Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, ‘darbe yapmamaları’ için Brezilyalı generallere baskı yapmış

Yayınlanma

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre, darbe girişimine ilişkin yaygın spekülasyonların ortasında Biden yönetimi, siyasetçilere ve generallere Brezilya’daki seçim sonuca saygı göstermeleri için baskı yapmış.

FT’ye göre geçen Ekim ayındaki seçim sonuçlarının ‘ciddi biçimde sorgulanmamış’ olmasının arkasında, ‘ABD hükümetinin, ülkenin siyasi ve askeri liderlerini demokrasiye saygı göstermeye ve demokrasiyi korumaya teşvik etmek için bir yıl boyunca yürüttüğü sessiz bir baskı kampanyası’ de yer alıyor.

FT’nin iddiasına göre amaç, Brezilya’daki huzursuz generallere ve Jair Bolsonaro’nun yakın müttefiklerine iki mesaj vermekti: Washington seçim sonuçları konusunda tarafsızdı ama oylama sürecini ya da sonucunu sorgulamaya yönelik hiçbir girişime müsaade etmeyecekti.

ABD’nin ‘alışılmadık’ kampanyası

Altı eski ya da mevcut ABD yetkilisinin yanı sıra Brezilya’daki bazı önemli kurumsal figürlerle konuştuğunu vurgulayan gazete, Biden yönetiminin oylama öncesindeki aylarda hem kamusal hem de özel kanalları kullanarak, eski bir üst düzey dışişleri bakanlığı yetkilisinin deyimiyle ‘çok alışılmadık’ bir mesaj kampanyasına giriştiğini yazıyor.

FT’ye göre, ABD’nin bölgedeki olayları şekillendirme kapasitesini göstermek için açık bir ‘jeopolitik teşviki’ vardı. Uzun zamandır Latin Amerika’daki baskın dış güç olan ABD, son yıllarda Çin’in artan varlığıyla nüfuzunun aşındığını görüyordu.

FT şöyle devam ediyor: “Yönetimin daha doğrudan bir motivasyonu da vardı. ABD’li yetkililer, Trump destekçilerinin 6 Ocak’ta Washington’daki Kongre Binasında 2020 seçimlerinin sonuçlarını tersine çevirmeye yönelik ayaklanmasının ardından Başkan Joe Biden’ın Bolsonaro’nun özgür ve adil bir seçimin sonucunu sorgulamaya yönelik her türlü girişimine karşı çok güçlü duygular beslediğini söylüyor.”

CIA ve Pentagon da dahil oldu

FT’nin aktardığına göre ABD’nin sessiz kampanyasına ordu, CIA, dışişleri bakanlığı, Pentagon ve Beyaz Saray da dahil olmak üzere ABD hükümetinin çeşitli birimleri dahil oldu. Dışişleri Bakanlığı’nın eski üst düzey yetkililerinden ve eski büyükelçilerden Michael McKinley, “Bu çok sıra dışı bir girişimdi,” diyor.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın, Ağustos 2021’de Brezilya’ya yaptığı ziyaretten ‘endişeli’ ayrıldığı belirtiliyor çünkü Bolsonaro ABD seçimlerinde hile yapıldığından bahsetmeye devam ediyor ve ABD ile ilişkisini Başkan Trump ile olan ilişkisi açısından anlıyordu.

Eski Dışişleri yetkilisi Tom Shannon, Sullivan ve beraberindeki ekibin Bolsonaro’nun seçim sonuçlarını manipüle etme ya da Trump’ın yaptığı gibi inkar etme girişiminde bulunma kapasitesine sahip olduğunu düşünerek yola çıktığını aktarıyor.

Orduyu darbe yapmaması için baskı altına aldılar

Bolsonaro’nun elektronik seçim sisteminin hileye açık olduğu iddiasıyla büyükelçileri başkentte toplamasının ardından, ABD’nin açık bir mesaj göndermeye karar verdiği belirtiliyor. Ertesi gün bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı, “Brezilya’nın kapasiteli ve zaman içinde test edilmiş seçim sistemi ve demokratik kurumları, yarımküredeki ve dünyadaki uluslar için bir model teşkil etmektedir,” açıklamasını yapmıştı.

