Avrupa
Merz, AB bütçesinde büyük kesinti istiyor

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Avrupa Komisyonu’nun yaklaşık 2 trilyon avroluk ilk AB bütçe taslağının yüz milyarlarca avro oranında kesintiye uğratılması gerektiğini söyledi.
İrlanda Başbakanı Micheál Martin ile düzenlediği basın toplantısında konuşan Merz, Komisyon’un planını “kabul edilemez” ve “dengesiz” olarak nitelendirdi.
Merz, “İşte bu nedenle, her alanda kesintiler içeren ve toplamda birkaç yüz milyar avro tutarında bir bütçe taslağına ihtiyacımız var. Bu kesintiler hayati önem taşıyor,” diye ekledi.
POLITICO’nun, önerilen bu kesintinin geçen ayın sonunda bir Alman belgesinde önerilen 400 milyar avroluk bütçe kesintisiyle aynı olup olmadığına ilişkin sorusuna Merz, devam eden müzakerelere atıfta bulunarak ayrıntılara girmekten kaçındı.
Merz ayrıca, Komisyon’un AB personel sayısını artırma planına da sert tepki gösterdi.
Brüksel, bu hamlenin mevcut jeopolitik krizlerin yol açtığı artan iş yüküyle başa çıkmak için gerekli olduğunu savunuyor.
“Avrupa kurumları için şimdi 2.500 yeni pozisyon açılması kabul edilemez. Bunu kabul etmeyeceğiz,” diyen Şansölye, Almanya’nın 2029 yılına kadar devlet personelini yüzde 8 oranında azaltacağını belirtti.
Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanlığı kapsamında İrlanda, ekim ayında yapılacak AB liderleri zirvesi öncesinde yeni bir bütçe teklifi sunmak zorunda kalacak.
Martin, Merz’in kesinti taleplerini, İtalya, İspanya ve Polonya gibi daha büyük bir bütçeyi destekleyen ülkelerden gelen çelişkili baskılarla uzlaştırmak gibi devasa bir görevle karşı karşıya kalacak.
Haziran ayında Kıbrıs’ın Konsey Dönem Başkanlığı’nın Komisyon’un teklifinden yaptığı yüzde 2’lik kesinti, Almanya ve Kuzey Avrupalı müttefikleri tarafından yetersiz görüldü.
Basın toplantısında İrlandalı lider, Alman taleplerine yanıt verirken çekingen davrandı ve yalnızca “Şansölye’nin kendisi ve Almanya için neyin önemli olduğunu dikkatle dinleyeceğini” söyledi.
Martin şunları ekledi:
“Hepimiz bu göreve doğru bir ruhla yaklaşırsak, yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum.”
Ne var ki İrlanda için hassas bir konu, bütçeyi finanse etmek üzere “kendi kaynaklar” olarak bilinen yeni blok çapında vergilerin belirlenmesi; bu konuda AB ülkeleri arasında oybirliği gerekli.
Komisyon, geçen yıl ulusal hükümetlerin daha yüksek katkı paylarına tamamen bağımlı kalmadan, hızla artan savunma ve rekabetçilik harcamalarını karşılamak üzere yeni gelir elde etmek amacıyla beş yeni özkaynak önerisinde bulunmuştu.
Almanya, işletme vergisine şiddetle karşı çıktı ve Komisyon’un bir anlaşmaya varmak için küçük ve orta ölçekli işletmeleri muaf tutabileceği yönündeki önerileri reddetti.
Basın toplantısı sırasında Martin, Avrupa Parlamentosu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından desteklenen dijital vergiye yönelik İrlanda’nın muhalefetini yineledi.
İrlandalı, bu verginin, geçen yıl ABD ile imzalanan “Turnberry ticaret anlaşmasını” zayıflatacağı uyarısında bulundu.
Avrupa
ECB: İran savaşının olumsuz iktisadi etkilerini Çin zayıflattı

Avrupa Merkez Bankası (ECB) iktisatçıları, Çin’in devasa petrol rezervlerinin ve çeşitlendirilmiş enerji karışımının, İran savaşının küresel ekonomi üzerindeki etkisini hafifletmeye yardımcı olduğunu belirtti.
Pazartesi günü yayınlanan bir blog yazısında ECB analistleri, Pekin’in ham petrol konusunda yaptığı “önemli stoklama”, elektrikli araçlara geçiş ve petrokimya tüketimindeki azalmanın, ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırıdan bu yana petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki “nispeten sınırlı” artışa katkıda bulunduğunu söyledi.
