Bizi Takip Edin

Diplomasi

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Yayınlanma

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Orta Doğu’da askeri gerilimlerin ve çatışmaların arttığı bir dönemde güvenlik işbirliğini derinleştiren ortak bir savunma anlaşması imzaladı. Anlaşma, üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağladı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan cuma günü Mekke’de düzenlenen üçlü zirvede ortak bir savunma anlaşması imzalayarak kolektif güvenliği güçlendirme, savunma işbirliğini derinleştirme ve bölgede ve ötesinde barış ile istikrarı destekleme taahhüdünde bulundu.

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, El-Safa Sarayı’nda düzenlenen zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre anlaşma, üç ülkenin uzun yıllara dayanan tarihi bağları, İslami dayanışması, ortak stratejik çıkarları ve yakın savunma işbirliği temelinde kolektif güvenliklerini güçlendirme yönündeki ortak kararlılığını yansıtıyor.

Anlaşma, herhangi bir saldırı eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmesini öngörüyor.

Anlaşma ayrıca üç ülke arasındaki savunma işbirliğinin tüm alanlarda geliştirilmesini öngörüyor.

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz el Suud, Erdoğan ve Şerif’i zirve için Suudi Arabistan’da ağırladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cuma günü Suudi Arabistan’a giderek Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile bir araya geldi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise ülkenin Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile birlikte bir gün önce Suudi Arabistan’a gelerek Mekke’de umre ziyareti yaptı.

İran ve müttefikleri, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı savaş başlatarak bölgede gerilimi tırmandırmasından bu yana Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerini hedef alıyor ve bu ülkelerin enerji sevkiyatlarını engelliyor.

Üç ülkenin ortak açıklamasına göre anlaşma, herhangi bir saldırı eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tümüne yönelik saldırı sayılmasını öngörüyor.

Ortak açıklamada “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında tarafların üstlendiği yükümlülüklerin ayrıntıları belirtilmedi. Ancak anlaşmanın kolektif güvenliği güçlendirmeyi ve bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi amaçladığı kaydedildi.

Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, “Pakt bir kolektif savunma maddesi içeriyor. Tamamen savunma amaçlı ve yalnızca savunma amacıyla karşılıklı destek taahhüdünde bulunuyor” dedi.

Yetkili ayrıca anlaşmanın belirli bir aktöre karşı yöneltilmediğini, diğer bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu ve mevcut hiçbir ikili ya da çok taraflı düzenlemeyi geçersiz kılmadığını veya bunların yerine geçmediğini belirtti.

Bununla birlikte üç ülke, uzun süredir müttefikleri olan ABD’nin bölgesel çalkantıları kontrol altına almakta zorlandığı bir dönemde hem İsrail’in giderek artan saldırganlığından hem de İran’ın genişleyen etkisinden endişe duyuyor.

Güçlü siyasi sembolizm

Suudi Arabistan merkezli düşünce kuruluşu Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Abdulaziz Sager, “Zirvenin siyasi sembolizmi önemli. Müslüman dünyasının en etkili üç ülkesi, belirsizliğin arttığı bir dönemde bir araya geliyor. Bu, bölgesel ve orta ölçekli güçlerin güvenlik meselelerinde daha yakın koordinasyon kurmaya yönelik artan isteğini gösteriyor” dedi.

Sager, “Üçlü mekanizma kurumsallaştırılır ve somut işbirliğine dönüştürülürse, üç ülkenin ortak diplomatik ve savunma ağırlığını güçlendirebilir ve aynı zamanda daha fazla bölgesel dinamiğe dayanan bir güvenlik mimarisinin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir” diye konuştu.

Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip. Körfez’in en güçlü ülkesi olan Suudi Arabistan dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri konumunda. Pakistan ise nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke.

İran faktörü

Suudi Arabistan, savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana ABD üslerine ev sahipliği yaptığı için İran’ın yanı sıra Yemen’deki Husi müttefikleri ve Irak’taki Şii milisler tarafından hedef alındı.

Çatışma, savaş öncesinde küresel enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin büyük bölümünü de durdurdu.

Suudi Arabistan açısından son üç yıldaki Orta Doğu çatışmalarının sonuçları daha ağır oldu. Çatışmalar ülkenin petrol ihracatını ve iddialı kalkınma planlarını tehlikeye atarken, uzun yıllardır dayandığı ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliği konusunda da ciddi soru işaretleri doğurdu.

