıyla Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Beşeri Araştırmalar Merkezi kurduklarını açıkladı.
Kuzey Denizi Rotası’nın yüzyıllık bir emeğin ürünü olduğunu belirten Patruşev, kutup konvoylarında Sovyet halkına yardım ulaştıran yabancı denizcilerin hatırasına da saygı duyduklarını söyledi.
Patruşev, “2017 yılında İzlanda’da kutup konvoyları denizcileri anısına bir anıt açıldığında ailemiz davet edilmişti. Başkent Reykjavik’e giden kardeşim Viktor ve eşi Tatyana büyük bir saygıyla karşılandı. İzlanda başkentinin birkaç kilometre kuzeyinde, müttefiklerin konvoy oluşturduğu Kitoviy Fiyordu’nda Barış Umudu adında bir anıt bulunuyor” dedi.
Savaş yıllarının kendi ailesi için de derin izler bıraktığını anlatan Patruşev, Leningrad kuşatması sırasında kız kardeşi Larisa’nın henüz bebekken hayatını kaybettiğini paylaştı.
Annesi Antonina Nikolayevna’nın İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet-Finlandiya Savaşı’nda hemşire olarak görev yaptığını, 23. Ordu hastanelerinde askerleri kurtararak ikinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve dört madalya aldığını belirtti.
Babası Platon İgnatyeviç’in ise Baltık ve Kuzey filolarında muhriplerde ve savaş gemilerinde subay olarak hizmet ettiğini, konvoy refakatlerine katıldığını, birinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve iki Kızıl Yıldız Nişanı aldığını kaydetti.
Babasının birinci derece yüzbaşı rütbesiyle emekli olduğunu, savaşın sonlarına doğru Alman torpiliyle batırılan Deyatelnıy muhribinden mucizevi şekilde kurtulduğunu belirten Patruşev, gemi inşa mühendisliği eğitimini de bu ailevi bağlar ve babasının etkisiyle seçtiğini ifade etti.
Leningrad Gemi İnşa Enstitüsü’ndeki eğitim kalitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirten Patruşev, mezuniyetinin ardından Rusya Askeri İstihbarat Teşkilatı için projeler geliştiren bir özel tasarım bürosunda çalıştığını dile getirdi.
“Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi”
İstihbarat geçmişi ve 1990’lı yıllardaki görevlerine değinen Patruşev, o dönemin son derece karmaşık olduğunu belirterek, “Batı, ülkemizin yıkıntısı üzerinde ziyafet çekmeye hazırlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın da çökeceğini düşünüyorlardı. Bunu uluslararası terör güçleriyle yapmaya karar verdiler. Görev yaptığım tüm makamlarda öncelikle bu tehditle mücadele etmek zorunda kaldım” dedi.
Batılı istihbarat servislerinin Rusya’nın her alanına pervasızca müdahale ettiğini vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:
“Binçe sivil toplum kuruluşunu, medyayı, kışkırtıcıları ve açık hainleri finanse ettiler; tarihi yeniden yazdılar, kardeş halkları, özellikle de Slavları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Sadece ülkeyi değil, tüm Rus dünyasını bölmeyi ve yok etmeyi hedeflediler. Rusya’yı korumak için gerçekten devasa çabalar sarf etmek zorunda kaldık. Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi.”
1999 yılında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kendisine verilen Rusya Kahramanı unvanına da değinen Patruşev, “Bu yüksek ödülü, ülkemizin varlığını, devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü korumak için binlerce meslektaşımın gösterdiği muazzam katkının bir kabulü olarak görüyorum” dedi.
Kuzey Kafkasya’daki terörle mücadele operasyonlarına değinen Patruşev, 1999 yılında bu mücadelenin aktif aşamaya geçtiğini ve Batı’nın o dönemde de Rusya’yı yıkmak isteyen teröristleri desteklediğini ifade etti.
Federal Güvenlik Servisi Direktörü olarak terörist eğitim kamplarının yerlerini, finansman kanallarını ve militanlara silah sağlayan onlarca Avrupalı istihbarat görevlisinin isimlerini anlık raporlarla aldığını aktardı.
2001 yılından itibaren terörle mücadele operasyonlarının tamamen Federal Güvenlik Servisi tarafından koordine edildiğini söyledi.
Gudermes’in teröristlerden temizlenmesi operasyonunu örnek gösteren Patruşev, “Asleri yetkililer o dönemde şehre doğrudan saldırmayı önermişti ancak sonuçta bizim planımız kabul edildi. Şehir tek bir mermi atılmadan teröristlerden temizlendi, çok sayıda can kaybının önüne geçildi ve şehir yıkımdan kurtarıldı” dedi.
Militanlar arasında yürütülen istihbarat ve ikna çalışmaları sayesinde Yamadayev kardeşler gibi birçok ismin silah bırakarak federal hükümetin safına geçtiğini belirten Patruşev, eski Çeçenistan Müftüsü Ahmat Kadırov’un çatışmanın sonlandırılmasındaki rolünü takdirle andı. Kadırov’un oğlu Ramzan Kadırov’u da bir vatansever olarak yetiştirdiğini ekledi.
Ayrıca Federal Güvenlik Servisi Özel Amaçlı Merkezi’nin rolüne vurgu yapan Patruşev, Aslan Maşadov, Arbi Barayev’in etkisiz hale getirilmesi, Salman Raduyev’in yakalanması, ayrıca Şamil Basayev ve Hattab gibi isimlerin ortadan kaldırılması operasyonlarında bu merkezin kritik başarılar elde ettiğini söyledi.
Tiyatro binası baskınına yönelik eleştirileri değerlendiren Patruşev, “Evet, can kayıpları olmamalıydı. Tabii ki durum son derece karmaşıktı. Teröristler neredeyse ülkemizin merkezine kadar sızmıştı; iyi silahlanmışlardı ve Batılı yöneticilerinden Rusya’da istikrarsızlık yaratıp darbe gerçekleştirmek amacıyla maksimum düzeyde terör eylemi yapma talimatı alıyorlardı. Biz derhal bir operasyon merkezi kurduk ve her adımı Devlet Başkanına rapor ettim. Moskova’da tiyatro binasına benzer bir yapı bularak Özel Amaçlı Merkez birimleriyle burada rehine kurtarma tatbikatları yaptık. Hazırlıkların ardından operasyona başlandı. Operasyon başarıyla uygulandı ve teröristler hiçbir bombayı patlatamadan etkisiz hale getirildi. Ancak can kayıpları yaşandı. Federal Güvenlik Servisi birimleri son derece profesyonelce çalıştı fakat diğer kurumlar arasında aynı koordinasyon yoktu. Teröristler etkisiz hale getirildikten sonra rehinelere yardım etmesi gereken kurtarma ekipleri salona girerken koordine olamadılar. Sonuç olarak paniklediler ve panzehir herkese zamanında uygulanamadı, bazı rehinelere ise çift doz verildi. Kayıplar bu nedenle yaşandı” dedi.
