Bizi Takip Edin

Amerika

ABD kamu borcu 40 trilyon dolara ulaştı

Yayınlanma

ABD’nin ulusal borcu, borçlanmanın tarihi bir hızla artmasıyla 40 trilyon dolarlık rekor seviyeye ulaştı.

Bu durum, Donald Trump’ın harcamaları kontrol altına alma sözüne rağmen, yatırımcıların ABD’nin kamu maliyesinin durumu hakkındaki endişelerini körükledi.

Çarşamba günü açıklanan Hazine Bakanlığı verilerine göre, brüt federal borç salı günü bu eşiği aştı.

Financial Times’ın hesaplamalarına göre, borç son bir yılda 3 trilyon dolar artarak pandemi dönemi hariç tarihin en hızlı artış hızını kaydetti.

Sorumlu Federal Bütçe Komitesi (Committee for a Responsible Federal Budget) düşünce kuruluşunun kıdemli politika direktörü Marc Goldwein şöyle konuştu:

“Bu, devasa ve yanıp sönen bir ‘motor kontrol’ ışığı gibidir. Bu, motorunuzun yarın eriyip gideceği anlamına gelmez ama işlerin oldukça kontrolden çıktığının açık bir işaretidir. Ve mesele sadece rakamın büyüklüğü değil, bu seviyeye ulaşma hızımızdır.”

ABD’nin ulusal borcu son yirmi yılda hızla artarak, yüzyılın başında 6 trilyon doların altındayken (2026 dolar değeriyle yaklaşık 12 trilyon dolar), finansal kriz ve Covid-19 salgını sırasında yapılan muazzam kamu harcamalarının devasa bütçe açıklarını daha da kötüleştirmesiyle yükseldi.

Sadece son 10 yılda, toplam borç yükü iki katına çıktı. Piyasalar tarafından izlenen ve hükümet içi varlıklarını hariç tutan önemli bir gösterge olan kamu tarafından tutulan borç, şu anda 32 trilyon doları aşıyor; bu rakam, ABD ekonomisinin büyüklüğüne yaklaşık olarak eşit.

Tarafsız bir denetim kurumu olan Kongre Bütçe Ofisi, kamu tarafından tutulan borcun on yılın sonuna kadar İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ulaşılan GSYİH’nin yüzde 106’sına ilişkin rekor seviyeyi aşmasını ve 2036 yılına kadar yüzde 120’ye ulaşmasını bekliyor.

Borç artarken, yatırımcılar ABD tahvillerini elinde tutmak için artan bir prim talep etmeye başladı.

Bu durum faiz oranlarını yukarı çekti; dolayısıyla borç servisi maliyeti artık ulusal savunma harcamalarını aşıyor.

Bu durum Washington’da tedirginlik yarattı. Çarşamba günü, borç verilerinin açıklanmasından önce Hazine Bakanlığı, son dönemde yaşanan satış dalgasını durdurmak amacıyla uzun vadeli devlet tahvili alımlarını iki katına çıkaracağını duyurdu.

Geçen hafta ABD, 30 yıllık tahvillerini satmak için 2001’den bu yana en yüksek borçlanma maliyetini ödedi.

Çarşamba günü yapılan 10 yıllık tahvil ihalesinde ise yatırımcıların borç büyüklüğünden endişe duyması nedeniyle 2007’den bu yana en yüksek getiriler elde edildi.

Yardeni Research Başkanı Ed Yardeni, “Borçlanan para çok fazla. Faiz giderleriyle birlikte kendi kendini besleyecek. Yüksek borç yüküne ilişkin endişeler nedeniyle faiz oranları yükselirse, bu daha da fazla faiz giderine yol açacaktır. Bu bir kısır döngüdür,” dedi.

Trump, 2025 yılında “müsrif” kamu harcamalarını kısıtlama sözü vererek yeniden göreve başlamıştı.

Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump’ın görev süresinin sonuna kadar bütçe açığını GSYİH’nin yüzde 3’üne indirme sözü verdi.

Ne var ki bazı alanlarda harcamaları kısmak için alınan önlemler, başkanın 2025 tarihli imza bütçe yasası olan “One Big Beautiful Bill”deki (Büyük Harika Yasa) büyük vergi indirimleriyle dengelendi. Bu yasa, 2034 yılına kadar borcu 4 trilyon dolardan fazla artıracak.