Üst düzey bir Suudi yetkili perşembe günü Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin İran’ın yönlendirmesiyle hem Iraklı milislerden hem de Husilerden yakın zamanda koordineli saldırılar beklediğini söyledi. Bu durum yeni ittifakın bu saldırılara nasıl karşılık vereceğine dair soru işaretleri ortaya atıyor.

İran’a yakın Welayet News, anlaşmayı Suudi Arabistan’ın yardım talebi olarak nitelendirdi. Haberde şu yorumlara yer verildi: “Yemen merkezli Ensarullah’ın ‘ablukaya karşı abluka, tırmanışa karşı tırmanış’ denklemi Suud’u zora soktu. Suud’un girişimleriyle bugün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında savunma ittifakı imzalanması öngörülüyor.”

Türkiye ve Pakistan önemli çapta doğrudan saldırılardan kaçınmış olsa da her iki ülke de kendi güvenliklerini ve ekonomik durumlarını tehdit eden çatışmaların yatıştırılmasını istiyor.

Reuters’ın mayıs ayında bildirdiğine göre Pakistan Suudi Arabistan’a yaklaşık 8 bin asker, savaş uçakları, insansız hava araçları ve bir hava savunma sistemi konuşlandırdı ve Körfez genelinde daha kapsamlı güvenlik ilişkileri geliştirmeye yöneldi.

Reuters’ın temmuz ayında bildirdiğine göre Pakistan ayrıca enerji işbirliği ve yatırımlar karşılığında Kuveyt ile genişletilmiş bir güvenlik anlaşması konusunda müzakerelere başladı.

AP ajansı da, anlaşmanın Türkiye’nin İran, Lübnan ve Gazze’deki çatışmalar nedeniyle İsrail’le ilişkilerinin gerildiği bir dönemde duyurulduğuna dikkat çekti.

Eski İsrailli yetkili: Türkiye Suudi Arabistan istedi diye Husilerle savaşmaz

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki savunma anlaşmasını değerlendiren İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski başkanı Prof. Jacob Nagel, Suudi Arabistan’ın göründüğü kadar güçlü olmadığını söyledi ve “kağıttan kaplan” benzetmesi yaptı.

The Jerusalem Post’a konuşan Nagel, “Şunu anlamak gerekiyor: Suudi Arabistan, sahip olduğu tüm servete ve silahlara rağmen büyük ölçüde kağıttan bir kaplan. Çok fazla silahı ve çok fazla parası var ancak askeri açıdan günü kurtaracak kapasiteyi bile yönetemiyor” dedi.

Nagel, Türkiye’nin anlaşma kapsamında Suudi Arabistan’ı savunup savunmayacağı konusunda ise, “Türklerin, sırf Husiler Suudilere saldırdı diye donanmalarını gönderip Husilere saldıracağını düşünmüyorum. Bu, bölgeye ilişkin gerçekçi bakışımla kesinlikle örtüşmüyor” ifadelerini kullandı.

Nagel’e göre Suudi Arabistan bu nedenle alternatif arayışında.

“Suudi Arabistan hem mali açıdan hem de güvenlik açısından ciddi sıkıntı içinde olduğunu anlıyor. Son savaşlardan önce bile şaşırtıcı bir adım atarak İran’la anlaşma imzaladıklarını gördük. Bunu, korktukları ve somut İran tehdidine, ayrıca İran’ın Orta Doğu genelindeki milislerine karşı kendilerini açıkta hissettikleri için yaptılar.”

Nagel şöyle devam etti:

“Suudilerin sorunu, en gelişmiş ekipmanlara, uçaklara ve istihbarat imkanlarına sahip olmalarına rağmen bu gücü sahada etkili biçimde nasıl kullanacaklarını bilmemeleri. Bu nedenle Pakistan veya Türkiye ile yeni ittifaklara ilişkin bütün bu söylemlere ciddi bir ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor.”

Nagel ayrıca,“Bu daha çok Amerikan yönetimi üzerinde baskı kurmayı amaçlayan diplomatik bir manevra” değerlendirmesini yaptı.

“Suudiler ABD’nin tutumundan hayal kırıklığına uğramış durumda. Özellikle Batı’da füze ve önleyici mühimmat stoklarında tespit ettikleri yetersizlikler ışığında, Şii eksenine karşı yürütülen mücadelede yalnız kalmayacakları mesajını vermeye çalışıyorlar” dedi.