Bu olaydan gerekli derslerin çıkarıldığını ve bugün Acil Durumlar Bakanlığı’nın Aleksandr Kurenkov liderliğinde çok daha profesyonel çalıştığını ekledi.
Son olarak hayattaki temel ilkesine değinen Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, “Her görevde ülkeme ve halkıma faydalı olunması gerektiğine inanıyorum. Büyük tarihimizin anısını korumalı ve geleceğe bakmalıyız. Geleceği inşa ederken de yeni nesillere özen göstermeli, onlara tecrübelerimizi aktarmalıyız. Gençlerin denizcilik mesleklerini seçmesi ve bu yolla vatan sevgisini kazanması en büyük mutluluktur. Rus insanının en büyük manevi değeri her zaman vatan sevgisi olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Rusya Sayıştayı: Bölgesel bütçe açığı ikiye katlandı

Rusya Sayıştayı’nın raporuna göre, 2026’nın ilk çeyreğinde bütçe açığı veren bölge sayısı 46’dan 56’ya yükseldi. Bu bölgelerin toplam bütçe açığı yaklaşık iki katına çıkarak 294 milyar rubleye ulaşırken, en yüksek bütçe açığı Kemerovo ve Hantı-Mansi gibi sanayi bölgelerinde kaydedildi.
Rusya Sayıştayı’nın yayımladığı faaliyet raporuna göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde bütçe açığı veren bölge sayısı, bir önceki yılın aynı dönemindeki 46 seviyesinden 56’ya yükseldi.
Raporda, bu bölgelerin toplam bütçe açığının ise yaklaşık iki katına çıkarak 153,9 milyar rubleden 294 milyar rubleye ulaştığı belirtildi.
Açık veren bölge sayısındaki artışın, yüksek düzeyde bütçe açığı bulunan bölgelerden kaynaklandığı aktarıldı. Topladıkları vergi ve vergi dışı gelirlere kıyasla yüzde 10’un üzerinde bütçe açığı veren bölge sayısı, 2025’in ilk çeyreğindeki 23 seviyesinden 35’e yükseldi. Buna karşılık, bütçe açığı yüzde 10’un altında kalan düşük bütçe açığına sahip bölge sayısı ise 23’ten 21’e geriledi.
Raporda, bütçe açığının bölgelerin vergi ve vergi dışı gelirlerine oranında en yüksek değerlerin kaydedildiği yerler şu şekilde sıralandı: Yahudi Özerk Oblastı (yüzde 50,5), Kemerovo Oblastı (yüzde 50), Vologda Oblastı (yüzde 32,9) ve Komi Cumhuriyeti (yüzde 32,7).
Açık veren bölgelerin 12’sinde hem gelirler hem de giderler azalırken, 27’sinde giderler gelirleri aştı. Sayıştay raporuna göre bütçe açığı, 39 bölgede üst üste ikinci yıl, 11 bölgede ise üçüncü yıl üst üste kaydedildi.
Mutlak rakamlarla en yüksek bütçe açığı 21,3 milyar rubleyle Kemerovo Oblastı’nda kaydedildi. Bu bölgeyi sırasıyla 20,3 milyar rubleyle Hantı-Mansi Özerk Okruğu, 19,9 milyar rubleyle Krasnodar Krayı, 17,4 milyar rubleyle İrkutsk Oblastı ve 15,2 milyar rubleyle Moskova Oblastı izledi.
Diğer taraftan, bütçe fazlası veren 34 bölgenin 23’ünde bu fazla 5 milyar rubleyi aşmazken, 10 bölgede 5 milyar ila 33 milyar ruble arasında gerçekleşti.
Moskova ise 276,9 milyar rublelik bütçe fazlasıyla bu durumun istisnası oldu. Moskova Belediye Başkanı Sobyanin, şehir bütçesindeki açığı daha önce kritik olmayan bir durum olarak nitelendirmişti.
Raporda, bölgelerin genel mali durumuna ilişkin şu ifadelere yer verildi:
“Bölgelerin gelirleri, yıl için öngörülen hacmin yüzde 20,7’sine denk gelen 5 trilyon 514,4 milyar ruble, giderleri ise yıl için öngörülen hacmin yüzde 18,4’ünü oluşturan 5 trilyon 374,4 milyar ruble olarak gerçekleşti. Moskova hariç tutulduğunda, gelirlerdeki artış yüzde 0,2, giderlerdeki artış ise yüzde 5,2 oldu.”
Gelirlerdeki düşüş 29 bölgeyi, giderlerdeki azalma ise 19 bölgeyi etkiledi. Bu süreçte 15 federal yapıda hem gelirlerin hem de giderlerin aynı anda azaldığı, 14 bölgede ise gelirlerin düşmesine karşılık giderlerin arttığı belirlendi.
Gelirleri düşen 29 bölgenin 20’sinde hem kurumlar vergisi hem de karşılıksız bütçe transferleri aynı anda azaldı; bu bölgelerden dokuzunda gelirler ikinci yıldır düşüş gösteriyor.
Federal bütçe açığı öngörüleri aştı
Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov haziran ayında yaptığı açıklamada, ülkenin 2026 yılı federal bütçesinde düzeltmeye gidileceğini ve bütçe açığının planlanan 3,786 trilyon rublelik (GSYH’nin yüzde 1,6’sı) seviyenin biraz üzerinde gerçekleşeceğini bildirmişti.
Bakan Siluanov, bütçe açığının kapatılmasına yönelik kaynaklara değinirken bütçe artıkları ve varlık satışları gibi birçok alternatifin bulunduğunu belirtmişti.
Yasaya göre 2026 yılı için bütçe açığı 3,8 trilyon ruble (GSYH’nin yüzde 1,6’sı) olarak öngörülmüş olsa da ocak-nisan dönemindeki açık şimdiden yaklaşık 6 trilyon rubleye (GSYH’nin yüzde 2,5’i) ulaştı.