Raporda, dünyanın en büyük ikinci ekonomisinin ham petrol stoklarının 2023’te 92 günlük ithalat seviyesinden bu yılın başlarında 115 güne yükseldiği belirtildi.
Bu durum, 2022’de başlayan Ukrayna savaşının ardından enerji üretimindeki daralmayı çok aşan “arz kayıplarının etkisini hafifletmeye yardımcı oldu.”
Raporda, İran savaşının dünya petrol arzından günde yaklaşık 14 milyon varil (küresel üretimin %14’ü) eksilttiği belirtilirken, buna karşılık Ukrayna savaşının ardından bu rakamın günde sadece 1 milyon varil, yani küresel arzın %1’i olduğu ifade edildi.
Bu farka rağmen, her iki çatışma da enerji fiyatlarında benzer artışlara yol açtı. Haziran başında petrol fiyatları, savaş öncesi seviyelere kıyasla %29 artarken, Rusya’nın müdahalesinin ardından ise %30’luk bir zirveye ulaşmıştı.
ABD’deki kaya petrolü üretiminin artması, Batı’nın stratejik petrol rezervlerinden yapılan serbest bırakmalar ve yatırımcıların çatışmanın “hızlı bir şekilde çözüleceği” yönündeki beklentileri de enerji fiyatlarının kontrol altında tutulmasına yardımcı oldu.
Çok sayıda başka analist tarafından da doğrulanmış olan rapor, bu ayın başlarında ateşkesin bozulmasının ardından her iki tarafın da misilleme saldırılarını askıya alması sonucu ABD ile İran arasındaki gerginliğin azalmasıyla birlikte yayınlandı.
Brent ham petrolü, geçen hafta varil başına 100 doların üzerine çıktıktan sonra pazartesi öğleden sonra varil başına 90 dolar civarında işlem görüyordu.
Avro bölgesi referansı olan Alman 10 yıllık Bund getirileri de, geçen hafta %3,21 ile 15 yılın en yüksek seviyesine ulaştıktan sonra %3,13’e geriledi.
Savaş, Orta Doğu’nun enerji altyapısının bazı kısımlarını tahrip etti ve Tahran’ı, savaş öncesinde küresel enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya itti.
ECB analistleri, “Boğaz’ın kalıcı olarak yeniden açılmasının enerji fiyatları üzerinde önemli bir aşağı yönlü baskı oluşturabileceğini” belirtirken, “Hürmüz Boğazı’ndaki koşulların –ve dolayısıyla küresel enerji piyasalarının– son derece dalgalı olmaya devam ettiğini” uyardı.
Raporda, “Uzun süreli bir kapatma, mevcut tamponları ve küresel stokları kademeli olarak tüketirken, piyasaları hızlı bir çözüm beklentisinden vazgeçmeye zorlayarak, fiyatların yeniden yukarı yönlü baskı altında kalma riskini artıracaktır,” denildi.
Avrupa
Alman otomotiv sektörü yol ayrımında

Alman otomotiv sektörü, tarihinde görülmedik bir yeniden yapılandırma baskısı ile karşı karşıya.
Çinli üreticiler, ülkedeki elektrikli ve hibrit araç pazarında hakimiyet kurarken, Alman otomobil üreticileri pazar paylarını hızla kaybediyor.
2026 yılının ilk yarısında, BMW, Mercedes ve Volkswagen’in Çin’deki satış rakamları dörtte birden fazla düştü.
Volkswagen, tarihindeki en büyük yeniden yapılandırma sürecini yaşıyor. CEO Oliver Blume, model yelpazesini yarıya indirmeyi, üretim kapasitesini yaklaşık bir milyon araç azaltmayı ve dünya çapında 100.000 kişiye varan işten çıkarmalar planlıyor.
Volkswagen, sadece radikal maliyet kesinti önlemleriyle yetinmiyor. Şirket, ilk kez Çin pazarı için özel olarak geliştirilen modelleri Avrupa’ya getirme ve uzun vadede bunları Avrupa fabrikalarında üretme olasılığını da değerlendiriyor.
Aynı zamanda, diğer Avrupalı üreticiler de Çinli şirketlerle kurulan ortaklıklara giderek daha fazla güveniyor.
Bu, yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor: Çin pazarının modernleşmesinin itici gücü artık Avrupalı üreticiler değil; Çin, Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceğini şekillendiriyor.
Opel, Çinli mühendislerin güç aktarma organlarını ve bataryayı geliştireceği, Alman mühendislerin ise sadece tasarım ve koltukları üstleneceği bir SUV planlıyor.