Diplomasi

Çin, Elbridge Colby’nin ziyaretine yeşil ışık yakmıyor

Yayınlanma

Uzun süredir Çin konusunda sert bir tutum sergileyen Pentagon politika şefi Elbridge Colby, Pekin yönetimi tarafından pek hoş karşılanmıyor.

Colby, Pekin’e yapacağı resmi ziyaretle iyi niyet gösterisinde bulunmak istese de Çin hükümeti karşılık vermiyor.

Bu çabaları yakından takip eden iki kaynağın POLITICO’ya aktardığına göre, Colby aylardır Çin hükümetinden ülkeye ziyaret daveti almaya çalışıyor.

Bu kapsamda Savunma Bakanlığı yetkililerinden Çinli meslektaşlarıyla yapacakları toplantılarda bu talebini gündeme getirmelerini de istedi. Fakat şu ana kadar bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Bu kaynaklara göre, Pentagon yetkilisi, karşılıklı gümrük vergileri, ihracat kısıtlamaları ve Tayvan Boğazı ile Güney Çin Denizi’ndeki giderek daha agresif hale gelen Çin askeri faaliyetleri nedeniyle artan gerilimler yüzünden geçen yıl çalkantıya giren ilişkilerin istikrar kazanmasına yardımcı olmak için Çin gezisini kilit öneme sahip görüyor. 

Ne var ki bu, ilk Trump yönetimi döneminde Pekin’i Amerika’nın en büyük tehdidi olarak ön plana çıkaran stratejinin oluşturulmasına katkıda bulunan Colby için de önemli bir yön değişikliği anlamına geliyor.

Bir kaynak, “Şu anda bir numaralı hedefi, Çin Ulusal Savunma Üniversitesi’nde konuşma yapmak ve toplantılarda herkesi bu konuyu gündeme getirmeye zorluyor. Bu konuya takıntılı,” dedi.

Colby’nin hayal kırıklığı, yönetimin Pekin’e yönelik çelişkili mesajlarının, zaten kırılgan olan ABD-Çin ilişkilerini ne kadar karmaşık hale getirdiğini vurguluyor.

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Örneğin Başkan Donald Trump, Çin lideri Xi Jinping’i “bir dost” olarak nitelendirirken, aynı zamanda onu 2020 başkanlık seçimlerine müdahale etmekle suçladı.

Çinli yetkililer, özellikle Trump yönetiminin aralık ayında onayladığı Tayvan’a rekor düzeyde 11 milyar dolarlık ABD silah satışı konusunda oldukça hoşnutsuz.

İlk Trump yönetiminde Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Randy Schriver, Pekin’in Colby’ye soğuk davranmasının nedenlerinden birinin de bu olduğunu söyledi.

Schriver, Çinli hükümet yetkililerinin geçen ay kendisine “Tayvan’a silah satışıyla ilgili daha önceki bir karar” nedeniyle ABD’li yetkilinin Pekin’de ağırlanma planlarının ertelendiğini söylediklerini aktardı

Fakat Çinli yetkililer hâlâ Colby ile bir ziyaret ve Savunma Bakanı Pete Hegseth ile ayrı bir ziyaretin takvimini belirlemek için çalışıyorlar.

Schriver, Çinli yetkililerin bu bilgiyi, kendisinin ABD-Çin Ekonomi ve Güvenlik İnceleme Komisyonu heyetinin bir parçası olarak Pekin’de bulunduğu sırada paylaştıklarını da ekledi.

Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen

Çin’in Colby’yi davet etmekte isteksiz davranması, iki büyük güç arasındaki üst düzey savunma ziyaretlerinin giderek seyrekleştiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Çin ordusu, iki eski savunma bakanının görevden alınmasına yol açan ve iki ülke arasındaki üst düzey askeri yetkililer arasındaki iletişimi zorlaştıran büyük çaplı bir tasfiye sürecinin ortasında bulunuyor.

Hegseth, Biden yönetimi döneminde uluslararası konferansların kenarında düzenlenen türden toplantıları Çinli muhataplarıyla gerçekleştiremedi.