Maliye Bakanlığının mayıs ayı başındaki değerlendirmelerine göre, ocak-nisan 2026 döneminde federal bütçe gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,5 azalarak 11,7 trilyon ruble oldu.
Petrol ve doğalgaz gelirleri, önceki dönemlerdeki petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle yüzde 38,3 azalarak 2,3 trilyon rubleye geriledi.
Buna karşılık, petrol ve doğalgaz dışı gelirler yüzde 10,2 artışla 9,4 trilyon rubleye yükselirken, bu kapsamda toplanan KDV gelirleri yüzde 20,2 artarak 5,3 trilyon ruble oldu.
Bütçe giderleri ise hızlı sözleşme süreçleri ve avans ödemeleri nedeniyle geçen yılki seviyesini yüzde 15,7 aşarak 17,5 trilyon rubleye ulaştı.
2025 yılı sonuçlarına göre federal bütçe gelirleri 37,2 trilyon ruble, giderleri ise 42,9 trilyon ruble olarak gerçekleşmiş; bütçe açığı 5,6 trilyon rubleyle GSYH’nin yüzde 2,6’sını bulmuştu.
Rusya
Finlandiya ve İsveç Ruslara vize kısıtlaması önerdi

Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, Finlandiya ve İsveç’in Avrupa Komisyonu’na Rus vatandaşlarına yönelik vize kurallarının sıkılaştırılmasını önerdiğini açıkladı. Valtonen, yaz sezonunda binlerce Rus turistin Avrupa plajlarına gitmemesi gerektiğini savundu.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, Finlandiya ve İsveç’in Avrupa Komisyonu’na Rus vatandaşlarına yönelik vize verilmesi kurallarının sıkılaştırılmasını önerdiğini açıkladı.
Valtonen, X hesabında yayımladığı video mesajında yaklaşan yaz sezonuna dikkat çekerek Rus turistlerin Avrupa’ya seyahat etmemesi gerektiğini söyledi.
“Yaz sezonu yaklaşıyor. Binlerce Rus turist Avrupa plajlarına yöneliyor. Bunun olmaması gerekiyor” diyen Valtonen, Rus vatandaşlarının “Avrupa yaşamının özgürlüklerinden ve eğlenceli yönlerinden yararlanmasının engellenmesi gerektiğini” ifade etti.
Yaklaşık bir hafta önce, haziran ayının başında Avrupa Komisyonu, hedefe yönelik yeni önlemler aracılığıyla Rus vatandaşlarına vize verilmesine ilişkin kısıtlamaları daha da sıkılaştırmayı planladığını açıklamıştı.
Avrupa Komisyonu Sözcüsü Markus Lammert, Rus vatandaşlarına vize verilmesinin sınırlandırılmasının, 2022’de Ukrayna’da başlayan askeri operasyonun ilk günlerinden bu yana Komisyonun öncelikli konularından biri olduğunu belirtti.
Lammert, “Eşi benzeri görülmemiş adımlar attık ve bunu yapmaya devam edeceğiz” dedi.
Finlandiya, 1 Haziran’dan itibaren Rus vatandaşlarının biyometrik olmayan pasaportlarını kabul etmeyi bıraktı. Ülke yönetimi, nisan ayında vize veya oturma izni almak isteyen Rus vatandaşlarına başvurularını biyometrik pasaportla yapmaları tavsiyesinde bulunmuştu.
Finlandiya ayrıca 2023 yılından itibaren Rusya sınırındaki geçiş noktalarını kapatmaya başladı. Helsinki yönetimi bu kararı, üçüncü ülkelerden gelen sığınmacıların sayısındaki artışla gerekçelendirdi. Daha sonra söz konusu kısıtlamalar süresiz olarak uzatıldı.
Finlandiya makamları, Rusya’yı üçüncü ülke vatandaşlarının sınıra ulaşmasına yardımcı olmakla suçlamıştı.
Moskova ise bu suçlamaları reddederek sınır görevlilerinin yalnızca görev talimatlarını uyguladığını ve sınırı geçme hakkına sahip kişilere izin verdiğini belirtmişti.
Rus yetkililer, Batı’nın yaptırımlarını gayrimeşru ve etkisiz olarak nitelendiriyor. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce Rus vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamalarının genişletilmesinin “Rusya tarafından ciddi karşı adımlar gerektireceğini” söylemişti.
Rusya
RFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz

Rusya Federasyonu Komünist Partisi Merkez Komitesi Başkanı Gennadiy Zyuganov, Rusya’nın sosyo-ekonomik gidişatını ve ülkenin geleceğini değerlendirdi. Rusya’da kapitalist sistemin çıkmaza girdiğini belirten Zyuganov, adalet ve emekçiye saygı ilkelerine dayalı bir sol dönüşün kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Rusya’nın önde gelen ekonomi yayınlarından Vedomosti gazetesi muhabirleri Maksim İvanov ve Yuliya Maleva, Rusya Federasyonu Komünist Partisi Merkez Komitesi Başkanı Gennadiy Zyuganov ile kapsamlı bir mülakat gerçekleştirdi.
Komünizmin halen geçen yüzyılın ideolojisi olarak görülmesi ve bu durumun partinin rakipleri tarafından kullanılması hakkındaki soruya yanıt veren RFKP Merkez Komitesi Başkanı Gennadiy Zyuganov, “Sözcüğün kökenine bakarsak komünizm, toplumsal çıkarın kişisel bencilliğe karşı önceliğidir. Bu fikir bana çok yakın” dedi.
İncil, Kuran ve Tevrat’ı incelediğinde buradaki ahlaki ilkeler ile Dağdaki Vaaz’da yer alan değerlerin, komünizmi inşa edenlerin ahlaki kodundaki değerlerle ne kadar benzeştiğini görerek şaşırdığını belirten Zyuganov, “Burada adalet, yardımlaşma ve emekçiye saygıdan bahsediliyor. Bu değerler sadece önemli olmakla kalmadı, toplum için kurtarıcı oldu” ifadelerini kullandı.
İnsanlığın hayatta kalmasını sağlayan yönelimleri uzun zaman önce geliştirdiğini belirten Zyuganov, “Eğer toplumsal çıkarlar kişisel çıkarların üzerinde tutulursa, toplum daha istikrarlı hale gelir. Tüketim, hırs ve kişisel kazanç ön plana çıktığında ise devlet çökmeye başlar” şeklinde konuştu.