Alman markaları Çin pazarında kayıp
German Foreign Policy’deki analize göre Alman otomobil üreticilerinin Çin pazarındaki satışlarındaki düşüş giderek kötüleşiyor.
2026 yılının ilk yarısında BMW, Mercedes ve VW’nin satışları yüzde 25’in üzerinde geriledi. BMW yaklaşık beşte bir oranında düşüş kaydederken, VW ve Mercedes sırasıyla yüzde 26 ve 28 oranında gerileme yaşadı.
İran’daki savaşın bir sonucu olarak Çin’de benzin fiyatları yükseldi. Bu durum, elektrikli ve hibrit otomobillere olan talebin artmasına yol açtı; bu da Çin’de ağırlıklı olarak içten yanmalı motorlu araçlar satmaya devam eden Alman otomobil üreticilerinin satışları üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.
Lüks otomobillere ilişkin vergi düzenlemelerindeki değişiklik de sorunu daha da ağırlaştırıyor. Vergi eşiği, yeni araçlar için (KDV hariç) önceki 1,3 milyon yuan seviyesinden 900.000 yuana (yaklaşık 116.000 avro) düşürüldü.
Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA), bu durumun özellikle Avrupalı üreticiler, özellikle de Alman üreticiler için son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını değerlendiriyor.
Çin Binek Otomobil Birliği’nin (CPCA) tahminlerine göre, içten yanmalı motorlu araçlara olan talep, özellikle 900.000 ile 1,3 milyon yuan arasındaki fiyat segmentinde önemli ölçüde azaldı.
Lüks araç satın alan tüketiciler, bunun yerine giderek daha fazla Çin menşeli elektrikli veya hibrit modellere yöneliyor.
BMW, Mercedes ve VW, plug-in hibrit faaliyetlerini şimdiden önemli ölçüde azaltmak zorunda kaldı.
Kısmen elektrikli güç aktarma organlarına yönelik vergi teşvikleri, artık yalnızca elektrik gücüyle en az 100 kilometre yol kat edebilen araçlar için geçerli.
Bu durum, Alman otomobil üreticilerinin model portföylerinde bir yeniden yapılanmaya yol açıyor.
Daha az model, daha az fabrika
VW CEO’su Oliver Blume bu eğilime karşı koymak istiyor.
VW yönetimi, model yelpazesini yüzde 50’ye varan oranda azaltmayı planlıyor. Ürün ve varyant çeşitliliği ise yüzde 75 oranında azalacak.
Ayrıca, yıllık üretim kapasitesi mevcut 10 milyon araçtan yaklaşık 9 milyon araca düşürülecek. Şu anda 150 civarında olan araç modeli sayısı yarıya indirilecek.
Bu durum öncelikle Çin’deki içten yanmalı motor segmentini etkiliyor. Çin’de VW yönetimi halihazırda beş fabrikayı kapatmış veya satmış ve buradaki kapasiteyi yaklaşık bir milyon araç azaltmış durumda.
Uzun vadede şirket, yıllık 10 milyon araç satışına geri dönmeyi hedefliyor. VW’nin geçici olarak piyasadan çekmeyi planladığı 1 milyon aracın yarısı Avrupa’da, özellikle de Almanya’daki fabrikalarda bulunuyor.
Fazla kapasitenin diğer yarısı ise, şu ana kadar gerçekleşen kapatmalara rağmen hâlâ Çin’de yer alıyor.
Üretim kapasitesini azaltmak için VW Grubu, dünya çapında 50.000 kişiye kadar işten çıkarma yapmayı planlıyor. Almanya’da dört fabrikanın geleceği gözden geçiriliyor.
Bu işten çıkarmalar, 2030 yılına kadar zaten planlanmış olan 50.000 kişilik işten çıkarmaya ek olarak gerçekleştirilecek.
Oliver Blume, bunu VW Grubu tarihindeki en büyük dönüşüm olarak nitelendiriyor: “Bu sadece bir maliyet kesinti paketi değil; Volkswagen Grubu’nda şimdiye kadar uyguladığımız en kapsamlı ve en geniş çaplı dönüşüm paketi.”
Volkswagen şimdi de 120 bin kişiyi işten çıkarmayı planlıyor
Faaliyet kârlarındaki düşüş en önemli tenkisat nedeni
VW yönetimi bu nedenle model sayısını, üretim kapasitesini ve çalışan sayısını radikal bir şekilde azaltıyor.
Bununla birlikte, Grup kâr hedeflerinden vazgeçmiyor. 2026’nın ilk yarısında, grubun faaliyet kârı yüzde 11,6 düşüşle 5,93 milyar avroya geriledi.
Faaliyet marjı yüzde 3,8’e düştü; Böylece VW, her 100 avro gelir başına yalnızca 3,80 avro faaliyet kârı elde etti.
CFO Arno Antlitz, sonuçları “harekete geçmek için bir başka uyarı” olarak nitelendirdi.
Çin operasyonlarının kâr katkısı üçte bir oranında azalarak 856 milyon avroya geriledi.
Fakat Blume, bunu bir “Volkswagen krizi” olarak değil, daha çok bir “sektör krizi” olarak görüyor.
Alternatifler: Savunma sanayii ve Çin’e özel üretim
Oliver Blume, Emden, Zwickau, Hannover ve Neckarsulm’daki Audi fabrikalarında olası fabrika kapanışlarını “son çare” olarak görüyor.
Ayrıca, bu fabrikaların savunma sanayi üretimi için kullanılmasının da bir olasılık olduğunu belirtti.
Bir başka seçenek ise Avrupa pazarı için Çin’e özel VW modellerinin üretilmesi. Bu, açıkça yalnızca şimdiye kadar münhasıran Çin’de satışa sunulan VW modellerini ifade ediyor fakat üretimin diğer üreticilere açılması anlamına gelmiyor.
Ayrıca VW, gelecekte Çin fabrikalarından Avustralya, Hindistan veya Orta Asya ülkeleri gibi diğer pazarlara yapılan ihracatı artırmayı planlıyor.
Çin’e özel kendi modellerini Avrupa’ya getirme planı, hem araçların ithalatını hem de daha sonraki bir aşamada bu araçların veya bileşenlerinin Avrupa’da üretilmesini içeriyor.
İçeriden gelen bilgilere göre, Zwickau’daki VW fabrikası olası bir üretim yeri olarak değerlendiriliyor.
VW, halihazırda Çin’den Cupra Tavascan’ı ithal ediyor; bu, VW Grubu’na bağlı İspanyol markası Cupra’ya ait bir model.
Almanya’da Tavascan, en çok satan on elektrikli otomobil arasında yer alıyor ve şu anda dokuzuncu sırada bulunuyor.
VW Grubu bünyesinde, planlanan 20.000 avroluk elektrikli otomobil ID. EVERY1 modelinin motorunun, Çin’deki VW parça fabrikasından ithal edileceği kararlaştırılmıştı.
SPD’li Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, Çin gezisinin ardından Alman VW fabrikalarında Çinli modellerin üretilmesine açık olduğunu ifade etmişti.
Avrupalı otomotiv devleri Çin ile ortaklığı derinleştiriyor
Diğer Avrupalı otomobil üreticileri de Çinli üreticilerle kurulan ortaklıklar yoluyla üretim kapasitesi kullanımındaki düşüşü telafi etmeye çalışıyor.
Stellantis, İspanya, Fransa ve İtalya’daki dört fabrikasını, Çinli Leapmotor ve Dongfeng gruplarının modellerini üretmek için kullanmayı planlıyor.
Stellantis’e ait Opel, Jeep, Fiat ve Peugeot markaları şu anda AB’deki üretim kapasitelerinin yalnızca yaklaşık yarısını kullanıyor.
Gelecekte, Leapmotor modelleri İspanya’nın Madrid ve Zaragoza kentlerindeki Stellantis fabrikalarında üretilecek.
Dongfeng ile birlikte, Fransa’nın Rennes kentinde bir elektrikli otomobilin üretimi de değerlendiriliyor.
Leapmotor’a ait küçük bir elektrikli otomobil, İtalya’nın Pomigliano kentinde üretilecek.
Çin teknolojisini barındıran bir Opel SUV modeli de Madrid’de üretilecek.
Güç aktarma sistemi, batarya ve yazılım Leapmotor’dan temin edilecek. Alman mühendisler ise yalnızca tasarım, koltuklar ve şasiden sorumlu olacak.
Çin’e yönelik AB yaptırımları otomotivdeki krizi derinleştirebilir
VW Grubu’nun tamamen Çin’de geliştirilen araçları ithal etme planı bazı riskler barındırıyor.
AB, Çin menşeli elektrikli otomobillere yüzde 10’luk temel gümrük vergisinin yanı sıra adına “telafi edici” denilen vergiler uyguluyor.
Bu vergiler, SAIC (VW’nin Çinli ortağı) için yüzde 35, BYD için yüzde 17 ve Tesla için yüzde 8’in biraz altında seviyede.
Fakat telafi edici vergiler Alman üreticileri de etkiliyor. Cupra Tavascan, başlangıçta yüzde 20,7’lik bir vergiye tabiydi.