Mayıs ayında Trump ile birlikte yaptığı Çin ziyareti, 2018’de James Mattis’ten bu yana bir ABD savunma bakanı tarafından yapılan ilk ziyaretti.

Yine de, Pasifik’teki savunma hamlelerini ele almak üzere daha alt düzeyde görüşmeler bu yılın başlarında gerçekleşti.

Trump’a yakın Elbridge Colby: Tüm askeri gücümüzü Doğu Avrupa’ya aktarmayacağız

Konunun hassasiyeti nedeniyle diğerleri gibi isminin açıklanmaması istenen ikinci kaynak, Colby’nin “ilişkilere yönelik savunma politikası önceliklerini” ortaya koymak için Pekin’e gitmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Bu kaynak, politika şefinin bunu Çin’e odaklanmayı sürdürme görevinin bir parçası olarak gördüğünü ve bu görevin “Halk Kurtuluş Ordusu ile diyalogların devamını desteklemeyi” de içerdiğini belirtti.

Ziyaretin ertelenmesi protokol meselesi de olabilir. Yakın geçmişte hiçbir Pentagon politika şefi tek başına Pekin’e seyahat etmedi.

Ayrıca, bakanlıktaki rolü ile Çin’in askeri yapısı arasındaki uyumsuzluk da çabaları zorlaştırıyor.

ABD-Çin askeri ilişkileri konusunda uzman eski bir Pentagon yetkilisi, “Çin’de Bridge’in [Colby] muadili yok. Bu her zaman bir sorun olmuştur,” dedi.

Hegseth kasım ayında yaptığı açıklamada, kendisi ile Çinli muadili Amiral Dong Jun’un, “ortaya çıkabilecek sorunları çözmek ve gerilimi azaltmak için ordular arası iletişim kanalları” oluşturma konusunda anlaştıklarını duyurmuştu.

Pentagon’da Asya-Orta Doğu ayrışması

Fakat yönetim, Çin’i ulusal güvenlik tehdidi olarak görme eğilimini de pekiştirdi. Çin menşeli robot ve insansız hava araçlarının ithalatını yasakladı ve gelişmiş yapay zeka teknolojisinde kullanılan çiplerin ihracatını kısıtladı.

Hegseth ise Colby’nin Pekin’e yapacağı seyahatin değeri konusunda şüpheci görünüyor.

Bir kaynak, “Hegseth, Colby’nin bu seyahati yapması gerektiği konusunda kararsız,” dedi.

Pekin’in, Colby’nin geçmişteki açıklamaları nedeniyle ona karşı özellikle temkinli davranması muhtemel.

Uzun süredir görev yapan bu ABD’li yetkili, 2021 yılında yayımlanan kitabında Çin’in ABD’nin küresel hakimiyetini elinden almaya çalıştığını ve ABD’nin bir mücadeleye hazırlıklı olması gerektiğini savunmuştu.

Colby ayrıca 2024 yılında “Çin’in savaşa hazırlandığı ampirik bir gerçektir” uyarısında bulunmuş ve ABD’nin “Çin ile bir çatışma olasılığını, tam da bunu önlemek amacıyla öncelikli olarak ele alması” gerektiğini belirtmişti.

Politika şefi, Pekin ile sürtüşmeleri azaltmaya yönelik yönetim çabaları doğrultusunda bu mesajını yumuşattı.

Colby, Güney Kore’de ABD’nin Hint-Pasifik savunma öncelikleri üzerine yaptığı bir konuşmasında Tayvan’a atıfta bulunmaktan kaçındı.

Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli

Bunun yerine Pekin’e, ABD’nin “rejim değişikliği” peşinde olmadığını garanti etti ve “Çin’in gurur verici tarihine” saygılarını sundu.

Politika şefinin güvenilirliği, geçen yıl bazı ABD müttefiklerini hayal kırıklığına uğratan ve Beyaz Saray’ın bazı kesimlerini hazırlıksız yakalayan bir dizi hızlı politika hamlesi sonrasında büyük darbe aldı.

Bunlar arasında Ukrayna’ya bazı hava savunma füzelerinin sevkiyatının dondurulması ve ABD’nin Birleşik Krallık ve Avustralya ile imzaladığı nükleer denizaltı anlaşmasının gözden geçirilmesi yer alıyordu.

Kongre’deki her iki parti de, ofisinin şeffaflık eksikliğinden dolayı hayal kırıklığını dile getirdi.

Ülkenin üst düzey askeri liderlerini yetiştiren Çin Ulusal Savunma Üniversitesi’nde yapılacak bir konuşma, Colby’ye iki ülke arasındaki ilişkiler konusunda yönetimdeki başlıca isim olma fırsatı verecek.

Colby’nin planlarına aşina olan ilk kaynak, “Başarılı bir ziyaret, Trump nezdinde, yönetimin stratejik istikrar politikasının mimarı olarak konumunu güçlendirecek,” dedi.

Fakat Pekin’in, bu Pentagon yetkilisine görüşlerini dile getirmesi için yüksek profilli bir platform sunması için pek bir nedeni yok.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, Ceuta krizinin arkasında Mossad’ın olduğunu düşünüyor olabilir

Yayınlanma

Çin istihbaratı, Ceuta’ya kitlesel göçmen akınının, İspanya’yı istikrarsızlaştırmak amacıyla Fas ve İsrail tarafından yürütülen bir istihbarat operasyonunun parçası olduğuna inanıyor.

El Mundo’ya göre bu teori, bazı akademik çevrelerde ve Çin istihbarat çevrelerinde giderek yaygınlaşıyor.

Gazetenin aktardığına göre bu hafta, Çin siyaseti ve Çin-İsrail ilişkileri uzmanı Mısırlı siyaset bilimci Nadia Helmy, jeopolitik analiz konusunda uzmanlaşmış uluslararası bir dergi olan Modern Diplomacy’de yayınlanan bir makalede bu tezi açıkça ortaya koydu.

Yazar, Pekin’den gelen bazı raporların Ceuta’daki olayları, Başbakan Pedro Sánchez’in hükümeti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir “hibrit savaş operasyonu” olarak yorumladığını savunuyor.

Bu yoruma göre, hamlede İspanya’ya karşı bir istikrarsızlaştırma kampanyası yürütmekle ilgilenen İsrail istihbarat servisi Mossad’ın da parmağı olduğu öne sürülüyor.

Helmy, bu yorumu, esas olarak İspanyol ordusunun konuşlandırılmasına ve krizin Avrupa Birliği’nin dış sınırları üzerindeki etkilerine odaklanan CGTN ve Xinhua gibi büyük Çinli resmi medya kuruluşlarının haberleriyle karşılaştırıyor.

ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

Helmy şöyle diyor:

“Çin istihbarat analiz merkezleri, İspanya ile İsrail arasındaki diplomatik ve siyasi gerilimin tırmanışını inceledi. Bu bakış açısıyla, ikili ilişkilerin bozulması, Mossad’ı Fas ile İspanya arasındaki göç krizine müdahil olmaya itmiş olabilir; bu da durumu daha da kötüleştirerek, Fas halkı arasında hoşnutsuzluk ve kaos yaratmak amacıyla ajanlar sızdırılmasına yol açmış olabilir.”

Özel sohbetlerde, Pekin’in siyasi çevrelerine yakın bazı diplomatlar ve analistler de, Ceuta’ya yapılan saldırının, İspanyol hükümetinin Gazze’deki katliamı eleştirmesi ve Filistin devletini tanımasıyla belirginleşen Madrid ile İsrail arasındaki ilişkilerin giderek bozulmasıyla bağlantılı olup olmadığını merak ediyor.

Bir diplomat, “2020’de ilişkilerin normalleşmesinden bu yana, Fas ve İsrail müttefik haline geldi ve savunma ile istihbarat alanındaki işbirliğini güçlendirdi,” diyor.

Bu teori Çin dışında da yankı buldu. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Ceuta’daki göç krizinin nihai sorumlusu olarak doğrudan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu işaret etti.

Petro, İsrailli liderin “yoksulların İspanya’ya ulaşmak için hayatlarını tehlikeye atmaları için para ödediğini” ve Fas’ın “kaçak bir soykırımcının iradesine boyun eğdiğini” belirterek, göç akınını Rabat ile Tel Aviv arasındaki yakın ilişkiye bağladı.

Petro ayrıca, İsrail başbakanını Orta Doğu’daki politikasını sorgulayan hükümetlere karşı istikrarsızlık kampanyaları yürütmekle suçladı.

Sınır kontrolünün ulusal güvenliğin temel direği olduğu Çin’de, binlerce kişinin İspanya topraklarına geçişine dair görüntüler, birçok Çinli sosyal medya kullanıcısı arasında şaşkınlık ve inanamama duygularını bir arada uyandırdı.

“Sınırı bu kadar kolay geçmeleri nasıl mümkün olabilir?” en sık tekrarlanan sorulardan biriydi.

Resmi medya, Avrupa için ortaya çıkan siyasi sonuçlara da dikkat çekti. Pekin Dışişleri Üniversitesi’nden Profesör Cui Hongjian, İspanya sınırındaki olayların ardından Avrupa Birliği içindeki gerilimlere derinlemesine bir analiz ayıran Global Times gazetesine yaptığı açıklamada, “Ceuta krizi, AB’nin 2015 sonrası göç reformlarındaki eksiklikleri ortaya çıkardı ve bloğun ortak bir yanıt oluşturmadaki zorluklarını gösterdi,” dedi.

Göç boyutunun ötesinde, Çinli yetkililer ve diplomatlar, Pekin’de krizin öncelikle jeostratejik bir perspektiften değerlendirildiğini açıklıyor.

Ceuta, hayati deniz yolları, liman altyapıları, enerji kaynakları ve giderek artan Çin’in iktisadi varlığının kesiştiği bir bölge olan Batı Akdeniz’in karmaşık tablosundaki bir başka parça olarak görünüyor.

Çin ve İspanya hükümetleri arasındaki yakın ilişki, İspanya cumhurbaşkanının Pekin’e yaptığı dört ziyaretle ortaya kondu.

Bu sayı, diğer tüm Avrupalı liderlerden daha fazladır ve İspanya’yı Avrupa Birliği içinde Çin’e karşı en açık görüşlü muhataplardan biri olarak sağlamlaştırmış durumda.

Bununla birlikte, Çin için Fas, Afrika’da en büyük stratejik etkiye sahip ortaklarından biri haline geldi.

Çin’in ticaret ortağı Fas

Sadece beş yıl içinde, Rabat ve Pekin, Fas Krallığı’nı Çin’in hem Afrika hem de Avrupa pazarlarına açılan başlıca kapılardan biri haline getiren büyük altyapı projeleri ve ticari anlaşmalar yoluyla iktisadi ilişkilerini önemli ölçüde güçlendirdi.

Bu taahhüt özellikle imalat sektöründe belirgin. Onlarca Çinli şirket, Fas topraklarında elektrikli araç bileşenleri, bataryalar ve stratejik malzemeler için fabrikalar kurmak üzere milyarlarca dolarlık yatırımlar yapacağını duyurdu.

Bu tercih, çeşitli faktörlere dayanıyor: siyasi istikrar, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile imzalanan serbest ticaret anlaşmaları, batarya üretimi için hayati önem taşıyan bol fosfat rezervleri ve Avrupa’ya sadece 14 kilometre uzaklıktaki ayrıcalıklı konumu.

Pekin’in bakış açısına göre Fas, Asya’da Vietnam’ın üstlendiği role benzer bir rol oynayabilir: Çin’den doğrudan yapılan ihracatı etkileyen ve giderek artan ticaret engellerinin bir kısmını atlayarak Batı pazarlarına tedarik sağlayacak bir sanayi platformu.

Buna ek olarak, altyapı alanında giderek yoğunlaşan bir işbirliği söz konusu. Çinli devlet şirketleri demiryolu, enerji ve liman projelerine katılırken, Akdeniz’in en büyüğü ve dünyanın başlıca konteyner trafiği merkezlerinden biri olan Tanger Med limanı, Çin tedarik zincirleri için muazzam değere sahip bir lojistik düğüm noktası olarak kendini kanıtladı.

Buradan mallar, Avrupa ve Batı Afrika’ya hızla dağıtılabilmekte ve bu da Fas’ın kıtasal erişime sahip bir lojistik platform olarak rolünü güçlendiriyor.

Bu nedenle, Ceuta’da veya Fas’ın kuzeyindeki herhangi bir noktada bir kriz patlak verdiğinde, Pekin, stratejik önemi giderek artan iktisadi ortaklarından biri üzerindeki potansiyel etkiyi değerlendiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD istihbaratı Rusya değerlendirmesini değiştirdi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD istihbaratı, Rusya’nın önümüzdeki yıllarda NATO’nun kararlılığını sınayabileceğini değerlendiriyor. Amerikan yetkililere göre olası senaryolar, bir NATO ülkesine yönelik siber saldırıdan ittifakın doğu kanadına sınırlı bir işgale kadar uzanıyor.

ABD istihbaratı, Rusya’nın önümüzdeki yıllarda NATO’nun kararlılığını sınayabileceğini değerlendiriyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) Amerikan istihbarat raporlarına dayandırdığı haberine göre Washington, Rusya’nın ittifaka yönelik tutumuna ilişkin değerlendirmesini değiştirdi.

ABD’li uzmanların değerlendirmelerine göre farklı senaryolara hazırlanılması gerekiyor. Bu senaryolar, bir NATO ülkesine yönelik siber saldırıdan, kimliklerini gizleyen silahlı grupların gönderilmesine ve ittifakın doğu kanadına yönelik “sınırlı işgale” kadar uzanıyor.

Amerikan istihbaratı, böyle bir gelişmenin bu sonbahar ile 2029 yılı arasındaki dönemde yaşanabileceğini düşünüyor.

ABD’de karadan işgal ihtimalinin düşük olduğu, ancak zaman geçtikçe arttığı değerlendiriliyor. Haberde, böyle bir adımın NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini devreye sokacağı için uzun süre son derece düşük ihtimalli görüldüğü belirtildi.

Ancak söz konusu madde, siber veya hibrit tehditler karşısında ittifakın vereceği tepkiyi aynı açıklıkta tanımlamıyor.

ABD tarafı daha önce, Ukrayna’daki çatışmalar sürdüğü müddetçe Moskova’nın herhangi bir NATO ülkesine karşı eyleme geçmeyeceği senaryosunu değerlendiriyordu. Habere göre bu değerlendirme yılın başında değişti.

Haberde ayrıca Amerikan yetkililerin kritik öneme sahip mühimmat stoklarının yetersizliği konusunda kaygı taşıdığı belirtildi. Amerikan yetkililer, uzun ve kısa menzilli füzelerin yanı sıra Patriot, SM-3 ve THAAD önleyici füzeleriyle radar ve hava savunma topçu sistemlerinin stoklarının da düşük olduğunu söyledi.

Analistler, Ortadoğu’da mühimmat tüketiminin ABD’nin Rusya ve Çin’i caydırma kabiliyetini zayıflatabileceği uyarısını defalarca yaptı.

NATO’nun Avrupa’daki Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargahı (SHAPE) sözcüsü Albay Martin O’Donnell, ittifakın “her sayıda senaryoyu daima değerlendirip bunlara hazırlık yaptığını” söyledi.

NATO, Rusya’yı “uzun vadeli tehdit” olarak nitelendirdi

NATO Genel Sekreteri, Batı’ya Rusya karşısında safdil davranmaması çağrısında bulundu. 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne katılanlar, ortak bildiride Rusya’nın “Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarı açısından oluşturduğu uzun vadeli tehdide” işaret etti.

The Times, temmuz başında üst düzey bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ittifakın askeri ve siyasi yönetiminin Rusya’nın olası bir çatışmaya hazırlandığına dair kanıt görmediğini yazdı.

Gazete, NATO ile Rusya arasında açık bir askeri çatışmanın başlayabileceğine ilişkin söylemin esas olarak ittifak ülkelerinin kaynaklarını harekete geçirmek ve onları gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’i oranındaki ortak savunma harcaması hedefine ulaşmaya teşvik etmek amacıyla kullanıldığını belirtmişti.

Moskova, NATO’ya saldırma niyeti bulunmadığını birçok kez vurguladı. Devlet Başkanı Vladimir Putin, ittifakla savaşmak için jeopolitik, ekonomik ya da askeri hiçbir neden olmadığını söyledi.

Putin 2023’te, “Bu, Rusya yönündeki hatalı politikalarını gerekçelendirmek için kullanılan basit bir söz oyunundan ibaret” dedi.

Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediği yönündeki iddialara ilişkin olarak da Putin, masaya vurarak, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurup durdunuz. Tamamen aklınızı mı kaçırdınız? Bu masa kadar bile aklınız yok mu?” diye sordu.

Rusya Devlet Başkanı 2024’te ise bu iddiaları “saçmalık, anlıyor musunuz, köpekçe bir zırva… burjuvaları korkutmak için kullanılan palavralar” sözleriyle nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English