Rusya’nın bu seçimin bedelini çok iyi bildiğini vurgulayan Zyuganov, “Halkımız birkaç kahramanlık gösterdi. Ancak bunlardan en dâhice olanı, merkezi bir devlet kurmayı, dillerini, geleneklerini ve inançlarını koruyarak birçok halkı ve kültürü birleştirmeyi başarmış olmasıdır. Sadece bunun için bile bir anıt dikilebilir, bu benzersiz bir tarihi deneyimdir. Ancak devlet yırtıcı bir tüketim kapitalizmi inşa etmeye başladığı anda buna dayanamadı. Yetkililer ceplerini ve karınlarını doldurmayı ve herkesi başından savmayı amaç edindi” dedi.
Rusya’daki kapitalizmin geleceğine değinen Zyuganov, “Öncelikle nasıl bir kapitalizm inşa ettiğimizi anlamamız gerekiyor. Ben bunun tamamen Latin Amerika tarzı bir kapitalizm olduğunu düşünüyorum: oligarşik, hammaddeye dayalı ve üretken olmayan” değerlendirmesinde bulundu.
Gazetecinin elindeki iPhone marka telefonu işaret eden Zyuganov, kendisinde de üç adet telefon olduğunu belirterek, “Amerikalıların beni dinlediğini biliyorum. Bir cebimde Amerikalılar, diğerinde Çinliler, üçüncüsünde ise Vietnamlı bir gerilla var” ifadelerini kullandı.
Yirminci yüzyılın başındaki tarihi incelediğinde Lenin’in gelişmeler hakkındaki öngörülerine hayran kaldığını ifade eden Zyuganov, “Lenin, Birinci Dünya Savaşı’ndan çok önce Rus kapitalizminin bağımlı bir karaktere sahip olduğu sonucuna varmıştı. Nihayetinde ülke hazır olmadığı bir çatışmanın içine çekildi ve imparatorluk çöktü” dedi.
Lenin’in buna alternatif olarak oligarşi ve sermayenin iktidarını değil; adalet, barış ve emekçiye saygı ilkelerine dayalı bir toplum önerdiğini hatırlatan Zyuganov, “Onun sadece bu fikri formüle etmekle kalmayıp, pratikte de hayata geçirmeyi başarmış olması önemlidir. Ben sosyalizmin ve komünist fikrin kesin bir taraftarıyım” şeklinde konuştu.
Lenin ve Stalin’in en büyük başarıları hakkında konuşan RFKP lideri, “Lenin, aslında fiilen parçalanmış olan bir ülkeyi bir araya getirmeyi başardı. Üstelik bunu silah zoruyla değil, yeni bir siyasi sistem ve yeni bir toplumsal sözleşme yaratarak yaptı” dedi.
Stalin’in en büyük hizmetinin ise sanayileşme olduğunu kaydeden Zyuganov, “Sovyetler Birliği, 20 yılda sanayi potansiyelini 70 kat artırarak muazzam bir atılım gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.
Süreçteki baskı dönemlerine yönelik soruya ise Zyuganov, “Baskılar yaşandı ve bunlar kınandı. Sizin için her şey sadece baskılardan mı ibaret? Devlet adamları bu şekilde yargılanmaz; onlar bir bütün olarak değerlendirilir. Stalin güçlü, kudretli bir ülke yarattı. Bu olmasaydı İkinci Dünya Savaşı’nın sonucu tamamen farklı olabilirdi. Siz şu an benimle oturup bu konuyu tartışıyor olamazdınız” yanıtını verdi.
Genç seçmenlerin neden RFKP’ye oy vermesi gerektiği sorusunu yanıtlayan Zyuganov, gençlerle yaptığı sohbetleri aktararak, “Gençler bana geliyor, onlara seçime gidip gitmeyeceklerini soruyorum. Gitmeyeceklerini söylüyorlar. Okumanın imkansız olduğunu, her şey için ödeme yapmak gerektiğini, gece çalışınca derste uyuduklarını belirtiyorlar. Konut kredisinin tamamen kölelik olduğunu, o tek odalı daireyi alsalar bile çocuk yatağı koyacak yer olmadığını ve her şeylerinin ellerinden alındığını ifade ediyorlar” şeklinde konuştu.
RFKP’nin bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini sunan Zyuganov, “Biz tam olarak şu programı öneriyoruz: Sosyal güvencelerin geri getirilmesi, genç ailelerin desteklenmesi, erişilebilir eğitim ve emekçiye saygı. Ülkenin geleceğine dair konuşma buradan başlar. Sovyetler Birliği’nde geliştirdiğimiz her şey harikuladedir. Dolayısıyla sosyalizmin avantajlarını ve neden bize, yani adaletsiz ve özünde çıkmaza girmiş olan sosyo-ekonomik gidişatın değiştirilmesine oy verilmesi gerektiğini açıklamak zor değil. İktidarın neden hareketsiz kaldığını anlamıyorum, onları sık sık anlamakta zorlanıyorum” dedi.
Devletin son dönemde bazı varlıkların özelleştirme sonuçlarını gözden geçirmesini değerlendiren Zyuganov, “Mülkü birilerinden alıp aynı durumdaki diğerlerine dağıtıyorlar” eleştirisinde bulundu.
Devam eden savaşı bir potansiyeller savaşı olarak nitelendiren Zyuganov, “Eğer potansiyeliniz düşmanınkinden az olursa, uzun süreli bir savaşı asla kazanamazsınız. Şu anda büyük sorunlarımız var. Bu nedenle özelleştirme işlemlerinin yeniden gözden geçirilmesi, en önemli sektörlerin gelirlerinin ülkenin potansiyelini güçlendirmek, devlet hazinesini desteklemek ve toplum çıkarlarına hizmet etmek için çalışmasını sağlamalıdır. Eğer bu sadece mülkiyetin bir oligarşik klandan diğerine devredilmesi ise, bu operasyon ülkeye ve vatandaşlara hiçbir fayda sağlamaz. Fiilen de bir devletleştirme değildir. Sadece aynı çorbayı daha sulu servis etmektir” ifadelerini kullandı.
1990’lı yıllarda gerçek anlamda bir özelleştirme yapılmadığını, Anatoliy Çubays yönetiminde suç teşkil eden bir yağmalama gerçekleştiğini belirten Zyuganov, “Büyükannelerinizin, babalarınızın, annelerinizin mülklerini alıp kendi elleriyle satılsın yazdılar. Binlerce insanın çalıştığı fabrikaları üç yabancı araba fiyatına sattılar” dedi.