Uzun süren müzakerelerin ardından Avrupa Komisyonu, VW Grubu’na ait bu model için ek gümrük vergisini kaldırdı.
ABD’de ise Mercedes, önerilen bir yasa tasarısı nedeniyle pazardan dışlanma tehdidiyle karşı karşıya.
Tasarı, üreticinin hisselerinin yüzde 15’inden fazlasının Çinli hissedarlara ait olması durumunda, bağlantılı araçların satışını yasaklayacak.
Mercedes’in hisselerinin yüzde 20’sinden biraz azı Çinlilere ait.
Avrupa
AB, Rusya’ya yardımla suçlanan 1600 firmayı yaptırım listesine alabilir

Avrupa Birliği, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri faaliyetlerine destek sağladığı belirlenen 1600’den fazla şirketi kapsayan yeni yaptırım paketini değerlendiriyor. Yıllık toplam ciroları 20 milyar doları aşan firmaları hedef alan taslak kabul edilirse, yaptırım listesindeki kuruluş sayısı yaklaşık yüzde 50 oranında artacak. Düzenlemenin ekim ayında yapılacak dışişleri bakanları toplantısında kabul edilmesi hedefleniyor.
Avrupa Birliği (AB), Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta Moskova’ya yardım sağladığını tespit ettiği 1600’den fazla şirkete yaptırım uygulamayı planlıyor.
Bloomberg’ün konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre bu adım, tek bir yaptırım paketi kapsamında kara listeye alınan en yüksek şirket sayısını temsil edecek.
Yaptırım listesine eklenmesi gündemde olan firmaların yıllık toplam cirosunun 20 milyar doları aştığı, bünyelerindeki toplam çalışan sayısının ise 265 bin olduğu kaydedildi. Hazırlanan paketin onaylanması halinde, AB’nin yaptırım uyguladığı kuruluş sayısı yaklaşık yüzde 50 oranında genişleyecek.
Yaptırım teklifi, AB’nin dış politika organı olan Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) tarafından hazırlanıyor. Brüksel yönetimi Rus askeri-endüstriyel kompleksine sağlanan tüm destek hatlarını kesmeyi hedeflerken, belge üzerindeki çalışmaların birkaç aydır sürdüğü aktarıldı.
Öte yandan kaynaklar, yeni paketin Rus petrol sektörünü ve bankacılık sistemini doğrudan hedef alan önceki yaptırımlara kıyasla daha sınırlı bir etki doğurabileceğini bildirdi.
Üye ülkelerin itirazları önceki pakette esnemeye yol açtı
AB üyesi ülkelerin 21’inci yaptırım paketinin müzakereleri sırasında birtakım düzenlemeleri gevşettiği hatırlatıldı. Bu süreçte Yunanistan Rus sıvılaştırılmış doğalgazı (LNG) sevkiyatına yönelik kısıtlamada değişiklik elde ederken, Fransa ve İtalya eski Rus askerlerinin ülkeye girişini engellemeyi öngören teklifin yumuşatılmasını sağladı.
Bazı üye ülkeler ise belirli balık ürünlerinin ithalatına getirilecek olası yasakları engelledi.
Müzakerelerde yaşanan bu kilitlenmeleri dikkate alan yetkililer, üye ülke başkentlerine inceleme için yeterli süre tanımak amacıyla yeni teklifi önümüzdeki haftalarda dağıtmayı hedefliyor.
Kısıtlamaların, ekim ayında düzenlenecek dışişleri bakanları toplantısında kabul edilmesi planlanıyor. AB yönetimi bununla birlikte, Ukraynalı çocukların zorla deporte edilmesine ilişkin ayrı kısıtlayıcı tedbirler de hazırlıyor.
Bloomberg haberinde, yeni paketin AB tarafından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e baskı kurmak ve Moskova’yı müzakere masasına çekmek amacıyla atılan yeni bir adım olduğu vurgulandı.
Avrupalı liderler, Ukrayna’nın sahadaki konumunun güçlenmesi ve Rus ekonomisinin zayıflamasının barış görüşmelerinin yeniden başlaması için zemin oluşturduğunu değerlendiriyor.
Ancak habere göre Putin, ateşkes çağrısının Kiev’in yeniden silahlanmasına imkan tanıyacağını savunarak müzakere taleplerini reddetmeyi sürdürüyor ve Ukrayna birliklerinin Donbass’tan çekilmesini şart koşuyor.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Asya2 hafta önceÇin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek










