Avrupa
Söder’den Merz’e destek ve başbakan adaylığına kesin ret

Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Lideri Markus Söder, gelecekte bir kez daha başbakan adayı olmayacağını ve bu konunun kendisi için kapandığını duyurdu. Bavyera Başbakanı Söder, parti içi eleştirilerin hedefindeki Başbakan Friedrich Merz’e destek vererek hükümetteki görev değişimlerini savundu. Söder, önümüzdeki dönemde yalnızca Bavyera’daki görevine odaklanacağını belirtti.
Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Genel Başkanı ve Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder, gelecekte yeniden başbakan adayı olup olmayacağına ilişkin tartışmalara son verdi.
Handelsblatt gazetesinin ihtiyaç duyulması halinde tekrar başbakan adayı olmaya hazır bulunup bulunmayacağı yönündeki sorusunu yanıtlayan Söder, “Bu konu kapandı” ifadesini kullandı.
CSU lideri, “Bu soru bugün gündemde değil ve gelecekte de gündeme gelmeyecek” açıklamasını yaptı.
Merz’e futbol benzetmesiyle destek
Söder, son dönemde parti kabinesinde yaptığı görev değişimleri nedeniyle kendi saflarından yoğun eleştiriler alan Başbakan ve Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Lideri Friedrich Merz’i korudu.
Merz’in birçok konuyu kararlılıkla ileriye taşıdığını belirten Söder, “Günümüzde siyaset tıpkı futbol gibi: Maçın kendisi, maç öncesi ve sonrası yapılan değerlendirmelerden daha kısa sürüyor. Ancak önemli olan maçın kendisidir. Milli takım teknik direktörü kadro yapısını ayarlamaya karar verirse bu meşrudur” değerlendirmesini yaptı.
Federal Ulaştırma Bakanlığına yapılacak atama sürecinde yaşanan anlaşmazlıklara da değinen CSU lideri, “Bir oyuncu oyuna girmek istemediğini söylerse bu durum can sıkıcıdır ancak dünyanın sonu değildir” dedi.
Ulaştırma Bakanlığındaki devir teslim süreci, CDU’lu siyasetçi Fritz Güntzler’in görevi kabul edeceğine dair haberlerin ardından vazgeçtiğini açıklamasıyla belirsizliğe sürüklenmişti. Bakanlık görevini Steffen Bilger’in üstleneceği kesinleşti.
Geçmişteki adaylık yarışları
Markus Söder, 2021 yılında Birlik partilerinin (CDU/CSU) ortak başbakan adaylığı için dönemin CDU Genel Başkanı Armin Laschet ile çetin bir liderlik mücadelesi yürütmüştü.
Bu yarışı Laschet kazanmış, ancak Birlik partileri genel seçimlerden yenilgiyle ayrılmıştı.
Yaşanan sürecin ardından Bavyera’daki görevine odaklanacağını belirten Söder, “Sadece Bavyera için görevdeyim. Bir CSU’lunun hayatında bu şansı yakalama imkanı zaten bir kez olur” ifadelerini kullanmıştı.
Ancak bu açıklamadan iki yıl sonra tutumunu değiştirerek “Benim için eyalet başbakanlığı en güzel makam, fakat ülkem için sorumluluk almaktan kaçınmam” demiş, sonrasında ise adaylıktan feragat ederek Merz’in arkasında durmuştu.
Söder, kısa bir süre önce yaptığı açıklamada 2028 yılında yeniden Bavyera eyalet başbakanlığına aday olmayı hedeflediğini duyurdu.
ZDF televizyonunun geleneksel yaz söyleşisinde konuşan CSU lideri, “Parti ve seçmenler bunu isterse seve seve yaparımı” dedi. Söder, 2018 yılından bu yana Bavyera Eyalet Başbakanlığı görevini yürütüyor.
Avrupa
AB üyeleri İtalya’nın kararsızlığı nedeniyle savunma fonuna erişemiyor

İtalya, Avrupa Birliği’nin 14,9 milyar avroluk SAFE savunma kredisine ilişkin anlaşmayı imzalamayı geciktiriyor. Roma yönetiminin enerji krizi ve iç siyasi tartışmalar nedeniyle net bir tutum takınmaması, fondan yararlanmak isteyen diğer üye ülkelerin kaynağa erişimini engelliyor. Euronews, bu gecikme nedeniyle İtalya’nın Avrupa ülkelerini adeta “rehin aldığı” değerlendirmesinde bulundu.