Bugün temel meselenin ülkenin kalkınmasını sağlamak, nüfusun azalmasını durdurmak, genç nesli desteklemek ve teknolojik atılım için koşullar yaratmak olduğunu belirten Zyuganov, “Basit bir ilke öneriyoruz: Doğal kaynaklar, madenler ve stratejik hammadde tabanı tüm halka ait olmalıdır. Ulusal zenginliğin dağıtımına yönelik yaklaşım değiştirilmelidir. İkinci alan tarımın desteklenmesidir; toprak çalışmalıdır. Üçüncüsü ise konut ve toplumsal hizmetlerdir. Altyapının yıpranma oranı tehlikeli bir seviyeye ulaştı. Bir hizmet bombasının üzerinde oturuyoruz ve bu bomba mutlaka patlayacak. Özellikle şiddetli donlar ciddi bir sınav olacak” uyarısında bulundu.
Konut ve kamu hizmetlerinin vatandaşlar için en sancılı konulardan biri olduğunu belirten Zyuganov, kendisine de yaklaşık 30 bin rublelik bir fatura geldiğini söyleyerek, “Benim için bile bunu ödemek zor. Bu kesinlikle normal değil!” dedi.
Emekliler, öğretmenler ve gazilerin kendisine sürekli başvurduğunu ifade eden RFKP lideri, “İnsanlar aynı hikayeyi anlatıyor: 20 bin rublelik emekli maaşından faturalar ödendikten sonra geriye yarısı kalıyor, bunun 5 bin rublesi ilaçlara, diğer 5 bin rublesi de yiyeceğe gidiyor. Ağlayarak, ömürlerinin son döneminde neden boyunlarına ilmek geçirildiğini soruyorlar” şeklinde konuştu.
RFKP’nin çözüm önerisini paylaşan Zyuganov, “Bir ailenin konut ve kamu hizmetleri giderlerinin toplam gelirinin yüzde 10’unu aşmaması gerektiği ilkesini yasal olarak sabitlemeyi uzun zamandır öneriyoruz. Bu, hem vatandaşları koruyacak hem de sektörün sürdürülebilir finansmanını sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Yönetim şirketlerine de çekidüzen verilmesi gerektiğini vurgulayan Zyuganov, “Yönetim şirketlerinin yarısı hırsız ve dolandırıcıdır! İnsanları niteliksiz, bilgisiz ve vicdansız çalışanlerin eline bıraktılar. Faturaların neden tekrar yükseldiğini, bina girişi, araba veya hiç gübrelenmemiş bir çiçeklik için neden sürekli daha fazla para talep edildiğini anlamak ve muhatap bulmak imkansız” eleştirisinde bulundu.
“Mevcut olayların birçoğundan kaçınılabilirdi”
Demografik durumun kendisinde büyük endişe yarattığını belirten Zyuganov, “Bu, ülkenin en büyük sorunlarından biridir. Acilen önlem alınmalıdır. Eğer bir beş yıllık planı daha kaybedersek, bizi parça parça edecekler. Geniş toprakları olan Rusya için bu sadece sosyal değil, aynı zamanda stratejik bir meseledir” uyarısında bulundu.
Ukrayna’daki özel askeri operasyonun demografiyi de etkilediğini ve Ukrayna ile bir ateşkesin ne zaman ve hangi biçimde mümkün olabileceği sorusuna yanıt veren RFKP lideri, “Mevcut olayların birçoğundan kaçınılabileceğine inanıyorum. Eğer benim başkanlık programımı takip ettiyseniz, birinci maddem Ruslar, Belaruslular ve Ukraynalılardan oluşan Slav çekirdeğinin yeniden kurulmasıydı. Bunu 1994 yılında, ilk kez seçimlere girmeye karar verdiğinde Aleksandr Lukaşenko’ya da söylemiştim: sizi destekleyeceğiz ancak sert şartlarımız var, bizi birleştirmek için irade gösterin dedim. Kendisi de daha sonra bunu kararlılıkla yaptı” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’da yumuşak bir güç oluşturduklarını ve 25 bölgenin tamamında komünist partinin örgütlü olduğunu belirten Zyuganov, “Eğer bizi dinlemiş olsalardı, Nazizm Lviv bölgesinde lokalize kalır ve bunların hiçbiri yaşanmazdı. Tüm bunları durdurmak mümkündü” dedi.
Bugün durumun çok daha karmaşık olduğunu ifade eden Zyuganov, “Eğer Nazilerden arındırma ve askeri güçten arındırma sorununu çözemezsek, tüm bu süreç çürümeye devam edecek ve kaçınılmaz olarak yeniden patlak verecektir” şeklinde konuştu.
Rusya’nın şu anda başta BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü bünyesinde olmak üzere yeterli güce ve müttefike sahip olduğunu belirten Zyuganov, “Örneğin, bazıları ABD’ye bağımlı olmasına rağmen hiçbir Afrika ülkesi bize yönelik yaptırımları desteklemedi. Batı’nın oligarşik sermayesinden artık bıktılar” dedi.
Afrika’nın desteğinin arkasındaki nedenleri açıklayan RFKP lideri, Sovyetler Birliği’nin bu konudaki deneyimini dâhice olarak nitelendirdi ve şunları kaydetti:
“SSCB döneminde Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri için yaklaşık 600 bin uzman yetiştirdik. Gittiğim hemen her yerde, Sovyetler Birliği’nde eğitim görmüş ve ülkemize karşı sıcak duygular besleyen insanlarla karşılaştım.”
Vietnam Devlet Başkanı ile birlikte okuduklarını ve tezlerini birlikte savunduklarını anlatan Zyuganov, “Vladimir Putin’e oraya gitmesini, hayran kalacağını söylemiştim. Kendisi de hayran kaldı. Orada çok önemli bir anlaşma paketi imzaladık. Bugün Vietnam, Asya’nın en dinamik gelişen ülkelerinden biridir ve nüfusu 100 milyonu aşmıştır. İlişkilerimiz on yıllar boyunca inşa edildi” diye ekledi.
Devlet Başkanlığı İdaresinin doğru adımlar atıp atmadığı sorusuna ise Zyuganov, “Bu yönde çaba gösteren biziz. Partimiz, SSCB’nin ilişki kurduğu hiç kimseyi yarı yolda bırakmadı; aksine bu ilişkileri koruduk, güçlendirdik ve büyüttük” yanıtını verdi.