Brezilyalı üst düzey bir yetkili, “ABD’nin açıklaması özellikle ordu için çok önemliydi. ABD’den ekipman alıyorlar ve orada eğitim görüyorlar, dolayısıyla ABD ile iyi ilişkilere sahip olmak Brezilya ordusu için çok önemli. Açıklama askeri müdahaleye karşı bir panzehirdi,” diyor.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve diğer yetkililer de özel olarak Brezilya ordusuna darbe gibi anayasaya aykırı bir eylemi desteklemenin sonuçlarını dile getirdiler. FT’nin aktardığına göre üst düzey bir yönetim yetkilisi ‘eğer bir şey yaparlarsa ikili askeri ilişkiler açısından önemli olumsuz sonuçlar doğacağını ve seçim sonuçlarına saygı duymaları gerektiğini’ söyledi.

Yetkililer, Brezilya’nın üst düzey yöneticilerine verilen mesajın, Latin Amerika’yı kapsayan ABD Güney Komutanlığı’nın başındaki General Laura Richardson’ın geçen Eylül ve Kasım 2021’deki ziyaretleri sırasında daha da pekiştirildiğini söyleyorlar. CIA Başkanı William Burns de Brezilya’ya giderek Bolsonaro yönetimine ‘seçimlere karışmamasını’ söylemiş.

Elektronik makinelerle ilgili sorunları ABD çözmüş

ABD seçim sürecine bazı pratik yardımlarda da bulunarak, yeni makinelerin üretimi için gereken bileşenlerin, özellikle de yarı iletkenlerin temininde tedarik zincirindeki zorlukların aşılmasına yardımcı oldu. ABD’nin eski Brezilya Büyükelçisi Anthony Harrington, çip üreticisi Texas Instruments içindeki bağlantılarını kullanarak ‘yarı iletken ihtiyaçlarını ayırt edebildiklerini ve demokratik seçimler üzerindeki etkiye öncelik verdiklerini’ söylüyor.

İki kaynağa göre, ABD Dışişleri Bakanlığı ve bazı üst düzey Brezilyalı yetkililer de Tayvanlı yetkililerden Brezilya’nın oylama makinelerinde kullanılan ve Tayvanlı bir şirket olan Nuvoton tarafından üretilen yarı iletkenlere olan ihtiyacına öncelik vermelerini istedi.

Bolsonaro’nun çevresi markaja alınmış

Üst düzey bir Brezilyalı yetkili, Bolsonaro’nun Deniz Kuvvetleri Bakanı Amiral Almir Garnier Santos’un askeri liderler arasında en ‘zorlu’ olanı olduğunu hatırlatıyor. Yetkili, “Daha radikal eylemler onu gerçekten cezbediyordu. Bu yüzden çok fazla caydırma çalışması yapmak zorunda kaldık, dışişleri bakanlığı ve ABD askeri komutanlığı Brezilya ile eğitimden diğer ortak operasyon türlerine kadar anlaşmaları yırtıp atacaklarını söylediler,” dedi.

ABD’nin, Bolsonaro’nun yakın çevresindeki isimleri de belirleyerek eski başkanın seçim sonuçlarını tanımaya zorlamaya çalıştığı belirtiliyor. Bunlar arasında Kongre’nin alt kanadının başkanı Arthur Lira, başkan yardımcısı Mourão, Bolsonaro’nun altyapı bakanı Tarcísio Gomes de Freitas ve cumhurbaşkanlığı stratejik işler sekreteri Amiral Flávio Rocha da yer alıyordu. ABD, bu isimlerle süreç boyunca temas halinde kaldı.

Amerika

Pentagon: İran savaşı ABD’ye şimdiye kadar 37,5 milyar dolara mal oldu

Yayınlanma

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, salı günü yaptığı açıklamada, Washington’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşın maliyetinin şu ana kadar 37,5 milyar dolara ulaştığını söyledi. Hegseth, yoğun bombardımanın yeniden başlamasından bu yana ilk kez şüpheci milletvekillerinin karşısına çıkarak kamuoyunda destek görmeyen İran savaşı için acil ek bütçe talep etti.

Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisinin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluğunu korumakta zorlanabileceği ara seçimlere yalnızca altı ay kala, kamuoyu yoklamalarında öne geçen Demokratlar, İran savaşını hayat pahalılığı sorunuyla ilişkilendirmeye çalışıyor.

Hegseth, Washington’da düzenlenen oturumda milletvekillerine, 37,5 milyar dolarlık rakamın savaşın belirli kalemlerinin yanı sıra 30 Eylül’e kadar öngörülen maliyetleri de kapsadığını söyledi.

Pentagon’un bu rakama nasıl ulaştığı ise netlik kazanmadı. Bir kaynak, mart ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin savaşın ilk altı gününün maliyetini en az 11,3 milyar dolar olarak hesapladığını söylemişti.

Trump geçen ay Kongre’den, büyük bölümü İran savaşı ile bağlantılı olmak üzere yaklaşık 90 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu talep, savaştan rahatsız olan ve kasım ayındaki ara seçimlere hazırlanan milletvekilleriyle yeni bir bütçe mücadelesinin zeminini hazırladı.

Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat milletvekilleri, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’ı bombalamaya başlamasından bu yana Trump ve ekibinin kendilerini çatışmanın seyri ve yönetimin planları hakkında yeterince bilgilendirmediğinden şikâyet ediyor.

Senato Tahsisatlar Komitesinin en kıdemli Demokrat üyesi Patty Murray, oturumda yaptığı konuşmada, “Başkan gerilimi tırmandırmakla ve savaş suçları işlemekle tehdit ediyor; bunun yeni bir sonsuz savaşa dönüşebileceğini ima ediyor” dedi. Trump, İran’a karşı, sivil altyapıyı da kapsayan sert tehditlerde defalarca bulundu. Eleştirmenler, bu tür saldırıların savaş suçu oluşturacağını belirtiyor.

Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Temsilciler Meclisi ve Senato’da son derece dar çoğunluklara sahip olduğu için bütçe yasalarının kabul edilmesi genellikle Demokratların desteğini gerektiriyor.

Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, “İnsanların size ve bu yönetime bu kadar öfkeli olmasının nedeni, geçmişte kullandığınız ifadelerin birbiriyle uyuşmaması” dedi.

Gillibrand sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ya savaş bitmiştir ya da bitmemiştir. Ya iki hafta içinde sona erecektir ya da iki hafta değildir. Ya füzeler söz konusudur ya da değildir.”

Savaşın etkileri

Hegseth, acil ek bütçe sağlanmaması halinde askerî eğitim faaliyetlerinin azaltılması gerekeceğini de milletvekillerine söyledi.

Savaş, Pentagon’un yaklaşık 1 trilyon dolarlık bütçesi üzerinde baskı oluştururken, askerî personelle ilgili harcamaları da riske atıyor. Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, oturum sırasında bu olası maliyeti kabul etti. Caine, askerlerin maaşlarının nasıl ödeneceğine bir çözüm bulacaklarını ancak Pentagon’un bakım giderlerini karşılamakta ve gelecekteki askerî kabiliyetlere yatırım yapmakta zorlanabileceğini söyledi.

Hegseth, milletvekillerine yalnızca ek bütçe talebini değil, 2027 yılı için sunulan 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesini de onaylama çağrısında bulundu.

Hegseth, “Bu bakanlığa 1,5 trilyon dolarlık bütçe verilmemesinin ülkemizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olduğuna inanıyorum” dedi.

ABD ile İran arasındaki kırılgan ateşkes bu ayın başında çöktü. O tarihten bu yana iki taraf da birbirine karşı her gün saldırılar düzenliyor.

İran savaşında ölen Amerikan askerlerinin sayısı hafta sonunda 18’e yükselirken, yaklaşık 430 ABD askeri yaralandı. Pentagon pazartesi günü, 7 Temmuz’dan bu yana 100 askerin yaralandığını, bunların yüzde 96’sının görevine döndüğünü açıkladı.

Trump geçen hafta, İran’da vurulan hedeflerin kapsamını enerji tesisleri ve köprüleri de içine alacak şekilde genişletmekle, İran’ın Harg Adası’ndaki petrol merkezini ele geçirmek üzere kara birlikleri göndermekle ve “Kazma Dağı” olarak bilinen, yerin derinliklerindeki nükleer bağlantılı bir tesisi bombalamakla tehdit etti.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin dağdaki tesisi “çok yakında ortadan kaldıracağını” söyledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Venezuela petrolünden 13 milyar dolar topladı: Paralar nerede?

Yayınlanma

ABD yönetimi, ocak ayında Maduro’nun kaçırılmasının ardından denetimini ele geçirdiği Venezuela petrol satışlarından yaklaşık 13 milyar dolar gelir elde etti. Washington parasal akışa dair çelişkili açıklamalar yaparken, 24 Haziran’daki yıkıcı depremlerin ardından kaynağın akıbeti ve ABD Kongresi’nin denetim talepleri gündeme taşındı. Kpler ve Argus Media verilerine dayanan hesaplamalar, Caracas yönetimine aktarılan fonların kısıtlı kaldığına ve ekonomik toparlanmanın beklenenin gerisinde düştüğüne işaret ediyor.

Financial Times (FT) tarafından yapılan hesaplamalara göre, ABD yönetimi bu yıl Venezuela petrol satışlarından 13 milyar dolardan fazla gelir topladı.

Ancak Washington, söz konusu paraya ne olduğu konusunda neredeyse hiçbir resmi bilgi paylaşmadı.

ABD, Ocak ayında Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırıp yardımcısı Delcy Rodríguez’i yönetimin başına getirmesinin ardından ülkenin petrol ihracatının denetimini üstlendi ve bazı yaptırımları askıya aldı.

Petrol gelirleri, geçen ay yaşanan yıkıcı depremlerden önce de krizde yer alan Venezuela ekonomisinin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık dörte birini oluşturuyor.

Yaptırımların esnetilmesinin ekonomiye büyük güç katması bekleniyordu.

Ancak ABD’nin fonlara el koymasından altı ay sonra ekonomistler, Venezuela’daki toparlanma emarelerinin son derece zayıf kaldığına dikkati çekiyor. Bu durum, Washington’ın toplanan gelirlerin tamamını Karakas’a aktarmadığı ihtimalini güçlendiriyor.

Washington’dan çelişkili açıklamalar

Washington yönetimi, paranın kullanımı konusunda birbiriyle örtüşmeyen söylemler geliştiriyor. Yayımlanan ilk başkanlık kararnamesinde ABD’nin rolü “yediemin” olarak tanımlanırken, Başkan Donald Trump ABD’nin Venezuela petrolünden “çok para kazandığını” dile getirdi.

ABD Kongresi’nin her iki partisinden milletvekilleri, fonların nerede olduğunu ve tahsisat sırasında yolsuzluğu önlemek için ne tür önlemler alındığını açıklatmak üzere yönetime yönelik baskıyı artırıyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Joaquin Castro, FT’ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın Venezuela’ya müdahalesi başından beri petrol, güç ve çıkar ilişkileriyle ilgiliydi. Milyarlarca dolarlık Venezuela petrol geliri, şeffaflık veya koruma mekanizmaları olmaksızın Trump yönetimi tarafından yönetiliyor” dedi ve Kongre’nin süreçten uzak tutulduğunu ekledi.

FT, Venezuela’nın olası petrol gelirini hesaplarken navlun ve veri analiz platformu Kpler’in Ocak ayından bu yana derlediği ham petrol sevkiyat verilerinden yararlandı.

Fiyatlandırma ajansı Argus Media’nın ülkenin ürettiği ekstra ağır Merey ham petrolü ile Boscan ve Hamaca türlerine ilişkin fiyat tahminleri esas alındı.

Şubatta başlayan fiyat verileri tüm petrol türlerini kapsamazken, doğrudan fiyatlandırılan varillerin toplam değeri 11,5 milyar doları buldu.

Geçmiş fiyat kalıplarına dayanan hesaplamalar, fiyatı kaydedilmeyen varillerle birlikte toplam tutarın 13 milyar doları aştığını gösteriyor.

Venezuela hükümeti, ABD yönetiminde gerçekleşen petrol satışlarından elde edilen gelirleri takip etmek amacıyla bir internet sitesi kurdu. Ancak sitede Mart ayında gerçekleşen 300 milyon dolarlık tek bir transfer kaydı yer alıyor.

Salı günü düzenlenen bir oturumda, Güney Floridalı Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi María Elvira Salazar, “paranın nereye gittiği konusundaki şeffaflığın önemi” nedeniyle fonlara ilişkin raporların kamuoyuna açıklanmasını istedi.

Foreign Affairs’ten Venezuela değerlendirmesi

Depremin ardından artan kaynak ihtiyacı

Venezuela petrol parasının akıbeti, 24 Haziran’da meydana gelen iki yıkıcı depremin ardından daha hayati bir hal aldı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre yalnızca bina ve altyapıda oluşan hasarın maliyeti 37 milyar doları buluyor.

Obama döneminde Beyaz Saray’ın Latin Amerika sorumlusu olarak görev yapan Benjamin Gedan, Demokratların Kasım ayındaki seçimlerde Kongre’nin kanatlarından birini veya her ikisini kazanmaları halinde petrol fonlarını incelemeye alabileceklerini kaydetti.

Başkan Trump, Ocak ayındaki operasyondan kısa süre sonra gelirlerin “kendi denetiminde olacağını” ilan etmişti. O tarihten bu yana yönetim, kaynakların kullanımına dair farklı mesajlar verdi.

Ocak ayındaki başkanlık kararnamesi, fonların Venezuela hükümetine ait olduğunu ve ABD hükümet hesaplarında “koruma ve idare amacıyla” tutulacağını belirtiyordu.

Buna karşın ABD Enerji Bakanlığı, gelirlerin “Amerikan ve Venezuela halkının yararına harcanacağını” açıkladı. Haziran ayında ise Trump, petrol sayesinde Venezuela’daki askeri operasyonun maliyetini “28 kat” çıkardıklarını ve ABD’nin “çok iyi para kazandığını” söyledi.

Trump, “Savaşı kazanmak 48 dakika sürdü. Milyonlarca varil petrol çıkardık” ifadesini kullandı.

Nisan ayında Üst Düzey Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Michael Kozak, petrol gelirlerinin yaklaşık 3 milyar dolarlık kısmının Venezuela’ya gönderildiğini ve banka hesaplarının denetim firması KPMG tarafından incelendiğini bildirmişti.

Kozak, yönetimin üç ayda bir rapor sunacağını belirtmişti; ancak Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki Demokratlar o tarihten bu yana bilgi alamadıklarını aktarıyor.

Ekonomik durgunluk

ABD’li yetkililer, petrol fonlarının kontrolünün, şu anda Washington’dan gelen talimatlarla ülkeyi yöneten Çavista rejiminin kritik ismi Delcy Rodríguez üzerinde bir nüfuz aracı olarak kullanıldığını doğruluyor.

Kozak, Kongre’de geçen hafta yapılan oturumda, “Bu onların parası ama harcamak için bizden izin almaları gerekiyor” dedi ve fonların kamu çalışanlarının maaşları ile petrol sanayisi ekipmanları için kullanıma açıldığını savundu.

Dışişleri Bakanlığı, mevcut sistem altında “Venezuela ekonomisine milyarlarca dolar aktarıldığını” ve “kaynakların halka ulaşmasını sağlamak için finansal denetimin sürdüğünü” bildirdi.

Pek çok ekonomist, yaptırımları aşmak için petrolü uluslararası pazarlarda büyük iskonto ile satmak zorunda kalan Venezuela’nın bu yıl güçlü bir büyüme yakalamasını bekliyordu. Hükümet petrol ve doğalgaz yatırımlarını teşvik etmek amacıyla yeni bir kaynak yasası çıkardı ve üretimde artış kaydedildi.

Ancak Washington’daki Ekonomik ve Politika Araştırmaları Merkezi’nden (CEPR) Venezuelalı ekonomist Francisco Rodríguez, ilk çeyrekteki yüzde 2,5’lik resmi büyüme oranının son beş yılın en düşük seviyesi olduğuna dikkat çekti.

Rodríguez, “Artan petrol gelirlerine rağmen Venezuela’nın yeterince büyümemesinin nedeni, ABD’nin gelirin tamamını Karakas’a aktarmamış olmasıdır” değerlendirmesini yaptı.

Eski muhalif milletvekili ve ekonomist José Guerra da gelirlerin son yıllara kıyasla çok daha yüksek olması gerektiğine işaret ederek, “Para nerede? Şeffaflık yok ve ABD hükümeti bize bilgi vermiyor” eleştirisinde bulundu.

Venezuela odaklı danışmanlık şirketi Ecoanalítica’nın direktörü Alejandro Grisanti, son iki ayda ülkeye büyük miktarda dolar girişi olduğuna dair işaretler gördüklerini ifade etti.

Yılın son çeyreğinde ekonomide ivme beklediğini belirten Grisanti, depremin bu beklentiyi gelecek yılın ortasına ertelediğini kaydetti.

Depremden bu yana Rodríguez, IMF nezdinde tutulan meblağlar ve bir mahkeme süreci nedeniyle İngiltere Merkez Bankası kasalarında bekletilen Venezuela altınları da dahil olmak üzere ülke dışındaki kaynaklara erişmek için girişimlerini sürdürüyor.

ABD, afet yardımı için 386 milyon dolar ayırdı ve arama kurtarma çalışmalarına destek amacıyla Venezuela’ya yüzlerce asker gönderdi.

AB’nin Karakas Maslahatgüzarı John Barrett, petrol gelirlerinin tutulduğu hesaplardan deprem sonrası yeniden imar çalışmaları için kaynak aktarıldığını doğruladı, ancak miktar belirtmedi.

ABD’li yetkililer, madencilik ihracatından sağlanan bazı gelirlerin de yönetim tarafından toplandığını dile getiriyor.

Venezuela petrolü ve Çin: Bilmeniz gereken 4 şey

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump Kanada’yı orman yangınlarıyla suçladı, uzmanlar iklim dedi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump ve Amerikalı Cumhuriyetçi siyasetçiler, son günlerde ABD’deki hava kalitesini düşüren orman yangınları nedeniyle Kanada yönetimini orman bakımsızlığı ve ihmalkarlıkla suçladı. Trump, kirliliğin maliyetinin Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerine eklenmesi gerektiğini söylerken, her iki ülkeden uzmanlar ana nedenin iklim değişikliği olduğunu kaydetti.

ABD Başkanı Donald Trump ve bazı Cumhuriyetçi yetkililer, dumanları son günlerde ABD’nin çeşitli bölgelerinde etkili olan orman yangınları nedeniyle Kanada yönetimine tepki gösterdi.

Her iki ülkeden uzmanlar ise yangınların ana kaynağının iklim değişikliği olduğunu belirtti.

Trump, geçen hafta sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Kanada’yı ormanlarını ve çalı alanlarını düzgün biçimde temizlememekle suçladı.

ABD’nin bu nedenle kirli ve sağlığa zararlı bir havaya maruz kaldığını savunan Trump, durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Bunun kasıtlı bir ihmal olduğunu ve her yıl tekrarlanarak ABD’ye milyarlarca dolara mal olduğunu öne süren Trump, söz konusu kirlilik maliyetinin Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerine eklenmesi gerektiğini kaydetti.

Trump, pazar günü yaptığı açıklamada gümrük vergisi ve tazminat konusunu yeniden gündeme getirerek, Kanada’ya yardım edebileceklerini ancak bu ülkenin ABD’ye tazminat ödemesi ya da yeni gümrük vergilerine tabi tutulması gerektiğini söyledi. Trump ayrıca Kanada’daki yangınların ABD havasını zehirlediğini öne sürdü.

Sorumlu yetkililere yaptırım tasarısı gündemde

Kanada’ya yönelik eleştiriler yalnızca Trump ile sınırlı kalmadı. Ohio Senatörü Cumhuriyetçi Bernie Moreno, yangınlar nedeniyle Kanada’ya yaptırım uygulanmasını öngören bir kanun teklifi sunacağını açıkladı.

Moreno, Kanada liderliğinin başarısızlığı yüzünden Ohio’da tarihin en kötü hava kirliliğinin yaşandığını ve eyalet sakinlerinin tehlikeli koşullara maruz kaldığını belirterek bu duruma müsamaha göstermeyeceklerini kaydetti.

Sunacağı tasarının acil durum ilan etmeyi, sorumlu Kanadalı yetkililere yaptırım uygulamayı ve ek gümrük vergileriyle finanse edilecek bir mağdur tazminat fonu kurulmasını incelemeyi içerdiğini aktardı.

Kanadalı liderler ise ABD’den gelen suçlamalara yanıt verdi. Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada’nın ABD’de yaşanan felaketlerde komşusunu suçlamak yerine her zaman yardıma koştuğunu hatırlattı.

ABD yönetimi ve Kongre üyelerinin Kanada’yı suçlamasını üzüntüyle karşıladığını belirten Ford, geçmişte verilen destekleri hatırlatarak ABD tarafının hafızasının kısa olduğunu dile getirdi.

Ford, komşuluğun gereğinin tehdit etmek veya eleştirmek olmadığını, benzer felaketlerin bir gün ABD’nin de başına gelebileceğini ekledi.

Uzmanlar: İklim değişikliği yangınları şiddetlendiriyor

Sınırın her iki tarafındaki orman yangını uzmanları, sorunun Kanada’nın orman yönetim uygulamalarından kaynaklanmadığını, iklim değişikliğinin yangınların sıklığını ve şiddetini artıran koşulları tetiklediğini vurguladı. Uzmanlar, yangınların çoğunun Kanada’da ulaşımı son derece güç ve uzak bölgelerde çıktığını, bu alanların müdahalesiz bırakılmasının doğal bir durum olduğunu bildirdi.

Stanford Üniversitesi Woods Çevre Enstitüsü Direktörü Chris Field, söz konusu ormanların çok uzak noktalarda yer aldığını, kilometrelerce yakında yol bulunmadığını ve sahaya somut bir fark yaratacak düzeyde personel veya finansal kaynak aktarmanın pratik bir yolunun olmadığını ifade etti.

Kanada’daki Thompson Rivers Üniversitesinden orman yangını uzmanı Profesör Mike Flannigan da orman tabanını sadece tırmıkla temizlemenin işe yaramayacağını, etkili bir sonuç için tüm bitki örtüsünün kaldırılması gerektiğini belirtti.

Tüm organik maddenin temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Flannigan, otlar dahil yanacak organik malzeme bulunduğu sürece yangının yayılacağını söyledi.

Alanın tamamen dozerlerle düzleştirilmemesi halinde yangınların durdurulamayacağını bildiren Flannigan, bunun ancak yüksek değere sahip kısıtlı alanlarda yapılabileceğini, kontrollü yakma yöntemleriyle ormanın seyreltilebileceğini ancak bu bölgelerde de düşük şiddette yangınların çıkmaya devam edeceğini aktardı.

Yale Üniversitesinden orman ekolojisi uzmanı Profesör Mark Ashton, müdahale edilmeyen ormanların sadece Kanada’ya özgü bir durum olmadığını söyledi.

Alaska’da da benzer özelliklere sahip, yolu olmayan ve yerli halkın yaşadığı geniş alanların bulunduğunu kaydeden Ashton, orada da yangınların kendi haline bırakıldığını ifade etti.

Ashton, bu ormanların belirli döngülerle yanmasının doğal olduğunu ancak iklim değişikliği nedeniyle kuraklık dalgalarının şiddetlenmesi sonucu günümüzdeki yangınların çok daha yıkıcı hale geldiğini vurguladı.

“ABD önce kendi yangınlarına baksın”

İklim krizinin yangınları daha şiddetli hale getirdiğini belirten Field, sıcak havanın yakıt işlevi gören bitki örtüsünü daha hızlı kuruttuğunu, kuruyan maddelerin de daha hızlı yandığını ekledi.

Sera gazı salımı açısından hem ABD hem de Kanada iklim krizine katkıda bulunurken, ABD’nin küresel salımdaki payının daha yüksek olduğu biliniyor.

İklim değişikliğini sık sık reddeden Trump ise kendi başkanlığı döneminde iklim düzenlemelerini esnetmiş ve ilgili projelere ayrılan fonları kesmişti.

British Columbia Üniversitesinden orman koruma bilimleri uzmanı Profesör Lori Daniels, ABD’nin de geçen yıl Kaliforniya’da yaşanan büyük yangınlar dahil olmak üzere kendi orman yangınlarıyla mücadele ettiğini hatırlattı.

Daniels, aşırı hava koşullarında çıkan ve modern teknolojiler ile müdahale kapasitelerini aşan doğal yangınları durdurmak için ABD’nin kendi ormanlarında neyi farklı yaptığını sordu.

Daniels, Trump’ın bu soruya vereceği cevabı herkesin merakla beklediğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English