İtalya, Avrupa Birliği’nin SAFE adlı savunma programı kapsamında tahsis edilen 14,9 milyar avroluk kredi sözleşmesini imzalamayı geciktiriyor.
Roma yönetiminin enerji krizi ve iç siyasette süregelen tartışmalar yüzünden talep edeceği nihai miktarı netleştirmemesi, diğer üye ülkelerin kullanılmayan kaynaklara erişmesini engelliyor.
Yeniden dağıtım için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını aktaran Euronews, İtalya’nın bu tutumuyla Avrupa ülkelerini “rehin tuttuğunu” yazdı.
İtalya hükümeti daha önce 14,9 milyar avroluk kredi talebinde bulunmuş, bu başvuru Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği Konseyi tarafından hızla onaylanmıştı. Ancak Roma yönetimi, çekilecek net miktar konusunda henüz nihai kararını vermedi.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani bu hafta yaptığı açıklamada, ülkesinin olası en yüksek miktar olarak 14,9 milyar avronun tamamını “rezerve ettiğini” ifade etti.
Tajani, hükümetin gerçek kredi hacmini ancak yıl sonuna doğru belirleyeceğini kaydetti. Dışişleri Bakanı’nın değerlendirmesine göre bu miktarın 6 ila 9 milyar avro arasında şekillenmesi bekleniyor.
Doğu bloğu ülkeleri kararsızlıktan rahatsız
Euronews’un haberine göre Roma’nın sergilediği bu kararsızlık Avrupa’da giderek büyüyen bir rahatsızlığa yol açıyor. Avrupa Birliği üyesi 17 ülke Avrupa Komisyonu ile anlaşmalarını tamamlamış durumda.
Ancak İtalya’nın pozisyonu nedeniyle, talep edilmeyen fona erişim sağlayamıyorlar. Başlangıçta aldıklarından daha fazla kaynak talep etmiş olan Polonya ve Litvanya’nın da aralarında bulunduğu doğu kanadı ülkelerinin bu fonlara özellikle ihtiyaç duyduğu kaydedildi.
SAFE kurallarına göre, harcanmayan tüm kaynakların yıl sonuna kadar yeniden dağıtılması gerekiyor. Euronews, İtalya’nın adım atmakta gecikmesi halinde Avrupa Komisyonu’nun eylül ayında İtalyan başvurusunu resmen kısıtlayabileceğini ve kalan yaklaşık 10 milyar avro için diğer ülkelerden başvuru almaya başlayabileceğini bildirdi.
Avrupa’nın Güvenlik Eylemi (SAFE), Avrupa hükümetlerinin askeri kapasitelerindeki eksikleri gidermeleri ve Ukrayna’ya verilen desteği sürdürebilmeleri için düşük faizli kredi sağlayan bir AB finansman mekanizması olarak işlev görüyor.
Toplam 150 milyar avro hacme sahip olan SAFE kredi mekanizması, birliğin yeniden silahlanması amacıyla geçen yılın mayıs ayında AB büyükelçileri tarafından onaylanmıştı.
Program, Avrupa Komisyonu’nun mart ayında duyurduğu 800 milyar avroluk “ReArm Europe” (Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma) planının bir parçası niteliğini taşıyor.
Enerji krizi ve iç siyaset kararı zorlaştırıyor
İtalya’nın tereddütlü tutumunun arkasında bir dizi iç siyasi ve ekonomik gerekçe yatıyor. Ülke, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle yükselen enerji fiyatlarından olumsuz etkileniyor.
Bunun karşısında İtalyan hükümeti, enerji harcamalarını karşılayabilmek için AB’den bütçe esnekliği talep ediyor.
Diğer yandan, İtalya Fratelli d’Italia (İtalya’nın Kardeşleri), Lega (Lig) ve Forza Italia (Haydi İtalya) partilerinden oluşan iktidar koalisyonu içinde, yaklaşan seçimler öncesinde savunma harcamalarının artırılmasını eleştiren aşırı sağ kanadın baskısı artıyor. İtalya’da bir sonraki parlamento seçimlerinin en geç 22 Aralık 2027 tarihine kadar yapılması gerekiyor.
Euronews, mayıs ayında yayımladığı haberde İtalya’nın SAFE programında 14,9 milyar avro rezerve etmesine rağmen, daha sonra yalnızca imzalanmış sözleşmeleri kapsayacak şekilde 4 ila 5 milyar avro talep etme kararı aldığını duyurmuştu.
Başbakan Giorgia Meloni ve Dışişleri Bakanı Tajani, bu durumu enerji krizine öncelik verilmesi gereğiyle açıklamıştı. Roma’nın enerji harcamaları konusunda Brüksel’den bütçe esnekliği istediği ve bu nedenle SAFE projelerini sunma son tarihini kaçırdığı aktarılmıştı.
Meloni konuya ilişkin olarak, “Vatandaşlarımıza sadece savunma için para olduğunu söyleyemeyiz” ifadelerini kullanmıştı.
La Repubblica gazetesi de Meloni ile AB liderleri arasında Ukrayna konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını yazmıştı. Haziran ayı sonunda Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi, NATO müttefiklerinin Ankara Zirvesi’nde üzerinde uzlaşmayı planladığı metinde, Kiev’e 2026 yılında sağlanması öngörülen 70 milyar avroluk desteğin 2027 yılında da aynı seviyede korunmasının yer aldığını aktarmıştı.
Ancak İtalya, Kiev’e yönelik bu uzun vadeli finansman taahhüdüne karşı çıkarak ilgili taslak metne onay vermemişti.
Avrupa
İrlanda Dışişleri Bakanı AB’nin yaptırım stratejisini açıkladı

İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik kapsamlı yaptırım paketleri yerine daha sık ve aşamalı tedbirleri değerlendirdiğini açıkladı. McEntee, yeni kısıtlamalar ile Avrupa ekonomilerinin korunması arasında denge kurulması gerektiğini vurguladı. Brüksel yönetimi üye ülkelerin veto hakkını sınırlandırmayı hedefleyen yeni mekanizmalar üzerinde çalışıyor.
İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Euractiv’e verdiği mülakatta, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’yı hedef alan geniş kapsamlı yaptırım paketleri uygulama yönteminden vazgeçerek daha sık aralıklarla alınan ve aşamalı olarak hayata geçirilen tedbirlere yönelmeyi değerlendirdiğini söyledi.
Yeni bir yaptırım paketinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soruya yanıt veren McEntee, “Hangi yaklaşımın en iyisi olacağını düşünmemiz ve buna karar vermemiz gerekiyor” dedi.
İrlandalı Bakan, mevcut şartlarda AB’nin bir yandan yeni yaptırımlar uygularken diğer yandan bu tedbirlerin Avrupa ülkelerinin ekonomilerine zarar vermesini önleyecek bir denge kurması gerektiğini vurguladı.
McEntee, “Sanayi kollarının, kuruluşların ve bireysel olarak çok sayıda kişinin yaptırım kapsamına alınmış olması sebebiyle, bu süreç uzadıkça görev daha da zorlaşıyor; ancak bu durum yaptırımlardan vazgeçmek için bir gerekçe oluşturamaz” diye konuştu.
Veto yetkisini sınırlandırma arayışı
Financial Times gazetesinin ulaştığı bilgilere göre, Avrupalı yetkililer üye devletlerin veto hakkını kullanma imkanlarını azaltmak amacıyla daha hedef odaklı finansal kısıtlamaların kabul edilmesini hızlandıracak yöntemler aramaya başladı.
Gazeteye konuşan konuya vakıf bir kaynak, 21’inci kısıtlama setinin kabul edilmesini değerlendirirken, “Bu son yaptırım ‘paketi’ olabilir. Artık bu yaklaşımın işlemediği tamamen netleşti” ifadesini kullandı.
AB, 23 Temmuz tarihinde Rusya karşıtı 21’inci yaptırım paketini kabul etmişti. Söz konusu paket, 48’i gerçek ve 170’i tüzel kişi olmak üzere toplam 218 tarafı kapsayan ve “son dört yılın en büyüğü” olarak nitelendirilen bireysel kısıtlamaları içeriyordu.
Paket ayrıca finans, enerji, ticaret ve kripto para sektörlerini de hedef almıştı. Yaptırımlar üzerindeki uzlaşı, birtakım münferit kısıtlamalara dair uzun süren tartışmaların ardından sağlanabilmişti.
Avrupa
Almanya, “enerji dönüşümü” teşviklerini revize ediyor

Alman hükümeti, yirmi yıllık enerji dönüşümü politikasını yeniden gözden geçirirken, rüzgâr ve güneş enerjisi için dünyaca ünlü destek programını baştan aşağı revize ediyor.