Trump ayrıca, yıllık savunma harcamalarının yarıdan fazla artırılarak 1,5 trilyon dolara çıkarılmasını talep etti. Bu, ABD tarihindeki en büyük bütçe talebidir.

Açık, bir önceki yılki yüzde 6,3 seviyesinden 2025’te GSYİH’nin yüzde 5,9’una geriledi. CBO, bu yıl açığın yüzde 5,8’e düşmesini bekliyor. ABD ulusal borcu, faiz giderleri ile birleşen yılların birikmiş açıklarından oluşuyor.

Analistler, ABD’deki her iki siyasi partinin de büyüme dönemlerinde harcamaları dizginlemek için önemli adımlar atma fırsatlarını kaçırdığını belirtti.

Kongre’nin Ortak Ekonomi Komitesi’nin hesaplamalarına göre, geçtiğimiz yıl boyunca toplam ulusal borç günde yaklaşık 7,9 milyar dolar, yani saniyede yaklaşık 91.000 dolar arttı.

Bütçe uzmanları, borcun 40 trilyon dolar eşiğini aşmasının, her iki partiden politikacıları borcu yeniden kontrol altına almak için ciddi adımlar atmaya teşvik edeceğini umduklarını belirtti.

Borcu yeniden sürdürülebilir bir yola sokmak misyonuyla kurulan bir düşünce kuruluşu olan Peterson Vakfı’nın başkanı Michael Peterson şunları söyledi:

“Umudum, bunun mali geleceğimizi ele almak için ulusal bir alarm ve uyarı sinyali olması. Bu kadar çok borçlanmaya devam edersek, finans piyasalarında bir hesaplaşma günü yaşayacağız… İnsanlar bir gün uyanıp şöyle karar verecek: ‘Biliyor musun? Artık Amerika Birleşik Devletleri için daha fazla endişeleniyorum. Daha yüksek faiz oranları talep edeceğim ya da paramı başka bir yere yatıracağım’.”

Amerika

Veri merkezleri Ohio Senato seçiminde belirleyici eksen oldu

Yayınlanma

Ohio’daki çekişmeli ABD Senatosu yarışında Cumhuriyetçi Jon Husted ile Demokrat Sherrod Brown arasındaki rekabetin ana eksenini veri merkezleri oluşturuyor.

Bu yılın en çekişmeli ABD Senatosu yarışlarından biri veri merkezleri etrafında düğümleniyor.

Ohio’da görevdeki Cumhuriyetçi Senatör Jon Husted ile eski Demokrat Senatör Sherrod Brown arasındaki yarış, giderek daha tartışmalı hale gelen bu başlığın seçim döngüsündeki rolünü somutlaştırıyor.

Her iki taraf da konunun seçim sonucunu belirleyebileceğini düşünüyor. Ohio’daki sonucun ülke genelinde veri merkezlerine yönelik siyaset açısından bir gösterge olması bekleniyor.

Husted, 2024 yılında Başkan Yardımcısı Vance’in boşalan Senato koltuğunun kalan süresini tamamlamak üzere atanmasının ardından şimdi tam dönem için yarışıyor.

Aynı yıl kendi koltuğunu kaybeden tecrübeli senatör Brown ise geri dönmeyi hedefliyor. Çoğunluğu kazanmak adına kritik önem taşıyan bu koltuk, iki parti için de son derece çekişmeli bir hedef niteliğinde bulunuyor.

Fox News tarafından yapılan yakın tarihli bir ankette Brown yüzde 53, Husted ise yüzde 45 seviyesinde ölçüldü. Seçim analistleri Ohio Senato yarışını başa baş olarak nitelendiriyor.

Bu ivmeyi arkasına alan Brown’ın seçim kampanyası, veri merkezleri konusundaki geçmişini hedef alarak Husted’a yüklenmeye başladı. Şu ana kadar yayımlanan üç reklam filmi, Husted’ın 2019 ile 2025 yılları arasında vali yardımcılığı yaptığı dönemde veri merkezi yatırımcılarına sağlanan vergi indirimlerine verdiği desteği öne çıkardı.

Temmuz ayındaki bir seçim mitinginde konuşan Brown, “Jon Husted sürece öncülük etti, bu veri merkezlerini Ohio’ya getiren kilit isimdi. Milyarlarca dolarlık kıyak vergi anlaşmaları sağladı. Ohio halkı artık faturalarında binlerce dolar daha fazla ödüyor. İnsanların siyasetten nefret etmesinin sebebi tam olarak bu” dedi.

Husted’ın seçim kampanyası ise senatörün veri merkezi yatırımcılarının kamu hizmeti maliyetlerinden paylarına düşeni karşılamalarını sağlama çabalarına dikkat çekiyor.

Husted, geçen ay yatırımcıların maliyetleri üstlenmesini ve kullanılmayan elektriği şebekeye geri vermesini zorunlu kılacak federal bir standart getirilmesini öngören bir yasa teklifi sundu.

Husted’ın kampanya sözcüsü Amy Natoce şu açıklamayı yaptı:

“Senatör Husted, veri merkezi şirketlerinin kullandıkları elektriğin bedelini ödemesini ve fazla elektriği şebekeye geri vermesini şart koşan bir yasa teklifi sundu. Bu teklif, Amerika’nın büyüyen teknoloji altyapısını desteklerken Ohio’daki aileler için güvenilir ve karşılanabilir enerjiyi koruyan sağduyulu bir çözümdür. Sherrod Brown’ın Kongre’de bu konuya öncülük etmek için otuz yılı vardı. Bunun yerine hiçbir şey yapmadı ve seçim yılının ortasında aniden bunu önemsiyormuş gibi davranıyor.”

Veri merkezi krizi

Brown’ın kampanya menajeri Patrick Eisenhauer, çarşamba günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Jon Husted, Ohio’ya yüzlerce veri merkezi getirilmesi sürecine liderlik etti ve yol açtığı fahiş kamu hizmeti tarifeleri için aileleri suçladı. Şimdi Husted, zehirli sicilinden o kadar endişeleniyor ki çıkar çevrelerindeki dostlarına ve kurumsal şirket arkadaşlarına başarısız kampanyasını kurtarmaları için yalvarıyor. Kendi topluluklarında veri merkezlerinin kurulup kurulmayacağına Jon Husted ve milyarder arkadaşları değil, Ohio halkı karar vermelidir” dedi.

Konunun yarışı etkileyecek kadar güçlü olduğuna dair işaretler bulunuyor. Senato Cumhuriyetçi kampanya kolu olan Ulusal Cumhuriyetçi Senatörler Komitesi (NRSC), bu hafta yapay zeka şirketlerine gönderdiği özel bir bilgi notunda, Brown’ın kampanyasının ana odağına veri merkezlerini almasının, Husted’ın kaybetmesi durumunda veri merkezlerine yönelik kamuoyu algısı açısından sıkıntı doğuracağını kaydetti.

NRSC, şirketlere kimin kazandığını, daha yüksek maliyetleri kimin ödediğini ve yerel toplulukların neden veri merkezlerini istemesi gerektiğini anlatarak hızla kendilerini daha iyi savunmaları çağrısında bulundu.

Amerikan Enerji Liderliği Enstitüsü’nü yöneten Cumhuriyetçi stratejist Chris Johnson, Husted’ın veri merkezi paniğine karşı moratoryum veya benzeri kısa vadeli çözümlere başvurmayarak ya da diğer uca aşırı kaymayarak uzun vadeli bir yaklaşım benimsediğini söyledi.

Johnson, “Bir senatör olarak bunun kendi yetki ve sorumluluk alanında olmamasının avantajına sahip. Fakat ortaya çıkıp bunun harika bir şey olduğunu, bütün sorunlarımızı çözeceğini, sanayisizleşme nedeniyle Ohio’da kaybettiğimiz tüm istihdamı bu tesislerin kurtaracağını söylememesi de bence akıllıca. Bunu yapmasına gerek olduğunu düşünmüyorum; faydalar zaten kendisini gösterecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Data Center Map verilerine göre Ohio’da 240 veri merkezi var ve yeni projeler de yolda.

Nvidia ve OpenAI, bu hafta Kentucky sınırındaki Ohio Nehri’nin karşısında yer alan Portsmouth’ta yeni bir “yapay zeka fabrikası” kurulacağını duyurdu.

Kimi bölge sakinleri ise şimdiden tepki göstermeye başladı. Grove City’deki yurttaşlar, büyük ölçekli veri merkezi projeleri ilerlemeden önce halk oylaması yapılmasını zorunlu kılacak bir tüzük değişikliğini kasım ayı oy pusulasına ekletmek için mücadele etti.

Eyalet çapındaki bir hareket olan Conserve Ohio ise ayda 25 megavattan fazla enerji tüketen veri merkezlerinin inşasını yasaklamak amacıyla eyalet anayasasında değişiklik yapılmasını talep ediyor.

Kamuoyu araştırmaları, veri merkezlerinin Amerikalıların çoğunluğu nezdinde rağbet görmediğini ortaya koyuyor. Public First tarafından temmuz ayında yapılan bir ankete katılanların yüzde 41’i yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına karşı çıkacağını belirtti.

Bu tablonun altı ay öncesine göre bir değişim gösterdiği, Demokrat seçmenlerin Cumhuriyetçilere kıyasla veri merkezlerine karşı çıkma olasılığının daha yüksek olduğu ve destek düzeyindeki gerilemenin her iki partide de görüldüğü tespit edildi.

Ülke genelinde faaliyet gösteren yaklaşık 3 bin veri merkezi bulunurken, binden fazla merkez de farklı geliştirme aşamalarında yer alıyor.

Tepkiler, ülke çapında siyasetçilerin bu tesislere verdikleri desteği geri çekmelerine yol açıyor. New York Valisi Kathy Hochul ve Pensilvanya Valisi Josh Shapiro dahil olmak üzere birçok eyalet valisi, yeni veri merkezlerine yönelik moratoryum veya ağır kısıtlamalara imza attı.

Ohio’daki valilik adaylarının her ikisi de veri merkezi inşaatlarına kısıtlama getirilmesini savunuyor.

Demokrat aday Amy Acton, yatırımcıların şeffaf olmasını, tüm kamu hizmeti maliyetlerini karşılamasını, yalnızca sendikalı iş gücü kullanmasını, ayrıca çevre ve toplumsal kalkınma şartlarını yerine getirmesini sağlamak amacıyla “şartlı bir moratoryumu” desteklediğini bildirdi.

Cumhuriyetçi aday Vivek Ramaswamy ise seçilmesi halinde ilk gün bir başkanlık kararnamesi imzalayacağını ve veri merkezlerinin yerel halk için elektrik faturalarını ücretsiz kılması ile emlak vergilerini düşürmesi gibi şartları yerine getirmesini gerektiren bir yasa çıkana kadar yeni inşaatları durduracağını söyledi.

Johnson, Senato kampanyasındaki veri merkezi odaklı söylemin, Brown’ın veri merkezlerine en çok karşı çıkan Demokrat tabanı daha da hareketlendirme girişimi olduğunu ifade etti.

Johnson, “Bence yapmaya çalıştığı şey, sol kanadı taban stratejisiyle harekete geçirmek; daha sol eğilimli kesimlerden mümkün olduğunca yüksek katılım elde etmeye çalışıyor ve bu kitle veri merkezi meselesiyle kendine has bir şekilde motive oluyor” dedi.

Ohio merkezli Cumhuriyetçi stratejist Mark Walker, Brown’ın veri merkezlerine odaklanarak 2024’te kaybettiği sendika liderlerini yeniden kazanmaya çalıştığını söyledi.

Walker’a göre veri merkezi tartışması gündemde olsa da seçmenler için genel hayat pahalılığı kaygılarından muhtemelen daha geride kalıyor.

Walker, “İş ciddiye bindiğinde, çok az insan öncelikli olarak veri merkezlerine karşıtlık üzerinden oy kullanacaktır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“En azından bunun bölgesel bir faktörü var; yani tesislere ne kadar yakınsanız karşı olma ihtimaliniz o kadar artıyor, ne kadar uzaktaysanız Ohio’da veri merkezlerinin türemesi fikrinden o kadar az rahatsız oluyorsunuz. Burada ‘benim arka bahçemde olmasın’ (NIMBY) yaklaşımı var ve bu da meseleyi, araç kullanan herkesi etkileyen benzin fiyatları gibi bir konuya kıyasla daha zayıf bir siyasi güç haline getiriyor.”