Afrika ülkeleriyle ilişkilerin korunmasında kendi başyardımcısının doğrudan Nelson Mandela ile çalıştığını belirten Zyuganov, “Mandela hapisten çıkıp Moskova’ya geldiğinde Yeltsin’e şu şartları koştu: Mozoleye çiçek bırakmak, kahramanlarımızı saygıyla anmak ve benimle bir araya gelmek. Beni buldular, kendisiyle Kremlin’de oturduk. Bize teşekkür etti” dedi.
Kısa süre önce düzenledikleri uluslararası antifaşist forumuna onlarca ülkeden 185 delegasyonun katıldığını aktaran Zyuganov, “Hepsi adil bir dünya düzeni için, faşizme, terörizme ve her türlü neo-Nazizme karşı bir bildiri imzaladı. Çalışmalara NATO ülkeleri de dahil olmak üzere çok farklı devletlerin temsilcileri katıldı. Onlarla çok yakın çalışıyoruz. Bana gelmeyeceklerini söylediklerinde, bizim destekçilerimizin tamamının, Batılı ülkelerin temsilcileri dahil olmak üzere geleceğini belirttim. Bana olamayacağını söylediklerinde, sizinkilerin ya satın alınacağını ya da korkacağını ancak bizimkilerin geleceğini söyledim. Ve hepsi geldi” ifadelerini kullandı.
Latin Amerika’da da çok çalıştığını, Sao Paulo’da kıtanın dört bir yanından sol güçlerin temsilcilerini toplayarak sosyalist partilerin kurulmasına yardımcı olduğunu söyleyen Zyuganov, Meksika’ya gittiğinde yoldaşlarının henüz yeraltından yeni çıktığını ve gece yarısı parti toplantılarında rapor sunduğunu anlattı.
Küba hakkında ise uzun süre konuşabileceğini belirten Zyuganov, “Fidel Castro ile çok yakın arkadaştım. Küba, cesaret ve vicdan açısından bir fenerdir. Bize boş rafları gösteriyorlar. Oysa Amerikan köpekbalığı onları her yönden sıkıştırdı! Herkesi boğmaya ve kendi şartlarını dikte etmeye karar vermiş bir çete bu! Kendi arkadaşlarıma her zaman şunu söyledim: Eğer Küba’yı teslim ederseniz, sonra sizinle de hesaplaşırlar ve tüm dostlarınızı kaybedersiniz” şeklinde konuştu.
Küba’daki zor duruma değinilmesi üzerine Zyuganov, “Putin’in en dâhice icadının BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nü kurmak olduğunu düşünüyorum. Bu birlikler, ülkelere daha bağımsız politikalar yürütme fırsatı veriyor. Eğer şimdi hep birlikte irade ve karakter göstermezlerse, Amerika’daki o çılgın ekip ne isterse onu yapacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump mı yoksa Biden mı daha kötü?” sorusuna ise Zyuganov, “Soruyu bu şekilde sormamak gerekir. Her şeyi belirli isimlere indirgemem. Amerika’yı oldukça iyi tanıyorum, orada bulundum ve üniversitelerde konuşmalar yaptım. ABD güçlü ama çok yırtıcı bir ülke. Trump ile ancak bir sonraki basın toplantısına kadar anlaşabilirsiniz” yanıtını verdi.
Kendi çalışma arkadaşlarına ABD’yi hafife almamaları gerektiği konusunda uyardığını belirten Zyuganov, “Şu anda askeri bütçeleri 900 milyar dolar, gelecek yıl için ise 1,5 trilyon dolar talep ettiler. Ayrıca NATO ülkeleri askeri harcamalarını 2035 yılına kadar gayri safi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ine çıkarmayı taahhüt ettiler. Toplamda bu, sizi boğmak için tasarlanmış askeri-stratejik bir avantajdır” dedi.
Avrupa’nın mevcut durumunu da değerlendiren Zyuganov, “Avrupa yaklaşık 600 milyon nüfusa sahip. Kilerleri boş, petrol ve doğalgaz rezervleri yok, hiçbir doğal kaynakları kalmadı. Kontrolsüz göç dalgası nedeniyle şimdiden her beş kişiden biri yabancı. Yemek yemeleri, tüketmeleri ve istikrarı sağlamaları gerekiyor. Orada kalan elitler bunu yapabilecek durumda değil. Tek çıkış yolları var: Bizimle kavga çıkarmak, ülkemizde karışıklık yaratmak ve kaynaklarımızı ele geçirmek” şeklinde konuştu.
Savaşın bir potansiyeller savaşı olduğu ve gerilimi tırmandırmamak adına bu konuya bir nokta koyulmasıyla ilgilenip ilgilenmedikleri sorusu üzerine Zyuganov, “Bu soruyu soracağınızı biliyordum. Duma’da yaptığım konuşmada, eğer tarihi mantığımıza geri dönülmezse başarının sağlanamayacağını ve cephedeki zaferin pekiştirilemeyeceğini söyledim” ifadelerini kullandı.
Lenin ve Stalin’in nasıl kazandığının analiz edilmesi gerektiğini söyleyen Zyuganov, “Lenin’in tüm rakiplerinin potansiyeli ondan kat kat daha yüksekti. O, sosyalizmin ancak üzerinde inşa edilebileceği bir gemi varsa kurulabileceğini biliyordu. Kendisine Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nın utanç verici olduğu söylendiğinde, bunun utanç verici olduğunu kabul etmiş ancak aksi takdirde sosyalizmi inşa edecek bir yer kalmayacağını, bunu imzalayıp düzeni sağlayarak Sovyet devletini yeniden canlandıracaklarını belirtmişti” dedi.
Lenin’in 4 milyonluk bir ordu toplayarak kaynakları merkezileştirdiğini ve herkesi püskürttüğünü belirten Zyuganov, “Almanya ve Macaristan’daki işçiler Sovyet iktidarını destekledi. Bu arada, Lenin ilhaksız ve tazminatsız bir barış imzalayalım diye ilan ettiğinde, Norveçli öğrenciler kendisine Nobel Ödülü verilmesini teklif etmişti. Çünkü o, korkunç ve kanlı bir savaş ortamında dünyada ilk kez barış teklif eden ve bunun için net şartlar formüle eden kişi oldu. Bu teklif karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Bu tarihi deneyimi inceleyin ve çalışın! Kim size engel oluyor? BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün potansiyeline bakarsak, bizden çok daha güçlüler ve büyüme hızları daha yüksek. Kazanmak için her şeye sahibiz” şeklinde konuştu.