2000’li yılların ortalarında kabul edilen Yenilenebilir Enerji Kanunu (EEG) kapsamında getirilen besleme tarifeleri, yeşil enerji kapasitesinin yaygınlaştırılmasını başlatmak amacıyla hane halklarına ve ticari işletmecilere üretilen her megavat-saat elektrik için yüzlerce avro değerinde 20 yıllık sözleşmeler garanti etmişti.
2010’ların sonlarından bu yana sözleşmelerin cömertliği azalmış olsa da, “kilitlenme etkisi” nedeniyle bu program Berlin’e hâlâ yılda yaklaşık 15 milyar avroya mal oluyor.
Önümüzdeki yıllarda da bu durum devam edecek; zira güneş paneli sahiplerine, günün hangi saati olursa olsun, elektrikleri için genellikle piyasa fiyatının çok üzerinde ödeme yapılıyor.
Salı günü koalisyon hükümeti içinde geç saatlerde varılan anlaşmanın ardından, iki temel yasa olan EEG ve elektrik şebekesine erişimle ilgili ayrı mevzuatta yapılacak değişikliklerin sektörü kökünden değiştireceği öngörülüyor.
Çatılardaki güneş enerjisi panellerine darbe
Enerji bakanı Katherina Reiche çarşamba günü Berlin’de, “Bir paradigma değişimine girişiyoruz. EEG’yi her şeyi kapsayan, sorunsuz bir paket olarak sonlandırıyoruz,” dedi.
Çatıya monte güneş panelleri için sabit sübvansiyonlar önümüzdeki 36 ay içinde kademeli olarak kaldırılacak ve yenilenebilir enerji sübvansiyonlarına ilişkin yeni AB normu olan “fark sözleşmeleri” ile değiştirilecek.
Bu sistemde minimum ve maksimum kazançlar sınırlandırılacak. Yeni sistem, Ocak 2027’den itibaren tüm yeni sözleşmeler için geçerli olacak.
Elektrik sisteminde aşırı yüklenmeyi önlemek amacıyla, 100 kilovat kapasiteye kadar olan daha küçük güneş panellerinin, yoğun saatlerde üretimlerinin %50’sinden fazlasını şebekeye beslemesi yasaklanacak. Aksi takdirde şebeke operatörlerinin maliyetli önlemler alması gerekecektir.
Şebeke bağlantı kurallarındaki değişiklikler, şebekenin halihazırda tıkanmış olduğu bölgelere güneş panelleri veya rüzgar türbinleri kuran şirketleri de cezalandıracak.
Reiche, “Daha önce vergi mükellefleri tarafından karşılanan maliyetler artık şebeke işletmecileri tarafından karşılanmak zorunda kalacak,” dedi.
Başlangıçta, Hıristiyan Demokrat enerji bakanı tarafından sunulan ilk teklif, şebeke istikrarı için rüzgar türbinleri veya güneş panellerinin kapatılması durumunda yenilenebilir enerji işletmecilerini –kurulumdan sonraki ilk on yıl boyunca– tazminat ödemekten muaf tutacaktı.
Yenilenebilir enerji lobisinin yoğun tepkisi üzerine, kural geçerliliğini sürdürecek ama daha az sayıda bölgede, en fazla altı yıl süreyle ve yıllık üretimin %20’sini aşmayacak şekilde uygulanacak.
“Yeşil” sektör memnun değil
Yenilenebilir enerji lobisi, reformları sektör aleyhine bir sübvansiyon çerçevesi oluşturduğu gerekçesiyle hemen eleştirdi.
Rüzgâr, güneş ve biyoenerji şirketlerini temsil eden çatı kuruluş BEE, bu paketi “ilerici, dayanıklı ve uygun fiyatlı bir enerji sistemi için hayal kırıklığı yaratan” olarak nitelendirdi.
Üyeleri muhtemelen en fazla zarara uğrayacak olan güneş enerjisi derneği BSW ise, “önerilen kesintilerin milyarlarca dolarlık yatırımı tehlikeye attığını ve güneş enerjisi değer zincirindeki on binlerce işi riske attığını” belirtti.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını3 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa1 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Asya2 hafta önceRusya’nın benzin talebine Hindistan’dan ret
Avrupa1 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor