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD askeri uçağı Rus füzesi uyarısı üzerine Antarktika’dan döndü

Yayınlanma

Yeni Zelanda’dan Antarktika’ya doğru havalanan ABD Hava Kuvvetlerine ait nakliye uçağı, Rusya’nın planladığı füze fırlatımı uyarısı nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı. Christchurch’ten kalkan C-17 tipi uçak, Yeni Zelanda Sivil Havacılık Otoritesinin yayımladığı tehlike bildiriminin ardından üç saatten kısa bir süre içinde kalkış noktasına indi.

Yeni Zelanda’dan Antarktika’ya doğru hareket eden ABD Hava Kuvvetlerine ait bir askeri nakliye uçağı, “potansiyel olarak tehlikeli” uzay faaliyeti uyarısı sebebiyle salı günü geri dönmek zorunda kaldı.

ICE28 çağrı kodunu kullanan Amerikan C-17 Globemaster tipi uçak, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinden yerel saatle yaklaşık 09.00’da havalandı. Ancak uçak, Yeni Zelanda Sivil Havacılık Otoritesinin (CAA) yayımladığı Havacılara Bildiri (NOTAM) nedeniyle üç saatten kısa bir süre içinde yeniden Christchurch’e indi.

Yeni Zelanda Sivil Havacılık Otoritesi sözcüsü salı günü The Hill’e yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Hava Trafik Yönetimi Şirketi tarafından potansiyel olarak tehlikeli faaliyetler konusunda bilgilendirildiklerini ve bunun sonucunda pilotları tehlikeye karşı uyaran bir NOTAM yayımlandığını söyledi.

Sözcü çarşamba günü ise kendilerine ulaşan uyarının Rusya’nın planladığı bir füze fırlatımına ilişkin olduğunu açıkladı.

Yeni Zelanda Sivil Havacılık Otoritesi konuya dair şu açıklamayı yaptı:

“Rus hava trafik ajansı tarafından, planlanan bir füze fırlatımı ve bunun Yeni Zelanda’nın Okyanus Uçuş Bilgi Bölgesi (FIR) içindeki uluslararası hava sahasında oluşturabileceği potansiyel tehlike konusunda bilgilendirildik.”

Kurumun internet sitesinde yer alan bilgilere göre söz konusu bölge, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütünün bölgesel hava seyrüsefer anlaşması kapsamında Yeni Zelanda’nın yönettiği açık deniz hava sahası niteliğini taşıyor.

Yeni Zelanda hava trafik yönetimi otoritesinin verilerine göre, büyük bölümü uluslararası sulardan oluşan bu Uçuş Bilgi Bölgesi; Güney Pasifik Okyanusu, Güney Okyanusu ve Tasman Denizi’ni kapsayan 30 milyon kilometrekarelik geniş bir alanı içine alıyor.

Açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı:

“Bir tehlike sahası belirledik ve uçak işletmecilerini potansiyel tehlikeye karşı uyarmak için bir NOTAM yayımladık. Bu bildirim uçakların bölgeden uçmasını engellemez; işletmeciler kararlarını mevcut bilgilere dayanarak kendileri verir.”

Geri dönen sefer, bölgede yaz araştırma sezonu başlamadan önce araştırmacıları ve gerekli ekipmanı Antarktika’ya taşıyan ABD Hava Kuvvetlerinin kış uçuş sezonu kapsamında planlanmıştı. Söz konusu uçuş, Christchurch ile hem ABD’nin hem de Yeni Zelanda’nın Antarktika’daki araştırma üsleri arasında her yıl icra edilmek üzere planlanan seferler arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de federal mahkeme, Biden döneminin hayalet silah kuralını anayasaya aykırı buldu

Yayınlanma

Teksas’taki bir federal yargıç, Biden yönetimi döneminde takip edilemeyen “hayalet silahları” denetim altına almak amacıyla getirilen düzenlemenin anayasaya aykırı olduğuna hükmetti. Kararda, parçaları birleştirilerek yapılan silahların diğer ateşli silahlarla aynı muameleye tabi tutulmasının ülkenin kişisel silah üretimi geleneğiyle bağdaşmadığı belirtildi.

Teksas’taki bir federal mahkeme, pazartesi günü aldığı kararla Biden yönetimi döneminde takip edilemeyen “hayalet silahları” denetim altına almak üzere yürürlüğe konan düzenlemenin anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.

ABD Bölge Yargıcı Reed O’Connor, evde birleştirilen silahların diğer ateşli silahlarla aynı yasal muameleye tabi tutulmasını şart koşan 2022 tarihli düzenlemenin, ülkenin kişisel silah yapımı ve bireysel silah üretimine dayanan “tarihi geleneğiyle” çeliştiğine karar verdi.

Eski Başkan George W. Bush tarafından göreve atanan O’Connor kaleme aldığı gerekçeli kararda, “Mahkeme; parça kitlerine erişimi kısıtlayarak evde silah üretimini engelleyen, muğlak ve geniş kapsamlı düzenlemelerin getirilmesinin İkinci Değişiklik ile bağdaştığı sonucuna varamaz” değerlendirmesinde bulundu.

O’Connor ayrıca düzenlemenin, Anayasa’daki Adil Yargılanma Maddesi’ni (Due Process Clause) ihlal edecek derecede anayasaya aykırı bir muğlaklık taşıdığını belirtti.

Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu (ATF), söz konusu kuralı 1968 tarihli Silah Kontrol Yasası’nda geçen “gövde veya mekanizma yuvası” tanımına açıklık getirmek amacıyla kabul etmişti. Düzenleme, bir ateşli silahı evde birleştirmek için kullanılabilen ticari parça kitlerine seri numarası verilmesini ve bu kitleri satın alanlar için geçmiş taraması yapılmasını zorunlu kılıyordu.

Kural, eleştirmenlerin büyük ölçüde takip edilemeyen silahların yaygınlaşmasına izin verdiğini savunduğu yasal bir boşluğu kapatmayı hedefliyordu.

ABD Adalet Bakanlığı Sözcüsü çarşamba günü yaptığı açıklamada, bakanlığın “mahkeme kararının etkilerini değerlendirdiğini” söyledi.

ABD Yüksek Mahkemesi, geçtiğimiz mart ayında 2’ye karşı 7 oyla aldığı kararda anayasal soruyu görmezden gelmiş ve yalnızca ATF’nin federal silah yasaları kapsamındaki yetkisine odaklanarak düzenlemeyi onamıştı.

Çoğunluk görüşünü kaleme alan Yüksek Mahkeme Yargıcı Neil Gorsuch, “Gelecekteki davalar, ATF’nin düzenlemeleri hakkında başka ve daha zorlu soruları gündeme getirebilir. Ancak biz davaları önümüze geldikçe ele alırız ve bugün yalnızca bize yöneltilen soruyu çözüme kavuşturuyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

O’Connor’ın kararı bir adım daha ileri giderek, Yüksek Mahkeme kararının ardından yeni bir müdahale arayışına giren iki silah hakkı grubunun açtığı uzun soluklu davada davacıların yanında yer aldı.

Second Amendment Foundation Yönetici Direktörü Adam Kraut, kararın ardından yayımladığı bildiride şu ifadeleri kullandı:

“Mahkeme; Biden ATF’sinin kuralının yalnızca İkinci Değişiklik ile korunan eylemleri tamamen yasaklamayı amaçlamakla kalmayıp, aynı zamanda neyin yasal neyin yasadışı olduğunu bilmeyi dahi imkansız kılacak kadar muğlak ve belirsiz bir şekilde kaleme alınarak korunan bu hakkı zedelediğine haklı biçimde hükmetti.”

Silah şiddetini önleme savunucuları ise O’Connor’ın hükmünün, silah sahibi olması yasaklanan kişilerin neredeyse hiçbir denetim olmadan kolayca silah edinebileceği bir “kabus” senaryosu doğurduğunu öne sürüyor.

Giffords adlı kuruluşun yönetici direktörü Emma Brown konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu ihtiyati tedbir kararının mantığına göre, silah edinme hakkı bulunmayan kişiler herhangi bir geçmiş taraması veya eğitimden geçmeksizin takip edilemeyen bir hayalet silah edinebilecek. Hiç kimse silahlı şiddet eylemlerinin kolayca işlendiği ve polisin bu suçları aydınlatmasının neredeyse imkansız hale geldiği bir ülkede yaşamak istemez” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English