“Ülkenin mekansal gelişim politikasını yürütmekle yükümlüyüz”
Küçük işletmeler ve onların vergi sorunları konusundaki tartışmaların seçimlerden sonra hareketlenip hareketlenmeyeceği yönündeki soruyu yanıtlayan Zyuganov, bu alandaki birçok kararı hatalı bulduğunu belirterek, “Ekonomide kan yok, para yok. Neden kredi almak imkansız? Küçük ve orta ölçekli işletmeleri neden boğdunuz? Size Maşenka fırınını gösterdiler mi? Harika bir fırın olan Maşenka ayda 500 bin ila 600 bin ruble ciro yapıyordu. Şimdi ise 150 bin ruble kazanıyor. Çok önemli ve gerekli olan bu üretimi durdurmak zorunda kalacak. Ve tüm ülkede bu durumda olan on binlerce Maşenka var” dedi.
Ekonomi çevrelerindeki tartışmaları yakından izlediğini kaydeden Zyuganov, “Finans ve ekonomi blokunun bir kısmının yüksek politika faizini sorunları çözmek için evrensel bir araç olarak görmesinden endişe duyuyorum. Bu tehlikeli bir yanılgıdır” ifadelerini kullandı.
Vergiler, emeklilik yaşı ve banka mevduatları gibi halkı doğrudan ilgilendiren konulara değinen Zyuganov, “Bu konulardaki duruşumuz uzun süredir nettir. Emeklilik yaşının yükseltilmesini yanlış bir karar olarak görüyoruz ve bunun gözden geçirilmesi için mücadele edeceğiz” dedi.
Vergiler konusunda genç ailelerin destekten yoksun kaldığını belirten Zyuganov, “Eskiden yanlarında çocuklarına bakabilecek büyükanne ve büyükbabalar vardı. Şimdi bu destek sistemi büyük ölçüde çöktü. Eğer devlet gerçekten doğum oranlarının artmasını istiyorsa, aileler için uygun koşullar yaratmalıdır. Her genç aileye toprak üzerinde güzel bir ev inşa etme fırsatı verilmelidir” şeklinde konuştu.
Rusya’nın devasa topraklarına dikkat çeken RFKP lideri, “Ülkenin mekansal gelişim politikasını yürütmekle yükümlüyüz. İnsanları sürekli olarak en büyük metropollere yığarak aynı zamanda demografik sorunlara şaşırmak olmaz. Ayrıca devlet, bireyin geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak bir gelir düzeyini garanti etmelidir” ifadelerini kullandı.
Yakın zamanda gerçek bir ekonomik kriz yaşanma ihtimali olup olmadığı sorusuna ise Zyuganov, “Kriz zaten başladı ve herkes bunu hissetti. Bunu dile getirmekten neden korktuklarını anlıyorum. Rotayı düzeltmeden krizden kaçınmanın mümkün olmadığını itiraf etmek istemiyorlar. Bugün toplumda rekor düzeyde bir kaygı var. Bu çok kötü bir sosyal belirtidir. Başınızın üzerinde her gece sizi öldürmek için gelen insansız hava araçları düşürülürken, her normal insan neler olduğunu düşünür” yanıtını verdi.
Kendisinin de kaldığı Snegiri dinlenme tesisinde İHA’ların uçup uçmadığı sorusu üzerine Zyuganov, “Mesele Snegiri değil. Mesele vatandaşların ve en başta da çocukların güvenliğidir. Orada benim yanımda çocuklar var; yeni bölgelerden 25 bin çocuğu ağırladım. İyi çocuklar, ancak zihinleri Soros’un ders kitaplarıyla çarpıtılmış. O kitapları müfredata sokanları parça parça ederdim. Onlar ders kitabı değil, anlıyor musunuz? Rusya’nın insandışılaştırılması, o kitaplara konulan temel fikirdi. İngilizler de 15. yüzyıldan beri Rus ayısını böyle çiziyorlar” şeklinde konuştu.
“Sol dönüş kaçınılmazdır”
Parti kongresinin ne zaman toplanacağı sorusuna yanıt veren Zyuganov, “Geçen sefer seçimler haziran ortasında ilan edilmişti. Muhtemelen bu kez de öyle olacak. Devlet Başkanı’nın Devlet Duması milletvekili seçimlerinin tarihini belirleyen kararı imzalamasına kadar yaklaşık 10 günlük bir süre kalacak. Biz de bir hafta içinde kongreyi toplayacağız” bilgisini paylaştı.
Seçim kampanyasının fiilen başlayıp başlamadığı ve diğer partilerde bir gecikme olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Zyuganov, “Programımız hazır. Bu, üzerinde en ince ayrıntısına kadar çalışılmış üçüncü versiyondur. Vatandaşlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, halkçı ve yurtsever güçlerden müttefiklerimizle çok sayıda toplantı gerçekleştirdik. Tüm faaliyetler artık yeni programın ve sorunların barışçıl çözümünün bayrağı altında yürütülüyor” dedi.
Halkın ruh halindeki değişime dikkat çeken RFKP lideri, “Ruh hali sadece değişmiyor, zaten değişti. Sol dönüş kaçınılmazdır” ifadelerini kullandı.
Rakiplerinin durumunu değerlendiren Zyuganov, “Bizim tek rakibimiz Birleşik Rusya partisidir. Diğer iki destekçi unsur, yani Yeni İnsanlar ve Rusya Liberal Demokrat Partisi, yine Birleşik Rusya tarafından uydurulmuştur” iddiasında bulundu.
Adil Rusya partisinin rakip olup olmadığı yönündeki soruya ise Zyuganov, “Mesele bu değil. Adil Rusya’nın çoktan bizimle daha yakın çalışması gerekirdi. Bu sayede bir dizi sorun çözülebilirdi. Ancak onlar daha ziyade büyük sponsorlarının talimatlarını yerine getirdiler” eleştirisinde bulundu.
“Biz gömülmeye alıştık”
Seçmenlerin iktidar partisi Birleşik Rusya’dan diğer partilere kayma ihtimalini değerlendiren Zyuganov, “Düşünen, eğitimli insanların özünde iktidar partisinden hiçbir farkı olmayan yapılara kaymasını istemem. Bilinçli bir şekilde gelip bizi, Zafer Programımızı ve ekibimizi desteklemelerini isterim. Şu anda böyle bir fırsat var. İnsanların ruh halinden, içsel olarak buna hazır olduklarını görüyorum. Her gün onlarla buluşuyorum. Eskiden benimle tartışanlar bile haklı çıktığımı söylediler. Elbette iktidar uzaktan oylamaya ve üç günlük seçim sistemine güveniyor. Ancak her yerel idare başkanının yanına bir manga asker dikip yirmi dört saat nöbet tutturamazsınız. Vatandaşların memnuniyetsizliği en başta yerel yöneticilere yönelecektir. Bu seçimlerde onların daha temkinli ve öngörülü olacaklarını düşünüyorum” dedi.
Bu arada, Vedomosti gazetesinin parti kaynaklarına dayandırdığı bilgilere göre RFKP, eski milletvekili Valeriy Raşkin’in Devlet Duması adaylığını onaylamadı.
Ayrıca seçim sürecinde, en az altı RFKP milletvekilinin karşısına özel askeri operasyon gazilerinin rakip olarak çıkabileceği öngörülüyor.
Parti yönetiminin yenilenmesi ve Çin Komünist Partisi’ndeki gibi her 10 yılda bir kolektif liderliğin güncellenmesi ilkesinin Rusya’da geçerli olup olmadığı yönündeki soruya esprili bir dille kendisinin kastedilip kastedilmediğini sorarak yanıt veren Zyuganov, kendi hayatından örnekler verdi.
1944 yılında Oryol oblastındaki Mımrino köyünde doğan, Oryol Devlet Pedagoji Enstitüsü Fizik ve Matematik Fakültesi’ni üstün başarıyla bitiren ve felsefe doktoru olan Zyuganov, annesinin kendisini ilkokulda eğittiğini belirterek şunları anlattı:
“Derslerimde çok başarılıydım. Yanımdaki arkadaşıma beş verirken bana dört verirdi. Bir gün buna itiraz ettim. Bana sert bir şekilde baktı ve çalışmayı, insanları ve yaşayan her şeyi sevmeyi öğretmenin kendi görevi olduğunu, beşinci sınıftan itibaren takdirname alacağımı söyledi. Öyle de oldu, okulu madalyayla bitirdim.”
Babasının kendisine her zaman Sovyet iktidarından daha dürüst ve aydınlık hiçbir şey olmadığını söylediğini aktaran Zyuganov, dedesinin sekiz çocuklu bir kilise okulu öğretmeni olduğunu ve Sovyet iktidarı olmasaydı sadece en büyük amcası Aleksandr’ın eğitim alabileceğini, babasının ise okuyamayacağını kaydetti.
Askerlik görevini 1963-1966 yılları arasında Almanya’daki Sovyet Kuvvetleri Grubunun özel istihbarat biriminde yapan Zyuganov, 1974-1978 yıllarında Komünist Partisi Oryol Şehir Komitesi İkinci Sekreterliği, 1980-1983 yıllarında Oryol Bölge Komitesi Propaganda Departmanı Başkanlığı ve 1989-1990 yıllarında Komünist Partisi Merkez Komitesi İdeoloji Departmanı Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.
1990’da Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Komünist Partisi’nin kurulmasının öncülerinden biri olan Zyuganov, 1993’ten bu yana Devlet Duması’nın tüm sekiz döneminde de milletvekilliği yaptı.
1996, 2000, 2008 ve 2012 yıllarında Rusya Federasyonu başkanlık seçimlerine katılan Zyuganov, 1996 seçimlerinin ilk turunda yüzde 32,03, ikinci turunda ise yüzde 40,31 oy alırken dönemin devlet başkanı Boris Yeltsin sırasıyla yüzde 35,28 ve yüzde 53,82 oy oranlarına ulaşmıştı.
Üniversitedeki mentörü ve eski rektör Georgiy Mihalev’in kendisine verdiği tavsiyeyi paylaşan Zyuganov, “Siyasete girdiğimde bana, siyasette bir şey yapmak isteniyorsa Rus meselesinin özünün ve Lenin-Stalin modernizasyonunun kavranması gerektiğini söylemişti. O zaman bu nasihatin derinliğini tam olarak anlamamıştım, şimdi ise çok iyi anlıyorum” ifadelerini kullandı.
Öğretmenlerinin bir sonuç elde etmek isteniyorsa yardımcıların kendi alanlarında yöneticiden daha güçlü ve bilgili olması gerektiği yönündeki vasiyetini aktaran RFKP lideri, ekibindeki güçlü isimleri tanıttı.
Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma’da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Bilim ve Teknoloji Komisyonu Başkanlığı ile Bilim ve Eğitim Komisyonu Başkanlığı yapmış olan ve Moskova Devlet Üniversitesi’nde yüksek matematik dersleri veren Akademisyen İvan Melnikov’un okulunun 200 bilim doktoru yetiştirdiğini belirten Zyuganov, Akademisyen Vladimir Kaşin’in ise uzun süre Tüm Rusya Bahçecilik Enstitüsü’nün başkanlığını yürüttüğünü ve tarım-sanayi gelişim programlarını hazırladığını aktardı.
Nikolay Kolomeysev’in dev sanayi kuruluşu Rostselmaş’ta 20 yıl boyunca üretim direktörlüğü yaptığını ve şu anda partinin meclis grubunu koordine ettiğini bildiren Zyuganov; ekibinde ayrıca Yuriy Afonin, Dmitriy Novikov, Leonid Kalaşnikov, Kazbek Taysayev, Mariya Drobot ve devlet başkanı adayı olmuş Nikolay Haritonov gibi çok deneyimli ve sadık isimlerin bulunduğunu vurguladı.
Bir kolektif yapının ancak bilge insanlar, hem işte hem de savaş meydanında her türlü görevin üstesinden gelebilecek kadrolar ve en yüksek değerlere sadık yeni bir neslin bir arada bulunmasıyla başarıya ulaşacağını belirten Zyuganov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e de ülkede sözü dinlenen 3-5 kişinin bulunması gerektiğini söylediğini aktardı.
Birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi gerektiğini ancak adalet ve emekçiye saygı olmadan Rusya’da güçlü bir merkezi iktidarın olamayacağını vurgulayan RFKP lideri Gennadiy Zyuganov, bin yıllık devletin güçlü merkezi devlet, yüksek maneviyat, kolektif ruh ile bilim ve eğitimden oluşan dört sütun üzerinde durduğunu belirterek, “Halkımız ise çalışkan, sabırlı, onurlu ve cesurdur” sözleriyle mülakatı tamamladı.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Çin’in yükselişi küresel kapitalizmin tüm dengelerini sarsıyor
Asya2 hafta önceJaponya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?










